- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
| DERİN TEFEKKÜR |
Konu: Silkeleyen Sözler -1
Bazı sözler vardır, çarpar adamı! Bir anda hayatınızı değiştirecek deprem etkisi bırakır üzerinizde. Bir iki cümleye sığan o sözlerde ummanlar seyreder, enginlere açılırsınız.
Bu hafta onlardan birini seçtim size dostlar. Beni çok sarsan, çok etkileyen sözlerden biri. |
| İşte o söz: İhtiyacınızı, hiçbir şeye muhtaç olmayana arz ediniz. Şâyet, O, hâlinizden habersiz ise !.. (AH) |
Hazırlayan Mehmet Doğramaci : m_dogramaci@yahoo.com
----------------
insan üç çeşit dua edermiş. Ellerini açarak, düşünerek, hareketleriye.Tabii birde sizin için başkaları tarafından yapılan dualar var. Dua , isteklere göre oluşturuluyorsa, herkes kendi eliyle,düşüncesiyle,karşısındakine yaptığıyla, geleceğini hazırlıyor demektir.
----------------------
İHLAS: 1 - De ki; O Allah bir tektir.
2 - Allah eksiksiz, sameddir (Bütün varlıklar O'na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir
3 - Doğurmadı ve doğurulmadı
4 - O 'na bir denk de olmadı.
9. Ve onlardan önce o yurda yerleşen imana sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, onları öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar umduklarına erenlerdir.
10. Onlardan sonra gelenler derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanan kardeşlerimizi bağışla, kalplerimizde inananlara karşı bir kin bırakma! Rabbimiz! Sen çok şefkatli, çok merhametlisin!"Haşr süresi
Ibn omer´den (r.a) Rasulallahín (s.a) soyle buyurdugu rivayet edilmistir.Musluman muslumanin (din) kardesidir.
Ona zulmetmez, onu dusmanina teslim etmez. Kim kardesinin ihtiyacini karsilarsa, Allahda onun ihtiyacini karsilar.
Her kim bir muslumandan sikintisini giderirse, Allahda buna karsilik ondan kiyamet gununun sikintilarindan birini giderir. Her kim bir muslumanin ayibini orterse Allahda kiyamet gunu onun ayibini orter¨. Buhari ve muslim.
İhtiyacınızı, hiçbir şeye muhtaç olmayana arz ediniz.
Şâyet, O, hâlinizden habersiz ise !.. (AH)
bize bizden yakın olan,halimizden habersiz olmaz ki?
kullarına şah damarından daha yakın olan,
hiç bi yere sığmadım,yalnız mümin kulumun kalbine sığdım diyen bir Yaradınımız kulundan habersiz olur mu?
Ayrıca biz Ona muhtacız,ihtiyacımızı kapısına giden dilenciler gibi daim tıklatmalıyız,eğer bunu yapmayıp,dünyevileşirsek,kalbimizi bir taş yığını haline gelmesine vesile olursak,bu da bizim kendimize yaptığımız kötülüktür...
RABBİM İHTİYACIMIZI KOŞULSUZ GİDERENDİR...
duaya devam inşALLAH...
(Z.Doğan)
----------------------
Aslında neye ihtiyacım var diye düşündüm.Ya da ben neye ihtiyacım olduğunu bilebilir miyim? Herhangi bir şeye ihtiyacım olabilir mi? Ne kadar çok zannetme içindeyim. Rabbim zaten benim neye ihtiyacım varsa onu yolluyorken bana, benim yapmam gereken ne bu noktada? Ne için dua etmeliyim? Dua ederken ne gibi kelimeler kullanmalıyım? Zaten hiçbir zaman Allahım bana para ver, iş ver, şunu ver bunu ver şeklindeki duaları doğru bulmadım.
Maddi isteklere yönelik dua etmek biraz içi boş geliyor bana. Yani tam ifade de edemiyorum yüreğimden geçenleri. Bence en güzel dualardan biri Peygamber efendimizin de sıkça yapmamızı önerdiğini okuduğum şu dua:’ Ey Allahım, senden bildiğim ve bilmediğim bütün iyilikleri diliyorum ve senden kulun ve resulün Muhammed’in(s.a.v.) istediği bütün iyilikleri de diliyorum.’
Her şeyin hayırlısını istemek, onun kulu olduğumuzu unutmadan, sonu hakkında bilgimiz olmayan konularda ısrarla istekte bulunmaktan sakınmak. Üstad Ahmed Hulusi’nin Dua ve Zikir isimli kitabında okuduğum ve elimden geldiği kadar her gün tekrar etmeye çalıştığım Nuh Aleyhi’s-Selam’ın bağışlanma için yaptığı duayı paylaşmak istiyorum.
‘Rabbim, sana sığınırım neticesi hakkında kesin bilgim olmayan bir konuda ısrarla senden bir şey istemekten. Böyle bir hatam dolayısıyla beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen hüsrana uğramışlardan olurum.’
(Dr. İ. Süalp Minisker- İzmir)
-------------------------
Bizim için iyi olanı bazan bilemeyebiliriz. “Allah rasulü neler dilemişse ben de onları dilerim nelerden sakınmışsa onlardan sakınırım” mealinde bir dua vardır.Bize düşen kulluğumuzu bize önerilenleri hakkıyla yerine getirmektir.İhtiyaç duyduğumuz şey bu şekilde karşımıza gelecektir.Ayrıca kendisi de yaratılmış olan bizim gibi birinden sorunlarımızın çözümünü bekleyemeyiz.
(M.Kars)
--------------------
kavramları kendimde aradığımda :daima ihtiyaç halinde olan tarafım benliğim.hiç bir şeye ihtiyacı olmayan ,oda özümde derinimde benden öte benim içinde olmadığım bir nokta.yokluk hali dedikleri belki. nefsimi ihtiyaç halinde olan tarafımı , bütün şuurlara tasarruf edene teslim etmek ondan ona sığınmak...ve hayata onun gözüyle bakmaya çalışmak...bir arayış hali.yalnızlık..
(Rana.Su)
----------------------
Tefekkürü gördüğümde içimde çoşku hissettim an... ne güzel dua edebilmek Her iki cümle de gayet uyumlu.. ayni şeyi söylüyor.. tezat yok ki aralarında.. yardım dilemek ihtiyaçların talebidir..ihtiyaçları da ancak hiçbir şeye muhtaç olmayan giderebilir .üstelik her şeyden alim ve haberdar olan.. hem arz etmek demek arz edilen bilinmiyor anlamına neden gelsin ki..
(A.Berrin- Kayseri)
------------------------
Bir taraftan önemle üzerinde durarak DUA edilmesinin ehemmiyeti ve duanin yaratma sirrina isaret eden yönüne vurgu yapilmasi,bir taraftanda ihtiyacinizi muhtac olmayana arz edin eger habersiz ise sözü ile ilk bakista sanki birbiriyle celisen ifadeler kullanilmis gibi gelebilir.
ancak;Bu ikisini ayni mana dogrultusunda,ayni hedefe isaret eden kelime kaliblari olarak degerlendirirsek enteresan bir anlam kazanir .
Söyleki; DUA yi Allah ismiyle iseret edilenin yaratis mekanizmasinin kulluk sirriyla ,süretiyle aciga ciktigini ,olusanin kulun degil kul adi ardindan irade edenin istemesiyle olustugunu,bununsa Alllahin dilemesi olarak ifade edildigi gercegini düsünerek,bu bakisla yaklasirsak kulda ,kul ismi ve resmi altinda hicbirseye muhtac olmayanin varligi görünmeye baslar,bu göründügünde o mahalden istenen muhtaciyet kavrami ve hissiyati ile istenen degil bilakis KÜN=OL EMRI tasarrufunun o birim sureti ismi ve resmiyle zahir olusu söz konusu olur.
Bu durumda bu anlayistaki ABD=KUL da da muhtaclik hissi ve kavrami yokturki disindaki ötesindeki halini bilmeyene durumunu arzetsin ,"O" B'ilirki varligi "O"nun varligidir baskasi yok,"O" B'ilirki hicbirseye muhtac olmayan samadiyeyet kendindeki ÖZ vasfidir,"O"B'ilirki B'ilerek istemesi DUA ismiyle OL emri söz konusudur, bu da ihtiyactan beri olarak kendindekileri seyretmek iradesinin sonucu olusan bir olgudur.
Kendinde olmayani istemek degil varliginda(ilminde) mevcut olani seyretmektir ki bu ihtiyac degildir........
(Hayri.C.- Almanya)
--------------
''yalnız sana kuluk ederiz va yalnız senden yardım dileriz'' biliriz senden başka kulluk edeceğimiz(buna layık) bir varlık yok ve istediğimizde isteklerimize cevap verecek senden başka kimse yok.
istediğimizde vermeyecek olsan istemeyi yaratmazdın.ihtiyaçlarımızı en iyi bilen sensin.sen her halimize nigehbansın.yeterki biz isteklerimizi bizim gibi muhtaç olanlardan istemeyelim.çareyi yanlış yerde aramayalım.''duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var'' buyuruyorsun rabbim.senden başkasına el açmaktan bizleri muhafaza eyle.
İhtiyacınızı, hiçbir şeye muhtaç olmayana arz ediniz.
Şâyet, O, hâlinizden habersiz ise !..
o bizden habersiz değil hiç bir zaman, yeterki biz ondan gafil olmayalım
NAMIMI DEFTER-İ UŞŞKAINDAN İHRAÇ EYLEME.KENDİ MUHTACINI MUHTACINA MUHTAÇ EYLEME.
(TUĞBA ATEŞ)
--------------------------------------
La ilahe illallah diyebilen ve özümseyebilenler; esmalar arasında fark olmadığını, fark eden ve yaşayanlardır. Bu bilinçte olanlar ise kime kulluk ettiğinin ve bunun ne şekilde olduğunun farkındadır. Muhtaç olmayan, fakrı yaşayan, esmalarını düzenlemiş ve tasarrufu Allah adına kullanabilen İnsan-ı Kamil’dir. Tüm varlığa fark görmeden, sevgi,saygı, samimiyet ve ihlasla menfaat gütmeksizin yapılan hizmet, kulluk bilinciyle olur.
Özüne yönelen insan; Rasulü dinlemeyi öğrenmiş, gelenin nereden geldiğini, gidenin nereye gittiğini ve seyri seyreder. Yapılan her yardım veya başka bir deyişle iyilik, fıtrat gereğidir ve birimin pozitif yükünü artırarak negatiflikten uzaklaşmasını sağlarken, misliyle kendine döner. Rab’bi Has’ın ne olduğunu ve seyrin kimden kime olduğunu bilen insan ; aynanın ve ayna olabilmenin güzelliğini ve özelliğini yaşar. Kalp acıyı hissedebiliyor ve yaşayabiliyorsa; yapılması gerekeni yapabilmek için çabalar; bu olgu hissedenin, harekete geçirenin Rabbül Alemin’den başkası olmadığının bilinciyledir.Herşey kendinden kendine olduğuna ve esmalar arasında fark olmadığına, ihtiyacın ve yardımın sahibi O olduğuna göre, halden habersizlik mümkün değildir ki; isteyen ve icabet eden kendisidir.
Dilinin ve kalbinin sükutunu sağlayabilen, teslimiyet ve rıza ile emin olurken; imanın ikana dönüşerek vahdetin yaşanmasına mahzar olur.
Şazeli Hazretleri Rasulullah ‘ı rüyasında görür ve Efendimiz kendisine;
“Allah!ı anlayanların nazarında hiçbir şey kalmaz
Allah’ı birliğiyle birleyenler ona şirk koşmaz
Allah’a iman edenler, her şeyden emin olurlar
İslam olanlar Allah’a asi olmazlar.
Asi olsalar da özür dilerler ve özürleri kabul olunur .” der.(Kenan Rıfai - Sohbetler)
Allah için hulus ihlasla yapılanlar Sırat-ı mustakim’de ve yakin olmaktır. Sırat-ı mustakim’den ayrılmayanlardan olabilmek dileğiyle .
(M.Demet Güngör/ İst.)
-------------------
İhtiyacımızı sadece ALLAH tan beklemeli sadece ondan istemeliyiz... ama buna yürekten bu şekilde inanmalıyız..
ALLAH zaten bizim isteklerimizi, dileklerimizi, niyetlerimizi biliyor...isteklerimizi gidip başkasına açtığımızda o kişiden medet ummak olur ki buda ALLAH I gücendirir gibi geliyor bana... bazen istediğimiz şeyler olmaz hayatta neden acaba? gerçekten, yürekten ALLAH tan istiyemediğizdenmi ? layıkıyle sabredip, bekliyemediğimizdenmi? Halis bir niyetle sadece ALLAH tan istemek ve sadece ondan yardım beklemek çok önemli... ve bunu böyle düşünüp uygulayabilmek daha da önemli...
(Meral Keçe)
----------------------
Bir boşlukta olduğunuzu tasavvur edin.Nedir size düştüğünüzü hissettiren..
Ya da çığlıklar atmanıza ,korkmanıza ,dehşete düşmenize neden olan nedir?Bir zemine çarpma korkusumu?
Zeminin varlığını size söyleyen ve garanti eden kim.Ya da şiddetli bir çarpışma yaşayacağınızı ve canınızın çok yanacağını.Zihniniz mi?:)
Bir bilinmezlik ve boşluk içinde duran varlık insan..Ve bu boşluğa uydurmaya çalıştığı,zihninin ürettiği klişeler ve sonrasında bu klişelere uyabilmek için çekilen ızdıraplar,zanlar ile dolu bir yaşam.
Tefekkürümüzde ki söz zihnimizin ürettiği klişelere dikkat etmemiz ve aldanmamamız konusunda bir tokat gibi patlıyor benliğimizde gerçekten.
Sırf klişelerimize göre yorumladığımız bir süreç olmamalı yaşamımız ve sadece şikayet ettiğimiz dertlerimize derman aramak olmamalı dua ve Yaradan ile olan ilişkimiz.
Gerçektende , neyi kime şikayet etmekdirki bu.Zaten herşeyi takdir eden ve onay tezgahından geçiren BİR yaradana yakın olmayı başarmak için aramıza bir perde çekmek oluyor eğer bu şekilde oluyor ise yaptığımız dua.
Bir nevi perdeyi işaret etmiş ve elimize bir bıçak vermiş aziz hocamız.
Allah razı olsun.
“Bir kapı vardı ,anahtarını bulamadığım
Bir perde vardı arkasını göremediğim
Derken biraz kelam Ben ve Sen üstüne
Sonra sanki ne Sen kaldın ne de Ben”
Ömer Hayyam..
(Volkan YILMAZ-İst)
----------------------------
Efendimiz (sav) ″NALINIZIN TASMASINA,KOYUNUNUZUN OTUNA KADAR HERŞEYİ ALLAH’TAN İSTEYİNİZ″buyuruyor.Dua bizlere verilmiş en büyük nimetlerden biri.Kendindeki güçleri, manaları, asıl BEN’ini keşfedebilme yolu yakine erebilme yolu..Çünkü dua RABBE yönelişin adı ötedeki birine değil..Dua kendindeki rububiyet boyutunu harekete geçirmen,özündeki ALLAHa ait manalarla tahakkuk etmendir.İşte üstadın ″ŞAYET O HALİNİZDEN HABERSİZ İSE″ demesi buna işaret eder yani bir biz bir de O kavramının olmadığını ifade etmek ister.Aslı itibariyle,O’ndan gelen manalar kaplara göre şekil almakta efal aleminde çeşitli şekillerde vücut bulmakta bazen de dua şeklinde açığa çıkmaktadır.Çünkü,varlığın her boyutu her zerresi O’nunla kaim.Dolayısıyla bizler O istediği için istemekteyiz VERMEYİ DİLEMESEYDİ İSTEMEYİ VERMEZDİ hükmünce aslında duamız O’na ait bir istektir.Bu anlamda dua özümüzden gelen seslenişin dışarıda! vucut bulmasıdır.Bizlere düşense bu hibe edilmiş büyük nimeti hakkıyle değerlendirip yakine erebilmektir.
(EMEL SEVİNÇ- SAMSUN)
------------------------
Latîf ve Habîr olan Allah nasıl olur da halimizden habersiz olur? O, Habîr olan; kalbimizden gizlice geçirdiğimiz arzuları, dilimizin ucuna dahi getiremediğimiz duaları işiten değil mi? Gerçek şu ki O habir olduğu için ihtiyacımızı arza hiç de gerek yok. Bizimki sadece Allah’a aczimizi arzdan ibaret, gercekte O her halimizden elbette haberdardır, istemeyene de verir. İsteyene imkansız gibi görünenleri de verir.
(6:103) Gözler onu göremez, O ise bütün gözleri görür; O, lütuf sâhibidir, herşeyden haberlidir.
(22:63) Görmedin mi Allah'ın gökten indirdiği suyla yeryüzü (nasıl) yemyeşil oluyor? Gerçekten Allah çok lütufkârdır, herşeyden haberdardır.
(31:16) "Yavrucuğum! Haberin olsun ki, yaptığın bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kaya içinde veya göklerde, yâhut yerin dibinde gizlense, Allah onu getirir, mîzânına koyar. Çünkü Allah en ince şeyleri bilir, herşeyden haberdardır."
(33:34) Oturun da evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti anın. Şüphe yok ki Allah lütuf sâhibidir ve herşeyden haberdardır.
(67:14) Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.
O hiçbirşeye muhtaç değil, oysa insanoğlunun ve de tüm mahlukâtın muhtaç olmadığı ne var? İstesek te istemesek te O’na sadece O, hiçbirşeye muhtaç olmayana muhtacız. Zengin de, Fakir de, Güçlü ve Güçsüz de isteklerine Ancak O’nun dilemesiyle, lutfu keremiyle kavuşabilir. Rezzak olan ancak O’dur.
(25:77) “De ki: «Duanız olmasa Rabbim size niye değer versin?...
(7:64) Kendisini unutmuş, yabancı ellere düşmüş olanların hidâyete ermeleri için, "yalvarsınlar diye" musibetler gönderir.
(40:60) "Beni çağırın, Bana dua ederek benden isteyin, duanıza icabet edeyim." der.
(7:55) "İçten yalvararak, gizli gizli Rabbinize niyaz edin, O aşırı gidenleri sevmez."
(M.Gülenç- USA)
-------------------------
Aklıma, “Ya Rabbi, beni senden gayri her şeyden müstağni kıl” duası geldi. Kul olma itibarı ile elbette zayıflıklarımız ve zaaflarımız çok. Ancak, bu dünyadan maksat, terbiye olarak adam olmaksa, maksadımız O’nun rızası doğrultusunda her anımızı yaşamak ve ne yaparsak O’nun için ve O’nunla yapmak olmalı bence. Bu da ancak, kendisi için değil diğer yaratılmışlar için yaşamakla olacaktır (diğer falan diye bir şey yok bence, ama mecburen kullanıyorum). İmkanlarını nefsini semirtmek için değil, gönül yapmak için kullanan, kendisi ile ilgili konularda ise O’ndan gelene razı olan kişi neye ihtiyaç duyacak? İhtiyaç kavramının temelinde beklenti var bence. Mademki O’nun içiniz, ve O’na dönücüleriz, kendimiz için ne bekleyebiliriz? Cepheye giden askerin silaha ihtiyacım var demesi abes değil midir? Onu savaşa gönderen elbette ihtiyacı olan silahı verecektir. İş için seyahate
çıkmamızı isteyen patron, zaten masrafları karşılayacağını da söylemiş olmuyor mu?
Beklenti durumu ise, hak etme düşüncesinden geliyor bence. Yani, öğrenci iyi hazırlandığı sınavdan iyi bir not almayı hak ettiğini düşünür. Çünkü çok çalışmıştır. Sonuçta da bu yönde bir beklenti geliştirir. İşler beklediği gibi gitmezse sıkıntıya düşer. Oysa, kulun hak ettiği hiçbir şey olmadığını, kendisine gelenlerin, aldığı nefesin bile yalnızca lütuf olduğunu bilse neyin beklentisinde olacak? Hülasa, maksat O’nun istediğini istemek, istemediğini istememektir. Yani O’nunla bir olduğunu, ayrı olmadığını idrak etmek, O’nun boyasına boyanmaktır. Bu idrak düzeyine gelen ise ancak bal küpündeki arı olacak, kendine ait bir benliği, dolayısı ile istek, arzu, ihtiyacı olmayacaktır diye düşünüyorum. Allahu
a’lem. (Murat Arslan)
-----------------------------
Dua etmemiz ayetle isteniyor, zaten benim durumumu biliyor diye dua mekanizmasını hiç kullanmamak çok büyük bir yanlış olur. Dua etmeliyiz eğer edebiliyorsak, ama dualarımız durum bildirimi ya da talep listesine dönüşmemeli, daha geniş kapsamlı ve derin , dünya ve ahiret yaşantımızı kurtaracak dualar olmalı. ‘’iyya kenabudu ve iyya kenestain‘’ ayetindeki mana ile dua etmek olmalı diye anlıyorum Üstadımızın bu sözünü. Burada tesbit etmemiz gereken ihtiyacımızın ne olduğu ve her şeyin bizatihi kendisi olarak her şeyden , her halden Allah’ın haberdar olduğudur. Böyle düşününce, arada gözden kaçma , unutulma ihtimalimiz varmış gibi durum arz etme anlamsız kalmaktadır. İhtiyacımız olan şey Allah’ın merhametidir. Talebimiz bu olmalıdır.
(EA)
-----------------------------
İhtiyacımızı hiç bir şeye muhtaç olmayana arz etmekten anladığım Şüphesizki tüm istek ve arzularımızı rabbimize yöneltmek ve sadece ondan dilemek ama "Şayet o halinizden habersiz ise" Rabbimizin bizim halimizden habersiz olması mümkün olmadığına göre ve istenilmesini çok sevdiği için bizim sadece Allah'u Tealadan istememiz ve sadece ona kulluk etmemiz.
"Ne kadar işin,arzun ve dileğin varsa hepsini kaza ve kadere teslim et.Kendi nasıl dilerse öyle iş gören Allah'a bırak.
Ve bekle!
Telaşı terket!
Izdırabı üzüntüyü kaldır!
Murad yolu kendi kendine görünür o yola düşersin!
Aç kal kimseye söyleme!
Dertlerini,yoksulluklarını,ızdıraplarını söz haline geçirme!
Melekler bile duymasın!
Derdin olursa Hakk ile konuş her şeye yeter!
Sefalete düşersen Vakur ol sabret!
Hakk'a bile ellerini istek için kaldırma!
Yalnız hamd için kaldır!
Allah seni senden iyi bilir!
(Dr.Münir Derman) Allah dostu derki den alıntı (….)
------------------------------
Allah'a erişmiş olmak kolay bir yolculuk değil elbet. İhtiyaçsız kalmak, kimsede güç ve irade görmemek, hiçbir olayda farklılık algılamamak, hızla her an değişimde değişmez kalabilmek, seyrde faniyi özde bakiyi SAMED olarak yaşamak AH kolay mı AH...Aşıkların AH ı Allah'tan ayrılığı, kulluğu, AMAN'I da Muhammed Aleyhisselamın medet çağrısını temsil eder. Başka çare mi var gönül. Ah çekeceğiz, aman diyeceğiz.
Asıla, ölüm edasıyla teslim, dünyada erişmiş, dilsiz olarak HAY ol. Ol ki diyecek sözün, isteyecek halin, duyuracak ikilin kalmasın.
Arzu Özgüç- İstanbul
-------------------------------
Ehli dünya, dünyada
Ehli ukba, ukbada
Her biri bir sevdada
Bana seni gerek seni.
Hiçbir şeye muhtaç değilim ki, ihtiyacımı arz edeyim.
Senin bana duyduğun muhtaçlık hem daha evvel hem daha çok,
bunun için benim ihtiyacıma, ihtiyaç deyemem.
Bu muhtaçlığıma bir ihtiyaç aradım, görüm ki ihtiyaçmış muhtaçlığıma ihtiyaç.
Bende muhtacın ihtiyacı var.
Sadık muhtaç benim, ‘’sana kulluk ederimin’’ ancak adı var
(Doç. Dr. Çağdaş Şenyürek)
------------------------------------
İHTİYAÇLARIMIZ ZATEN ENGUZEL ZAMANDA ENGUZEL BİÇİMDE KARŞILANIYOR.BİZE GORE İHTİYAÇ SANDIKLARIMIZ ASLINDA ÇOGU ZAMAN FUZULİ MALZEMELER.. YİNEDE VERİYOR
HİÇ BİR ŞEYE MUHTAÇ OLMAYAN DERKEN BİLE O ‘ NU MUHTAÇLARLA KIYAS ETMİŞ OLMAZMIYIM?.....GARDAŞLAR PİKNİK İÇİN RANDEVULAŞIYORLAR BİRGUN,BİRİNE SENDE EKMEK GETİR DİYORLAR..EKMEKÇİ EKMEĞİ ALIP VARIYOR PİKNİK YERİNE AMA KİMSE YOK..DİGERLERİ HABER ETMEMİŞ MEĞER İPTAL OLDUGUNU PİKNİĞİN…..
PİKNİK YERİ BİR TEPE,BİR İKİ EV ANCAK VAR CİVARDA..EKMEKÇİ GARDAŞ DİYORKİ KENDİ KENDİNE DİGERLERİNE SİTEM ETTİKTEN SONRA,ŞU EKMEKLERİ ŞU EVLERDEN BİRİNE BIRAKAYIM..EKMEK ÇOK…NEYSE ÇALIYOR ELİNDE BİR KUCAK DOLUSU EKMEKLE…KAPI AÇILIYOR VE BİRDEN YAŞLI BİR TEYZE AYAKLARINA KAPANIYOR EKMEKÇİNİN,AĞLIYOR UZUN UZUN…EKMEKÇİ ŞAŞKIN,İÇERDE BİRDE YATALAK DEDE…EKMEKÇİ : NE OLDU TEYZE? DİYOR..TEYZE=AZ EVVEL DUA ETTİM;--‘’ALLAHIM EKMEĞİMİZ BİTTİ ŞEHRE GİDECEK KİMSEMİZ YOK KOCAM HASTA BENDE BİÇARE İHTİYAR NİNEYİM,SEN BİZE EKMEK GÖNDERR’’….DEDİM SEN KAPIDAN GİRDİN….(KİME NEYİ ARZ EDİYORUZ ?YORUM SİZİN)
HABER UZAKTAN,UZAKTAKİNDEN GELİR GİDER…BİZİ HALDEN HALE EVİRİP ÇEVİREN O DEĞİLMİ ZATEN?…HANGİ HALİMİ KİME ARZ EDEYİM ŞİMDİ?
(Ömer Reyhanoğlu- K.Maraş)
------------------------------------------
Bizim halimizi arz etmemiz ile O’nun halimizden ve arzımızdan haberli olması başka başka şeyler... Biz “O’na haber verelim ki haberi olsun” diye mi arz ediyoruz, yoksa kulluğumuz gereği mi arz ediyoruz?...
Biz arz edince Bir iki oluyor!....
O’nun haberli olması vahdet, bizim arz etmemiz kesrettir...
İllahu. (Meryem IRMAK-İst)
------------------------------
Hicbir$eye muhtac olmayanin halimizden haberi olmamasida mumkun degildir..
ihtiyacimiz olani istememiz bile onun istemesiyle mumkundur..ondan umidi kesmek demek ..kim kimden umidini kesiyor demektir...o zaman dua etmeyi birakmak...$ukretmeyi birakmak demektir...$ukretmek ise ozundekini cali$arak, ibadet ederek Allah'in bize lutfettigi yetenekleri ortaya cikarmak demektir..
(E.Koçak)
-------------
Ihtiyaci sozlerle arz etmek duadir diye dusunuruz ama artik her turlu istegimizin, gonlumuzden gecenin de dua oldugunu bilenler, farkedenler, soyleyenler cogaldi...
Ahmed Hulusi bu sozunde bence "Dunya yasaminda Hak'ta erimek"ten bahsetmis.. Istemeden isteyemeyecigimizi gercekten farkedebilirsek, ister istemez sadece ona kulluk ediyor oldugumuzu kabul edebilirsek ve bunun sadece biz degil bizimle muhatap olan olmayan herkes icin gecerli oldugunu farketmis bir yasam surebilirsek "okyanusa karismak" gibi birsey olur sanirim.. Ya da okyanusa karismisligimizi kabul edip, bunun aslinda "huzur"un ta kendisi oldugunu anlamak.. Ve okyanusun her zerresine Hakim olan, senin de, benim de, herkesin de ihtiyaclarina ve dolayisiyla gercek isteklerine Hakim'dir.. Aslinda habersiz olmasi zaten muhal olacagindan "dua" neden vardir?
Zor zamanlarda, zayifligi, gucsuzlugu hisettigin anlardaki dua'ya icabet ihtimalinin yuksek olmasinin hikmeti "okyanusa karismisligin" ve "karsi koyabilme gucunun olmamasinin" kabullenilmesidir aslinda... Zor zamanlarin otesinde genel yasamda "her an"inda O'nunla beraber yasadigini bilebilirsen... istegin icine geldigi an O'nunla, arzunu hisettigin an O'nunla oldugunu bilebilirsen zaten O'nunla beraberken istedigini bilirsin! Aslinda "yokluk" deyip deyip duruyoruz kitap bilgisiyle... B sirri diye de detaylandiriyoruz durmadan.. iste burasi ona benzer biryer sanirim...
Kisacasi icinden gelenlere elbise giydirmeden yasayabiliyorsan, yani gercekten ihtiyacini, sana lazim olani farkedebiliyorsan.. Iste o zaman zaten yasarken "arz etmektesin" haberdar etmen de muhal!
(İsmi mahfuz)
----------------------------------------
Sadece sana ibadet eder;ki bu öyle bir ibadet ki,her an açığa çıkanın Sen'in manaların olduğunun idrakı Sadece senden yardım dileriz;Şu ana kadar açığa çıkan manalar dışında, benden açığa çıkmamış olan manalara yönelim ile...Senden sana sığınıyorum...Kulluk noktasından Allah kulu olan noktaya yönelim...hep bir genişleme sözkonusu...
genişleme isteği ile yönelim sözkonusu...Hiçbirşeye muhtaç olmayan, samed noktasında olana yönelmek demek,kendi öz boyutun olan som yapına yönelmek...
Aklıma Hz. Süleyman'ın karıca ile olan iletişimi düştü bu noktada...
""KARINCA İLE HZ. SÜLEYMAN (a.s)
Bir gün Süleyman Peygamber (a.s) bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar.
Karınca da,
"Bir buğday tanesi yerim" diye cevap verir.
Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber (a.s) karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler. Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Kendi kendine meraklanır. Acaba neden yemedi?
Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s) karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar.
Karınca da,
"Daha önce benim yiyeceğimi yüce Allah (c.c) verirdi. Ben de O'na güvenerek bir buğday tanesini tamam olarak yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi. Fakat bu işi sen üzerine alınca doğrusu nihayet bu aciz bir insandır diye sana pek güvenemedim. Belki beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirsin. O yüzden de bir yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek, diğer yarısını da ertesi yıla bıraktım" diye cevap verdi.""
Bu hikayede bana enteresan gelen karıncanın "daha önce yiyeceğimi yüce Allah verirdi" demesi...ve sonrasında da rızkının aciz bir kul olarak gördüğü bir insandan geldiğini görmesi...bunun üzerine depolama yapması...algıladığı boyuta göre karıncanın kendi sisteminde değişiklik yapması söz konusu ...
şimdi yukarıdaki yazıyla bunu birleştirirsek,algıladığım kadarıyla,yöneldiği noktaya öyle bir iman ile yani ikan sahibi olarak yöneliyorki...bilincinde ayrılık gayrılığın olmadığı bir noktaya...ve hepsinin tek noktadan çıkışını seyr var...halbuki diğer yönden baktığımızda ,yöneldiğimiz şey zaten bizden ayrı bizden uzak ötelerde olduğu için bunun sonuçlarının yaşanması sözkonusu...diye düşündürdü...
Senden sana sığınmak dediğimiz nokta...kul ve ayrıca Allah varsayımını ortadan kaldıran bir nokta diye düşünüyorum...Bu noktadan seyrde olanın yaşamı yönelimi kendinken kendine olduğunun idrakı içindedir...
YAŞAMI NASİP OLMUŞ OLA...KOLAYLAŞMIŞ OLA...BİSMİLLAH
SONSUZ GÜZELLİKLER
(S.Uzgur)
-----------------------------------------------
Her an yeni bir şan alanın indinde, kendimizi bulduğumuz her an'da tespit edilen ihtiyaçlarımız hakkında bir düşünelim. Hiçbir şeye muhtaç olmayana arz edelim bu ihtiyacımızı. Bu şekilde özümüzde hiçbir şeye muhtaç olmayan yapı ile değerlendirelim konuyu.
Zira özümüz, yapısı gereği hiçbir şeye muhtaç değil. Ayrıca sistem gereği karşılaşacağımız bir olayla karşılaşmamamıza ya da tam tersi şekilde karşılaşmayacağımız bir durumla karşılaşabilmemize de imkan yok. O zaman ihtiyaçlarımızı düşünürken acaba bu düşünceyle değerlendiriyor muyuz?
Karşılaşmamız mümkün olmayan bir olayı ısrarla isteyerek sonra dua ettim kabul olmadı demek, üzülmek, hayal kırıklıkları yaşamak, özümüzden uzak düşmek ne kadar doğru olur.
Şayet içinde bulunduğumuz halin farkında değilsek yeni baştan tekrar değerlendirelim ihtiyaçlarımızı. Her birim yaratılış amacına uygun olay ve durumlardan geçerek yaşamına devam ediyorsa, başına gelmeyecek bir olayın gelmesi mümkün değilse fark edilmeli ki o konu aslında bir ihtiyaç değil sadece nefsin bir isteği. Sürekli farklı şekillerde devam edecek bu tür isteklere saplanıp kalmadan, ihtiyacın kaynağını görebilmeli insan.
“Her kim ki nefsini bildi, gerçekten de o Rabbini bilen oldu” diyor uyarıda. Kendi özümüzle olayı değerlendirelim. Aslında hiçbir şeye muhtaç olmadığımızı bilerek değerlendirmemizi yapalım ve farkında değilsek eğer ihtiyacın kaynağını bu şekilde görebilelim. Nefsimizi ve akabinde Rabbimizi bilelim. Yolumuza emin adımlarla, hedeften şaşmadan devam edelim, nasibimizde o yolda yürümek var ise...
(Güçlü)
-----------------------------------
Merhaba dostlar, Dostumuz öyle konular seciyorki, hani insanin yüregi ikibüklüm oluyor gibi,yaz yazabilirsen!
Sizlerde'de oluyordur,tam Du'aya baslarsin ,siparis listesi olusturur gibi döküldügü esnada hedefteki talepler-garip bir duygu kaplar ruhumu. Ha! simdi sirki olusturdun,gafil ayhan hem sah damarimdan daha yakin diyeceksin-hem varligim ,O, nun varligi ile kaim diyeceksin, AHAD,SAMED,SEMI,BASIR ve EKBER diyeceksin,LA MEVCUDA-ILLA 'ALLAH' diyeceksin ,eee senin yaptigin ne? Ama istenilmesinden hoslaniyor,atinin nalina kadar iste diyor,
Dua ,istemek,arzulamak,düsünmek senin SILAHIN diyor,,,deyip kendi kozumu hemen gözümün önünde tutuyorum.Püf noktasi kanimca gene Benlik,ego,kavramlarinda gizli.Istenileni ARAC degilde AMAC olarak taleb ,tehlike pimini
cekiyor.Hasr suresinin son 3 ayatlerinin bu baglamda bize neyi farkettirmege dönük oldugunu iyi degerlendirmemiz- lazim.Ve hatta bu sözün bizi EKBER olani fark etmege yöneltme amacini tasidigini anliyorum.
"ELHAMDÜLILLAH" olanin varliktaki olusturma asamalari (bize göre),O,nun iradesi ile kaimse bizede pasa-pasa yönelmek ISTEMEK düser.Bir önceki yasanan bir sonraki yasanilacak olanin ortamini hazirliyorsa, Kanimca günlük hayatta yöneldigimiz is olsun diger faaliyetler olsun kendi kapsamlari alalnlarinda bir nevi DUA dir
Benlik duygusuna,sahiplik kayitlarina, beseriyete demir attirmayan Dua'lara istirak etmek dilegi ile...
(A.E.)
-----------------------
SADECE ALLAHA KULLUK ETMEK
Bilindiği gibi iman, altın ayarı gibi, derece derecedir. Altı ayar, sekiz, on, onsekiz ayar iman olduğu gibi yirmiiki, yirmi dört ayar iman da vardır.
Yüksek kırattaki imanlarda; kemalleşmiş İkmal İnsan, zuhur etmiş … Allahu Zülcelal Hazretlerinin ispata gelen sıfatlarına ulaşmıştır. Muhammedi yaşantıya ulaşan insan kudretindeki kul; beşeriyet elbisesi giyen “sahib-i temsil” durumundadır, ve o noktada ihtiyaçtan beridir, ihtiyaçtan münezzehtir. Zira kul, Hakk’ın severek giydiği elbisesi durumundadır. Bu noktada; kul varlık zannından kurtularak, Hakk la birlem durumundadır. Oysa isteyebilmek için, ihtiyaç hisseden bir mevhum varlık, bu isteğin arzedileceği bir Hakikat gerekmektedir ki, işte bu noktada, O “ihtiyaçtan habersiz”lik durumunda veya “istesin de vereyim” ikiliğindedir ki: bu anlayış ve idrak bu boyuttakiler için açık şirktir.
Kul, işin yaptırılması için giyilen bir elbise ise; o elbiseyi giyip kullananın dışında ne bir güce, ne bir sıfata ne de bir vucuda sahip değildir. Her fiil sadece ve yalnız sahibinin icra tecellisi ise, ve O’ndan (aslın olandan) , başka sahip yok ise; Ondan başka kulluk edilecek ne bir varlık ne bir güç ne de bir durum vardır. O elbiseyi veya mahzarı da kullanacak-hükmedecek ikinci bir varlık olmadığına göre, “sadece sana kulluk eder ve sadece senden yardım dileriz” den başka bir gerçeklik düşünülebilir mi?
Kulluk etmek, varlığı ihata edenin, o ihata ettiği-sahip olduğu şeyi, istediği gibi kullanması olduğuna göre, kullanılanın O’ndan başkasına ( ki başkası yok), elbette Kulluk etmesi fiilen mümkün değildir.
(Hikmet İmamoğlu-İzmir)
-------------------------------
Biraz edebe aykırı gibi olacak ama haklarınızı helal ediniz. Bu tabirimden dolayı da Allaha sığınırım ancak nefsime söylüyorum.
“ madem iman ettin, az da olsa ilim sahibi oldun, az da olsa bu ilimle amel ettin, sonra da teslim oldum, diyorsun. Hala ne diye zırıl zırıl ağlıyor, şımarıklık ediyor, şöyle olsun böyle olsun, şunu isterim bunu isterim” diyorsun. Alemlerin Rabbi Olan ALLAH (azze ve celle) senin ne zaman, neye ve ne kadar ihtiyacın olduğunu bilmiyor mu? Haşa. Hiç O kendini bilmez mi. Ey nefsim öyleyse artık, Allahtan razı ol ve “O sübhandır, alimdir, hakimdir, latiftir, kerimdir,kahhardır, cabbardır….. lutfuda hoş kahrıda hoş”, de. Şükre sarıl, Rabbine yönel ve bekle.
Ya LATİF, Ya KERİM, Ya KAHHAR, Ya CABBAR (hepsi birbirinden güzel, ancak biri diğerinden daha fazla güzel değil)
(Akın Şenkahya- İzmir)
-------------------
İhtiyacınızı herhangi bir mahale arz etmek, öncelikle kendinizi ihtiyaç sahibi, karşıdakini de o ihtiyaca cevap verebilecek taraf olarak gördüğünüzü kanıtlar. Yani ikilik bilincindesinizdir. Karşı mahal olarak baktığınız hiç bir şeye muhtaç olmayan Rabb’ül Alem’in olsa bile!
Oysa sizde o gereksinimi ortaya çıkaran ve karşılığını verecek olan Tevhid anlayışına göre TEK’tir. Yani ihtiyacınızın oluşturan duayı ettiren ve nasıl takdir ettiyse öyle icabet eden. Ve tabii ki sizde olan bitenden sizin “ben” olarak gördüğünüzden (eğer halen ikilik bilincinde kalmış iseniz) dahi haberdardır!
Burada tüm sistemin işleyişini anlatan;
"İYYÂKE NA'BUDU ve İYYÂKE NES'TAIYN"
"SADECE SANA KULLUK EDER ve SADECE SENDEN YARDIM BEKLERİZ"...
ayetinin manası ortaya çıkmaktadır; Üstad şöyle ifade etmiştir:
“Âlemlerin Rabbı, dolayısıyla bizim “Rabbimiz” ve de “Mâlik-Melîk’i yevmid din” olman sebebiyle, her şeyin olduğu gibi bizim de senin isimlerinin özellikleriyle varolmamız hasebiyle, doğal olarak, her an, hepimiz, farkında olmadan da olsa kulluk halindeyiz...
Mutlak ve gerçek kulluğumuzu, senin her biri ayrı hikmete dayalı, türlü manâlarının kuvveden fiile çıkışına aracılık etmek suretiyle yapmaktayız...
Ve gene hepimiz, (ins ve cin ve melek) kulluğumuzun devamı için her an senden yardım bekleriz... Eğer sen, varlığımızı oluşturan isimlerinin manâlarını ortaya koymayı kesersen, biz yok oluruz!..
Varlığımızın ve kulluğumuzun devamı için de senden yardım dileriz...”
(Alıntı: http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/temel/temel09.htm)
Dolayısıyla tasavvuf ilmine emeği geçmiş ve tarihine altın harflerle ismini yazdırmış olan ilim sahipleri, ihtiyacı arz-dua, sabır ve rıza meknizmasını şöyle anlatmışlardır:
Mevlânâ Celâleddîn-İ Rûmî hazretleri;
-Yâ Rabbî! Duâ ve yakarışlarımızda sana lâyık olmayan sözleri bilmeyerek söyleyip hatâlarda bulunmuş isek, o kelimeleri sen ıslâh et ve duâmızı kabul buyur. Çünkü sözlerin hâkimi ve sultanı ancak sensin.
-“Yâ Rabbî! Bizim hâlimize bakarak muâmele etme. Kendi ikrâm ve ihsânına göre bize muâmele eyle” şeklinde dua edermiş.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
İnsanın karşılaştığı her şey Allahü teâlânın dilemesi ile var olmaktadır. Bunun için, iradelerimizi Onun iradesine uydurmalıyız. Karşılaştığımız her şeyi aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur.
Burada sabır ve rıza makamı olarak müşahede edilen aslında kulluk bilincidir yani;
"İYYÂKE NA'BUDU ve İYYÂKE NES'TAIYN" ile ifade edilenin idrak edilmesidir.
İlgilendirilen ayet-i kerime’ler:
(Size gelen her musibet, kendi ellerinizle işleyip kazandığınız günahlar yüzündendir. Bununla beraber Allah bir çoğunu da affeder, musibete uğratmaz.) [Şura 30]
(Sabredenlere, mükafatlar hesapsız verilir.) [Zümer 10]
(Ey iman edenler, Allah’tan sabır ve namazla yardım isteyin. Allahü teâlâ elbette sabredenlerle beraberdir.) [Bekara 153]
Hadis-şerif’te buyruldu ki:
Acıya sabredip uğradığı felaketi gizlemesi ve kimseye şikayet etmemesi, kişinin Allahü teâlâyı iyi tanımış olmasındandır.) [İ.Gazali]
Bir farzı yapmak veya bir günahtan kaçınmak sabırsız ele geçmez. Çünkü, (İman nedir?) diye sorulduğunda Peygamber efendimiz, (Sabırdır) buyurdu. (Deylemi)
(Kimde şu üç şey varsa, dünya ve ahiretin hayrına kavuşmuş demektir: Kazaya rıza, belaya sabır, rahatlıkta dua.) [Deylemi]
(Allah’ın sevdikleri, belaya uğrar. Sabreden mükafata nail olur, sızlanan da cezaya.) [İ. Ahmed]
(Nilay Çakı- İst)
--------------------------------
İletişim(DUÂ) Bilmek Bilinmek Birlik…
Bilinmek için bilmeye, bilmek için iletişime, iletişim için görmeye, duymaya, düşünmeye, hissetmeye ve de sevmeye ihtiyacımız var…
Biz bilmek istiyoruz (kendimizi), öyle donatılmışız; acizliğimizi, kendimize ait ikinci bir varlığımız olmadığını O’nun la var olduğumuzu, verenin ve alanın O olduğunu Rahman ve Rahim olan Mülkün Sahibini, O’NUNLA O’NU BİLMEK SADECE O…
O bilinmek istiyor…
Bütün yaşam bunun için sahnelenmiş sanki, ihtiyacımız olan her şey var daha da istersek verilecek sonu yok, bulmak bilmek için çalışalım istenen bu, biraz gayret…
İletişim istiyor bilinmek için Kudret sahibi (iste vereyim) duâ edelim, bilelim diye…
-ben acizim Kudret Sen’in, Sen bilirsin her şeyi, benim için en iyi olanı, Sen bildirmezsen ben bilemem öğret bana. Ey güzel yaradanım öğrettin ki Varlık Sen’in kendini ayrı ve var zanneden ben Sen’inle varım, Sen vermezsen alamayan her şeyin Sahibi, benim de Sahibim kapına geldim boş göndermezsin bildir ki bileyim…
İletişim için en az iki kişi gerekir değil mi? Nasıl oluyor bu? Sadece O VAR ise bu yansıma yanılsama; biz kendi içimizde kendimizle konuşurken iki kişi miyiz? Döngü kendimizden kendimize ne yaparsak kendimize dönüyor; işte bunu yaşamımızda da fark edersek yani her şey kendimizden kendimize ayrı değiliz –BİRİZ BÜTÜNÜZ- nasıl incitiriz o zaman birbirimizi? İstenen aynı zamanda bu, süreci bilelim…
Nasıl bileceğiz? Yaşamımıza, isteklerimize, beklentilerimize dikkat edelim, dürüst olalım sabredelim kendimize, dost olalım kendimizle-görürüz ki kendimizi anlatıyoruz her halimizle dua ediyoruz ilişkilerimizde her işimizde; aynı şekilde karşımızdaki kişide öyle birbirimizde gördüğümüz, duyduğumuz her şeyle içimizdekini yansıtarak…
Bir de tersinden bakmayı deneyelim ben sen, sen de ben o zaman bütün isteklerim beklentilerim gördüklerim hissettiklerim yaptıklarım–kendimin- yaptığı seçimler…
Hepimiz kendimizi ayrı ayrı adacıklar zannederek -inemiyoruz derinlere- ömür tüketiyoruz…
Önce kendimizi anlayarak severek başarabiliriz, o zaman görürüz aynılığımızı, ifadelerimiz farklı sadece, bizler aynı orkestranın enstrümanları aynı nağme üzerinde çalışıyoruz, neysek onu görüyor ve yansıtıyoruz, kendimize dönelim kendimiz olalım fark edelim artık ne olur…
Ne olur birbirimizi şekil olarak değil olduğumuz gibi duyalım, görelim, hissedelim hak ettiği değeri verelim ve sınırlarımıza saygı gösterelim ki bunu da kendimiz için yapıyoruz, biliyoruz zaten sadece hatırlayalım, dışarı yok dışarıda hiçbir şey yok, evimize dönüp kapıyı kapadığımızda ne oluyor?
Aradığımız içimizde fark edelim artık ne olur…
(Dr. Emel Tasacı – Kayseri)
------------------