- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
1. SORU:
(((“Gerçek”; her canlının kendi algılama sistemine göre var kabul ettiği “uzay-zaman-madde-enerji” düzenidir. ))) diyorsunuz:
Gerçek derken hangi gerçekten söz ediyoruz? Allah indindeki gerçekten mi, varlıklara göre gerçekten mi? Allah indinde gerçekten söz ediyorsak, “Allah var idi, O’nunla beraber bir şey yok idi. El an öyledir.” Varlıklara göre gerçek ise, varlıkların sayısınca var kabul edilendir. Örneğin komşum Zeliha teyze İhlas suresini ezbere bilir, ama ne dediğinden haberi yoktur. Zeliha teyzeye göre kendi var, bir de sonsuz mahlukat ve ötede bir de Allah(!) var. Onun gerçeği bu, aksine inandırana aşkolsun. Öyleyse: Aslında tek bir gerçek vardır. O da Allah indindeki gerçektir. Ama bu gerçeğe vakıf olmayanların kendi algılama ve değerlendirmelerine göre tanımladıkları sanal gerçekler vardır. Yaratılmışlar için gerçek, yaşadıklarından (algılayıp değerlendirdiklerinden) başkası değildir, bu gerçek bir illüzyon da olsa.
CEVAP:
Gerçeği;
1. Allah’a göre,
2. Varlıklara göre…
olarak iki kategoriye ayıramayız. Çünkü “gerçeği” tanımlayacak “iki tür varlık” mevcut değildir. Ancak AHAD VARLIK olan Hak’kın her boyutunda “gerçek” o boyuta göre bir açılım yapar.
Çok açık ve net olarak söyleyelim gerçeğin göreceliliğini;
AHAD VARLIĞIN “Muhammed a.s.” boyutundaki gerçek… Hz. Muhammed a.s.’ın sınırsız penceresinden yansıyan “63 yıllık bir yaşam” ve o yaşamdan açığa çıkanlardır.
AHAD VARLIĞIN “Zeliha teyze” boyutundaki gerçek… Zeliha teyzenin “gelenek ve şartlanmalarla” sınırlı penceresinden yansıyandır.
Gerçeği ALLAH’a göre de düşünebiliriz. Fakat çok genel bir tanım verebiliriz. Allah’a göre gerçek “sınırsız ve sonsuzdur” deriz. Bu tanım bizi şu hataya düşürmemelidir. Allah ismi ile tarif olunan “Muhammed a.s.” gibi “Zeliha Teyze” gibi SINIRLARI OLAN bir varlık değildir ki ALLAH’a göre gerçek ayrı, bize göre gerçek ayrı olsun.
Allah indindeki gerçek…
Olimpos dağında oturan ZEUS indindeki gerçek…
Hz. Muhammed indindeki gerçek…
Zeliha teyze indindeki gerçek..
Bu tür bir kategorilendirme yaptığımız zaman Allah’ı AHAD VARLIK olarak düşünemeyiz. Ve yanlışlıkla… “Olimpos dağında oturmaktan münezzeh bir tanrı” gibi düşünmeye başlarız. Ve Allah isimli münezzeh tanrıya bir “ind/boyut” ve ona ait ayrı bir gerçek vererek yanlışımızı biraz daha genişletiriz.
Allah indindeki gerçek ile anlatılmak istenilen AHAD VARLIĞIN her boyutundaki gerçekLERdir.
2. SORU:
(((İlmel Yakîn ehli (hakikati beşduyu sınırıyla algılayanlar, akıl ve kalb ehli olmayanlar); “Gerçek… bize anlatıldığı gibidir, biz bize anlatılanı olduğu gibi kabul ederiz” der.))) diyorsunuz:
Bu cümlede bir iki noktaya takıldım. İlmel yakin, mutmainne nefs bilincinin yakinidir. Hakikati beşduyu sınırıyla algılayanlar, akıl ve kalb ehli olmayanlar tarifi bana pek uygun gelmedi. Beş duyu sınırlarıyla algılayıp değerlendirenler tatmin olmuş nefs bilinci düzeyine katiyen gelemez.
CEVAP:
Buradaki İLM (ilim) kavramı; gözü ile görmeden, kulağı ile dinlemeden, eli ile dokunmadan, o şeyin içinde yaşamadan… o şeyden başkalarının rivayetiyle“haberdar olmak, malumat/bilgi almak” anlamındadır. Meselâ biz Hz. Muhammed a.s.’ın anlattığı Allah hakkında “ilmel yakin” sahibiyiz… bu konudaki bilgimiz-malumatımız O’nun anlattığı kadardır.
Allah hakkındaki bilgimizi AKLIMIZ ile genişletirsek bilgi derecemiz sanki GÖZ İLE GÖRÜYORMUŞ kesinliğine yükselir… ve buna da AYNEL YAKİN; görerek inanmak derecesi denilir. Tabii ki buradaki GÖRMEK göz ile değil AKIL iledir.
Allah hakkındaki bilgimizi akıl artı KALB ile de genişletirsek ve VAR OLANIN biz değil sadece AHAD OLAN ALLAH olduğunu idrak edersek bu idraka da mecazen YAŞAYARAK İNANMAK anlamında HAKKEL YAKİN denilir. Yaşayan, inanan… kul değil Hak’dır artık. Bu bilgi derecesi HAK’dır yani KESİN bilgidir.
Bilgi dereceleri nefs basamaklarıyla da ayrıca ilişkilendirilebilir.
3. SORU:
(((her Rasul’ün hakikati seyri
her Nebî’nin hakikati seyri
her Velî’nin hakikati seyri))) diyorsunuz:
Burayı da anlayamadım açıkçası. Her rasulün, nebinin ve velinin hakikati seyri, velayeti açısından olduğu için, temelde farklılık yoktur. Belki sadece mertebe farkından ötürü o hakikati ifade etmek yönünden bir takım ayrılıklar olabilir. Ama hakikat hepsi için “La ilahe illallah” gerçeğidir. Sizin de buyurduğunuz gibi o gerçeği kimi ilmel yakin lisanı ile ifade eder, kimi aynel yakin lisanı ile, kimi de hakkel yakin lisanı ile.. Ama temel aynıdır, “Allah vardır, O’nunla beraber bir şey yoktur” (La ilahe illallah)
CEVAP:
Evet… gerçek temelde aynıdır. En temel gerçek; AHAD olan HAKİKATİN hiçbir isminin, hiçbir sıfatının ve hiçbir fiilinin olmamasıdır.
AHAD olan HAKİKAT… en temel gerçekliğinden yani “âmâ hâli/mutlak yokluk hali” penceresinden KENDİSİNİN SAHİP OLABİLECEĞİ sınırsız esmâ mânâlarını, sınırsız sıfatlanmalarını ve sınırsızca açığa çıkaracağı fiillerini SEYRETMEKTEDİR.
Bu seyir yine Allah isimli bir tanrının seyri değil AHAD VARLIK OLAN HZ. ALLAH C.C.’nin kendisini her bir isim ve her bir resim (Muhammed, Musa, İsa, Zeliha teyze ve her insan) altında seyridir. Fakat… Allah isimli bir tanrı kendi vehminde var kıldığı bir Muhammed’i (ve her bir insanı)seyretmez. Hz. Muhammed (ve diğer her insan KENDİ DÜŞÜNCESİNDEKİ) AHAD OLAN ve ALLAH ismi ile tarif olunanı SEYREDER.
4. SORU:
(((Tek/bir gerçek/hakikat yoktur. Her İNSAN’ın kendi TEK/BİR GERÇEĞİ/HAKİKATİ vardır.))) diyorsunuz:
Aslında tek bir gerçek vardır. O da Allah indindeki gerçektir. Ama bu gerçeğe vakıf olmayanların kendi algılama ve değerlendirmelerine göre tanımladıkları sanal gerçekler vardır.
CEVAP:
Allah indindeki gerçek ayrı… her bir insan indindeki gerçek ayrı diyemem.
Ancak İnsan-ı Kâmil’in bilincinin yükseldiği SON AŞAMA olan;
“SON AŞAMANIN OLMAMASI,
HER AN YENİ AŞAMALAR OLMASI”…
gerçeğine göre bir HAKİKAT/GERÇEK vardır.
Hz. Muhammed a.s. bir insandır ve onun bilinci en son aşama olan HER AN YÜKSELİŞ gerçeğine ulaşmıştır. Ve O’nun ağzından çıkan ANLATIMA… ALLAH İNDİNDEKİ HAKİKAT/GERÇEK diyoruz.
Musa’nın, İsâ’nın ağzından çıkan sözlere ALLAH İNDİNDEKİ HAKİKAT/GERÇEK diyoruz.
ALLAH İNDİNDEKİ HAKİKAT/GERÇEK başka türlü nasıl olabilir?
Körlerin fili tarifi ile Rasullerin/Nebilerin/Velilerin dilinden ALLAH ismi ile tarif olunanı karıştırmamak gerekir. Körlerin önünde bir FİL GERÇEĞİ vardır. Allah ismi ile tarif olunan… İNSAN’ın önündeki fil gibi bir gerçek(???) değildir. Her kör önündeki/ötesindeki fil gerçeğini tarif eder fakat her İNSAN ötesindeki ALLAH GERÇEĞİNİ değil kendi bilincindeki ALLAH GERÇEĞİ’ni tarif edebilir.
5. SORU:
(((Herkes tarafından keşfedilecek tek/bir ..DONUK GERÇEK/HAKİKAT.. yerine herkesin keşfedeceği ..SONSUZ DİNAMİK KENDİ GERÇEĞİ ve HAKİKATİ.. olduğuna inanıyorum.))) diyorsunuz:
Sanal gerçekleri bir yana koyarsak, mutlak gerçek (la ilahe illallah) tektir. Bunun dinamiği ve değişkeni nasıl olabilir anlayamadım? (Cemal rumuzlu OKUYUCU)
CEVAP:
Donuk gerçek; insanın “AHAD BİR VARLIK” halinde bir ALLAH(???) düşünmesi ve bu düşündüğünü ALLAH(???) olarak tanımlamasıdır. Bu düşünce ile zannında donuk bir tanrı yaratır... her ne kadar kendisi kendi yarattığı tanrısına ALLAH(???) ismini verse de yanılgıdadır. Çünkü Hz. ALLAH’ı zannında düşünecek ikinci bir varlık yoktur. “İkinci varlık yoktur” sözü ile kastedilen “Ben bir varlığım ama O’nu düşünecek çapım yok” anlamında değildir. “El an” dahi ALLAH’dan başka ALLAH’ı düşünecek “ikinci” yoktur anlamındadır.
Dinamik gerçek;
insanın AHAD OLAN ALLAH’ın sonsuz manalarından bir mana olmasıdır.
Zihninde AHAD OLAN BİR ALLAH düşünmemesidir.
Sadece ALLAH ismi ile anlatılanın Hz. ALLAH C.C. olduğunu anlamasıdır.
“Lâ ilâhe”nin “ALLAH’DAN BAŞKA VARLIK/BİLİNÇ/İRADE ” olmadığını kavramasıdır.
Bu cevaplarımız sadece "KEMAL"in gerçeği tanımı doğrudur, "CEMAL"in gerçeği tanımı yanlıştır gibi ya da "KEMAL"in tanımları daha doğrudur gibi değerler ASLA TAŞIMAMAKTADIR. Cemal rumuzlu OKUYUCU'ya çok değerli bilgilerini bizimle sorularıyla ve açıklamalarıyla paylaştığı için teşekkür ediyorum.
EK: