- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
Ş. Yıldız / 01.Mayıs.2008
Yazının konusu: İblisiyet boyutunun, kendi varlığını gizleyerek insanı saptırmasından ziyade, Hakikate belirli bir seviyede sahip olan kişinin, artık İblisiyet boyutunun etkisini ve varlığını aşikar olarak görmeye başlamasını takiben, bu geçilen yeni seyr içinde maruz kaldığı saldırılardır. Bu saldırılar hem zahirden, hem batından gerçekleşir.
Şöyle ki:
Karşımızdaki her insanda malumunuz üzere bir İblisiyet boyutu mutlak surette mevcuttur. Kişinin bilinç seviyesi bu Cinni bilincin üzerine çıkmaya başladıkça, kişi bu frekansın etkisinden geçmeye başlar. Bu alan 3. bilinç seviyesinden 6. bilinç seviyesinin muayyen bir noktasına kadar devam eder.
Bu noktada kişideki boyut ile “Karşımda” diye tanımladığı diğer ikinci ve üçüncü şahısların bu boyutu iletişime geçer ve kişinin aklından geçen endişe, kuruntu vb. gibi şeyler, karşısındaki ikinci ve üçüncü şahısların aynı boyutu tarafından haber alınır. İnsanların % 99’u ne yazık ki Şeytani bilincin etkisinde olduğundan, ikinci ve üçüncü şahıslar farkında olmadan o kişiyle normalde bilmeleri mümkün olmayan bu şeyleri kullanarak uğraşmaya başlarlar. (Aslında karşımızdaki kişi değildir bizimle uğraşan, bu boyuttur.)
Şeytan’ın en büyük silahı bizim kendimizi beden olarak kabul etmemiz durumunun belirleyicisi olan cinselliktir. O sebeple bu tür saldırılarda özellikle bel altı küfürler, cinsel temalı çeşitli ima ve saldırılar en çok kullanılan yöntemlerdir. (Ve tabii sonra sırasıyla bilinci beden ve dünyaya dönük şekilde aşağı çekecek, kişiye gerçekte bir bilinç varlık olduğunu unutturup bedenli yaşamın menfaatleri peşinde koşup sürükleyecek ve bunları korumak için savaşacak hale getirip, bu noktada kilitleyecek diğer saldırılar gelir) İşte bu noktada beden olmadığımızın bilinci ile geleni sadece sabırla yaşamak tek yoldur.
Çünkü bu boyutun (Şeytanların) istediği şey, bizim kızıp sinirlenip, elimizde güç varmışçasına haddi aşacak bir şekilde edep dairesi dışına çıkarak mücadele etmemizi sağlamaktır. İşte bunun için Rıza makamı ateşten gömlektir denmiştir. (Allah’ın kuldan razı olma haline bu sabır hali ile varılır. Hz. Eyub (a. s)’ın makamıdır bu bilinç.)
Yani tüm saldırılara rağmen Allah`a imanı ve muhabbeti kaybetmemek ve Nardan geçip Nura ulaşmak gerekir.
Hakikat açısından bakarsak, bu durum bizim kendi alt bilinç boyutumuzun dışa yansımasıdır. Bizden bizedir olan biten aslında… Dışarıda bizimle uğraşan yoktur.. Bizdeki Şeytani boyut, Birliği ve Teslimiyet ile yokluğu seçen yanımıza (Meleki boyutumuza) savaş açar. Çünkü varlığının, teslim olmakla yok olacağını sanır. Yokluktaki varlığı onun anlaması imkansızdır. Bu durum, kişinin bilinci açıldıkça sona yaklaştığını bilen İfrit-Şeytani boyutun, Bilinç aleminden başlayan bir şekilde, fütursuz bir şekilde saldırısından başka bir şey değildir. Tabii kişiye göre değişen yoğunlukta.. .
Tutku filmini çok kişi izlemiştir. Hz. İsa Kudüs sokaklarında çarmıhı taşırken, annesi Hz. Meryem yanına yanaşır. Hz. İsa a. s.ın yüzündeki kanları siler, tutar yerden kaldırır. O sırada her tarafı saldırılardan kan revan içindedir ve işkence altında, sırtında en az yüz kiloluk, kendisini çivi ile çakacakları Çarmıhı taşımaktadır.
Hz. İsa annesine döner ve şöyle der;
Alemi nasıl dönüştürüyorum görüyor musun ?!
Eminim Hz. İsa’nın ne demek istediğini anlayan çok az kişi vardır. Elinde sonsuz bir kudret olan Hz. İsa, kendini Farisi Din adamları ve Roma askerlerinde zahir eden Şeytan’a kendisini bırakmış ve ‘La havle vela kuvvete illa billahil Aliyyul Azim’ bilinci ile teslim olmuştur.
Bu ilim, İsevi ilimdir.
(Yine Tutku filminde Hz. İsa’nın kırbaçlanıp kan revan içinde bırakıldığı sahnede Hz. Meryem kendi kendine oğlu ile uzaktan söyleşiyordur. “Oğlum, canım. Ne zaman kurtulmayı seçeceksin?” Fakat Hz. İsa kurtulmayı değil, teslimiyeti seçmiştir. Çünkü asıl kurtuluşun teslimiyet olduğunu biliyordur..)
Teslim olmak, aynı şekilde teslim etmektir. Biz nasıl ki, bizim hayatımızda kendimizi Allah`a teslim ediyorsak, çok zor da olsa sevdiklerimizin hayatını da Rabbimize teslim etmeyi bilmeliyiz. Yoksa imanımız Kemale ermiş olmaz.
Bizim aklımız Allah`ın çalışma şeklini gerçekten kavrayamaz. O sebeple bu noktada beşeri akılla tavır ve tedbir almak doğru olmaz. Çok yıkıcı olan dünya tecrübeleri ile kimin için kim bilir nasıl hayırlar hasıl olacaktır. Bu bizim algımızı aşar. Biz kul olarak hayır olduğuna inandığımız elimizden gelen her şeyi yapıp, gerisini Allah`a bırakmalıyız. Şeytan, Rahim özelliğine sahip ve karşısındakinin üzerine titreyen kişileri en çok buradan vurur ve ateşleri bir türlü sönmez.
Bu özelliğe sahip olan kişilerin yapılarının gereği olanı yapıp, gerisini Allah`a bırakması en güzelidir kanımca… Yapmamız gerektiğine inandığımızı yapmak bizim Kulluk vazifemizdir ve gücümüzün yetmediğini Allah`a bırakmak ise, ‘O’nu Rabbimiz olarak kabulümüzün gereğidir. (Gerçekte, Rabbimizin, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” hitabına Evet cevabını böylece vermiş oluruz. )
Kişiye ilmi olarak çok önemli incelikler açıldıkça, daha çok sıkıştırılır ve sıkılır, yukarıda da belirttiğim nedenlerden ötürü.. Ama bu saflaşma öncesi işaretlerdendir. Allah’ın izniyle git gide herşey normalleşecektir.
Düşmana “Tevhid” kılıcıyla saldırıp, “İlim” kalkanı ile kendimizi savunmalı ve üzerimizden “Sevgi” zırhını ne koşul altında olursa olsun çıkarmamalıyız.
Dünya Cehennemden bir parçadır. Her bilinç açılmasında bir perde daha kalkar bilinçten.. İnsanın gözü açıldıkça, bu gerçeği daha da kuvvetli olarak anlar. (70.000 Perde denmesinin sebebi: Zat-i Hakikat Kuran-ı Kerim ile aleme açılmıştır. Kuran dili olan Arapça’daki her bir harfin bir sayısal değeri vardır. İlk harf olan “Elif” den, son harf olan “Ye”ye kadar harflerin sayısal değerleri 1’den 1000’e kadar gider. Yedi Sema katının her birinde Allah tüm harfleri kullanarak “Kelam” sıfatı ile Alemleri Zahir eyler ve bu her bir harfin matematiksel değeri kadar da perde koyar. Bu nedenler her yedi katta 1’den 1000’e toplam yetmişbin perde mevcuttur. )
Bizi üzenlerde ve kızdığımız kişilerde dahi Allah’ın tasarrufu olduğu ve dahi seyredilenin hak olduğu noktasından ayrılmamalıyız. O’ndan yine O’na sığınmaktan başka çaremiz yok çünkü… Alemde iki bilinç seviyesinden güç açığa çıkışı vardır. Kişi hangisi ile uyumlanırsa, o evrensel bilinç katmanı tarafından desteklenir. Biri “Tevhid”-“Ademiyet” noktasının alemdeki bilinç işleyişi ve etkisi, diğeri ise “ayrılık ve hükmetme”, yani “Şeytani tasarruf”… En büyük keramet kerametinden vaz geçebilme kerametini gösterebilmektir. Biz tüm etkilere rağmen karşımızdakinin hakikatinden gafil olmamalıyız.
Şunu unutmamalıyız, ki bunların hepsi gün gelir geçer. Allah kendine inanıp güvenenleri mutlak surette düzlüğe çıkarır. Bu O’nun GERÇEK ve değişmez vaadidir.
Selam ve Sevgi ile kalın.