DERİN TEFEKKÜR

Devamı oku... 
 
 Silkeleyen Sözler- 9
 

“Şu anda Hepimizin yaptığı Çalışmalar
kendimizi Cehennemden kurtarma çalışmalarıdır.
Daha hiç birimiz bil fiil çalışma olarak
Allah’ı görmek üzere bir çalışmaya girmiş değiliz…
Hepimiz cehennemden kurtulma çalışmaları yapıyoruz...''

(AH- Tekliğe Giriş Sohbetinden)


Şu anda yapılan çalışmalar; zikir- oruç- nafileler vb diye düşünürsek; bunların hepsi cehennemden çıkmak; terkip kalıplarını aşmak; Rabbini Tanımak üzere yapılıyor…


Bunlarla henüz ALLAH’I GÖRME noktasına geçmemiş isek;
şu çerçevede bu sözü düşünmek zorundayız:


1- ALLAH’I GÖRMEK nedir?...
2- ALLAH’I GÖRME ÇALIŞMALARI neler olabilir?...
3- Bu çalışmalar hangi noktadan sonra başlar ve kişide nasıl, ne zaman, hangi     gelişme ile açılır?..


Konu üzerine tefekkürü ibadet bilerek yönelenlere; yeni idraklerin kolaylaşarak,
hazmıyla açılması niyazımızla…


“Tekliğe Giriş” Sohbetini dinlemek için: http://www.ahmedhulusi.org/download/index.htm#ses


Son Teslim:
19. Ekim. 2008 Pazar 23.00 (Türkiye Saati ile)


Teslim Adresi:
dogramacimehmet@gmail.com

İpuçu Mesaj Devamını OKU...
Okumak fırsat : Kendini TANImak için !
 TEFEKKÜR CEVAPLARI :

 Katılım: 25 kişi
Tefekkürler bize geliş sırasına göre düzenlendi.
 

Allah C.C.huuu insanı kendi bilinmekliğini istediği için yaratmıştır.Cehennemden çıkmak olarak nefsten ve onun zülmünden çıkmak ve nitelendirebiliyor olabilirmisiniz acaba .. Gerçektende nefs ve onun istekleri buyruğundan çıkamadığınız sürece cehennemden farklı değil.
 
Allahı görmek, önce sıfatlarını görmekle başlar.Herbir yaratılmışta,ondan bir parça olan yaratılmışlarda hakkın türlü esmaları tecelli eder.Cemal sıfati,Celal sıfatı,kayyum sıfatı,müntekim sıfatı..Her türlü yaratılmışı yaradılandan ötürü sevmekle devam eder.. Sevdikçe sevilirsiniz.Bir süre sonra onunda sizi sevdiğini hoş  fark edişler,tesadüf görünümünde tecelliler yaşayarak hissedersiniz..
 
Allahı görmek,kişinin nefsini padişah bilmekten çıkıp, arayışa girmekle başlar.Kim  arar ,yola bırakılmış hoş ipuçlarını masaldaki ekmek kırıntıları gibi takip eder,ısrarla,şevkle ve aşkla  ; o rabbini rabbinin izniyle bulur..kimki onu her daim hatırlar,her yerde mucizelerini fark eder,zikreder.Nereden geldiğini ve nereye gitmekte olduğunu unutmaz o Alllahı görür.. Görmek ki o da bir nasip,ve istihkak işidir. Allah cümlemizin nasibini arttırıp kendine kavuştursun inşaallah... Aşk ile huuu
(Ruhu Bütün)

Nereye dönerseniz Allah'ın Yüzü oradadır... (Bakara 115)

O, ilk ve sondur; görünen ve görünmeyendir… (Hadid 3)

Kendinizde (?) hâlâ görmüyor musunuz? (Zariyat 21)

Bu ayetlerde ki görünme ve görme konusu çok tartışılmıştır. Burada ki ayetleri fiziksel manada bir görme gibi anlamak çok sığ bir yaklaşım olur. Çünkü böyle bir şey mümkün değildir. Görenle görünen Bir´dir. Çokluk ve çeşitlilik yalnızca zihindedir.

Nitekim başka bir ayette konuya şöyle açıklık getirilmiştir.

O'nu gözler algılayamaz, O ise bütün gözleri algılar. O öyle latif ve öyle her şeyden haberdardır. (Enam 103)

Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescid-i Haram'dan kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Gerçek şu ki; O´dur işiten, gören. (İsra 1)

Her ayette olduğu gibi bu ayette de gizli bir sır var ''ayetlerimizi gösterelim'' sözünden sonra ayetin sonundaki vurgu, ayetleri gerçekte kimin gördüğünün vurgusu. "Gerçek şu ki; O´dur işiten, gören." (İsra 1) Gerçekle Yüzleşmek kitabından alıntı.
(Sedat)

Kendini bilen Rabbini bilir…denmiş ki kendini tanı, bil Rabbini…Dön özüne…Tüm suretlerde O' nun vechini seyreyle…Ne zaman ki şartlanmalarımız,değer yargılarımız sona erer,ne zaman ki safiyane olur bilincimiz, o zaman gayrıyı göremez olur…kendisi yok olur…

Ne zaman ki kişi miracını yaşar…tüm boyutlarını seyreyler…Bilincinden özüne yolculuğunu tamamlar…Hakikatını bilir olur…Gayrısını göremez…Yok olur…Ne kendi kalır, ne de bir diğeri, ne de diğerleri (görelerimize göre)..Sadece her yöne baktığında O'nun vechini görür ki kendide yoktur…

(Bir gün gelecek, Allah'ın varlığında "yok" olduğunuzu farkedeceksiniz
ve cehenneminizin ateşi sönecektir... "Yok" olduğunuzu farkettiğiniz zaman, bilmem aynada kendinizi mi göreceksiniz; yoksa kendiniz "yok" olacak da, ayna mı Bâkî kalacak?
Ahmed Hulûsi)
(Derya)

Allahı görmek nedir ?

Mevlanaya sormuşlar aşk nedir diye, ''yaşa ve gör'' demiş.

Allahı görmek sözcüğü yanlış esasen. Çünkü kuranda (huva zahir va batin) yani görünen ve görünmeyen diyor. lnsan oğlu ya görür veya göremez.

Bu konu hakkında aklıma gelen küçük bir hikaye arz etmek isterim hepinizden
önce destur alarak:

Dervişin biri Allahı görmek istermiş, vefatından sonra Allahın yanına
götürmüşler ve aralarında sırf bir perde varmış.

Perdeyi kaldırmalarını rica eden derviş, perde kalkdıktan sonra bu sözleri söylemiş:
''Ah sen misin''.
Her şey görene, körene değil.
Çünkü her zaman illa HU
(Çağdaş)

Kalbimden boğazıma yükselen bir enerji, beynimde oraya gitme arzusuna çakılır.
O tatlı heyecanla kendimi ayakkabı dolu kapısında bulurdum.
Hep ürkek, hep yerlere akan bedenimle içeriye girerken gözlerim hangi diyarda olduğunu arardı.

Kendime verdiğim acılar, dünyanın çöktüğü anlardan, can damarıma kenetlenmeye, dizinin dibine çökmeye, cennetime göçmeye giderdim.

Dedemi ziyaretimi tasvir eden bu hal, henüz ziyaretlerine giderken farkında olmadığım Allah'ı görme çalışmalarına davet edildiğim günlerin başlangıç zamanıydı.Hamdolsun, ölmeden önce gördük.

Birgün dediler ki;
-Ölmeden önce görün Allah'ı. Melekler sizi kabirde bu kul Allah'ı gördü de geldi diye karşılar.

Allah'ı bu dünyada görüp, gidin. Burada göremeyen orada da göremez.
Birgün açıkca dediler;

-Beni görmek isterseniz Allah (c.c.) ve Muhammed (a.s.) yazısına bakın.
Aslında Allah (c.c.) ve Muhammed'i (a.s.) görmek isterseniz bana bakın demekmiş bu. Ah dede sultanım ahhh
Ahmed Dede Sultan'ın Yetimi
(Arzu)

TÜM  ARKADAŞLARA SELAM
Yazdıklarımın idrakimin oluşturduğu samimi görüşlerim olduğunu söylemek isterim. Ve paylaşmak istedim. HATALARIM için şimdiden özür dilerim.

--Alemler hayaldir. Hatta hayal içinde hayaldir.

--İnsanlar uykudadır. Ölünce uyanır.

--Mal, mülk hepsi yalan, var birazda sen oyalan   vs.. hepsi birer bilim hazinesi olan bu sözleri çok duyduk (duydum). Ancak duyduk da anladık mı?( Anladım mı?) Yani diyorum ki; değerli zatların kendi ilimleriyle kavradıkları bu konunun bugünkü bilimsel karşılığı nedir…

Kim derdiki ey evrim göğde ; macera filmi diye seyrettiğin matrix yıllar sonra beyninde tam bir şok etkisi yaratacak. Feleğin şaşacak.

  Evet arkadaşlar madde diyoruz,ışık diyoruz,anam babam ,eşim dostum diyoruz.

BİLİYOR muyuz (bilimsel olarak) nasıl görüyoruz,kokluyoruz,sertliği hissediyoruz,çokk uzaklarda gibi görünen nesnelerin nerde olduğunu. Kapkaranlık beynimizde  apaydınlık, renkli, cıvıl cıvıl dünyayı seyrettiğimizin farkında mıyız. Görüyorum duyuyorum,seviyorum vs.. derken ,bilincimizin gerçekte beyne gelen elektrik uyarılarını seyrettiğini biliyor muyuz. Biraz düşünürsek dışımızda var zannettiğimiz madde dünyasıyla  hiçbir zaman muhatap olmadığımızı ve asla da olamayacağımızı,   var zannettiklerimizin ise (ev,araba,ana,baba vs..) tamamen bir algı olduğunu (birer sinyal, frekans, mana ne derseniz deyin) karanlık bir beyinde ,aydınlık bir dünya seyrettiğimizi anlarız. Gören göz değildir,duyan kulak değildir ,dokunan el değildir.Bunlar dönüştürücüdür. Bunlar beyinde(bilinçte) yaşanır. Ve şunu sormamız gerekir hemen. Tüm bu algıların mutlak kaynağı ne o zaman. İŞTE O ALLAH ki ,alemleri his(ALGI) mertebesinde yaratan, seni, senin bilincinde  seyreden, sana şah damarından yakın olan ALLAH'tır. Ve anlayalım ki hepimiz kendi alemimizde derin bir yalnızlık içinde yaşıyoruz. Anlayalım ki ömür denilen şey ;mutlak var olanın bizde seyretmeyi dilediği manalar okyanusudur. Tam bir MATRİX.

Anlayıp biraz bile hissetsek, ALLAH'I GÖRMEK NEDİR,nasıl görülür konusu aydınlanır kanısındayım.
(Evrim)

ŞİRKTEN ARINMA ÇALIŞMALARI+RIZA GOSTERME CALİŞMALARI+
+YORUMSUZ SEYR CALİŞMALARİ+ANDA YAŞAMA ÇALIŞMALARI=ALLAH I GORME CALIŞMALARI dır…Yumruk atabilmek icin 5 parmagin birleşmesi gibi…
Birgun Eşime seslendim –''nerdesin?..''

Eşim dedi – '' Ben buradayim ama Sen YOK sun''…Sustum kaldim…

Sonra icimden bir ses-''Sen dediğide Kendi meraklanma''…dedi..

Hangi mertebeye erişirsen eriş..Gordugun Gorecegin Zan…

Matematikte bir kural vardır..Onundeki yolun her zaman yarısını yurursen varacan yere varamazsın..Basit bir mat.kuralinda bile sonsuzluk mevcut iken….

Gorme,Müşahade,ve idrak etme de her birimin bir hissesi var…bu hisseyi
Hakkıyla degerlendirmek var…belki bu hissenin artmasida soz konusu…

Ozaman calişmalari daha sıkılaştırmak gerek…

Bu çalişmalar kişi Teslim oldugu andan itibaren başlar…kime teslim olacak?

Allah Rasulu v Son Nebisine Ve Varislerine Teslim olacak…Onlar illaki et kemik
Bedenleriyle bizlere Refakat etmek zorunda degil..kitaplariyla,cd leriyle,de refakat etmeleri yeterli…Sohbet ortamini kişi kendiside birşekilde oluştura bilir…mesela nette
Bile mumkun eger bulundugunuz ulkede sizin gibi dusunen yoksa…Yinede bu sozlerde Zan oldugu icin ilmin Dogrusunu herseyin Dogrusunu Ancak Allah bilir..

Ustad Ahmed Hulusi(insan v sırları-Hak ve Halk) yazısında diyorki…

Kayıtlı varlığın, kayıtlı varlığı müşahedesi dolayısıyla da ben "Allah'ı görüyorum" diyemezsin! "Ben Allah'taki mânâlardan meydana gelen âlemi müşahede ediyorum" diyebilirsin!

Allah'ı neyle seyredebilirsin, Allah'ı neyle görebilirsin?..Allah'ı görmek denen şey nedir?..

Allah'ı görme, bir kere senin anladığın, benim anladığım manâda "görme" fiili değildir! Allah'ı görmek denen şey, "görme" fiili değildir!..

Çünkü, Allah'ı görüyorum, dediğin zaman; Allah isminin mânâsı; daha ilk sohbetlerimizde konuştuk ki, zâtı, sıfatı, isimleri ve efâliyle tüm kâinat bunun içine girer!.. Ve bu kâinatın esmâsı, sıfatı ve zâtını da ihata etmesi şart!..Böyle bir varlık!.. Halbuki, sendeki görme hali, "görüyorum" dediğin hâl, eğer fiil mertebesindeki göz dediğimiz noktayı da kaldırırsak ortadan, bir idrâktır. Bir ilimdir!.. Peki...?İdrâk, Allâh'ı idrâk edebilir mi?

"GÖZLER O'NU iDRAK EDEMEZ; FAKAT O, GÖRÜŞLERİ iDRAKTADIR" (6-103)İdrâk. Zâtı itibariyle Allah'ı idrak edemez, çünkü idrak dediğin şey, isim mertebesinde meydana gelmiş bir mânânın, fiil mertebesindeki ifadesidir!..idrak, müdrikeye dayanır, idrak gücüne dayanır! Bu idrak gücü de esmâ mertebesinde meydana gelir.ilim sıfatının esmâ mertebesindeki mânâsı, efâl âlemine yansır idrakı oluşturur.ilim, sıfat mertebesindeki var oluştur.Öyleyse sen bunların hangi düzeyinden bakarsan bak, neticede Allah isminin mânâsını senin görebilmen muhaldir!.. Ama şu da bir gerçek ki; Allah'tan başka bir varlığını görüyorum dersen, o da yalandır, iftirâdır!..
(Ömer)

Tasavvuf konusunda bir bilgiye vakıf degilim ,nasıl buralara geldim ben de bilmiyorum, yaşamımda her şey tesadüf belki de tasadüf degil kendiliginden gelişti.. esmaları incelerken dur ben bunları zikr edim dedim:)) facebook tefekkür konusuna rastladım ..ilk gördügümde aslında sizin böyle bir anlatı ders verdiginizi filan düşünmüştüm:))
ben  sizinle ALLAH ı GÖRMEK  kendimce ne ifade ettigini paylaşmak istiyorum...yalnışım olabilir..lütfen maruz görün ukalalık gibi gelmesin düşüncelerim size...

Ben islami düşünceye sahip bir yaşantıdan ve aileden gelmiyorum,bu nedenle dini konulara hep uzak kaldım ama düşündüm ki..evrenin bir sistemi olmalı bir matematigi olmalı hiç bir şey boş yere varolamaz ,işte bu sistemin tamamı ALLAH  TIR,O dan hiç bir şey ayrı degil,evet O mutlak olan ama dışarıda degil...

zaten dışarısı içerisi de yok ,biz dualite dünyasında var oldugumuz için zıtlık yaşıyoruz..Ben allah ı,her yerde görüyorum ,seyrediyorum hatta Ona baktıkca  gözyaşlarım Onun güzelliginde kayboluyor...O bana yetiyor...Ondan öte bişiy yokkki...her kim bir an odak noktasını değiştirir projektörleri dışarıdan içeriye cevirirse işte O nu görür...Ve baktıgı her şey O olur,ALLAH la   ,yer ALLAH la ,kalkar,ALLAH la bakar.vb

dili ,gözü herşeyi O olmuştur artık...Onunla bakan gözler hep güzeli görür,yani bunlar sadece benim farkedişlerim idrakım kadar...bunun sossuz keyfiyetleri ve ötesi olmalı.....Ben agaca dokundugumda Ona dokunuyorum..kuş sesleri Onun sesi...KUŞ kendisi ALLAH degil..haşa..ama suretlerinden bir suret....paylaşmak istedim...sevgilerimle
(Ebru)

HAYALİ GÖREBİLMEK HAYALİ

İnsan önce kendisini bilmek için niyet etmeli..
Ve o niyeti HAYata geçirecek bir Rehbere gitmeli..(Çok nadir kişiler belki kendi kendine, lütufla bunu başarabilirmiş.)
Ve O Rehbere aşkla bağlanmalı.

O karşılıksız nedensiz muhabbetten Muhammed hasıl OLmalı
Bu suretsiz saf "Hırka" nın "Suretsiz Muhammedi Kalbinde" ağlamalı
Ve Namazı- Arş-ı Rahmanda sistemi izleyip,sabahında Yusuf'un güzelliğindeki Ruhun Babası'ndan uyanan " kara kıvırcık saçı görmeli.."

Ve en büyük put-ayna  Mürşid-i Kamil giderken kendisini yağmaladığında
NEFESi görmeli..

Kısacası kişi kendisini,Muhammedini ve Allahını önce Rehberinde sonra kendi ÖZünde  görmeli..Çünkü herşey insan içindir ve herşey insan dan insana dır.."Ruhu ve Nefsi anlamak için önce dışı sonra içi anlayabiliriz"..Yolculuk dıştan içe doğrudur..İnsan herşey olup bittiğinde; yazılanlardan okuduklarımıza göre şunu anlıyabilir sanırım.Ne sen varsın, ne o nede başkası, herkes O -NEFES-İ MUHAMMEDmiş..Yani O..
(Nurcihan)

FENA
            Salat edip özüne dönen birim; nefs terbiyesini sabır, teslimiyet ve rıza ile sürdürürken, ibadet çalışmaları ile fıtratının kolaylaştırdığı kadarıyla, kendine bahşedilmiş kuvveleri algılamaya ve açığa çıkarmaya başlar.

            Bilincini her türlü vehimden arındırarak bir beden varlığı olmadığının farkındalığıyla Tek'e doğru attığı adımı sağlamlaştırır. Bu adımla birlikte birim şimdiye kadar edindiği şartlanmalardan, bu şartlanmaların yarattığı değer yargılarından, bu yargıların yarattığı düşünce ve duygulanımlardan arınmaya başlarken şimdiye kadar önemli zan ettiklerinin anlamsızlığını ve bedenle mücadelenin gerekliliğini yaşamaya başlar.

            Bu seyirde öncelikle; faili Tek'leyerek ef'al alemini ve tek faili anlama bilinciyle, kendine  ördüğü kozada pek çok delik açılır. Kozada açılan bu delikler, varlıkta algılanabilen veya algılanamayan tüm özelliklerin Allah isimlerinin oluşturduğu mana terkipleri olduğunu anlayışla daha da büyürken esmanın Tek'liği müşahade edilir. Bunun yanında tüm yapıların Allah'ın sıfatlarının işaret ettiği manalarla varoluşlarını idrakle ise koza zar gibi incelirken, sıfatların tevhidi, kozanın içindeki aydınlığın artmasına neden olur. Varlıkta algılanan yapının Allah'ın Zat'ıyla olduğu idrakiyle, Tevhid-i Zat bilinci kozayı tamamen yok ederken , Vahdet-i Vücud ile Allah'ın varlığı yanında kendi yokluğunu yaşama bilinciyle; fenafillah hali yani, ilm-el yakin olunur. "Ölmeden önce ölüm" olgusunu yaşayan bilinçte Baki olan Allah'tır ki, bu seyri ilminde seyreden Allah'tan başkası değildir. Bu olguda birimin bilinci kalmamış, sadece bilincin manalarını seyri vardır. Bu olguda esas olan; her birimin kendi Kadir Süreci'ni iyi değerlendirip Rabb'ini öğrenerek kendi esma terkibinden sıyrılıp idrakini geliştirerek vahidiyeti yaşamasıyla birlikte Ruh-u Azam'da seyre karışabilmesi , aklının Aklı Küll olduğunu ve Mir'ac'ını idrak edip yaşayabilmesidir.

            Yakin gelinceye kadar salat edebilenlerden ve güneşin dönmesiyle de Vahdeti yaşayıp fena halini fıtratında idrak edenlerden olabilme dileğiyle.
 (Mine Demet)

ALLAH'I GÖRME
   Allah'ı görme denen şey zat'ı görme değil; ilahi Zat'ın isim ve sıfatlarının aşikar olduğu mahaller söz konusudur ki İDRAK VE BASİRETLE görülebilir."Ben,  o, bu, şu kalkmadan HAK görülmez!Her be yana bakarsanız Allah'ın veçhini  görürsünüz.(2/155)
  Allah'ı görebilmek için öncelikle "Bilincin arındırılması" gerekir.TESLİMİYET ile ibadet denen çalışmalar sonucu HAYatımızı değerlendirebildiğimiz ölçüde yol kat ederiz.Afaki ve enfüsi seyir ile kendisinde ve dışında HAKkın varlığı dışında bir şey görmeyip (şirk işlememe) TEK VÜCUT olma hali…

  Varlığın HAKkın varlığı olduğu sıfat ve özellikleriyle suretlere bürünerek var olduğu ve bu suretlerle HAKkı seyretme "Mutmaine ve Radiyede ağır basar.MARDİYEde ayrı ayrı birimler GÖZÜKMEZ! (A.H)
(Hatice)

ALLAHI GORMEK, KENDIMIZI TANIMAKDIR.
KENDIMIZDE OLMAYANI ZATEN TANIYAMAYIZ.
MESELA NEFSIN SAHIPLENME SIFATI OLMASA.
ALLAH'IN HERSEYIN SAHIBI OLMASI DUYGUSUNU HISSEDEMEYIZ.
ZIKIR, ORUC, GIBI CALISMALARDA BEYIN KAPASITESINI GELISTIRMEKTIR.
ALLAHI GORME CALISMALARIDA, TEFEKKUR ETMEKDIR..
INSAN BILINCINI DUVARLARLA CEVRILI BIR ODA OLARAK DUSUNURSEK.
HER OKUDUGUMUZ AYETIN KOLEKSIYONUNU YAPMAK YERINE,
O AYETI BIR BALYOZ YAPIP BILINCIMIZIN DUVARLARINI YIKARAK ALLAHI GORMELIYIZ
(Ercan)

Benim ol aşk bahrisi/Denizler hayran bana.
Derya benim katremdir/Zerreler umman bana.
Yunusça okuyabilsek Rahman'ın ayetlerini Hakkı kolayca görebiliriz. Ancak kayıtlardan kurtulmak şartıyla.

Şeriat ehli ırak/eremez bu menzile.
Ben kuş dilin bilirim/Süleyman söyler bana.
Zahir perdelerinden kurtulmadıkça işimiz zor. Afaktaki ayetleri hakkınca okuyamaz isek, Enfüsteki sesi dinlemeye çalışmalıyız.
İşbu vücut şehrine/Her dem giresim gelir.
İçindeki sultanın/Yüzün göresim gelir.

Bununda kolay olmadığını Yunus kendi söylüyor;
Ol sultan halvetinin/Yedi hücresi vardır.
Her kapıda bir kişi/Yüzbin çerisi vardır.
Nefis orduları yabana atılacak cinsten değil. Hülasa kendi özüne dönmenin bile zorluğu aşikare...

Erenlerin sohbeti/Artırır ma'rifeti.
Cahilleri sohbetten /Her dem süresim gelir.
Allah bizleri cahillerden uzak eylesin. Salih kullarının sohbetine nail eylesin.
(Arif)

ALLAHI GÖRME ÇALIŞMALARI
               Allah "evvel, ahir, zahir ve batın" olan HU (O,İsmi Allah olan) mutlak (gerçek-tesbitli-şüphesiz-tek) Hakikattır. "La İlahe İllallah" ( ikinci bir varlık yok, sadece-yalnız Allah) vardır ve  "şe'n den şe'ne" geçerek haylığını (diriliğini; yaratıp-yaşatıcılığını ), bu haylığına bağlı olarak ilmini, iradesini, kudretini, vakıfiyetini, görmesini, edimini (tekvin) her an kullanmakta ve bu kullanımını devam edip gitmektedir. Her mazharda (varlıkta-halkettiklerinde) yaşayan, tüm sıfatlarını kendi tecellisiyle icra eden; Ahad olan, samed olan, doğmamış, doğurmamış, başka (gayrı) mevcud olmayan tek hakikat……

-"La faili İllallah"  (Sıfat ve esmaları yoluyla fiillerin kendisi ve sahibi yalnız ve sadece Allahtır.)

-"La mevsufu İllallah"  ( tüm sıfat esma ve manaların kendisi ve sahibi yalnız Allahtır.)

-"La mevcudu İllallah"  ( Allahtan başka  vucud sahibi yoktur. Vucud sahibi Allahtır.)
               Ne varki "bilmek için Alemi, bilinmek için Ademi yarattım." Gereğince tecellisini alem ve adem mazharından ızhar edince, Allahlıktan , (Hakk'lığa ordan da  "Halik"lığa, halıklıktan halk'lığa tecellisiyle) halk elbisesine bürününce; İzhar ettiği noktada mana sıfatlarıyla da tecelli ettiğinden, tecelli olunan mazharda, zıtların cemi halindeki nefis –emr –ruh da teşekkül etti (İzhar oldu.) .

Kendisinin olmayan, hatta kendisi bile mevcut olmayan, sadece varsayımdan ibaret olan na-mevcud varlık (nefs); "güç-kuvvet, sıfat, vucud benim" zan ve yanılgısına düştü…..

Düştüğü yer "cehennem" olduğu için, tefekkür idrakıyla kendisinin  bir varlığının olmadığını, güç,  kuvvet ve vucudunun Allahın olduğunu  anlayınca; kendinde "Ben" dediğinin, kendi olmadığını, ben diyenin kendini terbiye eden "Rab"bi olduğunu sezer-anlar ve keşfeder.

               İşte bu keşfediş: Allahı tanyıp, O'nunla tanışmanın başlangıcıdır da. Kendini, Allahtan gayrı (ikinci bir varlık) kabul eden  "Kul", idrakının  açılması, anlayışının gelişmesi için  dinin (şeriatın) emrettiği çalışmaları yapmak suretiyle  sıkıntılar kaynağı olan cehennemden kurtulmaya çalışacaktır. Belki başarılı da olacak "iyi bir kul" mertebesine gelecektir. Ama kul mertebesinden "İnsan" mertebesine intikal, ancak insan (Allahla birlik ve beraberliğini anlayıp hazmetmişlik hali) mertebesine gelebilmiş (Muhammedi ahlakı yaşayan) , varis-i Rasul bir zatla (Vahdet Efendi örneğindeki gibi !) tanışıp arkadaşlık yapmakla olacaktır düşünce ve kanatındayım.    

               Yaratılma  gâyemiz  Allah'ın sıfatlarındaki kemâlât tecellîlerini bilmek ve görmekdir. Sıfatları yönüyle O, görülebilir, O'nunla konuşulup, sohbet edilebilir.
O'nunla beraber olunulabilir. Allah'ın Zâtının sıfatları O'nun nefsidir. Alemde  kemâlât sıfatları nasıl, İnsan-ı Kâmiller ise,  vücut ülkemizde de, zatımızın kemâlât tecellileri, mutmain olmuş nefsimizdir. Cenab-ı Allah'ı kemâlât sıfatlarında görmemiz mümkündür. Esmâ ve sıfatlara Hakk'ın  manası olarak değil de, vücut verdiğimiz sürece, O'nu bilip göremeyiz. Esma ve manaları vucut vererek, Alahı görmek muhaldir, hayaldir.

               Allah bizleri, ahlak kemalatını  erip-ulaşmış, yaşadıklarını konuşanlarla , bir ve beraber eylesin  inşaallah.
(Karali)

Üstad, kapasitemiz kadarıyla bu sözü ile demek istiyor ki "Allah'ı görmek" birimin yapacağı bir çalışma değildir. Zira benzer durumda "SEN beni göremezsin ya Musa!" hitabı gelmiştir. Kendi'nden gafil olanın Allah'ı görebilmesi, o hali devam ettikçe mümkün olmaz. Allah'ı görme noktasında ise ne "Sen" kalır, ne "Ben". Gören kendidir artık...

Bakalım işin ehli ne diyor, ne kadar açık söylüyor bu durumu.

"Hiç bir şey görmem ki, evvelinde ALLAH'ı görmüş olmayayım" Hz. Ebu Bekr
Hiçbir şey görmüyor ki öncesinde Allah'ı, onun bilincinde açığa çıkardığını görüyor olmasın. Artık bir et kemik beden, ben şuyum, ben buyum şuuru kalmamış kendisinde. Herhangi bir anda, herhangi bir yerde kendini bulduğunda, onda Seyr eden O olmuş artık. Önce Allah'ı, sonra açığa çıkardıklarını müşahede ediyor bilinç.
Bizde durum böyle mi bir değerlendirelim bakalım. En yakın olarak bu Ramazan ayını nasıl geçirdik onu düşünelim. Eğer layığıyla Savm'a niyetlendiysek yiyip içmemenin haricinde karşılaştığımız her durumda Allah'ı, O'nun açığa çıkardıklarını düşünüp yaşamaya çalışabilmişsek, gördüğümüz hiçbir şey için kimseye kızmamış, sinirlenmemiş, her şeyin O'ndan geldiğini, yerli yerinde olduğunu anlamaya gayret gösterebilmişsek bu yolda bir adım atabilmişiz diyebiliriz görünen o ki.

Bu adımı atan, gayreti gösteren kimdi peki? Biz mi?

Gayreti kendimizin gösterdiğini düşünüyor, yaptığımız çalışmaları kendimize mal ediyorsak uyarıda da belirtildiği üzere bilelim ki bu şekilde asla O'nu göremeyeceğiz.
Bu çalışmalarla amaç hakiki mânâdaki Nefs'imizi, varlığımızın hakikatini tanımak olmalı. BEN dediğimiz şeyin hakikatinin ne olduğunu anlamaya çalışmalıyız. O zaman vechimizi nereye döndürürsek döndürelim gördüğümüz hep Allah'ın vechi olur.

Kur'an'da Bakara Suresi'nde 144-150 numaralı ayetleri arasındaki bölümde bir şey tavsiye ediliyor ısrarla. "Nerede olursan ol, nereden çıkarsan çık vechini Mescid-i Haram tarafına döndür". Herhalde buradaki amaç geometrik olarak sürekli bir yapıya dönük durmak, o yönde yürümek, o yönde oturmak, o yönde kalkmak demek değildir ki bu yapının yönü  dünya üzerinde bulunduğumuz farklı konumlara göre de sürekli değişmekte.

O zaman bu ayetler üzerinde biraz düşünelim ve vechimizi Mescid-i Haram tarafına çevirelim artık. O hürmetli mescide, o secde edilecek tek yere. Sonra belki fark edebiliriz gören de bir, görünen de...
(G.Ş.)

Biliyoruz ki Allah razi degil zulumden...

"Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve, "Bu gün artık insanlardan size galip gelecek (kimse) yok, mutlaka ben de size yardımcıyım." demişti. Fakat iki taraf (savaş alanında) yüz yüze gelince (şeytan), gerisin geriye dönüp, "Ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyler görüyorum. Ben Allah'tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır" demişti" Enfal - 48

Seytan da razi degil zulumden!

Allah zulumden razi degil, seytan da razi degil...
Kİm razi?
Nİye razi ?
Nasil razi?
Biz nefsimize zulmetmekle kimi razi ediyoruz?
- "Nefsimizi"

-          Peki, o kim?
***

Seytan nefsi cok iyi tanimasa, ona yakin olmasa onu kandirabilir mi?
Birisini kandirabilmek icin ondan daha cok bilmeniz gerekir. Ondan daha cok gormeniz.

Nitekim seytan da oyle soyluyor. "Sizin goremediklerinizi goruyorum" diyor.
Ve "ustunum" diyor, hakli olarak!
Bu ustunlugu yalanlanmiyor da...
'Ben' dedigi icin kafir, sadece...
Ben dedigi icin örtmus, örtücü...
Kimi?
Kimi örtmüs?
Örtunun altinda kim var?
                                                           ***

Iste bu yuzden yaptigimiz calismalar cehennemden kurtulma calismalaridir.
Cehennem celal sifatidir.
Butun sifatlari yakar, yikar, yok eder...
Gaye yokluk degil mi?
Oh, ne guzel!
Yokluğu bulamadiysak, bu demektir ki, zaten cehennemdeyiz ve ondan kurtulmaya calismamiz dahi Allah'in bir rahmetidir.
                                                           ***
Mutmain'ne kadar nefs dunyada da, ahirette de cehennemdedir.
Celal sifatiyla ortuludur.
Gaye, Cemal'i bulmaktir.
Celal'den gecip...
Yani;
Ben'den
Sen'den,
Cehennemden,
Seytan'dan,
Atesten,
CELAL'den gecip Cemal'i bulmak!
                                                           ***
Mutmain'ne gelince ona "gir cennetime" denir. 
Cemal bulunur.
Ve illâhû!
(Meryem)

NOT : TEFEKKÜR KONUSU HAKKINDAKİ FİKİRLERİM EHLİNDEN KAPASİTEM     KADARI İLE  ÖĞRENEBİLDİĞİM İLMİN NAÇİZANE DEĞERLENDİRİLMESİ İLE OLUŞMUŞTUR.İSABET ALLAH'TAN,HATALAR BU ACİZ KULUNDANDIR.

Cehennem'den kurtulma çalışmaları : Fıtratında (yaratılış programında) mevcut ise,ego ve onun kişide meydana getirdiği şartlanmalar terkedilmeden Resulullah (SAV) Efendimizin Hadis-i, Şeriflerinde bahsettiği şekilde kişinin kendisine kolaylaştırılan farz,sünnet ve diğer nafile ibadetleri uygulama (taklidi olarak bile olsa) çalışmalarıdır.Bu çalışmalar sonucunda kazanılan pozitif getiriler ve kendi Rabb'ının esma terkibi kısıtlamalarından kısmen çıkması sonucu birim Allah'ın rahmeti neticesi Cehennem'de uzun yanmalar ve arınmalar sonrası  oradan kurtulabilir,ve Cennet'e girebilir.

Ancak Kur'an-ı Kerim'e göre Cennet'in değişik mertebeleri vardır (Adn,Firdevs ve diğerleri) ve en düşük mertebesi taklidi olarak yapılan çalışmalar sonucu kazanılır.Ego terkedilmiş değildir.Cennet'e girene istediği her şey verildiği halde birim kendini vehmi benlik ve bedensellik kuruntusu ile kısıtladığından dolayı sadece bu şartlanma kapsamında hayal edip isteyecektir.Hatta yine  Resulullah (SAV) Efendimizin Hadis-i, Şeriflerinde bahsettiği şekilde Rabbul Alemin orada kendilerine görünecek,fakat bilinçlerindeki imaj ile örtüşmediğinden kabul etmeyecekler,daha sonra tahayyül ettikleri gibi göründüğünde kabul edeceklerdir.

Allah'ı görmek : Allah'ın vechini görmek demektir.

(O halde nereye dönerseniz Allah'ın vechi oradadır... Muhakkak ki Allah Vasi'dir,Aliym'dir..Bakara 115)

Allah'ın vechini görmek için ölmeden önce ölmek ve mülkü vahid ül kahhar olan sahibine teslim etmek gerekir (zaten onundur, bizim zannediyorduk).

'B' sırrı,La ilahe illaAllah,ve İhlas Suresi gerçeğince Allah'tan başka bir varlığın mevcut olamayacağını fark eden birim,o güne kadar var sandığı vehmi benliğinin kendisinde meydana getirdiği birimsellik ve bedensellik sanısından, ve bunlara bağlı olarak yokluğu kendine sıkıntı veren şeylere değer vermekten kendini kurtarabilir, ve basiret gözü ile beş duyu kayıtlanmalarından arınarak, var olanın sadece 'O' olduğunu idrak edebilirse, ölmeden önce ölmüş olur.

Bu idrak düzeyine gelen bilinç,basireti ile artık kendisinin ve tüm mevcudatın sadece ilim ve esma terkibi olduğunu önce ilmen anlar (yakin hasıl olur).Nafile ibadetler,tefekkür,zikir,riyazat,arınma gibi ilave çalışmalarla gerçek nefsini tanıyabildiği, ve şartlanmalarından ve terkip kısıtlamalarından kurtulabildiği ölçüde,  ve hologram özelliğine göre özünde mevcut kuvveleri farkedebildiği ve açığa çıkarabildiği ölçüde bilinç sınırlarını genişletebilir.Daha ileri safhalarda nasibinde var ise varlığın tekliğini Allah ahlakı ile ahlaklanmış bir 'halife' olarak 'Hak' gözü ile sınırsız olarak müşahade eder ve daha yüksek Cennet mertebeleri ile şereflendirilir.Daha ilerisi, ???????

Allah hepimize ölmeden önce ölmek nasib etsin,Amin...
(Ümit)

Merhaba dostlar
        Rabbimi genc bir delikanli suretunde gördüm. Muhammed SAV.
       Hic bir sey yokki evvelinde Allahi görmüs olmayayim.Hz.Ali  R.A.
       Allah görünmeyen degil "görülmeyendir". Münir Derman K.S.
      Seriat ve Tarikat'in  amaci ALLAHI göstermektir       .A.H.
      
     Bir kac senaryo canlaniyor zihnimde!
     a) Ben varim   Allah var  GÖRME  SINIRLILIGINDAN  dolayi göremiyorum!
     b)Ben varim ALLAH var dilerse kendini gösterir !
     c)Ben yokum ALLAH var ,benligim kalkarsa (ölmeden evvel ölürsem)görürüm (hernedemekse!)

    Efendim Duydugunu anlatan yada aktarmaya calisan nekadar dogru anlatir ?(bu aciz)

   AlLLAH'ta Fenafillah söz konusu olmadigina göre,ve yine ikinci bir varligin  (kendi basina) varligi  asla söz konusu olmadigina göre,Bölünmez parcalanmaz  EKBER ise, buradaki görme olayi ne?

     " Her ne yana dönersen ALLAHIN   YÜZÜNÜ  görürsün".Ayetinin düsünüyorum.
      Namaza baslarken okudugumuz "Ibrahim A:S. duasini düsünüyorum"  INNI VECCEHTÜ VECHIYELILLEZI     FATIRASEMAVATI VELARDA.......
     yani "ben (ikinci varlik ben degil) yüzümü (suurumu,bilincimi) alemlerin Rabbi olan ALLAHA döndüm....."
     burada VECH yüz ,cehre,görüntü degil bilinc ve suur kavramlarina atif, dolayisiyla  görme kelimeside sadece bir anlatim yaklastirmasidir.
     Allahta fenafillah muhal derken"ayri bir varliksin yok olman mümkün degil,mansina anlamak degil pekine,yok olacak ayri bir   varligin yok  manasina.

 Besmelede de ayni suur vurgulaniyor ,soyut ayri bir varligimin bulunmadigina,sadece anlatim sadedinde "NAMINA veya ICIN"kelimeleri kullaniliyor.Sehadet ehli olmak insaallah bize nasib olsun.

Suan yapilan calismalar cehennemden kurtulma calismalari,peki muhakkik ehli en üst düzeydeki veliler ve alemlere rahmet olarak gelen Muhammed A.S.(Salavat üzerine olsun)bu calismalari asla birakmamis!!

Kanimca bu calismalar ayni zamanda görmeyi olustururan ,vahdet suurunuda beraberinde getiriyor olmasidir.Rabbülalemin bizlere idrak nasib etsin.

Bir ayete dikkatinizi cekmek isterim :
Önemli gecelerde,hatta ramazan ayi boyunca daha dogrusu cemaatin kalabalik oldugu gecelerde,sadece ve sadece  PARA toplanacagi zaman hatirlanan ve okunan insanlarin cebindekini almak icin korkutmak icin cennetten pasel satmak icin okunan bir Ayet
(bizim nazarimizda elbette degil)

"ALLAHIN EVLERINI ALLAHTAN KORKAN VE AHIRET GÜNÜNE IMAN EDNELER YAPAR"
Gercekci bir sekilde düsünelim buradaki evin duvarlari nasil ?ziyaretcisi kim?sahibi kim?Tapusu kimde?
(Ayhan)

La ilahe illallah,Allahu ekber,yaradılanı hoş gör yaradandan ötürü, ete kemiğe büründüm yunus diye göründüm..evet bunlar bende ALLAHI  görmek nedir? sorusunda yardımcı olan sözler.Bir düşünürün kitabında şöyle yazıyordu la süpürgesiyle süpürmeden illallah sarayına varamazsın demekki saraya girmek için tevhidi yaşamak için putlarımızı temizlemek lazım Allahu ekberi tam olarak gerçek kulluk bilincinde söylemek nasip olsunki tüm şirklerden temizlenelim.varlıkta  ZATen ondan gayrısı yok herşeyde onun hükmü gecer mülk onun her şeyin yegane sahibi  O. Halim ismi şirkten arınmak ,Allahı bilmek önce kişide  Halim isminin yaşanmasıyla mümkündür.ALLAHI görmek ilim ve idrakle olur.  Sonuçta görende kendisidir.Bu yoldaki çalışmalara düzenli ve samimi bir şekilde devam edebilirsek ne mutlu mutlaka sonunda hasib isminden dolayı sonuçları yaşanacaktır.her şey bir hikmetle yaratılmıştır .       objektif, global, ön yargısız  bakmalıyızki bizde bilinç sıçramaları olsun ve tahkike erebilelim .Beş duyunun verdiği madde kaydını bir yana bırakıp boyutsal idraklara  yönelirsek yavaş yavaş zulmet perdeleri basiretimizden kalkmaya başlar.Allahı görme çalışmaları taklitten tahkike geçmekle başlar diye düşünüyorum bu yolda çok mücadele gerekli efendimiz Hz.muhammed (as)bile bu yolda pasif bir bekleyiş içinde değildi yoğun tefekkür  çalışmaları  vardıki bizimde özümüze doğru bu yolculukta tefekkür çalışmalarına önem vermemiz gerekli tefekkürün olması içinde ilim gerekli .öğrendiklerimizi hayata geçirebilirsek her an herşeyde onun isim ve sıfatlarını seyrede biliriz.Nefsini tanımadan , bilinci arındırmadan ,şartlanmalardan ,alışkanlıklarımızdan  ,tabiatımızın hükmünden çıkmadan müşahade oluşmaz diye düşünüyorum. Hz.Ali   görmediğim Allaha  kulluk etmem .(aynel yakin müşahade sahibi)enfüsi ve afaki müşahadenin tam oluşu dolayısıyla söylenmiş bir söz.Allah hepimizin çalışmalarını kolaylaştırsın...
ŞEYH ŞABANİ VELİ HZ.LERİNİN  şu dizeleri çok hoşuma gittiği için sizinle paylaşmak istedim     

melek bilmez ki yazsın ,
şeytan bilmezki bozsun,
insanda farkında olmazki,
onunla Allaha nazlana....
böyle bir saflık ve samimiyet versin ALLAH  gönlümüze.
(Jülide)

ALLAH'I GÖRMEK . İpucu linkler beni BASİRET'le bakmak sonucuna  götürdü, Üstadın basiret konusunda yazdığı gibi  Basar (gözbebeği ) ile değil Basiretle (ilimle, şuurla) bakmadan TEK'in müşahadesi mümkün olmuyor. Öyle sanıyorumki  bu tefekkür bir çoğumuza  basarla mı,  basiretle mi baktığımızı sorgulatmış, gercekten silkelemiştir  Bakılan şeyde yaratılanı görmek ya da yaratanı görmek,  aşılması gereken nokta burası . Ama bu görüşün ilk bakışta olmasıda şart, yani,  baktım önce bir birim olarak karşımdakini gördüm sonra  düşündüm onun hakikatine ulaştım, şeklindeki bakış belki başlangıçta olabilir ama bir süre sonra bu bakış yerini ilk önce hakikatini görmeye bırakmıyorsa, hala ALLAH'ı görme söz konusu değil.  Hala basarla bakma ve görüntü üzerine analiz  söz konusu. ( Sohbetini dinlediğim değerli bir kişi   bizim birisiyle ingilizce konuşurken önce söyleneni zihnimizde ingilizceden-türkçeye çevirip sonra türkçe cevap düşünüp,  tekrar o cevabı  türkçeden ingilizceye çevirdikten  sonra ingilizce cevap vermemize  benzetmişti. Bu durumda aslında ingilizce konuşmuş olmayıp çeviri yapmakla meşgul olunuyor tabiiki.  İyi bir örnek olduğunu düşündüğüm için paylaşmak istedim). Sonuçta  BASİR olmadan ALLAH görülemiyorsa, nasıl Basir olacağız?
Kendi  kelimelerimizle  yazmamızı bekliyorsunuz biliyorum (Üstadın kitaptan konuşanları  dinlemediğini bile  öğrendim  bir süre once) ama Basir olmayan birisi de bu konuda ne diyebilirki. Ben yine kendi adıma O'nun yazdıklarını hala anlayamadığımı anladığım için defalarca okumam gerektiğini düşündüğüm bir yazısından giriş yaptım.  Nasıl bir çalışma yapmam gerek diye düşündüğümde ise yine taklidi olarak söylemek gerekirse; hanif olarak,  veri tabanımızdaki yanlışları, şartlanmaları düzelterek , Allah gibi düşünerek müşahadeye bil fiil (Üstadın bil fiil demesini 'benliksiz' olarak algılıyorum burada ) çalışmam gerek diyorum. Baş gözüyle  gördüğüm her şeyin beni yanılttığını, sadece zan üzere olduğumu hiç ama hiç aklımdan  çıkarmamam gerektiğini, bu uyanıklık halini her gün kaç saat, dakika veya saniye sürdürebildiğimin muhasebesini yapmam gerektiğini yani kendimi hesaba çekmem gerektiğini düşünüyorum.

Ayrıca tefekkürü boş zamanlara bırakmayıp, en azından, her gün hatırladığım; Bütün gözlerden bana bakan, Beni böyle kor ateşte yakan, sen değil misin? dizelerini her an tefekkür edebilsem diyorum.
(Ayşegül)
                                            
ALLAHI GÖRME ÇALIŞMALARI

                    "Biz sizin şah-can damarınızdan daha yakınız… Velakin göremezsiniz" (Kaf Suresi/ 16.) ve "Nefislerinizde mevcut olan O !. Hâlâ görmüyor musunuz?." (Zariyat-21) diyen Allah, Fussulet/53 ayetiyle de  "Onlara mutlak Hakk aşikar oluncaya kadar, Alemde ve kendi  nefislerinde  ayetlerimizi göstereceğiz"  buyurmaktadır. Rasulullah Efendimizin hadisleriyle de; "Öğretmenim olmasaydı Rabbimi bilemezdim", "Rabbimi Rabbimle bildim" diye ikaz edilmekte, yol gösterilmekte bize!….

                     Yukardaki arzettiğimiz ayet ve hadislerden anlaşıldığı üzere; Allahın kuluyla Bir ve beraber olduğu şüphesiz, gerçek!.. Ne varki bizim bu durumu fark edebilirliğimiz; anlayışımızın açılması, Allahla bir ve birlikteliğimizin tesbitli/şuhutlu idrakından sonra olacaktır.

                     Sözü edilen bu anlayış ve idrakın, bizde teşekkül ve tahakkukunun gerçekleşip yaşam boyutuna ulaşmasına kadarki; gayret ve uğraşlarımız "cehennemden kaçış"ı,  yaşantıya dönen bu halin kemal ve tatminliğe ermesi de "cennet yaşamımızı" husule/meydana getirecektir.

                      Uyanıp ve anlayabilenlerimiz:  gerek nefsimizde ve gerek ise afak dediğimiz evrende, Hakkın iz ve belirtilerini görebilecekcek ve bilebilecektirler. Tek-tümel (bütünün) içinde olduğu bilinciyle; alemin mevcudiyetini kendi özünde bulabilenler, Allahı bilir-bulur-konuşur. Zira nefsine arifliği, Rabbini bilirliğini sağlayacaktır. Sağlamalıdır, çünkü "insan":yaratılmışların en şereflisi, habibinin/meleklerin sevgilisi, Allah kudret ve veçhinin de tecelli olunduğu yer/mazharıdır.

                    Şüphesiz bu övgülü hal ve vekilUllahlık yaşantısı, insanın kendini "insan" olduğunu katiyetle, sarsılmaz bir inançla inanması; ve o kati ve sarsılmaz inancın neticesinde; özünde Rabbini bulması, ahlakı muhammediyi  yaşamasıyla olacaktır. Bu dahi, varlık/enaniyet, tümden ayrı bireysellik, ben de varım  zan ve yanlış itikatlardan müteşekkil "cehalet" kirlerinin hicap ve mihnet/sıkıntı/ cehenneminden temizlenmekle olacaktır düşüncesindeyiz.

                    Allah yar ve yardımcımız olsun. İnşaallah.
(Hikmet)

Rü'yet...Allah ilmi ile ilimlenip ahlakı ile ahlaklanmaktır kanımca..

Bunun yolu mirac'tan geçiyor sanırım.İman da  akıl yolu ile yapılan bir çıkarım söz kosu ve bu idrakle "ben"liklerimizin ötesinin olduğuna dair bir sonuca ulaşılıp rükuya varılıyor ancak imanın derinliğinde erilen(sonrasında) ikan; secde halinde, yaşanan benliğin yokluğunun farkındalığının hal olarak  yaşanısıdır ki  miracdaki hitap bu yaşantı ile vuku bulur..."""Esselâmu aleyke eyyühennebiyyu ve rahmetillâhi ve berakâtuhu...

Ey nebî, Selâm, Allahın Rahmeti ve Bereketleri senin üzerine olsun."""Rabbinden insandaki nübüvvet mertebesine gelen....

   ...Ve Selam isminin açılımı ile kişide kendi vehmi benliğini var eden terkibine erişi ve bu terkip vasıtası ile esma-i ilahide,esma-i ilahi vasıtası ile arş'ta arş vasıtası ile de dehrde ve sonrasında da Hakkın kendini seyretmeyi dilemesinin ötesindeki mutlak zatta eriyişi...

İmanın İkana dönüşmesi ile seyr baslar...

Üstad'ın şu anlatımı marifrtullah'a giden yolun anahtarıdır  kanımca;
"Vechini" (holografik gerçeklik temelinde, hakikatindeki esmâ mertebesi noktanı, ki varlığın o noktadan projekte olmaktadır) Hanif olarak (varlıkta ikinci bir yaratıcı düşünmeksizin) O TEK DİN'e (TEK bir yaratış sistemine –Esmâ mertebesinin  "çok boyutlu tek kare resim" seyrine– yönelt!.. O Allah fıtratına (Allah'ın esmâsının işaret ettiği özelliklerle tüm varlığı holografik gerçeklik sistemiyle programlı olarak var edişine) ki, insanları da bu sistem üzerine (varlıklarında hakikat noktası mevcut olarak ve o noktanın projeksiyonu olarak) yaratmıştır.

Fatiha'da bahsi geçen Marifet nuru ile kalpleri diriltilmiş olanların yolu 'dur şehadet yolu,ikan yolu...Boyutsallığın ötesinin ilminin yani tüm boyutlarda tecelli edenin tasarrufunun mekanizmasının ilmini yaşayıştır ...Sizin ilk yazınızdaki hikmetin kavranılması sonrası kudreti görmektir...ikan...
(Özgür)

Yüce ALLAH 'ı ancak öldüğümüzde görebiliriz...

Ancak Peygamberimiz hadisi şerifinde de dediği
gibi"ÖLMEDEN ÖLÜNÜZ"
Ölmeden ölenler de Allahı görürler...pek çok eren
bu konuya değinmiştir...Onu görmek ancak kalp
gözüyle olabilir.

Bu Dünyadan tamamen vazgeçen, Ademde bir olan
 her kul onu görebilir...Yani her vazgeçiş bir kazanış
olur...Ve vazgeçtikçe yükseliriz.
Çalışmalar vazgeçiş üzerine olmalıdır...
(Nursel)

SAV... Zâtı idrâk (görmek) muhâldir. Çünkü sıfat-isim Zâtı ihata edemez. Varlığın ve detaylarının, Allah isminde cem olan manâların (esmanın) farklı kombinasyonları olduğuna Hak-el Yakîn elde etmiş; bu farkındalığı hem enfûsi hem de afâki olarak yaşamış manâ(!) (abd) görebilir ancak Allah'ın VECHİNİ... Ve bu görüş Basiretledir, İlimledir..

Sünnetullah gereğidir ki, her yapı ancak kendi yapısında olanı görebilir(!) Allah'ın vechini görebilmek, vech halini yaşayabilmek ile mümkündür ancak... Bunu yaşayabilmenin, diğer bir ifade ile  Allah'ı görebilmenin yolu kulun "Hû" ile işaret edilen boyutta kendisini bilebilmesine bağlıdır. İşte orada seyir başlar.

Bu çalışmaların tafsili Üstad'ın vehmi benlik, tabiat, şartlanmalar şeklinde tevil ettiği zincirin kırılmasıyla başlar ve ölümü tadana dek devam eder. Esma tanınabildiği (kendini tanıma yolu) ve yaşanabildiği ölçüde bu açılım gerçekleşir.

Ayrıntıları konusunda Üstad'ın söylediklerini tekrar etmeyi gerek bulmuyorum. Ancak şunun önemli olduğu düşüncesindeyim : Seyreden olduğunun farkında olmak kadar; seyredilen olduğunun dahi farkında olmak gerekir; ikilik olmaksızın... SAV...
(Mustafa)

Perde; çokluk zannı, perdenin kalkması ise Allah' tan başka birşey görmemektir.

              Allah' ı görme denen şey , perdelerin kalkmasıdır. Arınma çalışmaları ile vehmi benliği ortadan kaldırdığımızda , perdeler kalkar. En büyük  perde, kendimize  varlık vehmetmemizdir. ( Gizli Şirk). Nefsini bilen rabbini bilir.

         "Ve fiy enfisukim efela tubsirun"(Zariyat 21). (Nefislerinizde, hâlâ görmüyor musunuz!)

          Kendi hakikatimizdeki vechinden , diğer yaratılmışlardaki vechini de görebilmeliyiz.

          ("Feeynema tuvellu fesemme vechullah") (Bakara/115). (Her ne yana dönerseniz Allah'ın vechi oradadır.)

           Zikir,oruç, nafileler dışında, yaşadığımız; bize sıkıntı veren olaylar da tefekküre yönelterek basiretimizin açılmasına vesile olabilir.

         ("Dilediğine  hidayet eder.") ( Hac   22/16 ).

         ("Yaptığından sual sorulmaz. ")(  Enbiya  21/23 ).

          Dilediği mahalde örter, dilediği mahalde açar.

         Hazreti Ebû Bekir Es-Sıddık (ra) "Hiçbir şey görmedim ki ondan önce Allah'ı görmüş olmayayım."  

         Basiretimizle görmeye çalışarak, herşeyden once , sonra , her AN da herşeyde Allah'ı görmeye çalışalım. Kolaylaştırılmış olanlardan olalım, inşaAllah.
( Emel)

Merhaba,
Her sey  O nun ve hersey ıle kısıtlanamıyorsa, hayaller fikirler,soyut ve somut olanlar,  O nun Vechi diyebiliriz.

Kendi Vucudunda özellikleri ile Kendisini seyrediyor ama sonsuz birşeyi nasıl tanımlayabiliriz ki.

Her gödüğümüz veya hissettiğimiz  O .Beynimizi düşünmeye yöneltmek ve tefekkür için yapılan çalışmalardır ibadet.

Vech i görme Alemin kendi sonsuz Vucudu olduğunu hissetme ile başlar mı?
(M.Berat)

ÜÇ SORUYA ÜÇ CEVAP

1) Zahir ve Batın, Evvel ve Ahir, kısaca herşeyin zatı veya hakikati O olduğuna, O da TEK olduğuna ve nereye bakarsak bakalım O'nun vechi ile karşı karşıya olduğumuza göre, biz farkında olsak da olmasak da zaten Allah'ı görüyor olmalı değil miyiz?!
Şayet böyle ise, asıl mesele Allah'ı görüp görmemek değil, belki "gördüğünün farkında olmak" ve bu görüşü veya farkındalığı muhafaza etmek olsa gerek.

2) Bizde ve bizimle görenin O olduğunu şuurda muhafaza etmeye çalışmak bu konuda işe yarayabilir.Bizi O'ndan ayrı düşüren vehim olduğuna göre, vehmi ortadan kaldırmaya yönelik her çalışma O'nu görmeye götürecek bir araçtır diye de düşünebiliriz.Örneğin, "Allahümme ahricniy min zulumatil vehmi ve ekrimniy bi nûr'il fehmi" duasına devam etmenin bu hususta yardımcı olabileceğini düşünüyorum.

3) Bilmiyorum.
(Hakan)

 
DERİN TEFEKKÜR

Devamı oku... 
 
 Silkeleyen Sözler- 10
 
İpler hep beynin elinde... De, beynin ipleri kimin elinde olabilir?Sakın ‘’Tanrı’’ demeyin!!!... 

(AH- D. Dosta-1371.söz)


Son Teslim:
26.Ekim.2008 Pzr 23.00
(Türkiye Saati ile)   

Teslim Adresi:

 
dogramacimehmet@gmail.com
İpuçu Mesaj Devamını OKU...
Okumak fırsat : Kendini TANImak için !
 TEFEKKÜR CEVAPLARI : Zaman akabınde