benİM cennetİM...




23. Ocak. 2009 // Veysel Orhan //...
 

Veysel Orhan

Hiçbirşey, hiç kimse benzemiyordu bana. gülene baktım bende yoktu, ağlayana baktım kendimde yoktu, acı çekene baktım içimde yoktu. Bulamamıştım içlerinde yaşattıklarıyla içimde oluşmakta olanı. Ya ben bilmiyordum gülmeyi ağlamayı ve acının tanımını, yada sıradandı benim için tüm bunlar. belkide aşmıştım da daha üst düzeyde yangınlarda kavruluyordum.

Cennet'i yaşayan da buradaydı, cehenneminde yanan da. "dünya hem cennettir hem cehennem" sözü doğruydu aslında. Herkes cennet'ini yada cehennemini yaşamaktaydı kendi Alemi içinde!... Yaşamak isteyen burada başlıyordu dileğince yaşamaya, yemeye içmeye, eğlenmeye ki bu onun cennetiydi. Ona göre bağışlanmış bir hayattı bu , çünkü seçilmişti, seçilenlerden sayıyordu kendini "dilediğine hesapsız verir" sözünü RABBİM onun  için yazmıştı...

Hayat sabahın tazeliği, günün güzelliği ve gecenin rengarenk cümbüşlerinden ibaretti. Yüzlerinin pürüzsüz ve tertemiz olduğu tüm güzelliklerin kendilerinde toplandığı cennetlikler vardı  bu dünyada , bu hayatta ve bizimle birlikte.

Bunlar belki yaşadıklarıyla kalanlardı yada yaşadıklarını zannedenlerdide diyebileceğim muazzam bir kitleydi. Çoğunluğu oluşturmaları sayesinde birer cazibe alanı sayılıp dahada büyüme yolunda ciddi açılımlar sergiledikleri gözden kaçmayacak kadar  barizdi.

Ne yapıyorsun? yada
ne yaptığının farkında mısın? sorusunu onlara yöneltecek kimseleri olmadığı yada kalmadığı belkide cesaret edipte sorulamadığı için, kurguladıkları bu kusursuz dünya güzeldi. Her tonda mutluluk, her renkte huzur ve en üst düzeyde heyecanlarla çalkalanıyrlardı. Dur durmak bilmeyen bu cümbüşün adı sevgi yada aşk kelimeleriyle isimlendiriliyordu. tutkunu oldukları herşeyin sahibi olduklarını bilir yada onu elde etmek adına herşeylerini feda ederlerdi. elde ettiklerinin ise kendilerine bağışlanmış yeni bir cennet köşesi olarak kabullenir mutluluklarını kat kat arttırırlardı. Öyle bi hayatki bu bitmeyecek sonsuza dek süregidecek bir hükümranlıktı.

Taki o gün gelene   dek.  "eğer sadık isen ölümü dile..."  Dileyebildiğin kadar dileyipte fazla fazla aldıklarının ardından istiyorsan devamını, ölümüde dilede devam eyle seyrine.

hiçbir telafisinin yada herhangi bir ertelemenin sözkonusu olamayacağı bu günde, kurulan saatin çalmasının ardından tüm kazançlarının fayda etmeyeceği o ana gelene dek. Hiç kapını çalan olmamıştı bu anlamda. Çalmış olsa bile             açacak ya  fırsatı yoktu yada    sarhoşluğundan sızıp kaltıştında açamamıştı .  söyleyebildiği, tek doğrulu dünya anlayışında çözümsüz kalan tek şeyin ölüm olmasıydı. bir türlü çare bulunamamıştı buna. Sonuçta bu tarz CENNET'te vardı. Ama gerçekte neydi? nasıldı? toprakla ilişiği neydide topraklarda yaşanıyordu? yada yukarıdan aşağıya , sema üstü-toprak altı cennetler mi söz konusuydu?

Ya cehennem ?

Her an beynini kurcalayıp duran sayısız fikirlerle  her an yapılan savaşın adı mı? ,

Baktığın herşeyi yalnızca bakabildiğin kadar değerlendirebilmenin adı mı?

Canını yerinden söküp atmak isteyecek kadar izdırap içinde bi o yana bir bu yana dönüp durmaNIn adı mı?

Arınmak mı?

gerçekten birgün doğruyu görebilmenin adı mı?

Bu dünyada cennet'ini yaşayanların herşeyine yüz çeviripte sabırla , umutla ve inanarak beklemenin adı mı?

YOKSA ULAŞMAK İSTEDİĞİN YAŞAM TARZINAGİYDİRDİĞİN KILIF'ın adı mı?

 
Selam yaşamımız SÜNNETULLAH yaşam tarzımız olsun...