BİLİNÇ SIÇRAMASI
kemal Gökdoğan

18.Eylül.2008 // kemal Gökdoğan ...           kemalgokdogan@gmail.com

 Nefs boyutlarında dikey ve yatay hareketler ile ilgili sorulara cevaplar:

SORU:
… “DİKEY BİLİNÇ SIÇRAMASI İLE YATAY GENİŞLEME” KONUSUNDA BİRAZ BİLGİ VERİR MİSİNİZ?

CEVAP:
DİKEY BİLİNÇ SIÇRAMASI: Bir mürşid terbiyesi altında, şeriat ve tarikat ilimlerinin okutulduğu dergah/tekke ortamında müridin tevhid basamaklarını yavaş yavaş tırmanmasıdır. Mürşid dilerse on onbeş yılı birkaç saniye içine sıkıştırıp müridin bilincini kesret âleminden vahdet âlemine SIÇRATABİLİR. Fakat bu yöntemin… birkaç kaynağı belirsiz tasavvuf menkıbesi dışında… uygulandığına dâir hiçbir kayıt ve bilgi yoktur.

Nefs mertebeleri ani sıçrama şeklinde aşılmaz ve açılmaz. Kabağın dahi olgunlaşmak için en az dört aylık bir gelişim sürecine ihtiyacı varken evrenin en mükemmel tohumu olan beşerin insan-ı kâmil olmak için en az kırk yıl (nâdiren yirmi yıl) eğitilmesi ve olgunlaşması gerektir.

YATAY GENİŞLEME: Tekke-dergâh ortamında ve mürşid terbiyesinde eğitim alan fakat eğitimin nihai gayesi (son amaç) olan KENDİNİ TANIMAK (FENÂ FİLLAH) olayını gerçekleştiremeyen mürid nefsi emmare ve nefsi mülhime arasında YATAY GENİŞLEME yapmış olur. Bir başka tabirle YERİNDE SAYMIŞ olur.

Yapılan tüm bedensel ve ruhsal ibadetler müridi nihai gayeye ulaştıramamışsa mürid… ahlâkı çok temiz, inanılır, güvenilir bir müslüman olarak hayata kazandırılmış olur. Tevhid şuuruna ulaşamaz şirki hafî içinde yâni.. Allah’ı tanrı, Rasulullah’ı tanrı postacısı, kendisini de geçici varlık zannı içinde bulur. Kaybettiği en önemli şey KENDİNİ TANIMAK olmuştur. İbadetleri ise asla kaybolmaz.İbadetlerinin getirisi olan sevap ile dünyada huzura ve ahirette lüks bir konfora ulaşır. Ahiret hayatı dünya hayatındaki yatay genişlemenin iz düşümü olarak onu karşılar. Rabbini cennet semâsında seyreder ve cennetininin her nimetlerinden tadar. Bu tür bir cennet YATAY BİLİNÇ GENİŞLEMESİNİN sonucudur.

Dikey bilinç tırmanışını gerçekleştirenin ahiret ortamının görünüşünde… zahiren, yatay bilinç ortamına göre hiçbir fark yoktur. Yatay genişleme sahipleri dikey tırmanışı gerçekleştirenin CENNETİNİ bu dünyada GÖREMEDİKLERİ gibi orada da göremeyeceklerdir. Göremedikleri cennet… TEVHİD ZEVKİ denilen ALLAH’dan başka varlık olmama hakikatinin ilmi ve duygusudur.

SORU:
VAHDET VE KADER SIRRINA VAKIF OLMAK (BİLMEK DEĞİL ŞUURUNA VARIP GEREĞİ GİBİ YAŞAMA HALİ) DİKEY BİLİNÇ SIÇRAMASI MIDIR.?

CEVAP:
Vahdet ve kader ile ilgili bilgiler (sırlar) en asgari nefsi mülhime ve nefsi mutmainne mertebesinden günümüz dili ve anlayış mantığı ile Tecelliyat kitabı ile başlayan yayınlarda izah edilmektedir. Vahdet ve kader ilmine âit incelikleri okumak, hazmetmek ve yeni tefekkür boyutlarına ulaşmaya gayret etmek sadece bir başlangıçtır.

Bu başlangıçtan sonrası her bireyin iç dünyasının derinlikleri ile ilgilidir. Tüm nefs mertebeleri tek tek açılımlar, tek tek aşamalar hâlinde yaşanmaz. Nefsi Emmareden, Nefsi Kâmileye kadar tüm boyutlar tek bir bütündür. Birey bu bütünlük içinde bilgilenmeler, duygulanmalar yaşar.

Nefs mertebelerinin ayrı ayrı sayılması ve her nefsin ilminin ve yaşantısının ayrı ayrı tanımlanması tasavvufi eğitimin bir metodudur. Mesela…

İlk okul birinci sınıf matematiğindeki bir artı bir eşittir iki bilgisine nefsi emmare ilmi diyelim. Üniversite son sınıfın bir defter süren bir matematik teoreminin ispat işlemine de nefsi kamile ilmi diyelim. Bir artı bir… üniversite sonda unutulması, terkedilmesi gereken yanlış bir bilgi midir? Yoksa her zaman lazım olan, hiçbir zaman atamayacağımız en temel ilim midir?

Evet her sınıfın matematik düzeyi tüm matematiğin bütününe ait ise ve matematik tek bir ilim ise nefsin her mertebesi de nefsin tümüne aittir ve tek bir nefs vardır. Eğitimi ve öğretimi ise mecburen aşama aşamadır.

Nefsini tanıyan ve nefsinin bütünlüğüne erenler hiçbir zaman nefsi emmareden nefsi kamileye sıçradım/tırmandım iddasında bulunmazlar. Nefsi tanıtan nefsin tümelliğine erdiren tevhid ve kader ilminin özel bir yaşamı da yoktur. Özel yaşamı vardır ve nedir ve nasıldır? diye kendimizi zorlar isek alacağımız cevap; “ALLAH’A İBADET ETMEK, HER MAKAMDAN VE HER DAVADAN VAZ GEÇMEK, HELALİNDEN KAZANIP HELALİNDEN TÜKETMEK, SON NEFESE KADAR DOĞRU YAŞAMAK” olacaktır.

Bâzı zâtlarda açığa çıkan keşif ve kerametler tevhid ve kader ilminin en üst nefsde yaşantı göstergesi değildir. Keşif ve kerameti gören keşif ve keramet sahibinin ilminden bir kazanç elde edemez. Sadece hayret eder ve alkışlar. Bu konuda… “Şeytan dahi ismi azamı okuyunca dünyanın etrafında bir anda yedi tur atar. Önemli olan dünyanın etrafında yedi tur atmak değil İLİM VE İSTİKAMET ÜZERE DÂİM OLMAKTIR” denilir.

Dikey bilinç tırmanışının zirvesindekilerin en büyük göstergesi tasavvufu ve yaşamını bize kolaylaştırarak anlatmalarıdır.

SORU:
İNSANSI OLAN 400 GR’LIK BİR ŞEMPAZE BEYNİNİN, ARADAN GEÇEN ÇOK UZUN BİR ZAMAN DİLİMİNDE TEKAMUL EDEREK ADEM OLMASINI İDRAK ETMEK, BİLMEK DİKEY BİLİNÇ SIÇRAMASI MIDIR?

CEVAP:
Allah için yaratış sistem ve modellerine bir sınır koymak haddimize düşmez. Yoktan var eden bir türden başka bir türü de süzer çıkarır. Fakat milyonlarla yıl geçmişimizde neler olduğuna dair elimizde somut kanıtlar yok. Ancak …evrim vardır… TEORİSİ ile …evrim yoktur yaratılış vardır… İNANCI çarpışmaktadır. Bu bilinmez süreç bilgi ve deney alanımız dışında olduğu için kendimizi ÂDEMOĞLU kabul edip şimdiki halimizle ilgilenmek durumundayız.

İnsan dünya isimli gezegenin en olgun meyvesidir. Fakat evrenin ve âlemlerin en olgun meyvesi değildir. Âlemlerin en olgun meyvesi ve beyni Hz. Muhammed a.s. ile misallenen İNSAN-KÂMİL bilinç seviyesidir. Alemlerde tekamül eden her birim bedensel sureti ne olursa olsun İNSAN-I KÂMİL ismini alır.

İNSAN-I KÂMİL bizim dünyamıza ait bir iki kelimedir. Kastedilen kelime değil işaret ettiği manadır. O mânâya ulaşan her birim o türün en yücesidir. Hz. Muhammed a.s. dünya gezegeninde yaşayan insan türünün o mânâya ulaşan en belirgin bedenidir. Başka boyutlarda başka dünyalarda da en yüceler olabilir.

SORU:
VEYAHUTTA SİSTEM VE DÜZENİ HAKKIYLA OKUMAK, BİR ÖNCEKİ AN’NIN, BİR SONRAKİ HALİ OLUŞTURDUĞUNU BİLMEK DİKEY BİLİNÇ SIÇRAMASI MIDIR?

CEVAP:
Sistem iki türlü okunmaktadır. Birisinde bir öğretmen olmadan okunur. Rasuller ve Nebiler öğretmensiz okurlar. Onların öğretmeni Rabbi’dir, ALLAH’dır, Cebrâil’dir denilir. Fakat o deyimler Rasul-Nebî’nin ötesindeki birimler değildir kendi hakikatleridir. Gerçek okuma ve gerçek bilinç sıçraması budur.

Diğeri ise bir öğretmenin (Rasulün, Nebinin, Velinin, Bilgenin) okuduğunu öğrenerek sistemi tanımaktır. Bu tanıma bilinç sıçraması değil, bilinçlenmedir.

Bir anın diğer anı oluşturduğu da bizim hazır bulduğumuz bir bilgidir. Bu bilgiyi biz keşfetmedik, ilk defa biz okumadık. Keşfedenler ve okuyanlar bizim öğrenmemiz için açıkladılar. Biz bu bilgiyi öğrenerek bilincimizi genişlettik.

Rasulullah a.s.’dan sonra keşfedilecek bir şey kalmamıştır. Ancak onun keşiflerini her çağın âlimleri kendi anlayışlarına çevirirler… (Amerika keşfedilmiştir yeniden keşfetmeye gerek yoktur…sözü ile bağlantı kurabiliriz.)

SORU:
DOĞUDA UÇAN BİR KELEBEĞİN KANATLARINI ÇIRPARAK, BATIDA KASIRGAYI OLUŞTURDUĞUNU BİLMESİ, İDRAK ETMESİ DİKEY BİLİNÇ SIÇRAMASI MI?

Kelebek Etkisi… Evet her olay birbirine bağlıdır. Zerre küllün aynasıdır/aynısıdır. Her olay birbirine bağlı olunca aslında tek bir olay olur. Tek olayı biz ayrı ayrı imiş gibi zannederiz.

SORU:
ESMA TERKİBİMİZİN BİZİM RABBİMİZ OLDUĞUNU BİLMEK, ÖNEMLİ OLANIN İSE RABBUL ALEMİNE KUL OLMANIN FARKINDALIĞINI HİSSETMEK VE BİLMEK DİKEY BİLİNÇ SIÇRAMASI MIDIR? AYET VE HADİSLERİN DERUNİ MANALARINA VAKIF OLMAK DİKEY BİLİNÇ SIÇRAMASIMIDIR? VS..GİBİ, ÇOĞALTILABİLİR.

CEVAP:
Bilinç sıçraması kavramını bilincin genişlemesi ile eşitler isek evet diyebiliriz.

SORU:
EĞER BUNLAR DİKEY BİLİNÇ SIÇRAMASI İSE, CENNET BOYUTUNDA DA BUNLAR OLMAYACAĞINDAN (DİKEY SIÇRAMA OLMAYACAĞINDAN) YATAY GENİŞLEMEYİ NASIL ANLAMAMIZ GEREKİYOR.

Bu dünyada bilincimiz ne kadar genişlemişse sonsuz yaşamda o kadar yeni bilgiyi de hazmedebilir. Tekrar bilinçte artış olmasa da yeni bilgileri kendi kapasitemize göre hazmetmek bize sanki dikey yükselme yaşıyormuş izlenimi verebilir.

SORU:
ACABA ÇOK ENDER KULLARA MAHSUS OLAN DURUMLAR VARDIR, BUNLAR BAZI ŞEYLERİ ŞU DÜNYA HAYATINDA FARKETMİŞLERDİR ANCAK BİR TÜRLÜ İDRAK EDEMİYORLARDIR. BİLDİKLERİ HALDE TAM İDRAK EDEMEDİKLERİNDEN DOLAYI ONLARA İDRAK MI ETTİRİLECEKTİR BAZI YÜKSEK FREKANSLI BEYİNLER TARAFINDAN!?(BİR NEVİ ŞEFAAT GİBİ)VE ONLARIN İDRAK ETMELERİ İLE BİRLİKTE BU İDRAK EDİŞ YATAY GENİŞLEMELERİ Mİ OLACAKTIR?

CEVAP:
Anladığım kadarıyla zorla idrak ettirmek yoktur. İlmi ortaya koymak ve herkesin kapasitesince istifadesine sunmak vardır. Oda büyüklüğündeki ilk bilgisayara son model bilgisayarın programlarını yüklemek ne ifade ediyorsa… Üst bilinçlerin ilimlerini bizim beynimize/ruhumuza yüklemeleri de aynı şeyi ifade eder.

Şefaat ilimi ortaya koymaktır. Zorla birisini sırtlayıp bir yerden bir yere götürmek değildir.

SORU:
BİR ARKADAŞIMIN SORUSUNU YÖNELTMEK İSTİYORUM. KENDİSİ DE BENİMLE BERABER BU YOLDA YÜRÜMEYE ÇALIŞIYOR. GERÇİ KENDİSİYLE BU KONUYU DEFALARCA KONUŞTUK ELİMDEN GELDİĞİ KADAR ANLATMAYA ÇALIŞTIM FAKAT BİR TÜRLÜ İKNA EDEMEDİM VE SİZLERE SORMAMI İSTEDİ. SORU ŞU. RESUL VE NEBİ NEDİR. TV PROĞRAMLARINDAN DİNLEDİĞİ KADARIYLA RESUL; YENİ BİR DİN, ŞERİAT GETİREN!! NEBİ İSE; ÖNCEKİ DİNİ DEVAM ETTİRENDİR DİYOR. BU KONU HAKKINDA DA BİRAZ GENİŞ AÇIKLAMA YAPARSANIZ İYİ OLUR.

CEVAP:
Bu kısma şimdilik bir alıntı yapıştırıyorum
(((… http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/P1.htm  …)))

Belki okumuşsunuzdur. Fakat bu konuda söyleyebileceğim çok fazla bir şey yok. Sadece RASUL kavramı için şunu söyleyebilirim:

Hz. Muhammed’in aklı Hz. Muhammed için RASUL idi. Bizim aklımız da bize Allah’ı tanıttığı kadar RASULLÜK işlevi yapmış olur. Kendimizi tanıma işleminin adına Risalet nuru diyebiliriz.

Kendisine kitap verilen… Kendi varlığımız okumamız için bize verilen kitaptır. Evren kitaptır.
Kur’an’da bahsedilen RASULLER ve NEBİLER kendilerini okumuşlar ve bizie örnek olmaları için anlatılmışlar.

Hz. Muhammed’den sonra BAŞKASINA RASULLÜK ve NEBİLİK edecek birisi gelmeyecektir. Ancak her insanda mevcut olan Risalet ve nübüvvet kuvvesi her insanın kendisini tanımasına yardımcı olacaktır.

Velilik ise yine insanın kendisi ile ilgilidir. Her çağın velileri kendisini tanır ve bizim de kendimizi tanımamıza… özümüzdeki velayetten yararlanmamıza kapı açmak için kendi iç dünyalarını açarlar.

SORU:
BİR BAŞKA SORU İSE ŞU. EFENDİMİZ (S.A.V)”KALBİNDE ZERRE KADAR İMANI OLAN CENNETE GİRECEKTİR”BUYRULUYOR.BU ZERREDEN KASIT NE?MÜLHEME NEFS BİLİNCİNDEKİ HİSSEDİŞ Mİ? YOKSA EMMAREDE OLUPTA NAMAZDA KILAN BİR KİŞİNİN TANRISINA İMAN MI?

CEVAP:
“Ben varım” diye bir bilince sahip olan her zerre aslında kendi izafi varlığını tasdik etmekle Allah’ın varlığını tasdik etmiş olur. Varım duygusuna sahip olan her zerre, her birim sonsuz yaşama ulaşacak ve ebediyen kendi bedensel ve ruhsal zevklerine göre varlığını devam ettirecektir. Cennete girmek… ebedi varlık bilincine sahip olmaktır diyebiliriz…

***

Said ve şaki kavramları ile ilgili bir soruya cevap:

SORU:

“ said ve $aki yazisini okudum..aklima bir soru takildi..

eger bir $eyh $aki olabiliyorsa ve o $eyh bu dunyadaki bilinciyle ahirete intikal ediyorsa..

o zaman saidle $aki arasinda fark goremiyorum diyecektim..

fakat $aki bu dunyadaki bilinciyle kalan daha fazla update yapamayan…

said ise bu dunyadaki aldigi bilincle kalmayip ahirettede update yapabilen ise o zaman fark gorebilirim diyebilirmiyiz..

$ehitler olmez derler ya..olmezse update yapabilir nicin olmasin… “

CEVAP:

Gerek Kur’an’da gerekse hadislerde bazı kavramlar geçmiş zaman, bazı kavramlar da gelecek zaman eki ile tanımlanmıştır. Bizim zihnimizi de bu geçmiş ve ya gelecek zaman ekleri yanıltmaktadır. KUR’AN ve HADİSlerdeki tanımlar Rasulullah a.s.’ın ve o dönemin edebî anlatım özelliğidir. Asıl anlatılan ve vurgulanan her insanın ŞİMDİsidir… dünya yaşam kesitidir.

Said veya şaki yazılMIŞ denilirken geçmişte birisinin bir tanrının yazgısından değil her insanın şimdisine kadar elde ettiği birikimden bahsedilmektedir.

İnsan yaşamının bir döneminde Allah hakikatini anlayamamışsa o zaman kesitinde ŞAKİ olarak VAR olmuştur. Bir andan sonra ALLAH hakikatini idrak etmiş ise SAİD olarak VAR OLMAYA devam etmiştir.

Bir zamanlar ŞAKİ hali yaşayan SAİD olduktan sonra dahi onun ilk hâline ŞAKİ denilir. ŞAKİLİK onun ilk, evvel, geçmiş damgasıdır. Fakat ahiretteki açılımı ilk damgaya göre değil yaşadığı en son bilince göre şekillenir.

Bu anlatım çerçevesinde düşünürsek… RASULLER ve NEBİLER doğuştan ALLAH’ı idrak halindeki SAİDlerdir. Onların dışında doğuştan SAİD olanların sayısı iki elin parmaklarını geçmez. (Kişisel düşünceme göre… bu düşüncem yanlış da olabilir.)

İlim ile Allah hakikatine teslim olmuşlar şehid hükmündedir ve savaş şehidi ile aynı değerde makama sahiptir. Hatta âlimlerin mürekkebinin şehidlerin kanından üstün olduğu da İLİM halinin önemini belirtmek için beyan olunmuştur. Bu beyanı sadece zahirine göre anlamak ve savaş şehidlerini ikinci sınıfa indirmek doğru değildir.

İLİM ile şehid olanların ilimlerinde dünya ve ahirette kesinti olmayacağını çeşitli güvenilir kaynaklardan okuyor ve inanıyoruz.