Katılım: 23 Kişi
Tüm gönül dostlarıNa selam
Kendi bilinç düzeylerinde bilinçlerinin saf olarak Allah müşahadesini yaşadığı boyut. Hz İbrahim'in bu bilince eriştiği Kabe-i Muazzama( halil bilincinin en üst düzeyi) inşaası. Efendimizin mekke bilincinden daha öteye habib bilincine erişmesi için yol aldığı Medine. Son nokta. Tüm zıtlıkların cem olduğu yer. Bireyselin olmadığı hal. Deccal bilincinin tesir edemiyeceği (reseptör bulamadığı) yaşam boyutu..
Allah bilincimizi açık ede. bu uğurda çaba sarfedenlerden eyleye İNŞA- ALLAH
(Abd-ul Kerim)
------------------------------
“DECCAL ŞEHRİME GİREMEZ”
Deccal, gerçeği görmeyen, ikilik hali yaşayan kendini ayrı bir varlık olarak gören demek. Kendni ayrı ve güçlü görmenin neticesi varlık şirkinin mevcudiyetiyle hükmünü sürdüren bir varlıktır deccal…
Mekke; ikilik görüşünü, teklik bilinciyle yoğurmuş, Tek de TEK olmuş İbrahim Aleyhisselamın tevhide dayanan İNANÇ ülkesidir. Mekke’de inşa edilen KABE; gönül- kalp- akıl birlikteliğinin sağlandığı Mahal olduğundan; ikiliye, ayrıcalığa, deccale yer yoktur, olamaz. İbrahim Aleyhüsselamın örnek ve öncülüğünü yaptığı bu makamda kuvvetli ve sağlam inanç, o inanca bağlı güven ve teslimiyet vardır.
Medine dediğimiz, ahlak-ı muhammediyenin hüküm sürdüğü kemal-i anlayış ise Mekke şehrinin Kabesindeki insan-ı asliyenin; amaca dönüşmüş gayretler, edimler, faaliyetler şehri olup, kati kararlılığın Amacıyla tatbikata geçildiği bu noktada da, insana DECCALİYETİN uğraması mümkün değildir, inanç ve kanısındayım.
Selam ve saygılar arz ediyorum. Efendim.
(Karali)
---------------------------
Şehir = Bilinç
Deccal= tabiatı tatmin eden hakikatten alı koyan ilim davranış ve düşünceler. Hayvani duyguları törpüleyen hayvansal yaşama ait olan, o yaşamın cenneti.
Bilincimizde, hayvani değerlere yer vermez bel bağlamaz isek, şehrimizi iyi muhafaza etmiş olur, hakikatimizin, halifeliğimizin hakkını vermiş oluruz. Bizi teklik müşahedesinden alıkoyacak her şey, deccalin silahından çıkan kurşunlara hedef olmamızdır.
İbrahim a.s ve Efendimiz s.a.v.'in Mekke ve Medine diye bahsettikleri iki ayrı yer değil tek bir odaya açılan iki kapı gibi düşünebiliriz. O kapılar, içersi şehrimiz olan, bilincimize açılmaktadır.
Nitekim hadisi şerifin ilk cümlesinde "Şehrime" kelimesi geçiyor. Yani tek bir alan tek bir bölge tek olan bir şeye işaret ediliyor. Bizde de deccal cennetini, tevhidin sert bakışları altında ezen bir hal yaşanmaya başlanırsa, sanırım anlatılmak istenilen hal düzeyine erişmiş oluruz.
Tarafımızdan yapılan acizane müşahede budur. İyisini doğrusunu büyüklerimiz bilir..
Bir de Efendimiz ile Hz. İbrahim a.s'ın zürriyetlerinden hiçbir kimse putlara tapmamıştır. İki Nebinin ortak özellikleri arasında bu bilgide mevcuttur. Fakat mevcudatta bir biri ile karşılaştıracak iki varlık olmadığı için bu düşünceyi de tevhit idrakinden ayrılmadan değerlendirmek gerekir. Doğrusunu tabiî ki ehli bilir.
Aşk'ın bir hali bu,
Hal içinde hal ki bu,
Size hiç nazarlar değmesin..
(Çağlayan)
---------------------------------
B'en ILMin sehriyim Ali de kapisi kelami, RESULULLAH olarak irsal olanin Allah ismiyle tanimlanan hakikatin ILM sifatinin nüzul yollu zuhur mahalli oldugunu apacik vurguluyor.
Bir anlamda B yi OKUmaya altindaki NOKTA dan baslamanin zarureti vurgulaniyor. ILMIN sehrine deccaliyet destekli vehim gücü ile elbette girilemez , zira „O"raya ancak IMAN destekli
AKIL ile tam bir teslimiyet ile vehim gücünü imana taabi kilip deccaliyeti ni öldürmekle girmek mümkün olabilir.
Medine Tevhidin ZIRVE NOKTAsi olan MUHAMMEDI anlayisi ,Mekke ise Tevhidi anlayisin B'INA edildigi IBRAHIMI anlayisi sembolize eder anladigimiz kadariyla..
Deccali mekke ve medineye haram kilan olgu, bir anlamda deccaliyetin kapisindan bile gecemiyecegi engel ; Mekkede bir baska ifadeyle Malik ül mülk olanin Beyti olan Kabede yani KALB de veya SUUR da ALLAH yanisira tanri edinen anlayisi baltasiyla kökünden kesen Ibrahimi idraktir.
Medinede ise Kalbin bir baska ifadeyle SUURun yani GÖNÜL aleminin Allah bilincinden baska bir sey olmadigini idrak edip bu idrakle yasayan Muhammedi anlayistir.
(Hayri)
-----------------------------
Merhaba...
Sizin literatürünüzü çok iyi bilmesem de birşeycikleri paylaşmak istedim.
Kabe=Allahın evi , kalb, şuur, özbilinç, atman ne ad verilirse...
Deccal=şeytan,sanal benlik,ego,kismi bilinç doğru mu sınıfladık?
doğruysa sürdürelim..
Kismi bilinç,özbilincimizden gayrı birşey mi? Elbette hayır.Eğer allahtan gayrı birşey yok ise..
İnsan yavrusu doğduğunda diğer tüm canlı ve cansızlar kadar doğal,evrensel ve ilahidir.Tek başına gelmiş ve tekdir.Kendi seçmediğimiz bir ortama aile,ülke,toplum,hatta gezegene seçimsiz bir şekilde gelmiş bulunuyoruz..
0-3 yaş masumiyet çağıdır varlığın.Her şey olabilir.Tüm olasılıklar mevcut.Tabii topluluğun etkisini küçümsemeyelim.Ama herşey olma ihtimali var.Akıllı-aptal,cahil-entellektüel,veli-deli,şeytan-aziz.tüm ikilemler olası. Geldiği ailede ilk yüklemeler,sonra toplumsal değerler;ahlak-töre-din vs..ile canlıya pekçok giysiler giydirilir.
Ev inşaatının temeli toplum tarafından atılmış olur.Artık bütünden kopmuş bir ada gibi ortama çıkmıştır.
Bunu neyle yapar?Kismi bilinciyle...toplum bu kismi bilinci şekillendirir. sen şöyle..şöyle.. olmalısın..herkes şu ol bu ol diye yönlendirir durur.ahlaklı ol. garib soramaz ahlaksız mıyım
ki? Peki der kendini beğendirebilme kaygısı ile.
böylelikle bulunduğu haliyle iyi olmadığı duygusu yerleştirilmiş olur.NEVROZ başladı.
Ben ve olmam gereken BEN ikilemi.ve bu olması gereken BEN ler okadar çoktur ki..bu tuzağa düşenler Şizofren olmaktan kurtulamazlar.yüzlerce EGO yüzlerce ARZU demektir.hangisini tatmin edeceksiniz?yaşam ın diyalektiği gereği hangi tarafı besleseniz diğer taraf AÇ kalacak ve elbette intikamını alacak sizden.İÇ sıkıntısı,çaresizlik,mutsuluk,BÖLÜNMÜŞLÜK olarak.Artık başarıldı.Hapı yuttunuz.Asla tatmin duygusu yok.Kendinizden hoşnut değilsiniz.Çareyi sizi bozan parçalayan kurumlarda ararsınız.bir diğer yanılgı...
Neyse biz öykümüze dönelim.çocuk açığa çıkan kismi bilincini toplumun yardımı ile büyütüp daha fazla ışık yayar olmuştur.Kişilik gelişmiş birşeyler başarılmış,kariyer,mal mülk edinilmiş,
sahiplikler çoğalmıştır.
Ama ışığın geldiği kaynak tamamen UNUTULMUŞtur.BEN benim der olmuştur.kendini bir trafo gibi görüp vay be..ben neymişim duygusu..ile kendi büyüsüne kapılır.Bildikçe bilgi toplar..Taaaa ki Kendi hakkında hiç bir şey bilmediğini..bildiği tüm şeylerin toplama ordan-burdan o YÜCEden bu CÜCEden olduğunu farkedene dek kah mutlu kah mutsuz yaşar durur.
Ben çocuklarımı büyütürken Annemin bir lafı gelir hep aklıma..Sabırlı ol kızım 3 yaş DELİSİ 5 yaş-15 yaş delisi bunlar geçer..sabır..Ama bir bakıyorsunuz çevrede 70 yaş delileri dolanıyor...???????????
Gelelim DECCALE...onun diğer adı Işık getiren mi?Eğer öyle ise insan yavrusu ışıksız bir bilinçle hayvandan farksız olurdu.açığa çıkmamış bilinç bilinç değildir kanımca.Işık geldikçe bilinç aydınlanır.
Sorun ışıkta değil,sorun ışığın geldiği kaynağı UNUTMASIDIR.BEN DUYGUSU budur.ve bu BEN kaynağı hatırlamadıkça mutsuz ve huzursuz olmaya mahkumdur.
Nazım Hikmet ustanın -dışarda içeriyi yaşayanlara dair yazdığı gibi..insan kendi hapishanesinin farkında değil.
Çözüm ise sorunun içinde;BEN'e ben olmayıp gerçek benin yani kaynağı hatırlama olasılığının olduğunu hatırlatma meselesidir.
Eğer hatırlayabilirse o ben;gerçek uyanışa,gerçek birliğe götürebilecek tek aracınızdır sizin.
o yüzden deccal vb..ikilemlerle yeni yeni nevrozlar yaratmadan insan bilincinin uyanması için ne yapmalı diye çaba harcamak gerek kanımca...tek yolu da kendinizi olduğunuz halinizle kabul edip ona saygı gösterip mutsuzluğunuzun köklerine inmektir.Deccalle yüzleşmek..İşte o vakit o sizin dostunuz yardımcınız olacaktır.
ev-şehir-kabe sizsiniz. sadece uyuyorsunuz. bunun farkında değilsiniz.Daha doğrusu evde değilsiniz.
Siz yani efendi yani halife uyuyor iken de hizmetkarlar bildiğini okuyor.
Eğer UYANIRSANIZ YANİ GERÇEK sahip YUVAya gelirse tüm melekler şeytan dahil size hizmette kusur eylemiyeceklerdir bilesiniz.
Ben dini öyküleri pek bilmem.Ama kanımca İbrahim'in kabede,Muhammedin medinede yaptığı bu olsa gerek
UYANMAK!!!!! EVİNE YUVAYA VARMAK............SİZE AİT OLMAYAN TÜM ...........İZMLERİ .......TANRILARI..........KORKULARI TERK EDİP EVİ BOŞALTMAK.
ÖNCE KENDİNİZE YER AÇIN.
TÜM BİRİKTİRDİĞİNİZ EŞYALARI BİLGİLERİ DIŞARI ATIN EGOYA AİT HER NE VARSA..
Kİ İLAHİ OLAN GİREBİLSİN..
SEVGİYLE...
(Emine)
----------------------------------
NOT : TEFEKKÜR KONUSU HAKKINDAKİ FİKİRLERİM EHLİNDEN KAPASİTEM KADARI İLE ÖĞRENEBİLDİĞİM İLMİN NAÇİZANE DEĞERLENDİRİLMESİ İLE OLUŞMUŞTUR.
İSABET ALLAH'TAN,HATALAR BU ACİZ KULUNDANDIR.
- Hani İbrahim şöyle dedi: “Rabbim, şu belde’yi amin (emniyetli) kıl... Beni de oğullarımı da putlara (Hak’dan perdeleyen nesnelere, kuvvelere) kulluktan uzak tut”. (İbrahim - 35)
- “Rabbimiz!... Muhakkak ki ben, zürriyyetimden ba’zını senin muharrem (haram kılınmış) evi’nin (kalb) yanında, zıraatsız (ekin bitmez?) bir (Bi-) vadi’ye yerleştirdim... (İbrahim - 37)
Hz. İbrahim (A.S.) zahirde Rabb'inden Beytullah (Kabe)'nin bulunduğu beldeyi (Mekke) putlardan (putlara tapanlardan) emniyetli kılmasını istedi.
Mekke'deki Beytullah'ın İnsan'daki karşılığı ise Kalb'dir (bilinç,şuur).
Bilinç boyutunda değerlendirirsek, İbrahim (A.S.) Rabb'inden,kendisi ve kendisine yakınlığı olanların bilinçlerini (Kalb'lerini) Hakikat'ten (El Ahad üs Samed - Teklik) perdeleyebilecek her türlü düşünceden ve kuvvelerden korumasını (takva) istedi.Bilindiği gibi kendisi vechini hanif olarak (kendisi ve tanrı kabulü yapmadan) Allah'a dönmüştü,ve müşriklerden değildi.
Nitekim Kabe'nin temeli ve duvarları Hz. İbrahim (A.S) ve oğlu Hz. İsmail (A.S) tarafından takva ile yükseltilmiştir.
Buna göre Hz. İbrahim (A.S.)'ın kalbi (bilinci) = Beytullah = Mekke her türlü şirke,Deccaliyet'e haram kılınmıştır (takva ile korunmuştur).
Bizlerden de Hanif İbrahim milletinden olmamız,takva üzere olmamız (ben ve tanrı kabulünden korunmamız) ve kendi Beytullah'ımızı (Kalbimizi) temiz tutmamız istenmektedir.
- ''Ben İlmin şehriyim, Ali (r.a.) de kapısıdır.'' (Hadis-i Şerif)
Medine,hem Arapça'da 'şehir' anlamına gelmektedir,hemde Rasulullah (SAV) Efendimiz'in Hicret'ten sonra yaşadığı şehrin özel ismidir.
Zahirde Rasulullah (SAV) Hicret'ten sonra Medine'de Mescid-i Nebevi'yi bizzat kendisi de inşaatında çalışarak takva üzerine mütevazi bir şekilde inşa etmiştir.
Mescid-i Dırar denilen daha gösterişli,ama takva değil,tefrika çıkarmak ve diğer münafık amaçlarla bir takım kişilerce kurulmuş olan mescidde ise namaza durulmasını Allah (C.C) yasaklamıştır.
Bilinç boyutundan bakıldığında ise bahsedilen medine,aslında ilmin şehridir.Buna göre de Rasulullah (SAV) Efendimizin ilim ve bilinç (Muhammedi Bilinç = Mescid-i Nebevi = Medine) mertebesine Deccaliyet'in haram kılındığını ve asla nüfuz edemeyeceğini söylediğini anlıyoruz.
Bu mertebede Hakikat (El Ahad üs Samed – Teklik – ''B'' sırrı) en kamil hali ile müşahade edilmektedir.
Tekliğin müşahade edildiği yerde Deccaliyet'e (ben ve tanrı kabulü) asla yer yoktur.
Hz. Muhammed (SAV) ümmeti olma arzusunda olan bizler içinse,fıtratımızda varsa,yapacağımız ilmimizi,idrakimizi arttıracak ve bilincimizi arındıracak çalışmalar ve takva çalışmaları neticesinde Muhammedi bilinç ve ilim seviyesine yaklaşabildikçe kendimizi daha iyi tanıyacak,Hakikat daha açık olarak müşahade edilecek,ve birimi Hakikat'ten perdelemeye yönelik doğruyu yanlış,yanlışı doğru gösteren bilgiler daha kolaylıkla fark edilecek,ve birim gelmiş geçmiş en büyük fitne olan Deccal fitnesinden kendini kurtarabilecektir.
(Ümit)
--------------------
Ibrahim (as) Mekke’de Kabe’yi putlardan temizleyerek hanif olarak Allah’a dayandi.Boylece Allah’in dostu ( Halilullah ) oldu.
Resullullah (SAV) Efendimiz ise Medine’de fitneyi ortadan kaldirip Muhammedi bilinci yerlestirdi. Her iki sehirde de Haremi Serif vardir ve bu alanda birakin bir kimseyi incitmeyi ot bile koparamazsiniz.
Iste bizlerde bu sehirlerde yasar gibi bedenimizin icinde ayni Harem’i Serif te davranmamiz gerektigi gibi hassas davranmali ve gonul Kabe’lerini feth etmeliyiz.Muhammedi bilinc ile Hanif olarak bizdeki putlardan (dunya sevgisi ,evlat sevgisi v.b.) kurtulabilirsek yani egodan kurtulup gercek BEN’e ulasabilirsek Deccal bize etki edemez.
Allah bizleri kendisine layik kul Habibine ( SAV ) layik bir ummet eylesin.AMIN
Selam ve dualarimla ....
(Suleyman)
------------------------
Korunmuş olan emin beldeye şeytan giremez..
Korunmuş olan emin belde benim bedenim-ruhum-Mekke’mdir..
Korunmuş olan emin beldem benin enfüsüm-batınım-nefsim Medine’mdir..
Raman ve Rahimolan Besmele halimdir..MuhammedAli halimdir..
Kişi kendindeki bu manayı bilirse onun Devlet-i A’liyesi Beka dır...O mülkünün Süleyman’ı olmuştur ve kendi BEDEN ÜLKESİNDE, mülkünde sultan olmuştur...Bir sultan tebasıı üzerinde hüküm sahibidir. İster cinni olsun isterse meleki....Burada deccaldan korunmuş bir şehir istenmişse demek ki hüküm uhrevi,ulvi,a’li yüce bir manadaki bir kudret şehridir..
Yaratılmış her şey çift ise şehirlerde muhakKak çift çift yaratılmıştır Mekke ve Medine gibi ..İkisi birdir aynı bir bedenin iki simetrik Kabe Kavseyni gibi ama kalbim Kabe -Bir dir ve O Mekke dedir..O’nun Fuad penceresinden ise muhakak Mescidi Nebevi gözlenir..VESSELAM
(Nur Cihan)
----------------------------
Efendimiz (s.a.v) in dedigi gibi yaparsak..Deccal sehrimize giremez.
Bir gunu, digeriyle AYNI olan zarardadir.
O zaman her gunumuzu, sehrimize yeni bilgiler katarak,
Sehrimizin kale taslarini saglamlastirmaliyiz.
Sehrin kapisinda da saglam askerler olmali ki ne giriyor, ne cikiyor, kontrol etsinler.
Sehirleri koyler olusturduguna gore..
ibrahim a.s agacin kokunu saglamlastirdi.
efendimiz (s.a.v) in getirdigi seriat'de
sehirlesmeye yol verdi (gelismeye)
din birdir, ama seriatler zamana gore degisebilir.
o zaman seriat degistirilirse, diyemezsiniz ki, din elden gidiyor.
(Ercan)
------------------------------
SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ, tam bir teslimiyet içinde olduğumuzda ateşin bizi yakmayacağını, yaşadıklarını örnek vererek anlatıyor...bu ateş ister gürünür ,isterse görünmeyen ateş olsun..farketmiyor..
bu ateş pişmek için
deccal bu ateş dolu vucut şehrine girmez, kaçar...
firavunun Musa peygamberimizden kaçması gibi..
Hz Mevlana" aslında Musa da firavundan kaçıyor"der.
cehennem "mümin,çabuk geç nurun ateşimi söndürecek"
yine aynı manadır.
ateş ,İman nedeniyle mümine nur,inkar nedeniyle deccal'a cehennem olmuştur.
sevgimle
(Işık)
------------------------------
Merhaba,
Muslumalarin diger onceki toplumlardan en farkli ozelligi O nu bildirenin ozellikleridir.
Yahudilikteki kabalada, budizmde de Teklik anlayisi var ve onlara gore bu zirve.Ancak cennet garanti degil.
Ancak muminler icin bu baslangic .Rasulullah Efendimiz (s.a.s) mirac olayi ile bunun ilerisini ve sadece kendi ummeti icin gecerli oldugunu
bildiriyor.Ibrahim (a.s.) Allah a yonelerek Tek ligin yasanmasini bildiriyordu.Bu yoneliste cenneti %100 olmasada buyuk bir olasilikla yasatacakti.
7 nin 2 sine ancak O na(a.s.) ve Sunettulah a tabii olanlar cikabilir deniyordu.Ve geri donus yok cennet yasami basliyor.
Kisaca B ve EL AHAD- US SAMED İLMİ aciklaniyor. Selamlar.
(M.Berat)
-----------------------------------
İnsanın bilinç boyutunda Deccal açığa çıktığında, Deccal'ın Arz'da dolaşması diye tabir edilen bir hal yaşanır. Bu halde iken Deccal çeşitli bilinç mertebeleri arasında dolanır, o bilinç düzeyinden nefsi aldatmaya, kendi hakikatinden perdelemeye çalışır. Çünkü bilinç mertebeleri genelde çok keskin çizgilerle birbirinden ayrılmaz, arada gidip gelmeler, anlatım sadedinde iniş çıkışlar olur. Bu sebeple Deccal açığa çıktığında bu mertebeler arasında dolanır, kendine bir yol arar. Bu durum Deccal'ın Arz'da dolaşması olarak nitelendirilmiştir.
Ancak Deccal Arz'da dolaşırken iki mertebeye uğrayamaz. Mekke ve Medine şehirleri olarak misal verilen bu şehirlerden ilki İbrahim (a.s.)'ın bildirdiği Tevhid inancını yaşayan bilinç, ve ikincisi de Hz. Muhammed (s.a.v)in anlayışını tanımlayan Muhammedi bilinçtir.
Birinci bilinçte; kendi birimsel varlığı kendisinden gitmiş, varlığında Allah'tan gayrı bir şey kalmamış, vehimden doğan varsayımsal varlığının aslından hiç var olmadığını kavramış, Bakî olanın ezelden ebede bakî olduğunu görmüş, hiç olduğunu müşahede etmiştir. Deccal'ın kendisinin Tanrı olduğu kavramını ileri sürerek bu bilince etki edebilmesi doğal olarak mümkün değildir.
İkinci bilinçte ise; Seyr-ü Süluk'un dördüncü mertebesinde açığa çıkacağı söylenen “Sahv” hali oluşur. Bu halde önce Hiç'liğini, ardından Hep'liğini yaşamış bilinç daha sonra tekrar çokluk alemine geri gelir. Bu aşama ile Tek'likten yeniden çokluğa dönülür ancak “Tek'lik bilinciyle” ve kesretteki bilinçlere yol göstermek, varlıklarının hakikatini bildirmek, yardımcı olmak dilenir.
Deccal'ın Tanrı olduğunu iddia ederek bu iki bilince etki etmesi, kandırması, yoldan çıkarması mümkün değildir. Bu iki mana boyutu Deccal'ın tüm Arz'ı dolaşmasına rağmen giremeyeceği iki şehir olarak bildirilmiştir.
Allah herkese Deccal'i kendi şehrinden sınırdışı edebilmeyi nasib etsin.
Selâm ile...
(G.Ş.)
---------------------------
“Vehim, kesret, isim ve cisimlerden arınmış, tasarrufun ne ve nasıl olduğunu algılayabilen, bir bilinç boyutuna Deccal ’in girmesi söz konusu dahi olamaz. Marifet ve hakikat ilimleri ile rızıklandırılan bu boyuttaki bilinç artık emin bir beldededir. Buna karşın Deccal için de haramdır. Onu etkilemesi bir yana yaklaşması bile zordur. Bu boyuttaki insan bilinci karşılaşsa bile Deccal ’i tanır. Çünkü O’nda seyri seyreden Allah olmuştur. Gören göz. İşiten kulak, düşünen beyin, işleyen ve algılayan O’dur artık. Allah’ın Baki olduğu şehirlerde O’ndan gayrı ne kalır ki Deccal olsun.
Hz. İbrahim’in kendinde (Mekke’de) Hanif bilincine ulaşarak; esma, ef ’al ve sıfatların tevhidiyle yaptığı bu gönül düzenlemesini, Hz. Muhammed’de(Medine’de) kendinde gerçekleştirmiş ve Muhammedi Hakikatın aydınlığı ile Medine’yi Aydınlanma şehri yapmıştır. Bu Münevver şehirde Muhammedi Nur şemsiyesi altında yaşayan insanlar; Allah’a yönelişi özden dışa doğru yapabilmeyi, arınma , rıza ve tevhid anlayışıyla; kendilerinde yarattıkları putlarını kırmaya, kesretten ve vehimden kurtulmaya, gönül evlerini inşa etmeye davet edilmişlerdir. Davete icabet edebilenler için de her an beden bilinç şehirleri Deccal ’e haram olmaya devam edecektir, o beldeler emindir artık.
Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam‘ı kendine efendi bilip, O’nun ruhaniyetine bağlananlardan, Mürşidi Kur ’an, Dostu Allah olanlardan olarak şehrimizi güvenli hale getirebilmek nasibimizde olsun inşallah, Allah bu bilinç boyutuna ulaşanlardan eyleşin.
R.J.H”
(Erol)
------------------------------------
Sevgili DOSTLAR merhabalar,
Hz.Ibrahim haniflik inancinin aciga ciltigi ilk Rasül idi .Bu inanc ilkligi ile Sirk kavraminin önünü kesmis ve ortadan kaldirmistir.Ayni zamanda Deccaliyet düsüncesinin mekkeye giriside engellenmis oldu.
Efendimize vahy olan Kuran'i Kerimde de aciga cikmasi ile ,Deccaliyet düsüncesinin Medineye de girisinin önüne gecilmistir. Fakat efendimizde Risalet hakikatinin Kemale erdirilmis olmasi, beraberinde gizli sirk kavraminida bertaraf etmistir.
(Ayhan)
----------------------------------
Deccal; tanrı, olağanüstü hallerle insanları kendine inanmaya çalıştıran, insanları hakikatlerinden, gerçeklerden saptıran varlık. Dolayısıyla yalancıdır.
Hz.İbrahim, insanlık tarihinde devrim yaratmış olup Ulul Azm resullerdendir. Tanrı ve tanrısallık kavramını yok ederek her şeyi özünde yaşamış, ilahi sıfatlarla tahakkuk etmiş ve böylece de gerek kendi açılımıyla gereksede kendi neslinden gelen resul ve nebilerle insanlığa yön vermiştir. Kendindeki kabe boyutunu açmasıyla kabeyi inşa etmesi önemli bir nokta olup, böylecede tüm insanlığı, kendi hakikatlerindeki özü fark edip yaşamaları için kabeyi ziyarete-hacca davet etmiştir. Deccal hakikatin yaşandığı yerde barınamayacaktır, hükmü geçerli olmayacaktır. Bu anlamda insanlığın arınma yeri olan (fiziki olarak) Kabe'nin-Arafat'ın Mekke'de olması itibariyle bu beldeye giremeyeceği gibi hakikatini yaşayan birimlere de nüfuz edemeyecektir.
Rasulullah SAV efendimiz ise, gelmiş-geçmiş tüm resul ve nebilerin zirvesi olup, bu alemimizde yapılabilecek en büyük açılımı yapmış vede insanlığa getirdiği bu açılımlar ile zirveye ulaştırmış olan zat. Bu yüzden getirdiği ilim kıyamete kadar geçerli. İşte böyle bir zatın Medine'yi seçerek o yere şeref vermesi, o yöreyi mübarek kılması itibariyle de Deccal o yöreden nasiplenemeyecektir, o yöreye yaklaşamayacaktır. Diğer bir anlamda da Rasulullah AS'ın takipçilerine, açtığı ilmi, volümü farklı olmakla beraber yaşayanlara de tesir edemeyecektir.
(Mustafa Şenyurt)
------------------------------
MEKKE – MEDİNE - Haniflik
Halilullah (Allah Dostu) olarak anılan İbrahim as , Hz. Muhammed (s.a.v) in atalarındandı. Allah’ın yaratış ve sistemini düşünsel olarak çözmüş, göklerde ve yerde bir tanrı olamayacağını anlamış, şuurunu şirk koşmaksızın Allah’a yöneltmişti. Bunu da aşağıdaki duası ile ortaya koymuştu:
“İnni veccehtu vechiye lilleziy fatires semâvati vel ardı hanifen ve ma ene minel müşrikin .”
Tevhid anlayışı ile teslim olarak, şuurunu hanif olarak Allah’a yöneltmişti. Hanifliğin ilk temelini atmış olan zattı.
Deccal’in kudret sıfatına sahip, yeryüzüne gelecek en büyük fitne olacağı belirtiliyor. Doğruyu yanlış,yanlışı doğru gösterecek. Hatta tanrı olduğunu iddia edecek.
Hz. Muhammed (s.a.v) lailahe illaAllah kelime-i tevhid ile tanrı ve tanrılık kavramı olamayacağını bildirip sadece Allah demiştir. Bu yüzden ResulAllaha inananlar, Allaha iman edenler afaktan gelecek bir tanrıya inanmazlar. Zahiren ortaya çıkacak olan deccal, açık olarak tanrılık iddiasında olacağı için Hz. Muhammed (s.a.v) inanan tevhid ehli, aldıkları ilim desteği ile zahirde deccali kolayca tanıyabilecektir. Yine gerçekte tevhid ehli olanlar batında da vehmî benlik deccaliyetiyle başedebilecektir. Şuurunu arındırmış olanlar için deccal, deccaliyet ister zahirde, ister bilinçde ortaya çıksın, farketmez , doğru yolu bulabilir. Çünkü arınmış olan bilinçde Allah’tan başkası kalmamıştır.
Allah bizleri haniflik yolundan, ilimden ,sırat-ı mustekîmden ayırmasın inşaAllah. Amin.
(Emel)
---------------------------
Efendimiz “İlmin Şehridir.” Çünkü buyurmuştur ki; “Ben ilmin şehriyim Ali kapısıdır.” Hz. Ali (k.v) ucu çatallı Zülfikar ile ilim şehrinin kapısındadır. İlim sonsuz sınırsız manalardır.
Deccal ise yüce rab olduğu iddia etmektedir. Fakat sağ gözü kördür ve Hz Ali’nin (k.v) belirttiği “B” sırını atlayarak holografik evren gerçeğince her noktada açığa çıkanın aynı gerçek olduğunu göremez ve Deccali Zülfikar’ın “B” ucu keser, ilim şehrine giremez.
Tıpkı Hanif olduğunu iddia edip, tanrı ve tanrılık kavramı yok dedikten sonra yüzünü dönüğü vechi kendi terkipsel birimine izafe edip kendini ilah edinenin asla Haniflik şehrine giremeyeceği gibi.
(Serkan)
-----------------------------
Mekke, Hakk’ın Rahmaniyyet’inin açılımı olarak her an yeni bir şanda olduğu Nefs’in,BENlik örtüsüne bürünmüşlüğünü temsil ediyor kanımca ,KIYAMdaki insan bilincini...
Medine;Rahimmiyyet’in açılımı ile hicret sonrası Ben’lik örtüsüne bürünmüş NEFSin Ben’lik kaydından kurtulması,aslına rucu edip mutmain oluşunu ,SECDEyi temsil ediyor...
Mekke Kıyam’daki nefsin Rububiyetle bürünmüş Nefs’in kendine bakışını,
Medine secdede yok olmuş,hiç olmuş Nefs’in gerçeği olan HEPin BAKİ oluşunun seyri...
Mekke de İbrahim A.S. Kabe’yi kendine inzal olunan ilimle inşa ediyor...Aslında Mekke’nin varlığında mevcut olan ve Abdülaziz Ed Debbağ Hz.’lerinin bahsettiği nurdan sütun gözlerin görme işlevi açısından perdeli olduğu için Kabe binasının inşasına kadar örtülü kalıyor.Kabe-i Muazzama’nın inşası bu Nur Sütununun farkedilmesi ve o’na yönelinmesi için Hz. İbrahime vahyediliyor...Yani bireysel kimlikle kendini tanımaktan perdelenmiş nefse kendi hakikatinin kendinde olduğunu anlatacak biçimde bir bilinç bir bakış HANİFLİK BİLİNCİ bina ediliyor.Ve bu bakış kendindeki kudretin Mutlak Zat’ın kudreti olduğu gerçeğini işaret ediyor.
Deccaliyet’in kendi vehmi Ben’inin ilah kabul eden sapkın yaklaşımı ve telkini yani nefsteki Vehim nuru kendindeki hakikat noktasına yönelmenin ve bu nurun işlevselliğinde mevcudatını kaybediyor....
Kendindeki Hakikat Noktasını keşfeden nefs B sırrı ile Allah’a iman gereği kıyamdan Ruku’ya varıyor....Hicret...
Resulallah ise Hz. İbrahim A.S.’ın Mekke de Kalbe,varlığın Hakikat Noktasının keşfine yaptığı işaretin ötesinde bu işaret edilen Hakikat Noktasını açıyor Medine de...Bu Hakikat’in mutlak tek olduğuna eren bilinç Mekke’de Kıyam’da ki keşfi sonrasında Ruku’ya varıp B sırrı ile iman etmişken Medine adı altında Hakikatin ahad,samed,lem yelid,velem yuled oluşuna müşahede ederken secde de kendi hiçliğinden fetih sahibi olarak hepin seyrine uzanıyor...
Medine de Mescidi Nebevi kendi hakikatine rucu eden nefsin mutmain oluşu dolayısı ile Deccaliyet’in Vehim Nuru, Marifet Nur’unun açığa çıkışıyla eriyor... Şehîd Allahû enne Hû, lâ ilâhe illâ Hû
“Şehîd Allahû enne Hû, lâ ilâhe illâ Hû.” (3-18)
“Şâhittir ALLAH, Kendinden öte bir TANRI olmadığına”.
“Ve ALLAH, dilediği birim isimleri altında, bu şâhidliğini izhar eder.” (Vel melâiketi ve ulûl ilmi)
(Özgür)
----------------------------
Üstad'ın yıllar önce okuduğum bir yazısında, tavaf esnasında Kabe'den 40 m'den daha fazla uzaklaşılmaması gerektiği konusunda bir uyarısı vardı. Çünkü enerji sütunundan uzaklaştıkça etki azalıyordu. Demek ki Kabe'yi merkez alarak 100 km dışından tavaf etsek bu hac olmuyor.
Zahirde durum böyle iken, batında gönül Kabesinden bahsediliyor. Her nerede olursanız olun yönünüzü Mescid-i Haram'a dönün uyarısı, esas olarak kendi gönlümüze yönelmemiz sadedinde algılanmalı deniyor. Bu durumda gönlümüze ne kadar yakın tavaf gerçekleştirebilirsek (enfüsi seyir), deccaliyet o kadar bizden uzak olacaktır.
Diğer yandan Deccal tek gözlü olarak (yalnız afaki seyirle hakikati algılayan) nitelenmiştir. Deccal enfüsi seyiri gerçekleştiremediği için kendini tanrı ilan etmiştir.
Celal ve cemal sıfatlarının Rahman'ın iki eli olarak algılanabileceği belirtilmiş. Üstadın bir yazısında Rahman'ın, sıfat mertebesinin, dolayısıyla kendisini hakikatiyle bilişinin adı olduğu söylenmiş. Mekke'de celal ve Medine'de cemal nurlarıyla enfüsi seyir sonucunda kimsenin ben tanrıyım (deccaliyet) iddiasında bulunamayacağı bildirilmiş olabilir diye düşünüyorum.
(Mekke ve Medine'de canlılara zarar verilmesinin yasak olması kurtla kuzunun kardeş olduğu cennet hayatını hatırlattı.)
Selam, sevgi, saygı ve dualarımla.
(Göktürk)
----------------------------------
Mekke bir istikamet,Kabe bir varış mek(anı )! dır.Her Resul ve Nebi için dokunulmaz ,bozulmaz,deccalin giremeyeceği bir alan ! vardır. Mekkede haram olan deccalin giremeyeceği alan,İnsanı Kamilin kalbi olan Kabe (Hakikat noktası...taştan olan yapının kendisi değil) ve yakın çevresidir.
Mekke,İbrahim as.,o andaki mevcud din anlayışına baş kaldırdığı, putları kırdığı,( tanrılar varsayımını yerle bir ettiği,) ve hanif olarak bir süre yaşayıp Kabe'yi(şirkten arınmış olarak,tek bir vareden bilincini ) imar ettiği şehir...Bu bakış açısının yer aldığı bilince,başka varsayımlar haramdır (etki etmez,işlemez)doğal olarak.
Medine arapçada şehir,devlet demek.Kelimenin kökeni din'den (kural)geliyor,kuralların uygulandığı yer ! anlamında.Risalet kemalatıyla tesbit ettiği gerçekleri,Hatemen Nebi oluşu dolayısıyla bildiren Hz.Muhammedin bildirisini teklif kabul edip ,gereği olan yaşantıyı ortaya koyan bilinçlere yaklaşamaz deccal, diye düşündüm ...
En doğrusunu Allah ve Rasülü bilir..Selam ve muhabbetle
(A.E)
-------------------------------
Hz.İbrahim hanifdi.Tanrısal anlayışı kendi bilincinde yok etmiştir bize de tebliğ etmiştir. Mekkeden mediye hicreti boyutsal bir yolculuk olarak düşündüm,ölmedenönce ölmek,birimsel izfafi kişilikten soyunmak. türlü arınmalardan geçerek cennet boyutuna yaşarken ulaşmak.
ALLAHIN vahdeti bilinç boyutunda yaşanır beden boyutunda değil.Bilinç hertürlü kirden ,yanlış bilgilerden,şirkten arındırılmak zorundadırki deccal oraya nüfuz etmesin.Deccaldan korunmanın tek yolu ihlas suresini iyi anlamak hayatımıza geçirebilmek,Hz.muhammedimizin açıkladığı ALLAHI idrak etmekle olur.Deccal arınmış,temizlenmiş bir gönüle giremez.Hz.MUHAMMEDİN açıkladığı ALLAHI idrak etmiş ve aldığı ilimi hayatına geçirmiş bir mümine deccal yaklaşamaz. O mümin deccalı tanır.ALLAH hepimize bu yolculukta kolaylıklar ihsan etsin.Gönlümüzü (şuurumuzu) hayattayken arındırmayı ,hanif olarak ölmeyi.Rasulümüzün yolundan son nefesimize kadar ayrılmamayı bizlere nasip etsin.Beytimizi yani gönül evimizi mamur eyle çalışmalarımızı kolaylaştırALLAHIM.
(Jülide)
---------------------
Hz.Ibrahim Kabe"yi Mekke"de insaa etmistir.Daha sonra da Hacer-ül-esved tasini hacilara isaret olsun diye koymustur.Mekke"de bulunan Kabe bir arinma yeridir.Oraya hacilar gelir.
Insanoglunun günahlarindan tamamiyle temizlenebildigi dünyadaki yegane yerdir.Orada cok kuvvetli enerjiler söz konusudur.Tabii özellikle de hac zamani. Deccal Mekke"ye bu nedenle giremez, ona haram kilinmistir. Ayni sekilde belli bir seviyeyi asmis olan insanlar da deccalin etkisi altinda kalamaz.Bunlar Kuran-i Kerimde cok net olarak aciklanan yalan söylemek, faiz yemek, dedikodu yapmak, yetim mali yemek gibi her seviyede Kuran-Kerim"i okuyan insanlarin anlayabilecegi yasaklardan kacinan ve tabii en önemlisi icinden zerre kadar dahi olsa Allah inanci bulunan kisilerin yasam tarzini ve durumunu anlatiyor bence cok kisaca özetlersek.
Mekke"den Medine"ye hicret gerceklesmistir. Böylelikle islamiyetin yayilmasi hizlanmistir.
Hz.Muhammed ve Müslümanlar , Mekkelilerin baskısından kurtulmustur. Yani kendi icimizdeki cikmasi muhtemel boyut gibi alirsak Medine"yi; burada bir sicrama söz konusu. Medine"yi hakkiyla eda etmissek.,o boyuttaki acilara, sinavlara ve göz boyamalara direnebilmissek Medine boyutuna geceriz ve böylelikle gelisimimiz hizlanir. Daha evvel yasadigimiz acilar ve sinavlar gözümüze artik aci veya sinav gibi gelmez Allah"in izniyle.Tabii Deccalin gözle görülen veya görülemeyen hicbir etkisini de yasamayiz.Ama zaten önce Mekke boyutunda bunu basarmis olmamiz gerekir diye düsünmekteyim.
Hayirli günler dilerim herkese
(Senem Valenta)
--------------------------------
Deccal bizim birimsel benliğimiz(hevasına uymuş) özet olarak Cenab- Hakkın bizi arzda halife olarak yarattığını unutan yanımız.
İnsan gönlünün dış dünyada karşılığı Mekke ve Medine şehri olduğundan yola çıkarsak.Konuya geniş bir bakış açısını oturtmuş oluruz.
Vehim bizde hüküm sürdükçe biz ben ve diğerleri kavramı ile yaşadıkça Deccalin hükümranlığında hayvanlar gibi bir hayat sürmüş olmaz mıyız?
İnsanın vicdanından(gönülden) gelen uyarılarla Vahdet yaşamına adım atar.Esmaül Hüsna’yı her dem Seyirde olan kozası yırtmış birim ,Fahri Alem Resulullah Efendimizin (sav) Şehrine girmiş olur.
Hz. İbrahim : Rabbinden gelen her şeye razı,özüne yönelmiş ,birimsellikten soyunmuş bir Resul ise.
Bizde kendimizdeki kendini var sanan yanımızı törpülersek Alemlerde Hakiki varolan Cenab-ı Hakka benliğimizi teslim edersek Gönül aynamızın temizlenmesine vesil olur dolayısıyla Seyreden kendi olur.
Bizdeki açılası muhtemel boyutların oluşturacağı idrak insanın et-kemik beden değilde bir bilinç(gönül) yapı olduğumuzdur.
Alemlerin Rabbini düşünmek ne güzel, yüreklerde bilmek ne güzel ,Allah yalnızca kendini Hamd eylebilir ya zerreler sayısınca Alemlerin Rabbine Hamd olsun .Efendimize Selamımız daim olsun inşALLAH…
(Mustafa Işık)