- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
Ülkü Özgür // 01.Mayıs.2008
Üstad Ahmed Hulûsi’ye Dost’tan Dost’a dan anladıklarımı yazabilmem için yol açtığı
ve sınırsız ışığını yansıttığı için çok teşekkür ederim ...
Ülkü Özgür
pervaneyem@hotmail.com
DOST'tan DOST’a
Kelime anahtarları, eğer beyinde düşünce kilitlerini açabilirse, insan tefekkür âleminin sonsuzluğuna kanat çırpar.
Esasen, sonsuzluk için varolan insan, ya şuur boyutunda kendisini tanıyıp “Sonsuz”a ayna olma huzur ve saadetini yaşayacak; ya da ilim ve idrak yetersizliği sebebiyle kemalini şartlanmalara bırakmış bir halde, “ben bir maddeyim” vehmi ile hücre batağında mahvolacaktır!
Özellikle 1968–70 yıllarında kâğıda geçirdiğimiz bu sözler, şayet üzerinde ağırlıklı olarak durulur ve önyargısız bir şekilde değerlendirilirse, yepyeni ufuklara ve hedef tespitlerine vesile olabilecektir.
Okuyacağınız cümlelerin çok büyük bir kısmında, ikiden fazla mânâ mevcuttur.
Hatta tasavvufla ilgilenenler, pek çok mertebeden değişik anlamları bu satırlarda bulabilirler.
Dostlarıma tavsiyem odur ki, bu satırları okurlarken.
Elden geldiğince kendilerini, kelimelerin mânâ denizine salıvereler.
Ne anlam çıkartırlarsa çıkartsınlar, bununla yetinmeyip, daha değişik manâların da olabileceğini düşüneler.
Zahirden - bâtına, bâtından - ahadiyet hakîkatlerine kadar her boyuta işaretlerin satırlar arasına gizlenmiş olduğunu bileler.
Ve nihayet kendilerine ulaşan kelimelerin “DOST'un SESLENİŞİ” olduğunu hissetmeye gayret ederler.
Biline ki Dostum...
Halktan alıp halka satanlardan, değil; HAK'kın bağışını ulaştıranlardanız, Elhamdulillah ..
AHMED HULÛSİ
1. "SADECE, SAMİMİYETE ERENLER VE ONA TÂBİ OLANLAR HAKİKATA ERECEKTİR!."
GENEL OLARAK SAMİMİYET
Samimiyet, hâl (durum, tutum, davranış) ile kâlin (sözün) birbirine uymasıdır.
Samimiyet , şirk ve riyadan, batıl inançlardan, kötü duygu ve düşüncelerden, çıkar hesaplarından ve gösteriş arzusundan kalbi temizlemeyi,her türlü hayırlı faaliyete iyi niyetle yönelmeyi ve her durumda yalnızca Allah’ın rızasını gözetmeyi ifade eder.
Mü’minlerin emîri Ebû Hafs Ömer ibn Hattâb(r.a.), Resûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken dinledim, dedi: “Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve Resûlü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve Resûlü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir. ”
….
Mü’minlerin annesi Ümmü AbdullahÂişe (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir ordu Kâbe’ye saldırmak üzere yola çıkacak; bir çöle geldiklerinde baştan sona bütün ordu yere batacaktır. ” Hz. Âişe der ki, bunun üzerine ben, Yâ Resûlallah, onların arasında ticaret için yola çıkanlar ve kötü niyetli olmayanlar varken niçin hepsi birden yere batacaktır? diye sordum. Resûlullah (s.a.v.), “Hepsi birden yere batacak, âhirette yeniden diriltilip niyetlerine göre hesaba çekileceklerdir” buyurdu
….
Ebû Abdullah Câbir İbn Abdullah el–Ensârî (r.a)şöyle dedi: Bir defasında Resulullah (s.a.v.) ile birlikte bir gazvede bulunuyorduk. Buyurdu ki: “Hastalıkları yüzünden Medine’de kalan öyle kimseler var ki, siz bir yolda yürüdüğünüz veya bir vâdiyi geçtiğinizde, onlar da sizinle birlikte gibidir. ” Bir başka rivayete göre: “Sevap kazanmada size ortak olurlar” buyurdu
Samimiyetin taklidi olmaz. Doğallık ve içtenlikle, bu niyetle yaptıklarımızla samimiyiz ancak. Her halimizden belli olur samimi olup olmadığımız. Neyi konuşuyoruz, ne yapıyoruz, ne ile birlikteyiz, hedefimiz ne gibi sorular asıl neye samimi olduğumuzu açıkça gösterir. Hakiki gücümüz içimizden gelendir, olması gereken değil. Birilerini memnun etmek mi amaç yoksa özümüzün hitabına mı kulak vermek? Samimiyetsizlikler münafıklık sebebidir .Özden çıkmayan fiiller beklenen etkiyi vermez. İkiyüzlülük karşı tarafta da algılanır. Samimiyet mümin olma tavrıdır . Şirkin her çeşidinden tam arınmışlığın vasfıdır. O halin adıdır samimiyet.
-Karşısındakinin iyiliğini düşünmek, buna göre davranmak
-Mürşidi bilip sevdiği birine itaatten doğan samimiyet
-Allah rızasını bilip karşısında da bunu gözetmek
-Kendine B sırrınca samimiyet. Yani kendi dışında varlık görmeyişin getirisi samimiyettir. Kendi gibi görmekten öte kendi eli, kolu, dili olarak bizatihi hu da yaşayanın samimiyeti .
Allah özümüzde olanı bilir. Samimiyetimizi de bilir. Enfüsünde gerçek samimiyeti bulmuş ise insan, ondan çıkan fiiller de Kuran ahlakına göre olacaktır.
Ebû Hüreyre Abdurrahman İbn Sahr (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalblerinize bakar.”(1)
Ebû Mûsâ Abdullah İbn Kays el–Eş`arî (r.a) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.)’e: Biri cesaretini göstermek, diğeri milletini korumak, öteki kendine yiğit adam dedirtmek için savaşan kimselerden hangisi Allah yolundadır? diye soruldu.
Resûlullah (s.a.v.) şu cevabı verdi: “Kim, İslâmiyet daha yüce olsun diye savaşıyorsa, o Allah yolundadır.
Ebû Bekre Nüfey` İbn Hâris es–Sekafî (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resulullah(s.a.v.) şöyle buyurdu:“İki müslüman birbirine kılıç çektiği zaman, öldüren de, ölen de cehennemdedir”. Bunun üzerine ben: Yâ Resûlallah! Öldürenin durumu belli, ama ölen niçin cehennemdedir? diye sordum. Resûl–i Ekrem (s.a.v.) “Çünkü o, arkadaşını öldürmek istiyordu” buyurdu
Ebü’l–Abbâs Abdullah İbn Abbâs İbn Abdülmuttalib (r.a)’dan nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.)Allah Teâlâ’dan rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra bunların iyi ve kötü oluşunu şöyle açıkladı: Kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa, Cenâb–ı Hak bunu yapılmış mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet bir kimse iyilik yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb–ı Hak o iyiliği on mislinden başlayıp yedi yüz misliyle, hatta kat kat fazlasıyla yazar. Kim bir kötülük yapmak ister de vazgeçerse, Cenâb–ı Hak bunu mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet insan bir kötülük yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb–ı Hak o fenalığı sadece bir günah olarak yazar. ”(2)
Resulullah(SAV) a özden gelen samimiyet ile bağlı olan, yani frekansını O na ayarlayabilmiş, uyumlanabilmiş bir insanın yaşamında tek gerçek O nu daha iyi anlayabilmek, O na hizmet edebilmek olacaktır. Resulullah(SAV) nasıl ki alemlere rahmet ise ümmeti de etrafındakilere hoşgörüsüyle, sevgisiyle, hizmetiyle rahmet olacaktır. En büyük hizmet kendimizi Resulullah(SAV) a adamaktır. En azından biz değişmeden dış görüntünün değişmeyeceğini anlamak, bunun sadece bir yansıma olduğunu bilip kabul etmek , kusur bulmaktan vazgeçmek gerekir. Ondan sonradır ki Resulullah(SAV)ı samimiyetimizle görebilelim.
Sadece samimiyete erenler derken; öğrenilecek, zamanla oluşacak bir hal olarak en azından mümin tavırları ortaya koyabilen bilinç yapısını anlamalıyız. Defalarca biat , defalarca iman tazelenmesi olmuştur Resulullah(SAV) döneminde. Seyri sülukumuz gereği, tekrar tekrar aynı dairelerden geçiyoruz ama değişik yüksekliklerde. Her seferinde yeni bir idrakle, yeni bir bakış açısı ile. Gerçek samimiyetin zirvesi ise nefsi safiyedir. Bu bir süreçtir; noktayı ilk başlangıç noktasına kavuşturan, sükun bulduran. Özlemekten gına gelmiş gözyaşlarıyla sel gibi aktığı okyanusun kalbinden fışkıran.
Gerçek Hakikat tektir O da Hazreti Resulullah(SAV) efendimizin hakikatinde kendini bulup, onda erimekle mümkündür. Birimsellikten, şirkten ve gizli şirkten tamamıyle arınmışlığın yaşamıdır; Hz.Muhammed(SAV)‘ in hakikati .O Aklı küll ile sistemi değerlendirip, yerli yerince Allah ahlakının gerektirdiği bir bakış ile sünnetullahı okur. Çünkü enfüsünde Ruhu azam olan azameti, hiçlik noktasıyla bulmuş, hiçlendiği mahallin kendisi olmuştur. Bu ruh, bu risalet; izzetiyle rauf ve rahimiyetinin getirisiyle kucaklar esmasını ve efalini tüm mevcudatta.
Ve bu samimiyete erenlere tabi olanlar Hakikate ermiştir der ; Ahmed Hulusi. Bir söz vardır ; evliyaya inanan evliyadandır. Yani o frekans ve o bakış açısının kucaklayışıyla bir yolculuğa çıkılmıştır. Hakikate ermiş bir Zat ın yanında varlığınızı hissetmezsiniz. Öyle bir sarar ki o nu kendiniz gibi, kendinizi o gibi hisseder durursunuz. Ve işte imanı kadar , teslimiyeti kadar insan bu halle hallenmeyi boyut boyut yaşar süluku boyunca. ‘ O gibi ‘ hissetmek te ızdıraba dönüşür birgün ve atar kendini okyanusa tüm samimiyetiyle.
2. "BAŞARI", HAKİKATIN YOLUNDA SAMİMİYET VE SABIRLA YÜRÜYENLERİN ERECEĞİ SARAYIN ADIDIR."
Başarmak, bir şeyleri aşmak, aşkınlık hali ve özdeki aşkınlığın zahirde taşması neticesi rahimiyetin açılması ve üretken olabilmektir. Ama Hakikatin üretkenliği. Varlıkla bütünleşmeye giden yol çeşitli zorluklarla doludur. Çünkü hepimiz terkiplerden varedildik. Genetiğimizden getirdiklerimiz ve sahiplendiğimiz değer yargılarımız hep bu terkib ile karşımıza çıkar. Kendimizi bilmiyoruz. Bilgisini öğrenmiş olsak ta hakiki öğretmen yaşamdır.
Zorlandığımız konuları biz yaratırız ki aşmak olsun, başarmak gerçekleşsin. Kargaşa içinde ileriye yürüyebilmek mümkün değildir. Vehim, endişe ve kuruntular ile bulunduğumuz yere bizi hapsetmek ister nefsimiz. Bunları samimiyetimizin ışığında eritmek, yoketmek şarttır Bunun için de iman noktamıza sıkıca yapışıp himmetin sabır ile ortaya çıkan gayret ile buluşma haline dönüşümünü görmek, idrakin verdiği inşirahı yaşamak yürüdüğümüz her adımda erdiğimiz saraydır.
3- "TERKEDEBİLDİKLERİNİZ KADAR İLERİYE GEÇEBİLİRSİNİZ, YÖNELİŞİNİZ GERÇEĞE OLDUĞU SÜRECE."
Gerçek olan sıkıntı vermez, saftır, berraktır, açıktır. Terk edemediklerimiz, her yargı ve değer ortaya koyuşumuz gerçek olanı perdeler. Dayanıksız temeller üzerine bina edilmiş hayaller yıkılmaya mahkumdur. Oysa özümüz daima bizle olandır. Tek gerçek ki ; bize şah damarımızdan daha yakındır. Sabit olan tek şey özümüzdür.
Bu söz de iki türlü bakıştan sözediliyor;
-Afaki seyir; Terkedebildikleriniz kadar ileriye geçebilirsiniz, yönelişiniz gerçeğe olduğu sürece.
-Enfüsi seyir; Yönelişiniz gerçeğe olursa terk edilecekler terk edilir . (Burda ileri geçiş kısmını kullanmıyorum çünkü bu tür enfüsten seyir halinde ileri geçiş, geri gidiş gibi kavramlar da kalmaz.)
Birşeyleri tek tek terk edebilmek çok zaman alacak zor bir yoldur. Tümevarım yoluyla tek tek la ilahe demekle sonu gelmez bunun. Çünkü esması yönünden sonsuzdur. Bu yolu izleyen bir insan sürekli terk edeceği birşeyleri doğuracaktır. Buna afakta seyir derler.
Enfüste seyir de ise tek noktaya yöneliriz. Vechimizi hanif olarak din e yani sistemi okuyabilmeye yöneltebilmek ancak okuyabilenle hemhal olabilmekten geçer.O na yakınlık Allah a yakınlıktır. Her şey bütünsel hologramik tektir.Enerji titreşimleriyiz biz. Ve içtenliğimizle samimiyetimizle bunu istersek O Muhteşem Zat bizi özden duyar.
Özden hitaplar öze gider.Samimiyet samimi karşılıkla geri döner. Tek nokta Resulullah(SAV)tır. Sahabe, Resulullah(SAV) olmasaydı nasıl la ilahe illallah diyebilirdi? Resulullah(SAV) ın açıkladığı Allah ya da Hz.Muhammed(SAV)in Allah ı Resulullah(SAV) ta zahir olmuştur. Beni gören Hak kı görmüştür hitabındaki manaya çevirmek gerek özümüzü.
Hakikati Muhammediye bütünlüktür. Ayrılığın olmadığı bir hologramik yapıyı algılarız yöneldiğimizde. Kendi özümüz O nu tanıyabilecek fıtrattadır. Çünkü aynı tek şeydir. Hazreti Muhammed(SAV) e ya da varisi olan bir zat a özümüzü, dönersek, O ndaki varoluş kemalatına, o okyanusa atabilirsek kendimizi, onda hiçlenebilirsek gerçek olanı bulmuş oluruz.
Yönelişimiz bu tek gerçek olursa illüzyon kalmaz. terk edilecekler kendiliğinden düşer. Gerçek olanda kendini bulan insan bunu en yakın ifade olarak sevgi ile anlatır, aşk ile anlatır. Oysa ki bunlar da huzur halinin, huzurda olmanın,Resulullah(SAV) bilincinde olmanın sadece yansımalarıdır…
Selam olsun Muhteşem İrsal olan o tek gerçeğe …
(1) Müslim, Birr 33, (III,1987).
(2) Buhârî, Rikâk 31, (VII,187); Müslim, Îmân 207, 259, (I,118).