- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
19.Ağustos 2008 // kemal Gökdoğan ...
“Hoca eşeğini kaybetmiş ve arıyor, bu arada da neşeli bir türkü tutturmuş.
Birisi kendini sormaktan alıkoyamaz:
-Hoca Efendi, eşeğini kaybettiğini herkes bilirken, türkü söylemeni duymak eğlenceli görünüyor.
Oysa kaybına feryat edip ağlaman beklenirdi!
-Son bir ümidim, eşeğimin su küçük tepenin arkasında olabileceğidir, arkadaş. Eğer eşeğim orada da yoksa gör o zaman sen bendeki feryadı!”
Ümitlerimizi hangi marka ile markalarsak markalayalım fakat kendi ümitlerimizin peşine takılarak kaybolmayalım diyor BİLGE NASREDDİN bu fiili ile.
İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ… doğum ve ölüm sürecimizle sınırlı olan ALTIN ÇAĞIMIZIN değerini bilelim.
Her insanın kendi dünya yaşamı o insanın ALTIN ÇAĞIDIR. Bedensel ölüm ile sona erecek olan o altın çağa bizi götürecek ZİKİR (hatırlatıcı) Kur’an ‘ın “KENDİMİZİ KULLANMA KILAVUZU” olduğudur.
Bizi altın çağa götürecek olan MEHDÎ (kurtarıcı/doğru yola kılavuzlayıcı) hayallerden, ütopyalardan, masallardan sıyrılmışlık olan “GERÇEKÇİ DÜŞÜNCE”dir.
Altın çağ bin, iki bin, on bin, yirmi altı bin, yüz bin… vs. yılda bir düzenlenen “PİYANGO ŞÖLENİ” değildir. Allah’ın her kuluna doğumla birlikte verdiği ÖMÜR nîmetidir.
Hz. Mevlâna anlatır:
Usta çırağına şu şişeyi getir der. Bir’i iki gören astigmatlı (herşeyi gölgeli gören göz hastalıklı) çırak ‘hangi şişe’ diye sorar. Çırağın bir’i iki gördüğünü bilen usta; ‘Birisini kır da ötekini getir’ deyince çırak iki şişeden birini kırar. Geriye de hiçbir şey kalmaz.
Her insanın BİR ADET ALTIN ÇAĞI vardır. İnsanların içine gireceği ikinci bir altın çağ yoktur. “Tek altın çağ” olan “kişisel yaşam gerçeği” biyolojik ölüm ile sona erince, “ZİHNİN ÜRETTİĞİ TÜM ALTIN ÇAĞ beklentileri” de şişenin ikiz sanal görüntüleri gibi kırılır yok olur. Ve insan aşağıdaki ALTIN ÇAĞ ZİKRİNİ okumaya başlar;
99-) HATTA İZA CAE EHADEHÜMÜL MEVTÜ KALE RABBİRCİUN;
NİHAYET ONLARDAN BİRİNE ÖLÜM GELDİĞİNDE DEDİ Kİ: “RABBİM BENİ GERİ DÖNDÜRÜN”.
100-) LEALLİY A’MELÜ SALİHAN FİYMA TEREKTÜ KELLA İNNEHA KELİMETÜN HUVE KAİLUHA VE MİN VERAİHİM BERZEHUN İLA YEVMİ YÜB’ASUN;
“TA Kİ TERKETMİŞ BULUNDUĞUM ŞEYLERDE (ihmal ettiğim vahdet’e-sistem’e uygun amellerde, iman üzere yaşamda, kuvveden fiile çıkarmadıklarımda, onların yerine; geride bıraktığım dünyada, bedende) SALİH (sünnetullah’a uygun) AMEL YAPAYIM”... HAYIR (asla mümkün değil), BİR KELİME Kİ ONU KENDİSİ SÖYLER (sistem’de yeri ve geçerliliği yoktur)... ARKALARINDA (eğer geri dönüş mümkün olsaydı ‘önlerinde’) BA’SOLUNACAKLARI GÜNE KADAR BİR BERZAH (engel, perde, aralık, boyutsal başkalık) VARDIR (geri dönemezler?; reenkarnasyon da mümkün değildir). (Mü’minun Sûresi/B Meal)
Her insan hiç durmadan çalışan… “her an yeni bir fikirde” olan beyin yapısı gereğince dilediği gibi düşünebilir. Düşündüğünü özgürce ifade edebilir. Bir başka beyin de “Sen bu konuda doğru ya da yanlış düşünüyorsun” diyebilir.
Her insan Mehdî, Altın Çağ, Deccal, İsâ gibi konular ile âyetler ve hadisler arasında bağlar oluşturabilir. Daha da teferruat isteyen Google’a (ve ya başka arama motoruna) ALTIN ÇAĞ yazar ve önüne milyonlarca döküman çıkar.
Çok değerli araştırmaları, fikirleri olan “ÖZGÜR BEYİN”lere bizleri çok boyutlu düşünceye çağıran ALTIN ÇAĞ konusunu açtığı için teşekkür ediyorum.
Bu konuya “dar bir açıdan” bakmış ve fikrimi beyan etmiş olabilirim. Tüm “geniş bakış açıları” içine benim “dar açılı bakışım” da ilâve edilirse “çorbada benim de tuzum var” diyebilme mutluluğuna ulaşırım.