- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
SORU:
Bazı eserlerde ve kaynaklarda sürekli söylenegelen “mürşitsiz Olmaz” ifadesi kafamı ciddi anlamda kurcalamaktadır. Bu mürşidden kasıt kanlı canlı Hz. insan mıdır?
CEVAP:
Şöyle bir genel kural var: Hz. Muhammed a.s.’dan sonra kimse kimseyi ALLAH ve ya ALLAH’ın SİSTEMİ ADINA irşad ile mükellef olamayacaktır. Ancak O’nun ilmini zamanın insanının akıl kapasitesine göre anlayacak ve anlatabilecek kabiliyette insanlar (veliler) mutlaka olacaktır. Fakat Veliler ilimlerini diliyle veya aklımızın eremeyeceği bir kalb sistemiyle KARŞILIKSIZ sürekli anlatmaktadırlar.
KİŞİNİN durumuna göre mürşid kanlı canlı insandır. Fakat ne mürşid ne de mürid bu tasavvufi birlikteliği ALLAH’ın EMRİNE dayandırmamalıdır. Bu bir dostluk ve gönül birlikteliğidir ve her iki taraf da kendi iradesine dayandırmalıdır. Bu mesajı veren bir mürşid bulmak çok zordur. Böyle bir mürşid yok ise ya da bulamamışsan… halinden ve çevresinden emin olduğun herhangi bir mürşidi kendin bu sıfatlarla kabul edersin. Tasavvufu kitap ve diğer kaynaklardan okursun ve kendi ortamını oluşturursun sadece kendin için.
Yine kişinin durumuna göre… Gerçek mürşid İLİMDİR. İlmin yansıdığı insan, gerçek mürşid olan ilmin yansıdığı bir insandır sadece. İnsanlar geçici GERÇEK MÜRŞİD İLİM İSE DAİMDİR.
SORU:
“B”en herhangi bir eserden çok geniş kapsamlı olarak faydalıyor ve yaşamaya çalışıyorsam. O eserler veya eserleri kaleme alanlar gerçekte veya mecazda mürşidim olmuş olmaz mı?
CEVAP:
Hayır. Rasulullah’dan sonra kimse kimsenin gerçek ya da mecazi anlamda mürşidi değildir. Tasavvufla özel ilgilenenler edindiği bilgi ve tecrübelerini basın-yayın-sohbet vs ortamıyla paylaşıma sunmuş olabilir. Bu sadece bilgi alış verişidir. Mecazi anlamda dahi irşad değildir. Çünkü her tür İRŞAD iddiası… “SON NEBÎ ‘den sonra ALLAH’ın YETKİLİ MÜRŞİDİ YOKTUR” genel kuralına takılır.
SORU:
Sonuçta mürşit ancak Kuran’ı Keriym’dir dolayısıyla mürşitlik de bunun dillendirilmesi açıklanması değil midir?
CEVAP:
Kur’an’ın zamanın idrakine sunulmasının adına İRŞAD denilmesi bu sunumu yapanları MÜRŞİD yapmaz ancak HİZMETKÂR yapar. Bu hizmetkârlığa geleneksel olarak TASAVVUF DERGAHLARINDA irşad ve mürşid deniliyor. Gerçek mürşid dediğimiz insanlar kendilerini GERÇEK HİZMETKÂR kabul ettikleri için mürşid konumunda görünmektedirler.
Şunu da belirtmekte yarar var. Hizmet aslında KUR’AN’a değildir. Kur’an’daki ilme talip olan İNSANadır. Yâni mürşit müridin HİZMETKÂRIDIR. Fakat klasik dergahlarda tam tersi bir hava esmektedir. Sanki mürşitler kral, müritler aşağılık köleler gibi görünürler. Mürşidin kral gibi görünmesi onun kendini kral olarak gördüğü anlamına gelmez. Mürşid aslında müridin kölesidir fakat müridin gurur ve kibirini kırmak adına krallık/mürşidlik rolü yapar. Mürşit dünyanın ve dergahının tiyatro sahnesi olduğunu bilir ve rolünü iyi yapar. Bu oyunu kuralına göre oynayan mürid de müridlik ve kölelik rolünü iyi oynarsa ortada ne “kral mürşit” ne de “aşağılık köle mürid” kalır. (Bu bilinçte bir film çekilse mürşidi ve müridi oynayan oyuncular OSKAR ödülü alırlar.)
SORU:
Diğer taraftan mürşide “el vermek, teslim olmak” ifadesi de kullanılageliyor. Yani “B”en bir mürşit bulacağım “ne demekse” ve O’na el vereceğim teslim OLacağım. Aksi halde kesinlikle sonuç hasıl olmaz mı?”
CEVAP:
Hasıl olacak sonuç yâni İLİM… müridin (ilmi isteyenin) dışında olsaydı sorunuza EVET demek zorunda kalırdım. Fakat hasıl olacak sonuç müridin kendi içindedir.
Nedir o içindeki şey? İçindeki şey “teslim olmamak” duygusudur.
Zahirdeki gururunu kıran, bir mürşidin önünde diz çöken aslında kendi önünde kendi nefsine diz çöktürmüş ve kendisini kendisine teslim etmiş olur. Aziz Mahmud Hüdai Hâkimliği (kadılığı) bırakarak ciğer satarak kime teslim oldu? Üftade Hz.lerine mi? Yoksa kendi hakikatine mi?
Zahirde mürşidden el almak, tevbe almak, teslim olmak batında kendi içindeki nefs, gurur ve kibiri eritmek içindir. Hiçbir zaman hiçbir insanı teslim alacak DIŞTA başka bir insan yoktur.
Şâir diyor ki;
Öteler, öteler, gâyemin malı;
Mesafe ekinim, zaman madenim.
Gökte saman yolu benim olmalı;
Dipsizlik gölünde, inciler benim.
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak…
(N. Fazıl KISAKÜREK)
SORU:
B”en zaten … bazı yazılardan/kitaplardan faydalanıyor ve bunu hayatıma geçirebiliyorsam aslında el vermiş teslim OLmuş olmuyor muyum?
CEVAP:
Faydalandığınız kaynakların yazarları TASAVVUF EDEBİYATI ve TASAVVUF KÜLTÜRÜ’nün on dört asırlık birikiminden birkaç damlayı satırlara dökebilmektedirler. Yararlandığınız şey yazılar ve kitaplar değil, yazılarda ve kitaplarda aktarılmaya çalışılan TASAVVUFÎ bilgilerdir. Bu bilgiler bizlere kendi nefsimize teslim olma yollarını anlatır. Yararlanan kişiler yazara, sohbetçiye el vermiş olmaz.
SORU:
“NEFSİMDEN ÜFLEDİM” ayetinin ancak ve ancak mürşidin fena-i EFAL-SIFAT-ZAT sırlarının ya da yaşam şekillerinin müride öğretilmesinin aslında üfürme olduğundan bahsediliyor. Bunu çok iyi anlıyorum sonuçta ALLAH zan’da değil ANda. Ancak TASAVVUFÎ ESERLER aslında bizler için ÜFÜRme OLmuş olmuyor mu?
CEVAP:
TASAVVUFÎ ESERLER “fenâ” ve “tevhid” bilgilerinin anlatımıdır. Keramet kavukta ve KİTAPLARDA değil “kavuğu takacak olanda ve kitabı okuyacak olanda”dır. RAHMAN her esmâ terkibinde yani her birimin kendi özündedir ve üfleme (bilinç açılımı) dışımızdaki bir kaynaktan gelmez. Her birimde KÜLLİ (holografik) olarak bulunan RAHMAN isminden ve sonuçta en yüce isimden… ALLAH isminden gelir.
SORU:
“El verme her mürşidim diyene yolun sarpa sardırır” ifadesi gereği TASAVVUFÎ ESERLERİ anlamaya ve yaşamaya çalışmak varken “mürşit” “aramak” ne demektir?
CEVAP:
Asırlardan beri aslında mürşidler müridlerini karşısına alıp da… bizim kitaplardan ve internetten İNDİRDİĞİMİZ “tevhid” bilgilerini bu kadar ucuza bağışlamamıştır. Önce yirmi-otuz-kırk yıl hizmet ve katı şeriat ilmi demiş sonra aklı kavrayabilecek kıvama gelmiş olanlar MECAZİ TEVHİD ilmini çözme yoluna girmişlerdir. Bu sistem HER MÜRŞİDİN YOLU SARPA SARDIRMASIDIR.
Bir de mürşidliği müridin ensesine binme zannedenler var ki bu durumu konuşmaya dahi değer bulmuyoruz.
Malına, mülküne, parana, zamanına, ırzına, namusuna, şerefine, siyasal tercihlerine, yaşam standartlarına AMBARGO koymayan tasavvufi şahsiyetler (mürşid ve ya başka bir isim verebilirsiniz) şimdiki zamanda ilminden yararlanılabilecek insanlardır. Fakat falanca kişi işte o insandır diyemeyiz. Her arayıcı bir nevi kendi aradığını kendisi VAR EDER.
SORU:
Aradığını bulduğunu düşündüğünde cahil alimi nasıl ve ne kadar tartabilir ölçebilir ki…
CEVAP:
Arayan; İNSAN suretinde bir mürşid değil de TASAVVUF İLMİNİ öğrenebileceği İLİM ORTAMInı aramalıdır. ARANAN da… arayanlara KENDİSİNİ değil TASAVVUF İLİM ORTAMINI sunmalıdır. Bu durumda tartan ve tartılan ayrımı olmaz. Fakat bir taraf diğer tarafı cahil kabul ediyor, kendisini de alim kabul ederek UÇUYORSA hemen orayı terk etmek gerekir. Günümüzün şartları artık tevazu ve sadece ilmî paylaşıma müsaade etmektedir. Nefsi kırmak için âlimin KRALLIK rolü oynamasına gerek yoktur. Sokaklarda ciğer satmak (ve benzerleri) yöntemi o dönemin en güzel yöntemi olabilirdi ama şimdi değil.
SORU:
Muhammed Aleyhisselam ayna oldu sahabeye. Ve sahabe RasulALLAH öğretisini değişik ekoller adı altında hiç bozulmadan bugüne getirdiler. “B”en bu altın yolun bir ucunu nasıl bulabilirim ve/veya bulmuş olduğumu nasıl anlarım. Teşekkür ediyorum cevabınız için şimdiden.
SELAM ile Ö.B.
CEVAP:
Rasulullah A.S.’dan gelen tek bir yol vardır… ALLAH ismi ile anlatılanı tanımak yolu. Bu yol asla gizli, kapaklı, localı, hücreli, efendili-köleli, ezoterik, gizemli yol değildir.
Pek çok isim altında tasavvufi ekoller varolagelmiştir. Özel ortamlar ve özel ilgi istedikleri için GİZEMLİ gibi görünmüş olabilirler. Anlatımlar mecburen mecazlarla olmuştur. Şimdi ise internet ortamı ve kitap ortamını evde kullanarak… dünya işlerini terk etmeden her ilme kapı açabilmektedir.
Bulduğunuz ve ya bulacağınız yol “ensenizde boza pişirmiyorsa” o yol aradığınız yoldur… bence.
Buradaki cevaplarım sonsuz tasavvuf deryasından dar penceremden içime sızanlardır. İçimdeki sızıntılar da yetersiz kelime kalıplarıyla ve kişisel yargılarımla dışa yansıyanlardır. Bu nedenlerle hiç kimse için sınırlayıcı veya yönlendirici değer taşımaz.
Selam ve saygılar.