- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
Saim Yusuf - 15 Nisan 2008
“Özetle televizyonun tüpünün yüzeyine elektron bombardımanı olur, ekranda nokta olarak oluşur… Bizim gözümüz o noktaları resim olarak algılar… Noktalar sürekli değişerek, noktalardan oluşmuş var sanılan resimler değişir sanılır…
Noktaların değişimini, resimlerin değişimi algısı, resimlerin değişimi algısını da film izliyoruz algısı takip eder… Biz neden öyle algılarız… Çünkü noktaların değişimi çok hızlı olmakta, biz bunu fark edememekteyiz…
Yani noktalar ACELE ettirilerek değiştirilmekte, bizse film izlediğimizi sanmakta, insanlar, hayvanlar, mekanlar, zamanlar, hareketler… algılamaktayız… Halbuki değişen sadece noktalardır..”
NOKTADAN NÜKTEYE-1
Bir zamanlar televizyon yoktu…
Televizyon olmadığı zamanlar;
İnsanlar birbiriyle konuşur, kaynaşırdı…
Herkes birbirini tanır, yardımlaşırdı…
Akrabalar ziyaret edilir, dolaşılırdı…
Komşular gözetilir, paylaşılırdı…
İnsanlar iyilikte, güzellikte yarışırdı…
“Televizyonun icadı kötü oldu”, diyenler var…
Bir zamanlar televizyon yoktu…
Televizyon olmadığı zamanlar;
Dünya, ne kadar büyüktü…
İnsanlar birbirinden, nasılda uzaktı!..
Zaman bile sanki yavaş geçerdi!..
Bir haber günler sonra duyulurdu!..
Televizyon ile uzaklar yakın oldu…
“Televizyonun icadı iyi oldu”, diyenler var…
Televizyon sanki Allah’ın bir mucizesi…
Kur’an’dan, hadislerden, büyüklerden işaretler var…
Televizyonun bulunacağına dair mecazlar var…
Yıllar öncesinden haber verilmiş…
Aynı anda bir çok yerde görüleceksiniz…
İstediğiniz yerde, çok kısa sürede belireceksiniz…
Ne müthiş bir mucize, dünyaya, uzaya bakıyoruz…
Hipnotize olmuşuz, yüzeyde kalıyoruz…
Televizyona değil, görüntüye dalıyoruz…
Televizyona bakıyor, televizyonu görmüyoruz…
Ya iyidir diyoruz, ya kötü, ya da mucizevi bir görüntü…
Bakar kör olmuşuz, bakıyor görmüyoruz…
Görüntüsünü görüyor, oluşumunu bilmiyoruz…
Sesini duyuyor, sistemini çözmüyoruz…
İnanıyorsan Allah’ın, değişmez sistemine,
Televizyonda da işliyor, kulak ver bu sese…
* * *
Biz bu yazımızda televizyonun çalışma sistemini derinlere girmeden açıklayarak; kader, teklik, yaratılış, ruh beden vb. konuları anlamaya yardımcı olmaya çalışacağız.Enerji hesaba katılmadan yapılan her tefekkür, her çalışma, her faaliyet bizi sona vardırmayacak iş hükmündedir… Varlıkta asıl olan dayanak noktası enerji olup, enerji düşünülmeden yapılan her konuşma laf olarak kalmaya mahkumdur… Enerjisini hesaba katıp, çalışmalarıyla enerjisini arttıranlara SELAM olsun… Biz ALLAH’ın NUR’una enerji demiyoruz; böyle bir yanlış anlaşılmaya düşülmesin… ALLAH’ın NUR’u bizim tarafımızdan enerji olarak algılanıyor… Bu iki açıklama birbirinden çok farklı şeyler… Bu yazıdan NUR eşittir enerji sonucu çıkarılmasın!..
Bu yazıda kaynağımız, Kur’an, Hadis ve Üstad’ın eserlerinden elde ettiğimiz bilgilerimiz, hallerimiz ve mesleğimiz olacaktır. Bu çalışmalarımız Üstad’dan elde ettiğimiz bilgilerin bir yansımasıdır… Yeni açılımlarımız olmuşsa, himmet sonucu olan hizmettendir… Dostlardan talebi gördük, yazmaya başladık; yorumlardan ise talebin devam ettiği sonucunu çıkarıyoruz… DOST’un takdiri, Dost’un himmeti, Dostların talebi devam ettiği sürece; yalnızlığı ile YOKSUL, sizinle ZENGİN olan bu dost hizmete devam edecektir…
HATALAR BİZDEN… İSABET KAYNAKTAN..
Maddenin özüne doğru yolculuk yapıldığında o boyutta enerji okyanusu ile karşılaşılıyor… Madde, mana, enerji ayrımı yıkılıyor; enerjinin farklı boyutlarda değişik şekillerde algılandığı, bu algılanma hallerinin bir mana olarak değerlendirildiği anlaşılıyor… Yani madde, mana dediğimiz şeylerin aslı, orjini enerji… Biz bu enerjiyi madde, mana olarak algılıyoruz… Bu enerji ise; ALLAH’ın Kudretinin (Kadir) açığa çıkışı, NUR’unun tarafımızdan algılanışı… Bu enerji ile açığa çıkan boyutlar ve canlıları ise; ALLAH’ın Alim’inin(ilminin) tarafımızdan algılanışı… Bu enerjideki değişimler ise; ALLAH’ın Mürid’inin (iradesinin) tarafımızdan algılanışı… ALLAH alemlerin Rabbi (teşbih)dir; ALLAH alemlerden Gani (tenzih)’dir…
Yaratılan ilk boyutta yer alan bu enerjiye bilim çevreleri; kozmik varlık, kozmik enerji, kozmik bilinç vb. isimler veriyor, değişik özellikleri sebebiyle… İlk boyutta yer alan bu varlığa din çevreleri; Hakikat-ı Mumammediye, İnsan-ı Kamil, Aklı Evvel vb. isimler veriyor, değişik özellikleri sebebiyle… Bilim ve din aslında aynı şeyi anlatıyor, değişik kelimelerle…
Televizyon görüntü ve ses dalgaları taşıyıcı dalgalara yüklenerek, iç içe seyahat ediyorlar… Atmosfer; görüntü , ses vb. frekans dalgaları ile dolu… Asıl görüntüsünü gözümüzle göremediğimiz; hareketi ile oluşan sesini kulağımızla duyamadığımız nice frekanslar içinde yaşıyoruz…
Bu ışınsal yapıları sınırlı kesitsel algılarımız olan beş duyumuz ile algılayamıyoruz… Ama işlerimizde kullanıyor, bu ışınsal dalgalardan olumlu (tedavi, eğitim, eğlence vb. amaçlı) ya da olumsuz (radyasyon, savaş vb. etkisi) yönde etkileniyoruz… Bu mantıkla baktığımızda; ışınsal kökenli varlıklar olan cinlerin bizleri etkilemesi mümkün müdür?..
Mümkündür, etkiliyorlar da!.. “Ey cin topluluğu; insanların ekseriyetini hükmünüz altına aldınız” ayeti de bu etkiye işaret eder… Korunma duaları ile yaydığımız enerji dalgalarını kalkan yaparak, kendimizi bu ışınsal varlıkların zararlarından, fikirlerinden korumaya çalışıyoruz… Hatta daha güçlü dualar ile onları yok etme gücüne de sahibiz…
Kamera bizim algıladığımız görüntü ve sesleri birebir kopya ederek çalışmıyor!… Kamera görüntü ve ses dalgalarını alıyor…
İçindeki görüntü ve ses oluşturucu elektronik devreleri ile, bu dalgaları ekranında (veya televizyonda) görüntü ve ses olarak algılatıyor…
Kamera şifrelenmemiş görüntü ve ses dalgalarını alıyor, görüntü ve ses kat devrelerinde bunları şifreliyor, ekranında da şifrelenmiş olarak görüntü ve ses oluşturuyor!.. Yani aslında algılanan görüntü ve sesler şifrelenmiş; enerji dalgaları ise şifrelenmemiş hali… Biz ise tam tersini doğru kabul ediyoruz; frekansları değişken olan görüntü ve ses dalgalarını şifreli; algılanan görüntü ve sesleri ise bu şifrenin çözülmüş hali sanıyoruz…Halbuki gerçek bunun tam tersi!..
Görüntü ve ses dalgaları dediğimiz; belli frekansta enerji…
Bu enerji elektron hareketleriyle var oluyorlar… Elektron hareketleri bir halde değişen noktalar olarak algılanırken, diğer halleri ile bulutumsu dalga şeklinde algılanıyorlar… Sonuçta değişen noktalar, titreşen dalgalar şeklinde algılanan enerji söz konusu…
Bilim insanları önceleri görme olayını şöyle açıklıyordu: Gözümüze belli frekanslardaki dalgasal enerjiler geliyor, göz sinirlerindeki taşıyıcı dalgalar vasıtasıyla beyne ulaşıyor, beyinde programı istikametinde değerlendiriliyor, sonuçta görüntü olarak algılanıyor… Sesin algılanması da benzer şekilde oluyormuş… Görüntü, ses nerede algılanıyor?.. Beynimizde görme merkezinde görülüyor, duyma merkezinde duyuluyor deniyor… Bu açıklama pek tatmin edici bir açıklama olmuyor… Çünkü kafatasımızın, beynimizin içi karanlık ve sessiz!..
Her varlık ayrı bir boyut/holografik yapı… Boyutundakiler/yapısındakiler algılanıyor, kapasitesi kadarıyla… Dışında olduğunu sandıkları aslında içinde oluyor… Bundan dolayı bazen gezerken; hep aynı yerde, hep aynı zamanda olduğumuzu sanmaktayız…
Gerçekte kainat insanın içinde…
Sanki içimiz dışımıza çıkmış ta biz dışımızda sanıyor, seyrediyoruz… Kainat insanın içinde, kumanda ise bizde değil… Din denilen tüm uğraşlar kumandayı ele almak içindir… Bu yukarıdaki (özümüzdeki) üst boyutumuz, enerji boyutumuzdan; aşağılara (bedensel) alt boyuta, madde boyutuna düşmüşüz… Enerji kökenli varlık olan İNSAN’ın boyutundakiler; beden kaydında olan insan tarafından kapasitesi kadarıyla görülüyor, duyuluyor, algılanılıyor, değerlendiriliyor, biliniyor vb…
Herkesin kainatı kendisinin içinde, İNSAN sandığı gibi bedeni kadar küçük bir alem değil, enerjisi kadar büyük bir alem… ALLAH’ın işi, oluşu gerçekten çok büyük, çok ayrıntılı, çok hesaplı, çok teferruatlı vb… Evren içre evrenler; boyut içre boyutlar var; bunların sayısını başını sonunu bilen yok!..
Her insanın gerçek yurdu; enerji kökenli olan kendisine özel yaratılmış boyutu… İnsan bedene, aşağıların aşağısına indirilmiş, bu madde yapının sanki kölesi olmuş, maddenin kaydından kurtulamıyor, madde şartlarına bağımlı hayat sürüyor… Halbuki insan maddenin kaydından kurtulup, ara boyutları geçip, gerçek boyutuna erişebilir…
İnsanların maddenin, bedenin tutsaklığından kurtulup enerji okyanusuna dalmasının bilgisi, öğretisi; Rasul ve Nebilerin özlerinden açığa çıktı; onlar bu öğretileri uyguladılar, gerçek boyutlarına ulaştılar…
Biz insanlara da bu öğretileri ulaştırarak, uygulayıp gerçek boyutlarımıza ulaşmamızı tavsiye ettiler…
Onlar her ara boyutta, o boyutun canlıları olup şeytanlık, iblislik yapan (cin diye bilinip beş duyu ile algılanmayan) nice varlıkların saldırılarına uğradılar… Her ara boyutta, her boyutlar arası birbirini algılamayan nice şeytanlık, iblislik yapan varlıklara (cin) karşı mücadele verdiler… Çok çetin cihatlardan geçtiler, en sonunda gerçek boyutlarına, enerji yapılarına kavuştular, miraçlarını tamamladılar… Hz. Muhammed (S.A.V.) “Benim bildiklerimi bilseniz az güler, çok ağlardınız… ” diyerek bu cihadın zorluğuna dikkat çekmiştir…
Onlar yaptıkları yoğun ibadetlerle (namaz, oruç, zikir, tefekkür vb.) ile birimsel yapılarındaki dalga yapılarının frekansını (titreşim sayısını) arttırarak, boyutsal enerji yapılarına ulaştılar…
Abdest dalgasal yapımıza yüklenmiş daha düşük frekanstaki negatif, menfi olan statik elektriği boşaltır… Oruç beynimizin sindirim ve seks olayı ile fazladan boşa enerji harcamasını engeller…
Bu arttırılmış enerji, namaz, zikir, tefekkür çalışmaları ile dalgasal enerji yapımızın frekansını (titreşimini) yükselterek; kişiyi yükseklere, asli vatanına, gerçek boyutuna taşır… Kimi Muhammedi boyuta, kimi İsevi boyuta, kimi Musevi boyuta vb… ALLAH’ın işi, oluşu çok büyük; her insana özel ayrı bir boyut yaratmış… İki kişi aynı boyuta sahip olamaz; iki aynı şey de olamaz…
Ama insanlar Rasullerin öğretilerini uygulayarak asıl boyutlarına, öz vatanlarına kavuşabilirler… Dünyada insanlar arası iletişim, yardımlaşma vb. haller nasıl varsa boyutlar arasında da aynı ilişkiler geçerlidir… Çünkü ALLAH’ın sisteminde asla değişiklik olmaz; farklı boyutlardaki sistemlerin çalışması benzerdir; çünkü aslında değişmez tek bir sistem vardır…
Tek şart kişilerin biiznihi gereği bu yardımı alabilecek kapasitede, yapıda olmalarıdır…
İnsana yardım, şefaat her yönden, her şeyden yağmaktadır; ama çoğu insan bunu OKU’yamamaktadır… Yani her şey aslında her an; ALLAH’ı ve SİSTEM’ini hal dilleriyle anlatmaktadırlar… İlk yaratılmış boyutta (Hakikatı Muhammediye, İnsanı Kamil… ) frekansı (titreşimi) çok yüksek olan enerji dalgalanmaları, bu yüksek frekansı kademeli olarak düşürerek diğer boyutları var kılıyor… Bu yolculuk biz insanlar için aşağıların aşağısı olan madde boyutuna, hücresel bedene kadar sürüyor… Halbuki bizim asıl varlığımız, yurdumuz, vatanımız daha yüksek frekansta olan bize özel yaratılmış enerji boyutumuz…
Ya bedende hapis kalacağız, ya da boyutumuzda özgürlüğe kavuşacağız.. İmtihan denen olay bedenin birimsel yapısından; enerji boyutumuza geçme çabası… Kendimizi aşağılardan kurtarıp yükseklere ulaşma uğraşı… Dünyanın krallığından geçip; göklerin krallığına yönelme sevdası…
Özümüzdeki kuvveleri açığa çıkarma çalışması…
Biz tekrar dönelim televizyon misaline… Kameradan çekilen filimler televizyon istasyonlarında, görüntü ve ses dalgalarına çevriliyor, taşıyıcı dalgalara yükleniyor, verici anten ile (ya da uydu yayını ile) atmosfere yayılıyor… Evlerimizdeki televizyon anten alıcıları kapasitesi, yapısı, bulunduğu yer, döndüğü yöne göre, taşıyıcı dalgalarıyla gelen görüntü ve ses dalgalarını alıyor… Televizyonun görüntü ve ses kat devrelerine gelen bu dalgaların hangilerinin geçerek ekrana yansıyacağına ise başka bir devre karar veriyor…
Bu devreyi ise televizyon kumandası veya varsa televizyonun üzerindeki düğmeler çalıştırıyor… Örneğin kumandanın tuşlarına basmak suretiyle, kumandanın ucundaki infraruj led ile infraruj ışınları televizyonun ön panelindeki fototransistörlü devreye geliyor… İnfraruj ledden gelen belli frekanstaki infraruj ışınlı dalgalar, fototransistörü iletime sokarak, antenden gelen uygun frekanstaki görüntü ve ses dalgaların görüntü ve ses devrelerinden geçmesine izin veriyor…
Bu şekilde seçilmiş olan elektrik frekansları, enerji dalgaları elektronik devrelerden geçerek televizyonun ekranının yüzeyini sürekli değişen noktalar şeklinde elektron bombardımanına tutuyorlar… Sonuçta ekranda görüntüyü görüyor, hoparlörden titreşimlerle oluşan sesi duyuyoruz…
Televizyonun çalışma sistemi aşırı teoriye girmeden bu şekilde oluyor… Şimdi biz televizyonun bu çalışma sisteminin benzerini varlıkta müşahede ediyoruz… Bazı ayet ve hadisleri bir araya getirdiğimizde böyle bir sonuca varıyoruz… Elektronik dünyasında geçerli olan bu sistemin benzerinin, tüm varlıkta da hükmünü sürdürdüğünü, sistemin değişmediğini görüyoruz… ALLAH’ın değişmez sistemi, kanunu, adeti Sünnetullah’ın işleyiş tarzı dünyada da aynı, ahrette de; yerde de aynı gökte de; madde de aynı elektronda da; elektronikte de aynı bedende de; bu sistem her yerde aynı şekilde işliyor…
“SÜNNETİMİZ” BAŞKA BİR ŞEKLE DÖNÜŞMEZ!. (ESRÂ: 77)
“SÜNNETULLAH’TA DEĞİŞME OLMAZ”! (FETİH: 23)
“SÜNNETULLAH’TA TAHVİL (SAPMA–YÖN –AMAÇ – TARZ DEĞİŞİMİ) OLMAZ”! (FÂTIR: 43)
“ALLAH`IN KANUNLARINDA (SÜNNETULLAH) ASLA DEĞİŞME OLMAZ”
Madde boyutunda baktığımızda yeryüzünde bedenler; gökyüzünde yıldızlar var… Sanki bedenimiz televizyon, yıldızlar kumandası… Yıldızlardan, canlılardan her yöne yayılan ışınlar, beyin hücrelerinden de geçiyor…
Geçerken de beyin hücrelerinin genetik, biyolojik, kimyasal vb. yapıları gereği değerlendirerek dalgasal yapılarına ulaştırmakta…
Beyin yıldızlardan gelen ışınları alıyor, dönüştürüyor, dalga bedene ulaştırıyor… Orada da sanki televizyonda izlenen film misali görüntü ve sesler vb. oluşuyor, algılanıyor…
Yani görüntü, ses vb. oluşan yer dalga bedenimizin yüzeyi… Frekans dalgalı, enerji yapımızdan yansıyor algılananlar… Gökyüzündekilerden, yeryüzündekilerden gelen ışınlar, dalgalar sanki kumandadan gelen ışınlar, dalgalar… Beynimiz, duylarımız (beş ve üstü… ) antenimiz, televizyonumuz… Yayın ise asıl olan enerji, dalga , frekans boyutumuzdan açığa çıkıp yansıyanlar…
Gerçekte dışımızda sandığımız gök ve yeryüzü; içimizdekinin yansıması… Gerçekte her şey içimizde, enerji boyutumuzda oluyor… Tetiklemede, yansımada vb. hep içimizde oluyor; biz dışımızda sansak da… Biz kendimizi kainatın içinde sanıyoruz; ama aslında kainat bizim içimizde… Bizim asıl gökyüzümüz, semamız, bizi etkileyenimiz üst boyutlarımız; biz bu etkiyi dışarıdan yukarıdan geliyor, sanıyor ve öyle algılıyoruz… Astroloji gökyüzündeki yıldızlardan gelen ışınların insan beyinlerini etkilemesi olarak algılansa da; gerçek ve asıl etki semamızda, üst boyutlarımızda gerçekleşiyor… Semamız gökyüzüne; boyutlar yıldızlara yansıyor; özümüzdekileri dışımızda algılıyoruz…
Bu olayın başka bir yönü de; beş duyu ile algılanılanların, yapılan ibadet ve çalışmaların beyin aracılığı ile dalga bedenimiz olan ruha yüklenmesidir… Televizyon vericilerinin, taşıyıcı dalgalara görüntü ve ses dalgalarını yüklemesi gibi; insan da yaşadığı, gördüğü, duyduğu her şeyi beyin sayesinde görüntü, ses vb. dalgalar olarak taşıyıcı olan dalgasal ruh bedenimize yüklüyor… Bu konuların da ayrıntıları Üstad Ahmed HULUSİ’nin eserlerinde (özellikle “İnsan ve Sırları” kitapları) yer almaktadır… Yazımızı burada tamamlıyor; aşağıdaki ayetleri Dostların tefekkürüne sunuyoruz…
Allah Muinimiz Olsun… Saygı ve Sevgiler… Selametle…
***
“YILDIZ iLE HİDÂYETE ERERLER !…” (l6-l6)
“BÜTÜN YILDIZLAR EMRİYLE FAALİYETTEDİRLER…” (12-16)
“EMRİ SEMÂDAN ARZA NÂZİL OLARAK TEDBİR EDER…. ” (32-5)
“BİZ DÜNYA SEMÂSINI YILDIZLARLA DONATTIK VE BÜTÜN AZGIN ŞEYTANLARDAN KORUDUK.” (37. SAFFAT: 6,7)
“BÜTÜN YILDIZLAR EMRİYLE (RUHUYLA–HÜKMÜYLE) FAALİYETTEDİRLER” (16. NAHL:12)
“ALLAH YEDİ GÖĞÜ VE ARZDAN(YERYÜZÜ) DA BİR MİSLİNİ YARATMIŞ; EMİR, ARALARINDAN NÂZİL OLMAKTADIR”(65-12)
SİZE YERYÜZÜNDE VEYA NEFİSLERİNİZDE HER HANGİ BİR MUSÎBET GELMEZ Kİ ANCAK BİZ ONU YARATMAZDAN EVVEL, BİR
KİTAPTA YAZILMIŞ OLMASIN.’ (Hadîd-22)
“ALLAH SİZİ YARATTI VE DÜZENLEDİ, BİÇİMLENDİRDİ.. DİLEDİĞİNCE TERKİP ETTİ!…” (82-7/8)