Bilincin Kartezyen Değişebilirlik Prensibi !..
Ş.yıldız

Ş. Yıldız - 25 Nisan 2008


Sünnettullah; Allah Resulü Hz. Muhammed Mustafa s.a.v’in açıkladığı ve insanın tâbi olduğu tüm sistemleri içine alan kainatın işleyiş kurallarıdır.

Bu sistemde ‘Birlik’ noktasından kişi ne kadar uzağa düşerse korunanlardan olmaktan da o kadar uzağa düşecektir..


Yukarıda çok kısa olarak yer alan Sünnettullah hakikatinin bir yönü var ki, bu yönün zikredildiğine nerede ise hiç rastlanmaz..


Bu nokta da şudur: Bir eylem ve düşünce insandan çıktığı zaman, Sünnettullah’a göre bir işleyişe dahil olup, eğer düşünce ve eylem, kişinin kendisi için malum olan Sünnetullah kurallarına uygun ise, kendisini olumlu etkilediğini seyreder, Sünnetullah’a uygun değil ise, bu sefer de olumsuz etkiler. Ancak, eylemin çıkışı ve kendisine dönüşünden oluşan daire tamamlanıncaya kadar, bu eylem ve düşüncelerle Allah Alemde felekleri nasıl döndürür ve ne gibi işleri hangi etki tepki prensibi çerçevesinde yönetir? İşin bu kısmı her zaman gözardı edilir.


Hal böyle olunca da Sünnettullah’ın, sadece bizi etkileyen ve Kesret alemi ile sınırlı bir işleyişi olduğu yanılgısına düşeriz. Bu bakış açısı ile sanırız ki; düşünce ve eylemlerimiz, yine bizim bildiğimiz bir şekilde diğer insanları ve bizi etkiler. Ancak inanın bu büyük bir yanılgıdır ve işin içindeki en ciddi aldanış budur.


Allah, bizi “MUHİT” esması kapsamında kuşatan Vech`i ve Suretleri ile bizim ilişkilerimizi düzenlerken, bizim algımızı odak yapar ve her zaman bizim üzerimize yönelen kudret ve yargısı, bizim niyetimizi baz alarak işler. Biz bir eylem ve düşünceyi, yine bizim algıladığımız suret tanımlarını veri tabanı yaparak ortaya koyarız. Yine bu veri tabanına göre de bize “bahşedilen” kudreti, belirli bir niyet ile bir oluşun üzerine odaklarız. Allah da, bizim varoluş gerçekliğimizi sisteminde bu niyetle tanımlar. Eylem ve düşünce ile başlayan daire tamamlanırken, Sünnettullah’ın bize temas eden gerçeklik girişimi bu niyetin Vech’ini algılayarak, canlı bir organizma gibi bize uygun olan sonucu bize yaşatır. Ancak bu demek değildir ki, biz bu eylem ve düşüncenin diğer insanlar ve bizim üzerimizdeki tüm etkilerine değişmez mutlak gerçeklikler olarak vakıf olabiliriz.


Konuyu biraz daha açmak istersek;

Allah bize bir suret gösterip bu suretin bilincimizdeki veri tabanı tanımı ile bize bir eylem yaptırır. Suret ile bu suretin manasının birbirine paralel olduğunu sanırız ve hiç tereddüt etmeden eylemi Fıtraten ortaya koyarız. Burada niyetimiz gerçekten iyi ise, bize bir vebal yoktur. Çünkü biz bu suretin tanımını ve manasını bildiğimizden eminizdir. Niyetimiz bu sebeple kötü değildir. Bu iyi niyet ile yapılan eylemin sonucu da bize bu niyet çıkışı ile geri döner ve biz bundan olumsuz etkilenmeyiz. (Tabii Allah tersini arzulamadıkça)


Fakat hakikatte, suret ile o sureti alet ederek açığa çıkmasına araç olduğumuz mana paralel olmayabilir. Bunu bir örnekle daha da açmak istersek şu örneği verebiliriz:


Karşınıza bir çakmak bir de mum alalım. Size bir arkadaşınız çakmağı alıp mumu yakmanız doğrultusunda bir direktif vermiş olsun. Bu dakikada siz önce çakmak olarak tanımlanan surete yönelir, elinize alır ve sonra da mum olarak tanımladığınız surete yönelir ve mumu yakarsınız. Zaten var olan niyetiniz de, mumu yakma eylemi ve sonucudur. Bu doğrultuda da mumun yanmasının, bu niyetle doğru orantılı olan sonucuna, yani mum ışığına ulaşır ve aydınlanırsınız.

Peki ben karşınıza yine bir çakmak ve mum koysam, akabinde bunları siz gördükten ve algıladıktan sonra önünüze bir perde çekip, iki saniye sonra kaldırsam ve size şöyle desem:


- ‘Ben’ çakmak ve mumun manalarına yer değiştirdim.


Sizce ilk tepkiniz ne olur? Bir çok kişi hemen çakmağı alır ve mumu yakar ve der ki;

- Bak bu çakmak, bu da mum; böyle olmasa ben mumu yakamazdım.


İşte bu, illüzyon içinde diğer bir illüzyondur. Evet, suret ve bu suretin etkisi değişmemiştir. Ancak siz bu eylemi yapmakla artık Aleme bildiğinizin dışında bir mana yollamaya başlamışsınızdır.

Bu yollanan mana ise, sizin kontrolünüzde değildir. Bu sonsuzluk realitesinin ve Külli bilincin kullandığı bir çalışma şeklidir ve bu durum bir kaostur. Öyle bir kaostur ki bu kaos, kompleks, ancak kendi içerisinde çok yüksek bir düzensel bilinç barındırır ve varlıkların bunu çözebilmesi ve buna göre konum alabilmesi imkansızdır.

Burada birimsel akıl işlemez olur ve tam teslimiyet gösteremeyenin Cehennemi, tasavvurların çok ötesindedir. Cüzi ve Külli etkilere sahip bu iki birleşik düzenden birisi, kendi dışındaki birlik alemine kapalı, kendi kozasının karanlığında süren yaşam hali ve teklik hali, diğeri ise Birlik yurdudur.

(Bir çok kişi bizim şimdi teklik altında yaşamadığımızı ve hakikate ulaşıldıktan sonra, tekliği farkedip yaşayacağımızı zannediyor. Ölüm tadılınca varlığımızla tanımlı tek olan benliğin taşınılamayacak çok büyük bir yük, emanet olduğunu herkes görecektir, İnşaallah. )


Müşahade edilmiştir ki “Hesaba çekilen insanın eli, ayağı ve tüm organlarının dile gelip, kişinin kontrolünden çıkarak, yaptıklarını bir bir anlatacak olması“ haktır. Mutlak surette gerçekleşecektir. Bu oluşun hakikati yukarıda zikredilen bu işleyişin kapsamına girmektedir.


Siz neyi yapmak isterseniz isteyin, sizin tanımladığınızı sandığınız eylemin dışındaki bir başka mana size hem “Hakim” hem “Malik” hem de “Alim” isimlerinin “Zat”en kime ait olduğunu gösterecektir.

Kudretin varlığının elimde olmadığını gören ve aslında neyi bildiğini zannederse zannetsin bilgisinin “Hiç” değerinde olduğunu anlayan insan, sahip olduğunu sandığı hiç bir şey üzerinde bir hakimiyetinin olmadığını anlayacaktır. Bu sebeple en büyük acı, sahip olduğunu sandıklarının elinden çıkması konusunda yaşanacaktır. İşte bu hakikate dayanan suret Cehennem bekçisinin isminin “MALİK” olmasıdır.


Bu noktada akıl yürüten birimsel kimlik bilinci çöküntüye uğrayacak ve kendini merkez zannetme bilinci sonucu, tüm evrensel oluşun merkezinde adeta bombardımana uğrayacak olan insan, tüm güç ve kontrolü bırakmak zorunda kalacaktır. Bu noktada insan kalp alemine, yani iç uzayına açılmıştır. Cüzzi aklın işlemediği bu alemde işleyen tek akıl Külli akla da hükmeden fıtrattır. (Fıtrat Kalbin aklıdır. Hz. Cebrail de bir varlıktır ve bu dairenin dışına çıkamaz.)


Tek “Veli” Allah tır.