ALLAH’ın “Zahir” İsminin İşareti: “B GERÇEĞİ”



14 / Mart / 2009  // Saim yusuf... //

Bu konuda son devir çelebilerinden değerli mutasavvıf Ahmed Avni Konuk da Fusûs şerhinde (Marmara Üniversitesi İlahiyat Fak. Yay. cilt 2 sayfa l9l), "B" harfiyle alâkalı olarak kısaca şöyle der:

"Bİ İBADİHİ` deki "Ba" mülâbese içindir... Demek ki, ALLAH Zü`l-celal ibadının kisve-i taayyününe bürünüp “ZAHİR” olmuştur"!..

Hasan GÜLER/B Meal/Fatiha Suresi
OKUmak fırsat : kENDİNİ Tanımak için...
Esma’ül Hüsna’da geçen ALLAH’ın “Zahir” ismi; “apaçık ortada olan, algılanabilen” manasına geliyor. O halde bize göre; apaçık ortada olan, algılanabilen her şey ALLAH’ın Zahir yönünü teşkil eder. ALLAH Zahir olma özelliği ile; bize göre apaçık ortada olan, algılanabilendir. Yani ALLAH; Zahir olup, apaçık ortada olan, algılanabilendir de. Öyleyse bize Zahir olanları inkar etmekle aslında kime nankörlük ettiğimizi; bize Zahir olanları görmezden gelmekle aslında kimi örtmeye(küfür-kafir) çalıştığımızı fark edelim.

Bir çok gereksiz konu üzerinde uzun uzadıya dururuz da, bizim için asıl önemli olan, gerçeğimiz olan, başlangıç noktamız olan, ALLAH’la aramızdaki en büyük bağ olan, sırları çözüp gerçeğe ulaşmamızın en kısa, en gerekli, en gerçekçi yolu olan Zahir üzerinde pek durmayız. Adeta Zahiri hayal, yok sayar; “gizli, ortada olmayan, algılanamayan” batını gerçeğimiz, yaşamımız, varlığımız sayarız. Yani batını Zahirimizmiş gibi kabullenir, düşünce ve yaşayışımızı bu oyun üzerine kurarız.

Böylelikle yaşanan gerçekten, Zahirden kendimizi perdelemiş oluruz. Zahirden, yaşanan gerçekten uzaklaşarak HAKK’a/gerçeğe varamayız. Kendimizi, kainatı inkarla, ALLAH’la en büyük bağımız olan Zahiri koparmakla, hayal üzerine kurduğumuz, eğlence haline getirdiğimiz zeka oyunlarıyla gerçeğe eremeyiz. Zahiri tam manasıyla anlamadan, kabullenemeden, Zahiri inkarla çıkılan batın yolculuğu ne batını Zahirimiz haline getirir, ne de bizi doğruya iletebilir, kendimizi kandırdığımızla kalırız. İnsan için en büyük kötülük; kendini kandırması, gerçeklerden kopması, Zahiri adeta yok saymasıdır. Çünkü; Zahir ile apaçık ortadayız, Zahirle algılamaktayız, Zahirsiz ne varlığımız, ne de algılamamız söz konusu değil.

Hz.Muhammed(as)’in tüm mücadelesi puta tapanlara karşı olmuştur. Puta tapanlar aslında; gerçeklerden uzak, hayali bir varlığa tapıyor, onu da her hangi bir nesne ile sembolize ediyorlardı. Gerçekte o nesneye değil, o nesne ile kendilerinden uzak, tamamen batın(algılanamayan) olan, varlığı zahir (algılanabilen) olmayan hayali varlığa tapıyorlardı.

Zamane Müslümanlarımızın hiç biri bir nesneye tapmıyorlar ama; bir çoğu varlığı kendilerine tamamen batın(algılanamayan) olan, varlığı asla zahir(algılanabilen) olmayan bir hayale tapıyorlar ve onu ALLAH sanıyorlar. Yani; çoğunluk varlığı tamamen  gizli, ortada olmayan, algılanamayan hayali bir varlığa tapıyor; varlığı “apaçık ortada olan, algılanabilen”, Zahir de olabilen bir ALLAH’a kulluk etmiyorlar.

Hz. Muhammed(as) “ALLAH’ın kendisiyle Zahir olduğu” mesajını vermeye çalışırken; kafir olanlar “hayallerindeki tanrı imajı” gereği ondan mucizeler göstermesini istiyorlar, “madem ALLAH sende Zahir oluyor düşüncesiyle”, “o halde kıyameti getir, ölümü getir, hesabı getir, semayı üzerimize yık, yerlerden pınarlar fışkırt…” gibi alaycı isteklerde bulunuyorlardı. O ise; “ben de sizin gibi bir beşerim” diyerek her şeyde(onlarda da) ALLAH’ın Zahir olduğunu, alayla istediklerinin zamanı geldiğinde Zahir olacağını duyuruyordu.

O aslında ALLAH’ın her şeyde Zahir olduğunun bilinmesi  mücadelesi veriyordu. Ki puta tapanlar bu zanlarından vazgeçip gerçeğe yönelebilsinler. ALLAH’ın her şeyde Zahir olması putları ve arkasındaki boş inançları alt üst ediyordu. Çünkü ALLAH’ın her şeyde Zahir olması ayrıcalıklı üstün bir varlık, put, tanrı anlayışını kökünden kurutuyordu. Ve geçimini putlardan sağlayanlar için büyük bir tehdit oluşturuyordu. ALLAH’ın her şeyde Zahir olduğu inancı yayılırsa; kimse kimseye tapmayacak ve geçim yolları kapanacaktı. Din üstünden menfaat sağlanamayacaktı. Peki; günümüzde din üstünden menfaat sağlayan, dini ticaret haline getirenler yok mu? Cevabı size bırakırım.

Bize göre asıl OKU’nası KİTAB olan kainat; kendisinde şüphe olmayan, apaçık ortada olan, algılanabilendir, çünkü ALLAH Zahir olabilendir. ALLAH kainat adı altında Zahir olur. Kainat adı altında Zahir olmayan, varlığı apaçık ortada olmayan,varlığı  tamamen gizli olan, hiçbir şekilde, hiçbir zaman, asla algılanamayan bir varlığın ismi ALLAH olamaz. ALLAH kainat adı altında Zahir olabilen, varlığı apaçık ortada olan, algılanabilen bir varlıktır da. Bundan dolayı diyoruz ki; ALLAH vücudu, yapısı sabit, hareketsiz, donuk, sırf soyut, hayali bir varlık değildir. Mutlak sınırsız-sonsuzlukla dahi sınırlanmayan manasında gerçek sınırsız-sonsuzdur. Hiçbir sınırlama olmaksızın sayısız birimler adı altında Zahir olabilendir.

Bize gizli, ortada olmayan, algılanamayanın, yani bize sır olanın  peşine düşmek anlamsız bir uğraş olur, algılanamadığından bu uğraşın getirisi koskoca bir hiçtir, sonuç olarak Batın ismi yönüyle(Batın özelliklerinin) ALLAH’ın algılanamayacağını anlarız, bu uğraş ortaya bir şey koymaz. O halde bizim için apaçık ortada olan, algılanabilen, yani bize açık olana yönelmek akla daha uygundur, bu yolun getirisi sonsuz bir varlıktır, bu uğraş gerçeğe ermemizi ve gereğini yaşamamızı sağlar. 

Belki Hz.Muhammed(as) zamanındaki kafirlerin dini afyondu, günümüzde dine aynı temel bilinçle yaklaşanların da belki afyondur. Ama O’nun dini(Hz.Muhammed as) Zahir olan GERÇEK üzerine kuruludur; zanna, hayale, tapınmaya dönük değildir, HAKK’a kulluğa dönüktür, akla ve ilme ters düşmez. O hevasından konuşmaz, hayal olanı anlatmaz, zanna tabi olmaz, varlıkta karşılığı olmayana(Zahir olamayana) yönelmez, içinde yaşadığı gerçeği inkar etmez, O gerçekçidir, ama bunu gerçeğe sırtını dönen bilemez. Kendini hayali düşüncelere kaptıran, vehmine yenik düşen, zanna kaptıran, soyutta boğulan, hayalini tanrı edinir, 

Kur’an’daki “B Gerçeği” ALLAH’ın Zahir(apaçık ortada olan, algılanabilen) ismine(özelliğine, yönüne) işaret eder. O halde ALLAH’ın Zahir özelliği gereği var olan bizler ALLAH’ın diğer özelliklerini de Zahirimizde bulup, Zahirimiz kadarıyla değerlendirebiliriz. Kur’an’da “B gerçeği”ile başlayan ifadelerin Zahirimize dönük olarak değerlendirilmesi gerektiği, karşılığının kainat kitabından OKU’nması gerektiğini aklımızdan çıkarmamalıyız, yoksa hayali bir varlığı var zanneder, hayalimizdekini tanrı edinmiş oluruz. “B” SIR olarak alındığında Batına yönlendirirken; “B” GERÇEK olarak alındığında Zahire yönlendirir. Çünkü sır olan gizli olandır, batındır; gerçek olan apaçık olandır, Zahirdir.

Zahirde var olan bizlerin Zahire yönelmesi daha mantıklı ve gerçekçi yoldur. Kur’an-ı Kerim’i “B Gerçeği” olan yerleri “ALLAH’ın Zahir olma özelliği ile” değerlendirip, yorumlanması insanlığın içinde bulunduğu sorunların çözümü için kaçınılmazdır. ALLAH’ın her şeyde Zahir olduğunu bilen kul kimseye kötülük yapamaz, elinden ve dilinden herkes güvendedir; iyiliktir, güzelliktir, barıştır, “SELAM”dır, “İSLAM”dır onun dünyası. Yaratılanı hoş görür, yaratandan ötürü; çünkü o artık yaratılanda ALLAH’ın Zahir olduğunun farkındadır.

ALLAH’ı Zahir olma hali ile sınırlamamak şartıyla (çünkü bizim algılarımız sınırlıdır, algımız dışında kalan bize batın olan da vardır.) panteist görüşten bile öğrenilecek gerçekler vardır. Hiçbir düşünce sistemi tamamen yanlış olamaz, her düşünce sisteminin içinde mutlaka doğrularda vardır, insana yakışan doğrularını alıp yanlışlarını elemektir. Hiçbir insan tamamen kötü olamaz, iyi yönlerini alıp yanlışlarını elemek gerekir. Yani her düşünce sisteminden, her insandan az ya da çok öğrenilecek bir şeyler vardır, bu verileri bir kalemde silmek akıllı insana yakışmaz.

Gelin şimdi birlikte besmelenin “B Gerçeği” ile, ALLAH’ın Zahir ismi işareti olarak değerlendirmeye çalışalım:

Bismillahirrahmanirrahiym: “B Gerçeğini Zahir işareti olarak aldığımızda”

İsmi ALLAH olan(özellikleri sonsuz olan) Rahman ve Rahiym özelliği ile Zahir olmaktadır. O halde; ALLAH’ın Rahman ve Rahiym özelliklerinin karşılığı Zahirde aranacaktır.Örneğin; Zahirde var olan baba Rahman özelliğinin, anne ise Rahiym özelliğinin temsilcisidir. Ve bebek Rahmanın temsilcisi baba ve Rahiymin temsilcisi anneden aldığı özelliklerle Zahir olur. (Ayrıntısı Kimya dersinin konusudur. Zahirden OKU’yabilene okullarda gördüğümüz derslerde işlediğimiz konular O’nu bize anlatmaktadır. Örneğin fizik dersinde görülen “enerjinin yok olmayacağı, enerji çeşitlerinin birbirine dönüşeceği konusu”). Zahirde Rab özelliği kısmen bu şekilde işler, ALLAH Hakk olarak böyle yaratır. ALLAH’ın alemlerdeki tasarrufu alemler suretiyledir, ALLAH’ın özellikleri alemlerde alemlerdekilerin sureti altında açığa çıkar, Zahir olur. Kiminde kimi zaman Rahman olur, Rahiym olur, Cebbar olur, Kahhar olur, Celal olur, Cemal olur…Rab özelliğinin Zahirde işlevini bilen hayalindeki soyut bir tanrıya tapmaktan, hevasını ilah edinmekten, zannını gerçek sanmaktan korunur.

ALLAH “B Gerçeği” ile babada Rahman, annede Rahiym özelliği ile, baba ve anne adı altında Zahir olur. İşte besmelenin başındaki “B Gerçeği” kendisinden sonra gelen mananın karşılığının Zahirde aranması gerektiğine işarettir. Yoksa Zahirden seslenmeyen bir ALLAH’ın, Rahman ve Rahiym oluşunun duyurulması GERÇEK kavramına ters düşerdi, soyut, hayali bir kavram olurdu. Besmelenin, insanın Zahirde yaratılmasına ait yorumumuz budur. Babasında Rahman’ı, annesinde Rahiym’i gören, onlardan var olduğunun bilincinde olan, onlarda ALLAH’ın Zahir olduğunu bilen, onlara “öf” bile demez, merhamet kanatlarını onların üzerine indirir.

Besmelenin insanın yaşamına dönük yorumumuz ise şudur:İsmi ALLAH olanın Rahman ve Rahiym özelliği ile Zahir olacağım. Her şeye Rahmanın temsilcisi baba gibi koruyucu, Rahiymin temsilcisi anne gibi şefkatli yaklaşacağım. Yapacağım işe gücümü(Rahman) ve sevgimi(Rahiym) katacağım. ALLAH’ın Rahman ve Rahiym özelliklerinin benden açığa çıkması, Zahir olması için çalışacağım. Varlığa ALLAH’ın Rahman ve Rahiym özelliği ile yöneleceğim. Varlıkta ALLAH’ın Rahman ve Rahiym özelliğinin Zahir oluşunu OKU’yacağım. Algıladıklarımı; ALLAH’ın Rahman ve Rahiym özellikleriyle kainat adı altında Zahir oluşu olarak değerlendireceğim. Yaratılanı hoş göreceğim, yaratandan ötürü; varlıkta Rahman ve Rahiymin Zahir olduğunu göreceğim ve varlığa Rahman ve Rahiym özellikleriyle yöneleceğim.

Bu yazımızda inşaALLAH ALLAH’ın Zahir isminin önemini vurgulamışızdır, Zahirden kopmayalım, Zahirde O’nunla olalım, sonrasında Batının Zahirimiz haline geldiğinde algılanır olduğunu, Batının Zahirimize yansıdığını, Batının Batın kalıp Zahir olmadığı sürece algılanamayacağını fark edelim. Zahirle varız, Zahiri algılarız, Zahiri yaşarız, Zahir olmayan Batını algılayamayız. Asıl Zahir bilincimizin algıladığı, bilincimize açık olan bilgidir; asıl Batın ise bilincimizin algılayamadığı, bilincimize kapalı olan bilgidir.Ne zaman ki; bir bilgi bilincimize açılır o şey Batın olmaktan çıkar, bilincimize Zahir olur. Eğer bu bilgi akıl/gerçek kaynaklı değilse, vehim/hayal kaynaklıdır. Akla/gerçeğe ters olan vehim/hayal kaynaklı bilgi ise aslında hiçbir zaman Zahirimiz olamamıştır, çünkü o gerçekte bilincimiz tarafından apaçık olarak algılanılamamış, gerçek içinde bir yer bulamamıştır, algılandığı sanılmıştır. Zan ile kendini kandırmak ise kişiye en büyük cezadır. ALLAH’a imanımız Zahir olsun(Amenü “B”illahi)…