|
Huzur, “huzur”dur.
Huzurullahtır!
Huzur, mürşidin huzurudur.
“Mürşidin huzurunda teneşirde ölü gibi olun”.
Olun ki ölmeden önce ölesiniz…
Ölün ki, OLun
Yeniden doğun…
Ve ölü:
O ne sever, ne nefret eder.
Rabbinin kuludur…
Umulur ki, Abdullah OLur…
Cemdir, huzur…
Bütün zıtlar Bir olur…
Bir’de iki olmaz ki…
Bir Bir ile OLur iki
Sevgi ve nefret
Küfür ve iman
Şeytan ve melek
İyi, kötü
Erir, yiter
“Bir”likte…
OLan
Huzurda OLur.
Dünyada halifenin huzurudur, huzur…
“Yeryüzünde bir halife yaratacağım”
Buyurun halifeye…
Halifetullaha.
İzzet ve celal sahibi Allah hakkı için;
Buyurun Cemalullaha…
Huzur’a…
Huzurda olmayanın huzuru OLur mu?
İllahu..
(Meryem IRMAK)
--------------------
HUZUR
Bilindiği gibi “insan”, et-kemik yapıdan ibaret GÖVDE değil; gövde içinde yaşayan mücerret bir varlıktır. İnsanın, adıyla müsemma bir şekilde var olabilmesi; hareketli ölülükten “diri”lik noktasına gelebilmesi için kendisini tanıması, kendi mevcudiyetini kabul etmesi elzem bir şarttır. İnsan kendini; yaratan ve yaşatanına, özünden; inanmak ve dayanmak zorundadır. İnsanın gerçekleşip var olması yaşatanına inanmak noktasından başlar.
İnsan, kendini yaratıp yaşatanına inandığı anda, inancının neticesi olarak insana, bu inancının amacı ve güveni gelir ve bu amaç ve güven hayatının hareketlerine kadar tesir eder. İnanan insanda; inanç ve güven duygusunun yanında gerçekçilik ve hakimiyet ile yargı güdümleri gelişir. İnandığı yaşatanından gelen bu öz güdümleri insan; inancının gerçekliği nisbetinde duyar ve tatbik eder. İnanmışlığının devamlılığındaki ciddiyetinin ısrarlılığı oranında da başarılı olur.
İşte inanan insanın; İnandığı Allahın, istek ve emirlerini, duyup algılayarak, gereğince yaşam halinde olmak ve bu hali bilerek, idrak ederek yaşamak “huzurda olma” halidir ki, fiilleriyle “kul”, yaşadığı “sıfat” itibariyle, Allahın “insan” boyutunun icracısıdır, mazharıdır.
İnsan; yaratıp yaşatanını; idrak edip, kendi mevcudiyetindeki Allahı inanamazsa; özünden gelen yaşatanın emir ve istekleri yerine, dışardan gelen arzu, heves ve etkilere uyarsa, belleği şaşırır, akılda aksaklıklar olur. Evhamlar, kin gütmeler, nefretler, başarısızlıklar, akli ve ruhi çöküntüler meydana gelebilir. İnsan yaratan ve yaşatanına inanmakla yönünü Allaha çevirmiş, O’nun sevdiklerini sevmiş, yasaklarından uzaklaşmış, bu inan halinin pekişmesiyle; sevme-sevilme boyutundan “HUZUR” boyutuna intisabedilmiştir. Bu sebebten sevgi ve nefret, huzurun çok dununda ve uzaklarındadır.
Allah cümlemizi, Rabbinin emir ve isteklerini özünden duyabilen ve de o emirler gereğince yaşayabilenlerden etsin, İnşaallah. 21.08.08
(Hikmet İMAMOĞLU)
--------------------------------
Sevgisizlikle sevgiden açığa çıkar yani sevgisizlikte aslında sevgidir, henüz tohum şeklidir sevginin ( her şey zıddı ile aşikardır) en azından bir şeyi sevmediğinizi düşünüyorsanız o da bir şekil duygudur yürekten hissedilen şuurumuzda beslenen, o da sevginin tohum halidir henüz açığa çıkmamış beslenmemiş yetişmemişidir.
•Benlikten geçilmez ise HU ya varılmaz. Tuva vadisine girdiğinde Hz Musa, nalınlarını ve asasını bıraktı. Dünya sevgisi ve ahiret korkusundan geçip, şartlanmalar – sıfatlar perdesini kaldırıp geçmektir, huzur boyutu. Nefret ve sevgi, şartlanların ve sıfatlar perdesinin yansımasıdır.
Her insan yalnız kaldığında, acziyet boyutuna geçtiğinde, Hiç lik noktasında, Hu’ zu-hu-r’ una kavuşur.
(Nurfer TERCAN)
--------------------------------
Sâmiha Ayverdi: "Cenneti yalnız âhiret âleminde aramak, akıllı insan kârı değildir.Dünyada da cennet vardır. Bu huzur ve kalb cennetine girmeye çalış." diye tavsiye ediyor bizlere.
Sevmek te, nefret etmek te dünya lezzetlerindendir. Nefsin hoşuna giden tatlı lezzet "sevgi"dir. Hoşuna gitmeyen acı lezzet ise "nefret"tir.
Huzur ise bu dünyaya ait lezzetlerin hiçbirisine benzemez. Huzur, rıza ve mutmain olma hâlidir. Mevlâmız : "Ya eyyetühennefsül mutmainne ircii ila Rabbiki razıyeten marziyye) "Ey itminan olmuş nefis Allah senden razı sen de ondan razı olduğun halde Rabbına rücu et." buyuruyor. Nefsin sevdiklerini de sevmediklerini de terketmedikçe gerçek huzura ermek mümkün değildir.
Cemalnur Sargut hanımefendi huzur hali ile ilgili şu açıklamayı yapar: "ben Allah'ın ruhumdan ruh üfledim dediği sonsuz bir zenginliğe sahibim ve bunu idrak ettiğim zaman huzurlu olurum ve Allah'ın huzurunda olurum. Namaz bütün sufizm yollarında geçerli olan içsel huzur, kendindeki yaratıcıyı bulmak, (Hak) o yaratıcı önünde eğilmek ve onunla birlikte miraçta bulunmaktır." Vesselam.
Selam ve dua ile
(Muzaffer GÜLENÇ)
----------------------------------
HUZUR
Sevgi ve nefret iki ayrı uç duygu.. BİR NOKTA düsünün o naktadan sağına ve soluna doğru yada boyuna enine uzantılar cizdiğinizde uzayıp gider..Sevgi taraf pozitif ve nefret taraf negatif otesi ise YOKluktur başladığın yere geri donuştur aslında NOKTAnın sonsuzluğu evreninde yani O nun varlığına yanlızca O nun BİRliğine TESLİMiyettir; İSLAM Olmaktır. NOKTAnın bilincinde sevginin ve nefretin notrünü( yansızlık taraflar yok) idrakin NOKTA aşkı ile eriyisindir ki bu HUZURdur ve huzur İSLAMdadır. HEPİMİZ ama hepimiz TESLİMiz aslında ve daha daha da hepimizin bu idrake varabilip gerçek HUZURda eriyişini notr olmasını şiddetle temenni ediyorum.SELAM ve saygılarımla.
(Özlem ÖZER)
--------------------------
Huzur; ‘hal’dir. Bu hal YAKİN halidir!..
(Ayşe GÜL)
---------------------
Sevmek ve nefret etmek,bedenin insiyatifinde olan,nefsani arzu ve isteklerdir.
Benlik esaslıdır,dünyaya dönük,maddesel duygulardır.
Huzur,yaratılanın yaratandan dolayı hoş görülme hali, teslimiyet,razı olmak ve seyretmenin sonucunda,ruhun lezzetine vakıf olduğu haldir.
Öyle bir haldir ki,rabbinizle kucaklaşıp,''Tek'' olmanın secdesini yaşamaktır.
Yaşayan bilir !
(T.Sevi)
--------------------------
sevginin ötesi çok çok sevmek, nefretin ötesi de nefretin çok çok uzağı olmalı ama neden bağlaç ile aynı satırda? ben de bunları anlamak istiyorum, Allah ım bana da aç idrak kapılarını, Evliyaullaha kolaylaştırdığın gibi bana da kolaylaştır, amin
(Kevser DİNÇER)
---------------------------
Nefret şirk ve güçlü nefsizmizin bize verdiği bir duygudur.bence sevgi de çoğu zaman böyledir.
insanlar birbirlerini çoğu zaman menfaatler, çıkarlar için severler.
bu dünyanın gelip geçiçi olduğunu bir gün sahip olmak istediğimiz veya olduğumuz herşeyi bırakıp birkaç metre bezle beraber boyumuz kadar bir çukura atıldığımızda anlayanlardan olursak o zaman huzuru hiç yaşamamış biri olarak boyut değiştirmiş oluruz.
Huzur bu dünyaya gelme amacımızı anlayıp bize gelen kötülüklere kahrolurcasına üzülmeden, kötülük diye nitelendirdiklerimizin aslında bizim yükselmemiz için bize bir fırsat olarak geldiğini anlamaktır.Huzur maddeye bağlı yaşamamaktır.
(Tuğba SÖĞÜT)
-------------------------
Nefret, herşeyin Allah'tan olduğunu bilmeyerek bir kişiye veya başka bir varlığa karşı duyulduğu için şirk olarak nitelenmiş. Sevgi için de bir seven, bir de sevilene ihtiyaç var .
Huzur ise hiç yargılamadan, sevip sevmediğini düşünmeden, geçmiş üzüntüsü veya sevinci, gelecek kaygısı taşımadan ve olan biteni dışarıda görmeden bir seyir hali olmalı. Sorunun cevabı içinde gizli: "...yaşadınız mı HİÇ?". Buna yakın bir hali çok nadiren de olsa namazda yaşayabiliyorum. Olayın anahtarı geçmiş ve gelecekle ilgili herşeyi silip ŞİMDİ'ye odaklanmakta. Çünkü insan beyni öyle garip bir mekanizma ki, şu ana odaklandım deseniz bile yerdeki bir şeye gözünüz takılıp bununla ilgili başka bağlantılar kurarak kendinizi geçmişte olan bir şeyi düşünürken veya gelecekle ilgili birşeyi planlarken bulabiliyorsunuz.
Bu hal, enerjinizin hepsini aslında olmayan geçmiş ve gelecekte tüketmenize neden oluyor. Sanki enerjisinin çoğunu ısı üretmeye harcayan akkor bir lambanın gösterdiği DİRENÇ gibi.
Düşünüldüğü zaman uygulaması basit birşey gibi görünüyor. Ancak insan ne kadar aciz kaldığını zamanla görüyor. İnsan zihni bu dünya ile ilgili birşey düşünmediğinde yok olacakmış veya kontrolü kaybedecekmiş hissine kapılıyor. Kendisine varlık vehmeden, bu vehimle yaşamını sürdüren ve yalnızca bir araç olan zihinden bunu beklemek de boşa. Zihin, yalnız kendisinden ötede bir tanrı tasavvur edebilir. Bunun için akılla Allah'ın idrak edilemeyeceği söylenmiştir. Zihnin egemenliğinden sıyrılmak demek, bir anlamda kalb gözünün açılması manasını taşır. Gerçekten KORUNANLARDAN olmamızı Allah'tan niyaz ederim.
(Göktürk AŞICI)
---------------------
selam olsun hepinize. nacizane cümle bana teslimiyeti hatırlattı bir süre düşündükten sonra; sevdiğinde nefret ettiğinde TEK irade tek kuvvet.. hatta bir büyüğümle ettiğim sohbetlerden biliyorum sevdiğini Allah için Allah ile sevmelisin başka türlü sevgi olmamalı evladını bile.. bunu anlamak kavramak idrak etmek kolay olmasa gerek..
Diğer taraftan evliyaullahtan okuduğum anlamaya çalıştığım diğer gerçeklede bağlantı kurduğum kadarıyla ONLARIN İSTEMEKLE YADA İSTEMEMEKLE ALAKALARI YOKTUR dediği O'nlar yani fena bulmuşlar. nefret istemediğin bir histir sevgi istediğin halbuki hakikat ehlinin istemekle istememekle sevgi ile nefret ile işi olmuyor onlar TEKE TEKTEN bakıyor bunu sizleri tenzih ederek kendi adıma söylüyorum idrak edebilmek çok zor kabullenebilmek Yunus gibi(Allahın selamı cümlesinin üzerine olsun) ete kemiğe bürünüp Yunus diye görünmek görmek zor çok zor dostlar. Allah nasip etmiş olsun cümlemize İlim okyanusundan birer yudum dahi olsa içebilmeyi..
(Emel DENİZ)
-----------------------
Huzur sevgi ve nefretin ötesindeki alem... Öyle bir alemki orda ne sevginin sözü geçer ne nefretin...sadece orada olmak var... "huzurda olmak" yani...teslim olmak... kısacık, küçücük bir an bile olsa "yok " olmak... sadece"o"olmak...
(….)
-----------------------
Huzur Allah’a yakınlık gönülden hissederek sadece, huzur secdeye kapandığımız an içimizde hissettiğimiz duygular, sevgiliye duyulan özlem Güllerin Efendisinin (s.a.v.) bizlere gösterdiği yol ve çağrısıdır, imanımızın bize sunduğu güzellikler dir huzur.
Kimine göre dünyalıklar dır huzur, küçük mutlukuklar peşinde koşmak birini severken diğerinden nefret etmek, sonsuz huzurun farkında bile olmadan yaratılanların ve onların oluşturduğu nesnelerde aramak neyi kaybettiğinin farkında olmadan bir boşluk hissini doldurma arayışı dır.
Nefsimizi dinlemeyip dur demesini bildiğimiz her an onun isteklerine değilde bize gerçek huzuru tattıran Yaradana inanıp iman etmek, Biz kudretinin sonsuzluğuna kurban olduğumuz tarafından sevilmek onun rızasını kazanıp birşeyler başarmanın ve yılmadan azimle zorlukların üstesinden gelerek bu dikenli yollarda sevgili kullarından olmak dır huzur, işte sevgi ve nefretin ötesindeki alemin adıdır huzur
(Deniz ve mehtap)
-------------------------
nefret nefret ettiginden kacmak olsa..
sevmek sevdigine ko$mak ....
huzur'da ne kacmak ne ko$mak olsa..
ihtiyac hissetmemek olsa gerek...
nefret ve sevgiyi tatmadan huzur olmasa gerek..
nefret sevgiye muhtac..
sevgi nefrete.....
huzur'da her ikisine muhtac..
ne kacarim ..
ne ko$arim..
huzurundayim..
(Ercan KOÇAK)
------------------------
sevgi olunca sevdiğiniz kişi veya nesneler için koruma, hediye alma,onları mutlu etme ,iyi okulda okutma gibi her insana veya nesneye veremeyeceğiniz şeyleri vermeyi düşünürsünüz.Böyle olunca da huzurlu olamazsınız çünki normal bir insan için heran bunları yapabilmek olanaksızdır.
Huzur düşüncenin olmadığı yerin adıdır. Yer diyorum çünki yıllar önce huzuru gece yattığımda gözlerimi kapatarak bulurdum sanki yoklukta yok olmak gibi.
Gerçekler ve bilgi huzuru kaçırıyor. Ulaşılacak yer sanki bu düşüncem olabilir mi düşüncesinin olmadığı yer.O zaman da sevmediğiniz şeyleri niye isteyesiniz ki.Her şey istediğiniz gibi olur ve kin nefret sevgi diye bir şey kalmaz.Huzur bu olsa gerek.
(M.Berat ÇALIK)
-----------------------
Artısıyla eksisiyle kendini biliyordu ki rızık kaygısında değildi, mevki kaygısında değildi, gelecek kaygısında değildi. Üstündeki şu an varolan yüklerin hakkını vermeye çalışıyor, sadece o anı yaşıyor ve hedefliyordu.
Olaylara ve kişilere özel sempati/sevgi ve nefret/öfke hissetmemesi gerektiğinii öğrenmişti, her şeyi olduğu gibi sevmeyi öğrenmişti, herşeyi sevince ya da aslında herşeyi yerli yerince yaratan tarafından takdir edilmiş görünce zaten sevginin, duyguların ötesi olan aleme geçiliyordu bir süre sonra. Kişiye veya olaya bakarken kendi varoluş terkibine uygun olanları hoş, olmayanları tu kaka! görme hali yani duygusallık halini en aza indirmeye çalışıyordu.
Karşısındaki kişide veya önüne gelen olayda sadece sebep-sonuç ilişkilerini görmeye, o oluşumdaki hikmeti keşfedip, kapasitesi elverdiğince seyrine ulaşmaya çalışıyordu… Böyle olunca senlik, benlik davası bitiyor, insanı manen tatmin eden, içindeki egoyu söndüren bir hal oluşuyordu.
Sürekli kafasında “yaratan ve varoluş sistemi, kendisinin neyi doğru anlayıp neyi kaçırdığı, okuduğu kitaplar, ayet-i kerime ve hadis mealleri, olan bitenin okuduklarıyla izdüşümü” vardı…
Zaman zaman dahi olsa yakalayabildiği bu ruh hali büyüklerinin bahsettiği huzur alemi miydi, bir fikri yoktu. Ama kendi yolculuğunda kendini en iyi hissetiği hal idi, o bir gerçek.
Bilinçli olarak yaşamadıkça bilemezdi ki huzur hali nasıl olurdu? Belki yaşadıklarından benzetmeler yapabilirdi, yukarıdaki satırlarda olduğu gibi…
(Nilay ÇAKI)
-------------------------
HU-ZUR
Aslında gercekten huzuru tatmadığımı anlar gibi oldum bu cümleyi gördüğümde…
Birilerinin Hidayetine vesile olunca hissedilen Duygu…mu..?
Çocukluğumda terazi kullanırdım,iki ucu aynı hizada olunca hissettiğim Duygu..mu…?
Bir Mal paylaşımında herkese hak ettiğini verdiğimde hissettiğim Duygu..mu?
Bir Zulmün ortadan kalkmasına vesile olunduğunda hissedilen duygumu?
Faydalı bir işin yayılmasında Hissedilen Duygumu?
Ama bu duyguların hepsinde de BEN yaptım dusuncesi/hissi var…
HuzuR bir Duygu mu?...
Aziz Üstadımın da Dediği gibi,HUZUR; BİR Alemin adı..bilmediğim bir alemi anlatamam…. özür dilerim..Galiba ölmeden girilmiyor o alemin kapısından…daha ölmedim çünkü eski deyişimle Hep HuzuRsuzum..
Artık huzurluyum kelimesi yerine,Sevinçliyim,mutluyum,rahatım,gibi kelimeler kullanırım galiba unutmazsam…
(Ömer REYHANOĞLU)
---------------------------------
HUZUR HALİ
Allahla bir ve beraber olma durumu, HUZUR’da olma halidir. Allahla bir ve beraber olana göre O’nun dışında ikinci bir varlık yoktur. Huzurda olan da, Huzur da, huzurda olunan da; tek-Ahad olan 0’dur. Tek ve Ahad olanın, Ekber olanın; kendisine ait sıfat-Esma tecellileri Vahdaniyet boyutu olan Huzur halindeyken, gaybındadır, görünmez. Görecek varlık yoktur. Sıfat ve Esmanın görünürlüğe çıktığı rububiyet ve onun neticesi efal alemi çokluk dediğimiz, kesret boyutudur ki burada nefret, beğeni, sevgi türü, benlik-ikilik yaşamı görülebilir. Muhabbet, beğeni, sevgi ve hatta aşk halinden sonra, esas özünde tek varlığı idrak edebilen Huzura erişir ki; eriştiği bu noktada; nefret de sevgi de çok gerilerde ve başka bir boyutta kalmıştır.
Sıfat mertebesini geçip, huzur vadisi olan Ahadiyet’e ulaşmak; gerçek ve tek hakikatı Katiyetle inanıp, O’nu kendi özünde; Yaşatanın yaşattığı yerde bulup-tanıyıp-tanışmasıyla ancak, mümkün olabileceği; Ehillerince bize hep söylenilmektedir. Bu söylenilenlerin tereddütsüz kabulü ile, bu kabul halinin bizzat tesbitiyle yaşantıya geçme hali; Varis-i Nebilerin dostluğu ve himmetleriyle olabileceği kanısınndayım. Doğrusunu Allah ve Rasülü bilir !..
Allah bizi Huzura varıp Rabbisiyle beraberliğinin idrakını yaşayanlardan eylesin inşaallah. 23.08.08
(K.Ali)
--------------------------
"...EĞER ONLARA BİR HAYIR GELİRSE; -BU ALLAH`TANDIR!.. DERLER... EĞER ONLARA BİR ŞER GELİRSE; -BU SENDENDİR!.. DERLER... DE Kİ: -HEPSİ ALLAH`TANDIR!." (4-78)
Hepsi Allah'tandır deniyor ayette, Hayır'da O'ndan, Şer'de...
Hayır dediğimiz olay Nefs'imize hoş gelen, uygun olan, doğal sonucu olarak sevdiğimiz şeyler ve yaşadığımız sevgi. Şer dediklerimiz de Nefs'imize hoş gelmeyen, terkibimize uygun olmayan şeyler ki sevmiyoruz doğal sonucu olarak. Aşırıya kaçılırsa nefret ettiğimizi söyleyeceğimiz şeyler...
Sonuç olarak başımıza gelen, kendimizi içinde bulduğumuz her olay Allah'tan ise, “Tek” kaynaktan ise, takdir edilen her şey O Tek'ten ise, bu tekillik nerede bölünüyor da Hayır ve Şer olarak ikiye dönüşüyor. “YaşadıklarıM” düşüncesinde, Benlikte, Nefs'te, Algılama'da...
“Kaldır kendini aradan, ortaya çıksın yaradan” demiş işin ehli. Algılamamızı yeterince genişletebilirsek eğer, o iki şeyin aslında algılamada iki olduğunu, algılayan birime göre iki olduğunu, özünde ise bir olduğunu görebiliriz. Görürüz ki ortada olan Tek'in Takdiri. Ve hep öyleymiş...
“Muhakkak ki: “Rabbimiz, Allah’dır” deyip sonra bilfiil istikamet edenlere (bu bilince sadık kalanlara, müstakıym olanlara, sapmayanlara) gelince, onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.” (46-13)
Onlar Huzur'a ermişlerdir.
Sevgi'den ve Nefret'ten geçen, Huzur'dadır.
(G.Ş.)
----------------------
"Sevgi ve nefret zıt kutuplardır. Dualite oluştururlar. Dualitenin olduğu yerde ise teklik oluşmaz ve bu sebepten huzur bulunmaz."
(BG)
-------------------
Sevgi kelimesi nefret ile yanyana kullanıldığında , gerçek sevgi olmadığını benlik içerdiğini anlıyorum. Her iki kelime de duygusallık ifadesi. Sistemde duygusallığa yer olmadığını öğrendik. Duyguların toplumsal şartlanmalardan doğan değer yargılarından oluştuğu ve olumsuzluğa doğru götüreceği bildiriliyor. Duygusallık sonucu oluşan fiiller yanma,azap getiriyor.
Benlikten , sahiplik duygularından uzaklaşarak; ilmi akıl ile değerlendirebildiğimiz ölçüde huzur alemine yaklaşabiliriz inşaAllah.
(E.Aydemir)
--------------------------
ARŞ-I A’LA
Huzurdasın bak
VARLIĞINDAN haberin yok ki,
SEN,BEN ,O yok, kimseler yok ki,
Sevgi ve nefreti bilesin.
Nurdan birer damlayız sadece
Sağa ve sola dönen birbirinden habersiz-kimsesiz
Tanımıyor ki birbirini damlalar
Onlar huzurda ve SEMAdalar
Onlar AŞK’ın aynasında PERVANELER
(Nur Cihan)
--------------------------------
Seyredebiliyorsam huzurdayım.
Kabullenmişsem rahatsız olmuyorsam huzurdayım.
Tüm isteklerimi sıralamamış ama yoldan topluyorsam huzurdayım.
Kendi kendime savaşmıyorsam ve artık dertlerim bile yüzümü gülümsetiyorsa, iyileşmeye hazır yaralarımla huzurdayım.
Bütün hatalarımı kabullenmiş ve pişmanlığından salya sümük ağlamış ve alçalmışsam huzurdayım. Galiba en çok da bu halin sonunda hiç çıkmak istemediğim o huzurdayım (sanki çıkılacak bir yer varmış gibi)
Eğer huzur bu ise..
(Gönül KARADENİZ)
-------------------------------
Sinirlenmek , tenkit etmek hatta nefret etmek , kin duymak tasavvuf ehlinin yapmayacağı şeyler . Bu duyguların yerini teslimiyet alır. Kadere imanın içindeki fıtrat programına saygıdan ötürü. Ancak sakınılması gereken bu kötü halin çok açık ve net görünmesinin yanında huzurun “sevgi ve nefret” in ötesinde olma durumu ; sevgininde bir şirk olduğu düşüncesini uyandırıyor . Eninde sonunda Allah sevgisine bağlanmadıkça yani “Cüppemin içinde Allah’tan başkası yoktur “ diyecek kadar Allah sevgisi olmadıkça bütün sevgilerin üst noktası yani sadece paraya olan sevgiden bahsetmiyorum çok masum bir sevgi olan kendi çocuğunu şirk derecesinde sevmek huzura giden yolda perdedir. Huzura giden yolda sevgi ve nefret perdelerini kaldırmamız gerekiyor. Ben bu mertebenin tadını alamadım ama kokusunu duyuyorum ve hayranlığım artıyor. Alemlerin rabbı olan Allah derken hangi alemleri kastettiğimizi bu sözde daha iyi anlıyoruz. Allah huzur aleminin kapılarını açacak kemale erdirsin inşAllah. Allah hazmımızı kolaylaştırsın.
(Boğaç ÖZŞEN)
---------------------------
Sevgi de nefrette yoldur.Sevgi yolunda ilerledikçe benliğin eriyip hakka vasıl olunurken,nefret yolunda ilerledikçe her kademede benlik daha da güçlenip firavunluk boyutuna doğru yol alır bilinç.Bu yolda ilerledikçe her kademesinde ayrı ızdırap yaşar bilinç,yol aldıkça cehenneminde de ilerler ve her boyutunu tadar ızdırabın..İlerledikçe huzurdan biraz daha uzaklaşır,CEHENNEMİN biraz daha içine doğru.. Sevgi yolunda ilerlerken, bilinç mutlak teslimiyete doğru yol alır sevdikçe teslim olur ,sevdiği oranda teslimiyeti artar,yol ilerledikçe bunun adı aşk olur.AŞIK maşukuna kavuşma arzusuyla yandıkça biraz daha erir..Fakat,arada hala perde vardır, hala ikilik… aşık ve maşuk.. İşte nefretle sevginin ve bağlacı ile bağlanarak aynı kategoride değerlendirilmesi ikisinde de iklilik olmasındandır.Nefrette bu kavram derinleştikçe firavunluğa doğru zirveleşirken,sevgide ise yok olmaya adaydır ikillik buna adamıştır kendini..AŞK perdedir ama nurdan bir perde..Sonu hiçliktir,yok olmaktır işte bu sonun adı HUZUR ALEMİ’dir.Allah’ım bizi kendine seçtiklerinden eyle..
(Emel)
--------------------------------
Sevgi ve nefret birbirinden zit iki kavram olsa bile ayni bilinc duzeyinin hissedisleridir.Yani eger insan henuz Allah’in Ahad oldugunu kelime anlami ile bilmesine karsin halen bu durumu tum hucreleri ile ( benim gibi ) yasayamiyorsa , bu durumu hazmedememisse kisa donemler icinde Tek’ligi hatirlasa da gelisen dunyevi hadiseler karsisinda bir seyi,varligi , insani cok da sevebilir ya da nefret edebilir.Halbuki Allah yarattigi alemlerde kendini seyretmek istemistir.Ne kadar 5 duyumuza gore kesret gibi gorunse de aslinda kumas aynidir ve Teklik vardir , tabii yasayabilene…
Yasayamadigim halde tahminen Huzur’da olan insan her An Ilahi kameranin gozetiminde ve Tek’lik sisteminin icinde oldugunu bilirse karsi taraf diye bir sey kalmayacagi icin sadece gelisen olaylari seyre dalar diye dusunuyorum.Bu mertebedeki insanlar baslarina ister iyi ister kotu ( bizim tanimlamamiza gore ) olaylar gelsin bunlari hos gormenin de otesinde Riza makaminda seyreder.Boylece Resullullah (SAV) efendimizin les bir kopege “ ne kadar da guzel disleri varmis “ demesini bie nebze olsun hissedebilir belki….
Huzur’da olan insan ayrica bir telasi , endisesi ve amaci kalmayip damla olmaktan Okyanusun bir parcasi oldugunu hissedebilmeye baslayan ve olmeden once olebilen Insan’dir diye dusunuyorum.
Tabii ki dogrusunu Allah (cc) ve Resulu (SAV) bilir.
Allah (cc) hepimize bu bilinc duzeyine ermeyi ve son nefesimizi bu sekilde husnu hatime ile vermeyi nasip etsin.Amin
(Suleyman SANDUVAÇ)
--------------------------------------
HU' nun HUZURUNDA HUZURU BULDUĞUNDA
AKAN GÖZYAŞLARINA ENGEL OLAMAZSIN...!
(Nihat KAHRAMAN)
-----------------------------------
Sevgi,nefret v.b. beşer halini yansıtan duygulardan arınıphiçliğin yaşandığı huzur haline varmak hepimize nasip olur inşaallah. Bu sevgi sözcüğü artık o kadar suistimal edildi ki insanınkoşarak ondan kaçası geliyor.
(F.P.)
-----------------
Şanı yüce olan Allah'a hamdolsun! Biz, O'ndan geldik ve yine O'na döneceğiz (bakara 156)
Bu ayeti tam olarak idrak edebilmek, yaşadığımız alemden kendimizi soyutlayabilmek ve nereden gelip nereye gittiğimizi fark edebilmek ile gerçek huzura kavuşulur. Bize ait olmayan şeyler için sevinmenin ve üzülmenin anlamsızlığını fark edebilmektir huzur. Ben bu huzuru en çok kabir ziyaretlerinde hissediyorum.
(Meryem YÜKSEL)
------------------------------
Anlayabildiğim kadarıyla ,sevgi ve nefret kesitsel bir bakış açısıdır. Huzur ise tümel bir bakış açısıdır. Huzur, Sıratıl müstakimdir. Her şeyi dengeli bir şekilde, yaşayabilmektir.
(Çiğdem UZUNKAYA)
-----------------------------
Kendi hiçliğinin farkına varıp Ef’al Âlemi’nin gerçek sahibini müşahede edenlerin duygu durumu mutlak huzurdur. Sevgiler
(Murat İZKAVAS)
-----------------------------
HUZURUN NEREDE?
Diyelim ki, bedeni bir rahatsızlığınız var, size sıkıntı, acı veriyor . Mesela, çok şiddetli dişiniz yada böbreğiniz ağrıyor bir dağ başında*..biraz önce huzur içinde ne güzel gülüp oynuyordun, bak şimdi ne oldu?
-Aman Yarabbi ne olur şu sıkıntımı gider…diye başlarsız yalvarmaya..
Diyelim ki, Şirnak da vatani görevini yapıyorsun, askersin; bir hafta önce karakolun taranmış roketlerle , 3-5 nöbetinde nasıl tetikte durursun bi düşün?..Ve de Ailen olayı duymuş, birde onların durumu nasıl olur acaba?.. hiç düşünebiliyor musun?..Acı bir telefon sesi, yada tanımadık birinin kapı yada zili çalması onları ne hale getirir.. yada getirmekte…
Sen askere gitmeden evvel annenin dizlerinin dibinde huzur içinde otururken; ne senin, nede annenin bir tasası yoktu..amma işte gün gelip çattı..Endişe ve tasa hat safhada…
Yada , ezan okundu vakit akıp gidiyor, namazı kıldın kıldın, kılmadınsa nasıl bir endişe kaplar seni bir düşün ?..
Belki bir iş sahibi yada esnafsın,yada öğrencisin; şu gün şu işi yapıp teslim edeceğim diye söz vermişsin, gün gelip çatmış, lakin verdiğin sözü yerine getirememişsin, şimdi bir düşün bakalım O gün gelip çatınca halin nice olur?..Sanki kaynar sular dökülüyor tependen..
Neyse dostlar, misalleri çoğaltmak mümkün…Biz insanların ekseriyeti, duygularımız ile hareket eder ve doğal olarak ta sonuçlarını duygusal olarak yaşarız..
Allah’ın sistem ve düzeninde duygusallığa asla yer yok..
Hadid suresinde ; “ Elinden çıkanlara üzülme-eline geçenlere de sevinme” uyarısı var,
Üstad bir söyleminde; “SEVMEK, ŞERRİ EN AZ DUYGUDUR” diyor demek ki Nefret de şerri en fazla olan duygu olması nedeni ile bunların ötesinde Duygularından, şartlanmalarından arınmadan huzura kavuşmak mümkün olamıyor…
Allah; “İnsan için muhayyerlik yoktur ..; Korku ile ümüt arası bir yaşam ve asla ümidinizi kesmeyin “ diyor..
Huzur öyle bir hazinedir ki varlığını ancak, kaybedince anlarız.. İnsanın emniyette olduğu halin adıdır huzur..
İnsan oğlu huzuru; sağlıkta, parada-pulda mevkide,şanda,-şöhrette arar, bunların hepside gelip geçici olan şeylerdir... Daimi olan huzur, kendini Yaradanın ellerine bırakarak, teslimiyeti yaşamak olsa gerek..
“Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalbler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.” (RA'D SURESİ / 28)
İşte huzurun anahtarı, Allah adıyla işaret edileni ve sistemini okumak; O’nun, her yaratılan ve fiillerinin faili olduğunu , kendimiz içinde bu gerçeklerin her an yürürlükte olduğunun farkında olarak yaşam çizgimizi seyredebilmek..
Allah’ı zikretmekle yada anmakla kalplerin, bilinçlerin mutmain olması huzurla kavuşması anlamını ifade ediyor…
Allah’ı ne zaman anacağız? , her fiil ve failde anacağız?
Neden ? Çünkü her şeyin yaratıcısı O..
Bu bir anlamda mutlak kadere iman…
Huzur ebedi emniyet ve mutluluk hali, rıza hali, kedi hakikatini bilip tanıma hali…
Bütün mesele bu iman edilenleri yaşam boyutumuzda uygulayabilmek…
Kur’an ; “Cennete gireceklerin bilincinden Nefreti-kini söker alırız” diyordu.. İşte o zaman Mutlak (ebedi-daimi) huzurun yolu açılmış oluyor, ötesinde neler var hiç bilmem, bilenlere Selam olsun..
Demek ki dostlar selamete (emniyet içerisinde olma ) kavuşmak HUZUR, Allah’ın Selam isminin kişide açığa çıktığı, cennet yaşamında oluyor.
Dünyada mutlak huzur hali yaşayanlar, cennet yaşamını yaşayanlar,mutmain nefs bilincini yaşayanlar olsa gerek..
(M.Reşit Yazıcı)
-----------------------------------
Nefret Dergahına
Uğramadım hiç.
Sen de bana getirme!
Başkasının tarlasında
Ekip biçsende,
Ne olur bir Ömür
Tüketme!
Acıtmayalım Hayatı…
(MG)
--------------------------------------
Nefret ikiligi,dislamaayi ayrismayi ,Sevgi ise dozu arac olarak baz alinmadigi takdirde ,sahiplenmeyi "M"anlayisini yasama dönüstürür kanaatimce.Huzur ise Haktan geleni Halka vermek,Kul oldugunu idraktir."M"siz Seyr'dir,diyebiliriz belkide.Huzur halinin yasantisinin dil ile aktarilirmi dye bir soru isareti olusuyor?
Bu acize de insaallah huzur 'u yasamak nasib olur.Saygilarimla
(Ayhan Ergen)
-------------------------------
Sevgi ve nefret her ikisi de subjektif bir bakış açısını tetikleyen unsurlardır.Bireysel veri tabanını yada rububiyetin getirisi olan açılımları mutlak gerçek olarak görüp bu açılımı baz alarak doğru ve yanlış,yakın ve uzak kavramları belirlemek ,mutlak zatı bireysel bakış açısı ile kısıtlamak ve sonrasındada gerçeği örtmeye ,tard olunmaya varır kanımca.Sevgi ,kendisine sevgi duyulan her ne ise o’nu her hali ile kabullenmeyi getirip benliği her ne kadar hiç ediyormuş gibi gözükse de sevdiğinle kayıt altına aldırır…Allah’ı seviyorum demek belki de aslında kişisel veri tabanındaki Allah adı ile algıladığını sevmektir ki bu dahi mutlak gerçeği kayıt altına almaktır.Huzur ,doğru algılama aracı ile sübjektivitenin olmadığı ,neden ve sonuç ilişkisinin apacık görülebildiği,sistemin okunabildiği kendisine En’am verilmiş olanların ,Rasulallaah ‘ın “Bana eşyanın hakikatini olduğu gibi göster !”duasına icabet edildikten sonraki durumun adıdır.Sevgi ve nefrette “ben” hala mutlak kriterken, huzur kavramında “ben” ötesi gerçekliğin sistemine vakıf oluş sonrası “benlik”ten sıyrılmış olma durumu sonrası şehadet vardır …Hak tealanın şehit,habir,muhsi esmalarının tecellilerine vakıf oluştur …
(Özgür DURMAZ)
-------------------------------
SEVGİ
Kelime anlamıyla,İnsanı bir şeye ya da bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygudur.
Allah ismi ile işaret edilenin,yaratmayı dilediği mânâların, birbiriyle ilişkilerini düzenleyen, birimin özüne verilmiş manyetik alan,ya da diğer bir yönüyle,açığa çıkan mânâya diğer mânânın duymuş olduğu arzudur...
Kendinde bulup da, açığa çıkaramadığına hasretin sonucu, onu, açığa çıktığı yerde seyretme arzusudur
Gerçek sevgi,teslimiyettir,karşılıksız,hesapsız,beklentisiz bağlanmaktır,sonunda yanmayı getirir ve gücü nispetinde kişide benliği yok eder...
Kişi sevdiğiyle olmak ister! . Sevdiğinin hâliyle hâllenir… Sevgisi kadar, onunla yaşar ve çoğunluklada karşısındakinden,O'ndakinin ! yüzünü göstermesinden gelir sevgi insana...
ve sevmekte olduğunun farkına varanlardan da YUNUS adı altında dillenir:Yaradılanı severim Yaradan'dan ötürü...!!!
Tıpkı ısıyı hissetmediğimiz yerde <soğuk>,ve ışığı algılamadığımız mekanda karanlık tabirini kullandığımız gibi; aslında büyük bir çekim kuvvesi olan,ve sevgi adını verdiğimiz duygunun olmadığı ,hissedilmediği noktada,<sevgisizlik,nefret >terimleri devreye girer...
Karşındakini inkardır nefret...Sevgi ,sonunda sevdiğinde yok olmaya götürebildiği halde,nefret tam tersine ötelemek,kendinden gayrı görmek,farklı görmek ve gördüğünü hazmedememektir..
Görüldüğü üzre tümden ikilik yaşamı...Seven ,sevilen,aşık,mabud...Yada nefret eden ve edilen...
Fakat ya HUZUR...
Gerçeğin âleminde yaşayanın hâli!..
Olayların ardındaki hakikat noktasını gören kişinin, huzurda olmamasına ihtimal mi vardır?
"ONLAR, iLK ÖLÜMDEN BAŞKA ÖLÜM TATMAZLAR" (44-56)
Ölümü, çoktan tatmışlar, sıratı geçmişler, cennete, huzur âlemine, girmişlerdir.
Onlar, Rablerini seyirle meşguldürler... Her an O`nu temâşâ etmektedirler... O`nunla beraber!..
İşte bunlar, Rabbin örtüsü altındaki veli kulları, sıddîklar, müferridundur.
Ey, Rabbine, itaat edip huzura eren nefis!
Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön.
Kullarımın arasına gir,hitabına nail olur huzur ehli...
Yorumsuz seyir halidir...Anı yaşayabilmektir...Tüm boyalarından arındığın,veya tümünü cem ettiğin renksizlik halidir...
MÜRŞİDİ KAMİL
HUZURU ŞÖYLE TANIMLAMISTIR
TERKI DUNYA- TERKİ UKBA- TERKİ VÜCUT
Allah ismiyle işaret edilen,herkesi gerçek -huzuru- yaşayan kullarından eylesin...
(Arzu EROL)
|