Dedikodu Enerjileri
kemal Gökdoğan


  26.Temmuz.2008 // Kemal Gökdoğan             ( kemalgokdogan@gmail.com ) 


İKİNCİ ERGENLİK ÇAĞI başlıklı yazımızda geçen “GIYBET” kavramıyla ilgili olarak aşağıdaki soru ve yorum yapılmıştır. Bu değerli soru ve güzel yoruma cevap olarak DEDİKODU ENERJİLERİ başlıklı müstakil bir yazımız ile katılıyoruz.

(((…Gıybet konusuna da sıklıkla değinmişsiniz ama benim sizden ricam, bu konuda müstakil bir yazı.

Merakım ise şu hususta: "Ameller niyetlere göredir" esası burada da geçerli mi? Yani gözlenen ya da öğrenilen bir olay ve bu olayı yaşayanlar hakkındaki yapılan olumsuz yorumlar gıybet mi oluyor? Başkalarının yaşamından alınacak dersler ya da ucu bize dokunan ve canımızı acıtan hadiseleri kimseyle paylaşmayacak mıyız? Niyet, hakir görme değilse; durum değişir mi yoksa bu da mı gıybet olur

AÇIKCASI NEDİR BU GIYBET, ANLATIN LÜTFEN. "Duyduğunda hoşuna gitmeyen ifadeler.." demeyin nolur. Biri canımı yakmış, tabi hakkında iltifat edemem değil mi? Dolayısıyla hoşuna gitmiyecek söylediklerim. O HALDE GÜNDELİK HAYATTAN ÖRNEKLERLE BU KONU DA BENİ AYDINLATIRSANIZ SEVİNİRİM. …)))


Dedikodu Enerjileri

Dedikodunun/GIYBETİN kötülüğünü sadece sevap ve günah mantığı ile değerlendirerek anlatmak günümüzde etkisini yitirmiş durumdadır. İnsanlar dinsel söylemlerle dedikoduyu anlatanları dikkate almamaktadırlar.

Fakat dedikodunun sevap ve günah hükmü günümüz kabulüne bağlı değildir. Allah’ın değişmeyen sisteminde dedikodunun açığa çıktığı nokta/noktalar hiç kimseye ayrıcalık tanınmadan işleme tabi tutulmaktadır. Söz ağızdan çıktığı anda Allah’ın işlemi de olmuş ve bitmiştir. Kim nasıl düşünürse düşünsün, kimler nasıl yorum yaparsa yapsın Allah’ın sistem ve düzeni tavizsiz ve torpilsiz olarak işlemektedir.

***
Dedikoduya cevaz (olabilirlik/helâllik) verebilecek her şey hîle-i şer’iye (Allah’ı aldatmak mantığı ile haramı helâl gösterecek hukuksal çıkarım) kapsamındadır.

Şahsımıza zarar vermiş ve diğer insanlara da aynı zararı verebilecek karakterdeki kişi ve ya kişiler hakkında uyarı amaçlı konuşmalar yapamayacak mıyız? Buna cevaz yok mu? Var. Fakat çok hassas kurallar içinde var.

Meselâ:
“İsmi şu olan insan beni aldattı. Sizi de aldatabilir. Dikkatli olun!” diyebiliriz.

Fakat uyarıda kullanamayacağımız bir konuşma tarzı vardır… meselâ, şöyle bir uyarı tarzı yanlıştır:

“İsmi âdi, şerefsiz olan şu sahtekar adam beni aldattı. Sizi de aldatabilir. Ona insan denilemez o …. birisidir.”

Kötülüğü tanımlarken kötü olan yönteme de bu şekilde düşülmemelidir.

Uyarı bir ve ya birkaç kez yapılmalı… her gün, aylarca, yıllarca, bir ömür boyunca uyarı paranoyasına da girilmemelidir.  Her zaman aynı şarkıyı söylemek… karşımızdaki insanı ve ya insanları bıktırabilir.

Uyarıyı sizinle paylaşan dostunuzla bu uyarıdan zevk alıyorsanız ve her türlü aşağılayıcı ifadeyi bıkmadan, usanmadan zevk ve keyifle kullanmakta sakınca görmüyorsanız bu konuşmalar sizin bilincinize negatif enerjiler yüklemeye başlar. Aşağılayıcı olarak konuşmanın CÂİZ olduğu fetvâsını hîle-i şer’iye olarak verirsiniz. Böylece UYARI konuşmanız da DEDİKODU moduna dönüşür. UYARI niyetli ameliniz iyi niyet istikametinden hiç fark ettirmeden çıkmış olur.

Karşımızdan ve arkamızdan bize ve topluma zarar veren/verebilecek olan kişilerden uzaklaşmak, kendimizi ezdirmemek ve haklarında resmi dil ile açıklamada bulunmak ve uyarıyı paranoyaya dönüştürmemek en uygun davranıştır.

****
Bir olay:

Hz. Ebû Bekir’e bir adam hakaretlerle sataşır. Ebû Bekir önce normal sözlerle karşılık verir. Sonra o da hakaretlerle konuşmaya başlar. Olayı uzaktan takip eden Rasulullah a.s. önce tebessüm ediyorken… sonra, Ebu Bekir de kötü sözler söylemeye başlayınca yüzü üzgün bir ifade alır.

Yüz ifadesinin değişme nedenini mealen şöyle açıklar. “Ebu Bekir normal konuşurken melekler o adamın sevaplarını (pozitif enerjisini) Ebu Bekire aktarmaktadır. Fakat Ebu Bekir de kötü konuşmaya başlayınca melekler Ebu Bekir’in sevaplarını (pozitif enerjisini) tekrar o adama aktarmaya başlamışlardır.”

***
Dedikodu kapsamından uzak konuşma, uyarı, değerlendirme, eleştiri yapabilen bir insan var. Onun konuşma tekniği ilâhiyat ve edebiyat fakültelerinde tez olarak incelenebilecek değerdedir. Her insanın isminin başına “Sayın” hitabını koyardı. Siyasi rakipleriyle kesinlikle alay etmezdi. Bu devlet adamını zannedersem tanımış olmalısınız… O kişi Rahmetli Bülent Ecevit’tir.

Yine  SAYGIN KONUŞAN bir başka örnek devlet adamı da rahmetli Alparslan Türkeş’tir.

***
Rasullerin GIYBETİ yasaklama nedeni sadece sevap ve günah transferi değildir. Bu gıybeti açıklayan en genel tanımlamadır.

Gıybetin vereceği en büyük zarar kişinin kendi OTORİTESİNİ yıkması şeklinde tecelli edecektir. Kişi kendi otoritesini nasıl yıkar?

Şöyle yıkar:

Bir hırsız, bir dedikoducu, bir alaycı, bir komedyen, bir şovmen… birisi ile uğraşmaya başlar. Onlara onların üslûbuyla karşılık vereni de toplum zevk ve dikkatle takip etmeye başlar.

Seviyesini onların üslûbuna düşürerek karşılık veren PAPARAZİNİN bir devresi haline gelir. Kendi OTORİTESİNİ yani SAYGINLIĞINI kendisi yıkmış olur.

Saygınlığımızı kendimiz hâriç hiç kimse yıkamaz.

Gıybetin bir tarafı da biz olursak kendi saygınlığımızı kendimiz yıkarız.

***
Rasullerin gıybeti men etme nedenlerinin başında KENDİ SAYGINLIĞIMIZI KORUMAK esası yatmaktadır.

Saygınlığımız yıkılırsa ne olur?

Topluma ve çevremize LİDER olamaz mıyız? Tam tersi daha kolay lider ve önder pozisyonlarına yükselebiliriz… ama kuru kalabalıklara önder ve lider zincirinde bir halka oluruz.

SAYGINLIĞIMIZI KORUMAK AMACI topluma lider olmak, çevremizde önder olmak değildir.

Çevremize baktığımız zaman kendi saygınlığını yıkmış olan siyasilerin, iş adamlarının, yazarların, şovmenlerin, sporcuların, sanatçıların VE SÂDE VATANDAŞLARIN daha çok populer olduğunu ve bu tür LİDERLERİN  daha çok olduğunu görüyoruz. Peşlerinde de koşturan KALABALIKLAR olduğunu görüyoruz.

Saygınlığımızı korumak amacı;

KALABALIKLAR mantığından ve FAYDASIZ İLİMLERDEN / BİLGİLERDEN / OLAYLARDAN ve etkilerinden  uzak kalmak ve SEÇKİNLERLE birlikte olmak içindir.

***
Bedenimiz yiyeceklerle beslenerek yaşamını sürdürür. Dışarıdan aldığımız yiyecekler insan bedeninde kan, et, kemik, su, ve POSA gibi çeşitli bileşiklere dönüşür.

POSA vücut tarafından belirli sınırlar içinde tutulur, direk olarak kana karıştırılmaz. Fakat bazı bağırsak hastalıklarında bağırsak çeperinde oluşan bir yaradan kana posa karışmaya başlar. Sınır güvenliği kalktığı için kan zehirlenir, diğer organlar da hasar görmeye başlar.

Kan mikroplarla bozulur. Bozulan kana antibiyotik tedavisi gerekir.

İnsanın RUHU/KALBİ yani insanın öz varlığı da beslenerek varlığını sürdürmek zorundadır. Fakat kalbin/ruhun gıdası (yiyecekleri) bedensel besinler gibi maddi şeyler değildir.

Ruh… beynimizde oluşturduğumuz mânâlardan çıkan enerji titreşimleriyle beslenir. Beynimizin ürettiği enerji titreşimleri POZİTİF bazda ise RUHUMUZ …İNSÂNÎ RUH… sıfatlarıyla donanmaya başlar. Üretim NEGATİF bazda ise RUH negatif baz ile beslenmeye başlar ve … HAYVANLARDAN DAHA DA AŞAĞI… sıfatlarla sıfatlanmaya başlar.

Ruhumuz bir başkasının beyninde üretilen pozitif enerji ile beslenemez. Ruh kendi bedeninin ve beyninin ürettiği mânâların, sözlerin, eylemlerin enerjisiyle beslenir. Nasıl ki benim mideme giden yemek borusu ayrı, sizin yemek borunuz ayrı ise ruhlarımızın enerji alım TÜNELLERİ de ayrıdır.

Siz hasta olsanız. Sizin yerinize ben ilaç kullansam. Siz iyileşir misiniz? Hayır. Benim yuttuğum hap benim hastalığımı tedavi eder. Her hasta kendi ilacını kendisi yutmak zorundadır.

Ruhların tedavisinde de aynı Allah sistemi geçerlidir.

Bilincimize dedikodu ve benzeri mânâlar yüklersek posanın kana karışması gibi ruhumuzda da DEDİKODU NEGATİF ENERJİSİ ile POZİTİF ENERJİ karışır. Psikolojik hastalıklar başlar. Hiç kirlenmeyen ruhumuz saf kalsa da ortaya koyduğu eylemler KİRLENMİŞ EYLEM olarak tecelli eder.

Ruhumuzdaki dedikodu posasının etkisini hiç kimse temizleyemez… açıkça söyleyeyim…

Hz. İsâ hiçbir insanın günahını sırtına yüklenip de temizleyemez.

Hz. Mûsâ sana ancak denizde yol açar fakat senin yerine yürüyemez.

Hz. Muhammed’in bedeni kimseye şefaat edemez… Hz. Muhammed’in İLMİ HERKESİN ŞEFAATÇİSİDİR. Fakat o ilmi yaşamak şartıyla…

Hiçbir şeyh hiç  bir müridi yerine hap içmez. Her mürid kendi hapını kendi yutmak zorundadır. Şeyh kendi ruhunu besler. Kendi ruhunu besleme tekniğini öğretir.

Başkasının beyninden bizim beynimize, başkasının kalbinden bizim kalbimize gelen ruhsal enerjiler kendi beyin ve kalb yapımızın özelliklerine göre dönüşüme uğrar. Rasulullah’dan dahi gelen nur kişinin beyin ve kalb yapısına göre dönüşüme uğrayarak ruha besin olur. Risalet nuru Hz. Âli’nin beynine ve kalbine pozitif etki yaparken,  “SAYIN” Ebû Cehil’in beynine ve kalbine negatif etki yapmıştır. Çünkü “SAYIN” Ebû Cehil’in beyin ve kalb yapısı beyninin ürettiği negatif mânâlarla donanmış idi.

Dedikodu ve benzeri şeylerin Rasulullah tarafından niçin yasak edildiğini… niçin sevap ve günah kavramlarıyla izah edildiğini tekrar düşünmeliyiz.

(NOT: Yazıda kullanılan sen, ben, senin, benim… gibi belirteçler kişisel işaret amacıyla kullanılmamıştır.)