- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
| DERİN TEFEKKÜR : |
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: |
| "Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!" |
(Müslim, îman 93-94. Ayrıca bk.Tirmizî, Et'ime 45, Kıyamet 56; İbni Mace, Mukaddime 9, Edeb 11) |
SLM
“SELÂM”; S-L-M; İslam, salim, selim, selamet,
“SELÂM” ESMASI; ismi, selâmete çıkma mânâsındadır!.
“Selâm“ isminin mânâsı, ilâhi isimlerde yüzme, gezme, o mânâlar içinde seyretmek hâlidir!.. Ancak bu da Allah’ı bilmekle mümkün olur.
Selam; Allah’ın 99 esmasının terkibi olan her insanın yapısında belirli oranda mevcuttur.
Selam; güncel anlamı ile “-barış, huzur ve mutluluk sizde açığa çıksın..” temennisi (Duası) oluyor. Bu talebin en geniş anlamda açığa çıkışı ise ancak ve ancak ebedi cennet ortamında olabilir..
“SELÂM VERMEK”; Selâm isminin mânâsının kişide açığa çıkmasını temennidir. Yani; Özündeki hakikati idrak edip, o hakikatle tahakkuk edebilmesini temennidir.
Ancak bu da Allah’ı bilmekle mümkün olur. Yani, sen ona “selâm olsun sana” dediğin zaman, terkib kayıtlarından âzâde olma, kurtulma, selâmete erme mânâsında olarak bilinçli bir şekilde, böyle bir temenni ile selâm vermelisin!.
“SELÂMET”
Selametle git , sağ salim, emin ve güvenli bir şekilde, incinmeden zarar görmeden, mutlu olarak...Demek ki selam isminden türeyen selamet , selamın tahakkuk etmesi (gerçekleşmesi) oluyor
Selâmet, Allah’a mutlak teslim olup, hükmünden ve tâkdirinden razı olmaktır.
Biz, zâhiren ve bâtınen kurban edebilirsek benliğimizi; benliğimizdeki yanlış bilgileri, yanlış bilgilerden kaynaklanan yanlış duygu ve düşünceleri atıp arınabilirsek, kendimizi o kadarıyla cehennemden kurtarır, cennete yaklaşmış oluruz.
Bunun bir başla şekilde ifadesi de; Mutlak kadere iman ile yaşamaktır.
“SELÂMETE ÇIKMA”
Din’in mânâsı senin ebedi saadetini meydana getirecek ilâhi hükümler, değil miydi?.
Meselâ bir arkadaşını, her görüşte “selâm” diyerek selâmlaşıyorsun.. Bu senin normal şartlanmanın gereği olarak, yaptığın bir davranış!.
Şimdi yapılacak şey şu; gene selâm vereceksin!. Ama “Esselâmu aleyküm” diyeceksin!.
Esselâmu aleyküm derken “selâm” isminin mânâsını, evvelâ senin idrâk etmiş olman lâzım!. ”Selâm” ismi, selâmete çıkma mânâsındadır!.
“Sen”den, selâmete çıkma!
Terkib kayıtlarından selâmete çıkma!.
"Selâm" isminin mânâsı, ilâhi isimlerde yüzme, gezme, o mânâlar içinde seyretmek hâlidir!.
Benliğinden kurtul ki selâmete çıkasın!
Yaşadığın sürece üzüntülerin son bulmaz, benliğinden kurtul ki selâmete çıkasın!. şekilde, böyle bir temenni ile selâm vermelisin!.
Selâmet, hakikat yaşanmaya başlanınca meydana gelir!
Hakikat mertebesi, kişide yaşanmaya başlanınca, selâmet dediğimiz hâl kişi için meydana gelmiş olur! Buna, "kendi özünü bulmak suretiyle kurtuluşa erme" de diyebiliriz..
“SEVGİ”
“Herkes dünyada iken kimi, neyi seviyorsa tabiî olarak orada onunla beraber!..” (Ayet)
Sevgi acaba nedir?
Sevgi; güzellik, mutluluk, mükemmellik, hayranlık, seven-sevilen demek .“Sevgi şerri en az olan duygu.”(A.Hulusi), Samimiyetin hasılasıdır, sevgi,
“Burada sakın sevgi ile beğeniyi karıştırmayalım... Beğenen, beğendiğine sahip olmak ister; seven, sevdiğinde varlığını yok eder!.”(A. Baki)
Güzel sözler iltifatlar değil, karşılıklı davranışlar belirler sevgiyi..Sevgi hiçbir beklenti olmadan; insanları, dağları, gökleri, yıldızları, yerde yürüyen karıncayı sevebilmektir… “Yaratılanı sevmektir, Yaratandan ötürü !..”
Sevgi bir tebessümdür yanaklarda, bir güzel sözdür dudaklarda, sevgi bir muhabbettir dostlarla, sevgi bir özlemdir uzaklarda, sevgi bir nurdur karanlıklarda, sevgi Hakk’ın evidir yüreklerde, sevgi vicdandır gönüllerde…
Sevgi kaynağı bizde, bir pınardır; sevdikçe, paylaştıkça, yayılan coşan!..
“DARÜSSELAM” (Selam Yurdu-Cennet)
Lehüm DarusSelâmi ınde Rabbihim ve HUve Veliyyühüm Bi ma kânu ya'melun;
Rableri indinde DarüsSelam (selam yurdu) onlarındır... Yapmakta oldukları amelleri dolayısıyla O (B sırrınca), onların Veliy’sidir. ." (EN'AM SURESİ /127)
Birine slm vermekle; slm’ın getirisi olan selamet (huzur-mutluluk) ortamının; o kişide açığa çıkmasını talep etmiş oluyoruz. Bu talebimizde samimi isek; öncelikle elimizden gelen her türlü maddi ve manevi desteği o kişiye vermemiz gerekir. Bu sebeple o kişi daima huzur (selamet) içine ve mutlu olabilsin.
Slm ile temenni edilen, her türlü maddi ve manevi desteği; ben vermezsem, sen vermezsen, o vermezse, kim verecek?..
Bir bedevi Resulullah (s.a.v) Efendimize;
“-Ya resulullah, devemi Allah’a tevekkül edip salıvereyim mi? Yoksa tevekkül edip bağlayayım mı? diye sormuş
Resulullah (s.a.v)’ Efendimiz’de;
“ Tevekkül et, öyle bağla.” demiş..
Zira, Sünnetullah gereği Allah; devenin korunmasını evvela; senin elinle, sana yaptırıyor..
İş böyle olunca , bizim elimizden slm verdiğimiz kişiye bir yardım ulaşmazsa, selamet ortamı tesis edilememiş olur. İşte o zaman slm havada kalır yada iyi niyet temennisinden öteye geçemez..Bu şekilde bir slm’ın getirisi de gerçek sevgiden çok, ancak sempati olabilir…
Selamı aramızda yaymakla; selamın getirisi olan fiilleri yaparsanız, bunun sonucu olarak da otomatikman sevgi tohumları yeşerir ve birbirimizi sevmeye başlarız. Bu sayede kalbimizin kiri pası yada necis (pis) olan şirki temizlenir, tahkiki imana yöneliriz inşallah…
Böyle bir bilinçle slm verip yaymak, gerçekten bizlere çok büyük sorumluluk ve görevler yüklüyor. Slm’ın getirisi; huzur, sevgi ve iman olduğu için slm’ı dünyada iken yaşamak, yaymak gerekiyor.
Selam Allah isimlerinin manasını seyirse eğer; bir kısmı dünyada, bir kısmı cehennemde, bir kısmı da cennette yaşanacaktır elbet.. Sonunda selamet varsa selamın; elbet cehennemde de bir gün “cırcır otu bitecek” , acı ve ızdıraplar son bulup selamete kavuşacaktır cümle yaratılanlar. “Rahmetim gazabımı geçmiştir” diyor Allah. O’ nun rahmetinin sonsuzluğu, her şeyi kaplayan selametindedir, hiç şüphesiz!..
Ne mutlu!.. slm’ı yaşayan ve yayanlara, Slm olsun…
*Not: Bu çalışmada, Üstad Ahmed Hulusi’nin “Kavramlar” adlı eserinden yararlanılmıştır.
( Reşit Yazıcı)
İnsanı sevmek kendin için istediğini, karşındaki insan içinde isteyebilmek demektir.. insanı sevmek, onu kırmamak adına susabilmek demektir... insanı sevmek, en kızmış olduğun kişinin bile yardımına koşabilmek demektir...insanı sevmek, içindeki ALLAH sevgisini öne çıkarıp benliğini, egonu yenebilmek demektir... insanı sevmek, dargın olduğun insana ilk önce selamı verebilmek demektir...en önemliside konuşmakla kalmayıp bunu hayatta uygulayabilmektir.. ne güzel bunu uygulayabilen güzel insanlara saygılarımla
(Meral Keçe)
İMAN, AŞK VE YAKIN
Allaha iman; Allahın alemlerdeki tasarrufunun alem suretleri ile olduğuna, başka şekilde olmadığına imandır. İman; neye? neden?, nasıl?, ne? Sorularını yaratan vehmin üstesinden gelebilmenin tek yoludur. Akıl bir konuyu düşünürken, konunun analitik bağlarını istendik düzeyde kuramazsa vehim devreye girer.Bilinç seviyesini yükseltmeye ve öze dönme yerine, bedene ve benliğe dönüş olur.Vehmin üstesinden iman ile gelinir. Çünkü; bazı olaylar ve gelişmeler aklın sınırlarını zorlayabilir. İman da; zaman zaman program gereğince, astrolojik etkilerle azalıp artabilir. Bu nedenle; akıl ve imanı dengeli tutabilmek gereklidir.
İnsan en mükemmel şekilde yaratılmıştır. Halife olma özelliğini açığa çıkarabilecek özellikte bir fıtrata sahiptir. Yaratılmış insana nasip edilmişse imanın hakikati; gördüğü birimlerin esma mertebesinin özelliklerini açığa çıkarmak üzere var olduğunu her boyutta özümseyip seyrederek kabul eder ve teslimiyetle rıza gösterir. Karşısındakilerin ve kendisinin kim ve hangi esma mertebesinin özelliğinin açığa çıkışı olduğunun tümel yapının ve seyrin Allaha ait olduğunun farkındalığıyla kulluk edebilmektir iman.
Nefsin hakikatini tanıyarak nefs perdesini kaldırabilmek iman ile olur. Kişi ben dediğinin hakikatini algıladığı takdirde Rabbini bilir. Rabbini bilen ise; Rasulullah hakikatini anlayıp iman etmenin yanında, kendi fıtratında mevcut olan Rasulullah boyutunun farkındalığını yaşar.
Aşk; a-şa-ka;sarmal; DNAlarımızda mevcut bir yapıdır. Aşk teslimiyet ve rızadır. İmanın ne olduğunu ve sünnetullahı kavrayan ve yaşayan insan; asıl aşk kaynağının Allah olduğunu ve Ondan bize yansıdığını, sevildiğimiz için sevebildiğimizi bilir. Allah suretlerinin bilinciyle seven; davranışlarını, konuşmalarını, hayatını bu bilinçle düzenleyen insanın Allah gören gözü, işiten kulağı, işleyen eli olur ve o birim halifetullahlığını açığa çıkarır. Aşkın sahibine yönelen insanın; ben, benim gibi sahip olduğunu sandığı yüklerden arınmaya başlaması, bu ağırlıklardan kurtulmaya başlaması Selam(yakın) halinin yaşanmaya başlamasıyla kaçınılmazdır. Vermem diye direndikçe elinde sandıkları alınır. Kişinin sevmediği, uzak durduğu ne varsa kendinde mevcut eksiklerdir. Eksikleri tamamlandığında karşısındakinde ve yaşadığı olaylarda eksik göremez olurken yakinliği artar. Var sandıklarını sahibinin seyrini sürdürdüğünü; esmayı seyrederken yaşadıklarıyla birlikte kendi sandığı varlığının özüne inerek Muhammedi hakikatı yaşamayla ilm-en yakin, ayn-el yakin, hakk-el yakin olarak yaşama anlayışıyla yenilenmeye ve yeniden inşa olmaya başlarken; Allahı seyir, Allahta seyir, Allahtan seyir halleriyle yakinleşir.
Var sandığımız varlığımızı, benliğimizi ve her şeyimizi vermeyi nasip etmesi dileğiyle, Yunusun dizeleriyle bitirmek istiyorum.
Kim Allahı severse, vallahi Allah ona Rahmet eder,
Sözdeki sevgi ile olmaz, aşk ile içten yanan gelsin.
İşte bu sözü söyleyenden bize nişan gelsin
Sözün özeti şudur ki; canına kıyan gelsin.
Yunus, söz ile kimse kabul olunma noktasına geçmedi,
Varlık ile bedeni aradan çıkarıp, ortaya seren gelsin
Saygılarımla
(M.D.Güngör)
Selam,
Ben selamın iletişim yönüne değinmek istiyorum. Bir söz duymuştum :"Bir yerde çatışma varsa, orada kesinlikle iletişim eksikliği vardır."İletişime başlamanın ilk adımı selamdır. Selamı yayarsak insanlar birbirleri ile daha çok iletişim kuracak ve birbirlerini daha iyi anlayacaklardır, önyargılar ortadan kalkacaktır. Birbirini anlayan insanlar arasında da çatışma değil hoşgörü ve sevgi olur. Bu şekilde birbirimizi sevmeye başlarız. Bu da bizi kamil imana biraz daha yaklaştırır.Sevgi ve saygılarımla.
(Gökhan Erdem)
--------------------------------------
Rabbimiz bizlerin isimlerinin birer aynası olarak,onun her ismini yaşatacak hücreler ve yansıtacak çok güzel bir yaratışla hepimizi yaratmış...
ben üstün bir varlığım,mükemmel surette çalışan bir vucuda sahibim,her halimde sırlar,her anımda bir güzellik var,ki ben aslımı yani yaradınıma ne kadar yakınsam Onunla hemhalsem o kadar isimlerinin tecellisiyle sizlere yansıyan bir ayna olurum...
kişi sevdiğiyle beraberdir vesselam,sevgimi vedüd ismiyle ifadeyle ben,beraberliğimdeki coşkun sevgi ile yüce yaratıcımız şöyle diyor,ben bir kulumu seversem,onun gören gözleri,işiten kulakları,yürüyen ayakları olurum,artık On'layım,fikrim zikrim her hücremde ve de Onun selamıyla yani selamun aleyküm Rabbimin selamı ve bereketi üzerinize olsunu ben her halimle anlatıyorken,onun bizleri selamete çıkaran o güzel selamıyla sizleride selamette görmek için selamlıyorum,aynadan akseden terennümlerle hepinize canı gönülden Selamun aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü...(z.d)
------------------------------
okuduğum yazılarınızdan sonuncusuydu...beni derinden etkiledi...yaşadıklarımız yaşıyor olduklarımız algılarımızın yönünü gösteriyor...
babamı sevebilmek...her türlü kinayesine, acımasız eleştirisine, sonsuz hizmet beklentisine, beğenmeyişine, yüreğe sığmayan sözlerine, gururuna, mağrur duruşuna, eğilmez başına,egosuna, bencilliğine...rağmen babamı sevebilmek...çalışıyorum ama dediğiniz gibi bir enerji var adamda negatif daha yanına gelmeden etkiliyor beni...her dediği çok acıtıyor , fazla geliyor sanki...düşünmeden fütursuızca, hatta öyle bir şeyki tembellikten nereye varacağını düşünmeden söylediği sözlerle yoruyor çoğu zaman...negatif negatif düşünce tarzı, zorlaştırıcı hayat felsefesi, ben bilirimciliği, inadı, tembelliği, herşeyi bilip hiçbir şey yapmayışları......dedikodu oldu belkide ama sevmeyi öğreneceksem buna razıyım...zira babamı sevmeden pişemem, babamı sevmeden olmaz , babamı kabullenmeden olmaz, babam dediğim birimde de Onu görmeden olmaz..biliyorum...hakkı eve getiremedim ben..uğraşıyorum...evde neden olmuyor...anlamıyorum babama da çirkin diye beğenilmeyen insana güzelliğini anlatırkenki halimle yaklaşabilmek, sümüklü diye oynanmayan çocukla kendi kızımmış gibi ilgilendiğim zamanki sevgiyi verebilmek, kötü diye selam dahi verilmeyen adama bir kap yemek vermenin fırsatı kollarkenki itinayı gösterebilmek istiyorum.....babamı seviyorum belki ama bunu ona anlatabilmiş en önemlisi hissettirebilmiş değilim...onunla beraber değilken çok ağlıyorum ; anlayış gösteremediğim için o anlamasada ben içimden hep ona kızdığım için, o farketmesede ona aslında kin dolu cevaplar verdiğim ve hizmeti hiç de severek yapmadığım için, o görmese ve duymasa da ardından söylendiğim için....çok ağlıyorum...!arada oluyor şakalar takılmalar ama yetersiz özünde ona karşı yetersizim..babalık hakkını veremiyorum...insan oluşunun hakkını veremiyorum...hizmet noktası olduğunu görmekten perdeliyim dolayısıyla himmet bulamıyor ve ilerleyemiyorum...halbuki ahmed hulusi üstadıma iman etmişim rasule imanı ondan öğrenmişim...B sırrınca imanı ondan öğrenmişim...bu babamdaki sır nedir bilemiyorum çözemiyorum... babamı sevmeden kemale eremem biliyorum..babamı sevmeden bilinç sıçramsı olmayacak ne kadar çalışırsam çalışayım biliyorum...yardım edin ne olur ...tek başıma başaramıyorum desteğe ihtiyacım var...içimden yüreğimden geçenleri okursunuz siz ordan biliyorum babam ,ben , annem ,kızım...var bunlar hala...tek'ten bakabilmek kiiim ben kim...onun için yardım istiyorum...sizlerin dediği gibi Allah müminimiz olsun
(filiz)
SELAMLAŞMAK
Büyüklerimiz; “cennet huzur, rahat, afiyet demektir. Bütün sevdikleriyle, kendine ait olan müsbetliklerle beraber olmak demektir. Cennet, kendinin, türediği; esas-aslı, menşei olan varlıkla birlikteliğinin, aynılığının idrakıyle yaşanılan haz ve zevkler menbaı veya deryasıdır”, buyuruyorlar.
Bu durumda cennet, temsilciliğini yaptıgı Aslı ile birlikteliğinden, bu birlikteliğin, Aslın arzu ve güdümlerine uygun biçimde yaşam haline geçmiş olduğu “N” noktasında; ahlakı kemaliyeyi B-izzat yaşamak ve bu yaşam şeklini tabii yaşayış hali olarak icra etmektir. İşte cennet dedikleri böyle bir hal yaşantısıdır. Yani bu hali-keyfiyeti, icra ve yaşayabilme halidir ki cennetin kalitesi de bu idrakla orantılı ve ayarlıdır…. .
Hiç şüphesiz ki cennet yaşantısını erebilmek, insanın önce insan olduğunu, yani AHAD –EKBER-SAMED-LEM YELİD VE YULED olduğunu kesin-kes inandığı, tümel bir yapının; “İNSAN” mertebesini temsil ve icra ettiğini iman etmenin ötesinde “inan”mış olmasıyla mümkündür. İşte iman keyfiyetinden “inan” mertebesine ulaşabilmek, tümel büyük varlıgın tüm görünenlerinin kendisi oldugunu idrakdan ve o idraka erebilmekten geçer kanısındayım.
Bu halin kabul ve yaşantıya geçmesi sevgi denilen birliğin-beraberliğin odak noktasına ulaşmakla mümkün olacaktır. Beraberlik, birliktelik demek olan Aşk noktasına ulaşabilmek elbette, kendi mevcudiyetinden başka bir şey olmayan “tümel” yapının, farkına varılabilen veçhelerine, selamet-emniyet-sulh-asayiş-doğruluk-sağlamlık demek olan selamı vermek ve (kendisi, kendi uzvu demek olan o yapıdan da) selamı almak zorunluluğu vardır ki bu dahi kendi mevcudiyetinin, gene mevcudiyetinden zuhur eden sıfat ve fiillerindeki hoşnutluğunun ifadesi olacak, işte bu hoşnutluk (selam) nisbetinde cennet yaşamı; halimiz olacaktır kanımca….
Takdir edilecektir ki, ilk öğrenilecek konu insan denilen varlığın ne olduğunu bilmek, insanın ne olduğunu anladıktan sonra; “insan”ca yaşamak amaç ve gayesinde iddia ve ciddiyetinde olmaktır. “Halifetullah”lık, “temsil-i sahip”lik,”habibullah”lık sıfat ve temsiliyetini, öz hak olarak, müktesep hak olarak Kabul ve deruhte edememek ve bu kabullenememenin neticesinde gaflet ve gayrılıkta kalmak bilmiyorum, Allahın indinde beni hangi “aşagıların aşağısına” düşürecektir ve düşürmektedir.
İMAN
Bizim anladığımız manada “iman”;Allahın varlığını, birliğini ve Allah’tan başkasından yardım ve muavenet beklenilemeyeceğini, Peygamberimizin söylediği ve bidirdiği gibi inanmak ve Peygambere olan inancımızın neticesi de Allaha’a iman etmektir. Bu tarif ettiğimiz iman konusu Hz.Muhammed’e inanıldığı için, O’ nun sözünün doğruluğundan dolayı Allah’a yapılan imandır. Bu iman şeklinde; iman ettiğin konuyu tespit ve tescil etmemiş olabilirsiniz. Ama size tebliğ eden zata olan güvenciniz, sizin iman etmenize yeterlidir. O söylüyorsa doğrudur kanatı geçerlidir. Bunu size söyleyen peygamberiniz olur,hocanız olur,ananız-babanız veya içinde bulunduğunuz çevreniz olabilir…….
Birde iman ettiğiniz konuyu, irdeleyip-inceleyip kendi tespitinizi sağlamanız, o konuyu müşahit olmanız, yani şayet Allah’ı imam etmiş iseniz; o imanın neticesinde “Allah”ı kendi bünyenizde tesbit ve tescil etmişseniz, iman haliniz “inan” haline dönüşür ki bu durumda “La ilahe illAllah” ın başına “eşhedü en” (Ben bu duruma yani Allahın varlıgına, birliğine-beraberliğine, birlikteliğine şahidim) diyebilirsınız. “Kul” sizin de bildirdiğiniz gibi “köle”demektir. Bağımlılık, acizlik, kullanılırlık demektir. Kul makamı-boyutu orasıdır. Hani bahçıvanın çapası, küreği ne ise Allah indinde kul da o dur. İnsan ise Allahın sahiplik, halifelik, aslı ve temsilci adına sahiplik demektir. İnsan kullanılan degil, Allahın kullanan icra eden boyutu-makamıdır.”İnsan” Allahın en güzel ahlak ve yaşantısını neşrettiği “sahiplik” boyutudur. Dünyanın en yüce varlığı insandır. Peki biz neyiz. İnsanız. İşte İnsanın ne olduğunu anlayıp, bildikten sonra; ben insanım. İnsanlığımı yaşayacağım iddia ve ciddiyeti , bu iddia, ciddiyet ve kararlılığın sürekliliği hem “imanı kamil”dir hemde gerçek insanın doğumudur.Bu noktada kastettiğimiz, gerçek insan; görülüp tutulan fizik yapısının içindeki derinliklerdir. Öziçğüdümlerimizden duyduklarımız insanın sadece gövde olmayıp mana olduğunun ispatlı delilidir elbet…
Kanatımca Allah’a iman;İnsanın kendisine inanmasıyla başlar. Kendini mevcudiyetini inanmayanın Allah’a inanması mümkün müdür,bilemiyorum!..
Birinci prağraftaki “iman” bizi en fazla kul mertebesinin doruğuna, ikinci prağrafta arzettiğimiz “inan” ise, inananı “insan” mertebesine –boyutuna getirmiş veya getirecektir.
Bu iki boyut arsındaki fark cennet ile cehennem arasındaki fark kadardır!..
( Hikmet İmamoğlu)
Günümüzde biraz inceledigimiz zaman insanlar maneviyat olarak birbirlerinden uzaklasmaktalar. Pekcok kimsede bir ruhsuzluk, bir umutsuzluk var. Insanlarin sorunlari var, yanit ariyorlar. Böyle olusturulmus ortamlar insanlari birbirinden uzaklastirmakta.
Bir doktor salonunda bekleyen hastalara disardan gelen bir kisi merhaba, gecmis olsun demiyor.
Otobüse binerken suratlar bir karis, soför asabi, selamsiz sabahsiz bir yolculuk basliyor.
Sabah evden cikiyorsunuz, apartmandaki komsu ile karsilasiyorsunuz, duvara dogru bakarak hizla kaciyorsunuz, selamlasmak olmasinda!!
Simdi bunlar niye yasaniyor, Peygamber efendimizin Hadis-i Serifi nicin uygulanmiyor? Insanlar maneviyatin sadece camilerde, namazda, dini bir mekan ve görevde uygulanacagi hatasina düsmüsler. Aslinda su dünya hayatimizda yasadiklarimiz degil mi bizlere ahiret hayatimizi hazirlayan? O halde dünya ve ahiret hayati ic ice gecmis ve terazinin iki yaninda duruyorlar. Her ikisini dengede tutmakda birbirimize güler yüzle selam vererek, kalben bir sinyal göndererek kalbimizdeki sevgiyi cogaltacagiz..
Fazla söze ne hacet, en iyisi bu güzel Hadisi Serifi hatirlatan Mehmet Hocaya tesekkür edeyim ve güzelce uygulayayim. Bir gülümseme, bir merhaba karsimizdaki insana enerji verip, onu mutlu edebilir. Buna degmez mi? Selametle ....
(Suna Aciöz)
Selamun Aleyküm..
Söze selam ile girdik.Tefekkürümüzede buradan başlayalım izninizle..
Sabahları herkesin dilindedir “Günaydın”..Tabiki güzel niyetlerle söylenir ama hep içi boş ve keyifsiz gelmiştir bana.İçinde iyi dilekler ve bir bilinç içermeyen bir kelime gibi gelir bana.
Ama hiç yoktan iyidir diyede düşünebiliriz tabi ki....
Şu dünyada tek olmadığımıza göre bunda şüphesiz yüce yaradanın bir hikmeti vardır.”Hayır ve şer şüphesiz O’ndandır O’nun elindedir.O’ndan , O’nunla , O’na...
Durum böyle iken ve bu bilinçdeysek o halde selam ne güzel bir şeydir.Ne güzel bir şeydir bir mümine Allahın selamı ve rahmeti üzerine olsun demek,aslen ne güzel bir dua’dır.
İnsanın gönlünü ısıtan kendi gönlünüzden bir başka gönül bahçesine ekilen sevgi tohumlarıdır selam ve bunu ekerken yüzünüzdeki tebessüm gözünüzdeki ışıltı ,o tohuma nur olur,güneş oluverirde bir başka gönülde filizleniverir sevgi...Böyle gönülden gönüle yayılır da ,kara bulutlar, kasvet,öfke,kin,nefret hepsi birden kaçışıverir.
Şüphesizki içimizdeki sevgi yeşermedikçe güzel dinimizin ve Peygamber efendimizin SAV gösterdiği, öğrettiği imanın şartlarını yerine getiremeyiz.Sevgi ile oluşuverir bizde farkındalık ve idrak.Sevgi ile,kulluğu,kardeşliği farkeder,hisseder ve yaşarız.Sevgi ve iyilik birbirinin içsel yansımaları sanki.
Sevgidir her türlü aşılmaza,fenalığa karşı en keskin kılıç.Olumsuz denilen her duygu çaresizdir Sevgi karşısında.Ona biat eder,teslim olur.Nicelerinin sevginin padişahı efendimize biat ettiği gibi..Nice vahşileri hüngür hüngür ağlattığı gibi.
Efendimizin bize gösterdiği yol ne güzel yoldur.Ne güzel anlatmıştır gaflet içindeki bizlerin dar bakışı ile sadece cennete odaklandığımızı bilerek önce cennetden,imana,imandan da selama getirerek ters yoldaki bizlere yanlışdan geri dönüşü.Onun için değilmiki adı dahi zikredilince gözlerimiz dolar,boğazımız düğümlenir.Nedendir derseniz,sevgidendir.Hemde en yücesidir bu.. İfade etmekten aciz kalırızda sadece ağlarız,o yaşlardaki hisleri hangi kelimeler anlatabilir ki.
Gönülün bereketidir sevgi,yağmurudur,güneşidir,Allahın rahmetidir.Gönülde O’nun evidir.Yerlere göklere sığmamda kulumun gönlüne siğarım demiş.Bundanda anlamak gerek.
O yüzden iman ve sevgi birbirinden ayrı düşünülemez,yaşanamaz
İçine sevgi katılıpda lezzetli olmayan hiçbir şey görmedim dostlar,içine sevgi katılıpda imanla aşılmayan hiçbir zorlukda yaşamadım.Allaha şükürler olsun.
Allah hepimizi Muhammed Mustafa SAV sevgisinden ,İslamın yolundan ayırmasın.
Eskiler Allahın selamı ile selamlaşır ayrılırkende Allahn selamı ile vedalaşırlar birbirlerinide Allaha emanet ederlermiş.
O halde;
Selamun aleyküm ..
Allaha emanet olun.
Sevgiyle...
(Volkan Yılmaz)
--------------------------------------
Allah , esmalarını seyretmeyi dilediğinde esmaların
birbirleriyle iletişimi için SEVGİ yi oluşturmuştur
Karşımdaki kişinin bir mana olduğunu (henüz daha fiillerini
görüyor olsam da) idrak edip, bu bilgiye iman ettiysem
eğer, şimdi yapacağım iş o kişiyi olduğu gibi kabul edip
ondan çıkan esmaları değerlendirmeye çalışmak olmalı
ben su-izan etmessem zaman içinde yaydığım pozitiflik
nedeni ile o esmalarla ayna nöron ilişkisi oluşur ve onda
açığa çıkmış esmalar ile bende açığa çıkmış esmalar
çarpışmayı bırakarak , birbirleriyle haşır-neşir olmaya
başlarlar. Böylece esmalar selamet bulur Bu SEVGİ dir.
Yada bunun tersi olduğunda YAR oluşmuyor ;
Gül bülbüle gel bana gel bana dedi...Bülbül gelmedi...
Bülbül güle gül bülbüle yar olmadı gitti....
2- Allah , esmalarını seyretmeyi dilediğinde esmaların
birbirleriyle iletişimi için SEVGİ yi oluşturmuştur.
(F.P)
--------------------------------
Belli bir yaşa gelene kadar oluşan algılarımız ve genetik yollu bizde açığa çıkanların bileşimi olarak bir mantık sistemi bina ediyoruz.Bu sistemin temelleri akıl yürütme kanalı ile elde ettiklerimizle şekilleniyor.Ve biz bu var saydığımız algılama-değerlendirme mekanizmasına "Ben" adı veriyoruz ve "Kendim.." şeklinde ifade ediyoruz.
İman ,oluşan "Ben" algısının ve bu "Ben " algısının mantık sisteminin, üstüne inşa edilmiş olduğu tüm değerlendirmelerin ötesinde bir ana sistem (aklı evvel) oluşunu ve bu ana sistemin kendine özgü bir yapısı olduğunu ve bu sistem ve yapının dahi kendini seyretmeyi dileyen Mutlak Zat'ın, tüm keyfiyetiyle kendinden kendine tecellisi ile algılayan ve algılananda Zat'ına ait özelliklere işaret eden esmalarının, musavvir ismi anlamının etkisiyle tecelli ettiğine ve bu tecellinin her boyutta o boyutun dilinden oluşuna teslim olmaktır zannımca.
""İmân", Tek bir Fâtır ve Yaratıcının dilediğince yarattığı olaylar içinde yaşadığımızı kabullenmektir… Kişinin, kendisinde vehmettiği bireysel bilincin ötesindeki TEK Bir gücün, her şeyi dilediği gibi oluşturduğunu, basiretiyle görmesinin adı "imân"dır.."" A.Hulusi
Sevgi ile ilgili çok güzel bir tanımı vardı üstadın "Yapında mevcut olan ancak içinde bulunduğun koşullar ortamında ortaya çıkamayan özelliklerin ortaya çıkışlarına tanık olduğun yerde o özellikleri kendinmiş gibi yaşamandır..!"
Sevginin olduğu yerde "benlik" yerini ,üstadın tabiri ile "m"lerin olmadığı bir algıya bırakır.An'da şey'in kendisi olarak tecellide oluşunun algılarımızca yasanısının adıdır….
Ipek böceğinin kozadan çıkabilmesi ve kanatlanıp uçabilmesi için bilincindeki böcek "ben"liğini "kelebek"benliğine taşıyan, kozasını delip ona zarar vermeden enfüsünden afakına inzal buyurduğu vahiyle bir dönüşüm yaşamasını sağlayan sistemin nuru'dur sevgi…
"Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeye muhabbet ettim ve mahlukatı yarattım" buyrulur bir hadiste."Muhabbet bu kâinatın bir sebeb-i vücududur" der Saidi Nursi Hz.
Selam Yakiyn halini var eden anlamındadır.Selamı yaymak ,selamlaşan insanların birbirlerinde hakkın tecellide oluşuna bilinçli olarak tanık oluşarını kendilerine hatırlatışlarıdır ki selam verenin selamı alanla aralarında oluşan bir bilgi,ilgi,algı aktarım süreci oluşur.Bu süreç, hakkın Rahman olarak sonsuz sınırsız tecellide oluşuna "Benlik" kaydı ile yaklasan birimin Rahmaniyetin (celal nuru)gerçekliğinde Rahimiyetin (cemal nurları ile) yarattığı miraç yolunun kolaylaştırılmasının ilk adımıdır ."Ben"den soyunurken "Sen"de mutmain oluşa adımıdır teslim olmuşun.İkana giden yolun kendisidir bakmasını bilene…
Resul-Allah'ın bu hadisi iman eden insanı B-sırrı ile imana tasıyacak namazı kılmak boyutundan daimi namaza geçisi sağlayacak bir tanımlamadır çünkü her an içinde bulunduğumuzu varsaydığımız bedenimizin ,beşeriyetin koşulları gereği kesreti duyu organlarımızla algılamaktayız ve günde 5 vakit kılınan namazda murad edilen miraç ,An'ın kendisi olarak tecellide oluşuna şahit oluşla mümkünse eğer ,daimi namazı yaşayamayanların namaz dışı olarak algıladıkları An'ları namaz eyleyebilmeleri için bir fırsattır bu hadis .Es selamun Aleykum ve Rahmetullahu ve beraekatuHu …Zat'ın Selamı ,Rahmeti ve Bereketinin tecellisi ile beşeriyetimizin kalıplarınını içinde ve üstünde olarak her algı boyutundan miraca ermeyi nasip eylecek şekilde teslim oluş ve seyre dalışı kolaylaştırsın hepimize…
Kurtarsın bizi selametinin nuru ile beşeriyetin vehmenden ,yumurtayı içinden kırmayı vahyettiği civcivi,vahiy yolu ile kabuki perdesi kaydından kurtaracak dönüşümü kendinde bulduruşu gibi…
(Özgür DURMAZ)
----------------------------------
Merhaba,birine selam verdiğim zaman onla aramdaki negatiflik kalkıyor veya azalıyor.Bunun nedenini bilmiyorum ama bu hep böyle olmuştur. Ayrıca selamdan sonra içime sevgi yerleşiyor.
Demek ki bunda bir sır var herkes için.Allah ın Vechi ni görende kin nefret kalmazmış, herşeye sevgiyle bakarmış,Vechi görmenin sırrı burda demekki.Onu görmek isteyende bu negatif duyguların kalkması gerekir ki görebilsin.Sevgi hataları örtmeye,fedakarlığa, bağışlamaya izin verir.Böylece insan yavaş yavaş yaklaşır ve sonunda herşeyin yerli yerince olduğunu ve hayra doğru olduğunu ve Allah tan olduğunu görür.Demesi kolay, ama yaşayıp kabullenmesi için sevgi gerek yoksa kin nefret,bencillik işi çok zorlaştırır.Bazen kaptırıveririz kendimizi olaylara sonra pişman oluruz ama iş işten geçmiştir.Konuşmak kolay, yapmak zor.Öyle ki zor demekle bile bazen negatiflik mi dağıtıyorum çevreme diyorsunuz,sevdiklerimi üzmeden yapsam diyorsunuz ama nedense biz korkmadan zorlanmadan daralmadan yapamıyoruz.Tam bu noktada yine sevgi giriyor işin içine , duygusal değil iradi sevgi.Çünki duygularınız o anda bloke olmuş olabiliyor ama aklınız sizi kontrol edebiliyorsa çok kısa bir süre sonra duygusal sevgide aklın yanında yerini alıyor.
Sevdiniz mi o sevgi kime biliniyor,sevilende siz oldunuz mu başınıza ne gelse bir hikmeti vardır beni seven ateşe atmaz diyorsunuz .Sevgi sabrı getiriyor,basireti açıyor.Sevgilerimle,
(M.B.Çalık)
-----------------------------------
Bir müminin diğerine yaptığı en güzel duadır selamlaşmak.. Çünkü selam isiminin tecelli ettiği bilinç terkipsel kayıtlarından kurtulur ve mana denizini seyre dalar..Yaradanına mutlak teslimiyet içerisinde rıza halinde yaşar. EY HUZURA KAVUŞMUŞ İNSAN! SEN ONDAN HOŞNUT O DA SENDEN HOŞNUT OLARAK RABBİNE DÖN.SEÇKİN KULLARIM ARASINA KATIL,VE CENNETİME GİR.(fecr-27/30) hitabına mashar olarak cehenneminden çıkar ve daimi cennet halini yaşar..Ateşin teslim olduğu insanlardır onlar..Tıpkı HZ İbrahime ateşin teslim olduğu gibi..Bediüzzamanın SELAM isimini yapraktaki seyri çok güzeldir..Yazın şiddetli sıcağında o incecik yaprakların yanmamasını yaprakta tecelli eden selam ismine bağlar..Efendimizin (sav) aranızda selamı yayınız demesinin sırrı SELAM’ın bu güzel manalarında yatar.Selamlaşmak,cehenneminden kurtulmanın hakiki sevgiye ulaşmanın tahkiki imana ermenin temennisi ve vesilesidir..
Tahkiki imana kavuşmuş bir bilinçte ise ikilik kavramı kalkar ortadan başını nereye çevirse ALLAHın vechini görür. BAŞKALARI kavramı olmaz onun lugatında dolayısıyla M’si de yoktur onun..BAŞKA’sı olmadığı için kızamaz kimseye, küsemez, kötü söz edemez..Bilir karşısındakinin hakikatini dolayısıyla razıdır her şeyden ve herkesten..İşte asıl sevgi bu bilinçte tecelli eder..Çünkü o yaradılanı yaradandan ötürü sevendir..Celali, cemali her tecelliyi bir görüp hiçbirşeyi abes görmeden seyir içinde olandır.Birilerini sevmek değildir aslolan birini sevip her şeyde O’nu görebilmektir.
(E)
------------------------------
SELAM-SEVGİ
Selamlaşmak,insanlar arasında bir yakınlık doğmasına en güzel vesilelerden biridir.Selamlaşmak tanışmayı,tanışmak da yakınlığı,ve beraberinde sevgiyi-muhabbeti getirir.
Sevgi,imanın şartı olarak gösteriliyor…Yaratılanı yaratandan dolayı sevmek,imana vesile oluyor.Aslında ne kadar açık,değil mi?Madem hepimiz Yaratan’ın esmalarının çeşitli terkipleriyiz ve madem aramızda ayrılık-gayrılık yok,imana vasıl olmak için bu güzelliği her daim hatırımızda tutmalı ve yaşamalıyız.Yaşayabilmenin yolu,pratikten geçer.Buna en mükemmel vesile de selamlaşmaktır.Selamlaş,yakınlaş,sev,imana yol al….Selam,sevgi ve dua ile….
(Ç.ERKADAM)
--------------------------
OLMAK
Teslim olan ancak iman edebilir, seviyorsa teslim olabilir, kişi kendini biliyorsa sevebilir. Bizler ancak sahip olduğumuz şeyleri paylaşabiliriz. Eğer acı içindeysek , acımızı paylaşırız. Ve paylaşılan her değer katlanarak çoğalır. Eğer biz sevgiyi yaşamıyorsak nasıl paylaşacağız sevgiyi. Ve nasıl yayacağız selamı….
Selamı yayar hale gelebilmek için uyanmamız gerekir gaflet uykumuzdan . Her fiil ve düşüncemizin farkına varmamız , etki-tepki döngüsünü kırmamız gerekir. Her etkiye verdiğimiz tepki bizim şartlanmalarımızdır. Şartlanmalarımızdan özgürleşmek ise ilk adımdır. Özgürleşmenin anahtarı ise dışarıyı gözlemeyi bırakıp, içimize dönmektir.
Neyi neden yaptığımız fark etmeye başladığımız anda şartlanmalarımızdan arınır özgürleşiriz, özgürleştiğimizde yargısız bakmaya başlarız, olanı olduğu gibi kabul ederiz , olanı olduğu gibi severiz ve olana teslim oluruz. Artık bizim değer yargılarımız kalmamıştır ki acı kalsın , ıstırab kalsın … Sadece olan kalmıştır. Bu hal içinde iken kişinin her hali selam-dır. Kişi sevgi olmuştur, selam olmuştur , olan olmuştur.
Sevgili Can Yücel'in şiirinde söylediği gibi "Her şey sende gizli" İşimiz zor , yolumuz uzun ama imkansız değil…Sadece olmak hepimize nasip olsun…..Amin
(G. Göbekli)
------------------------------------
İman etmek Allah'u Tealayı koşulsuz sevmekle, insanları sevmekde Allah'u tealayı sevmek olduğuna göre selamlaşmakla insanlar arasındaki sevgi bağlarını geliştirip güçlendirmeyi anlıyorum ben.Selametle...
(A.Y)
-------------------------------------------
Ancak sevgi birleştirir insanı ayrılıktan, sadece O’ NUNLA VARDIR ANLAMLIDIR GÜZELDİR HERŞEY…
Selâm olsun
sevenlere, sevilen işler yapanlara, O’nun sevdiğini sevenlere, O’ndan umudunu kesmeyenlere ki sevgi umuttur, O’ndan korkanlara razı olmamasından, O’nun sevdiği gibi olanlara ki kurtuluşa erenler temizlenenler onlar olmuşlardır; benden özgür olup senden özgür bırakanlar, teslim olanlar kabul edenlerdir her şeyi olduğu gibi…
Kabulle başlar değişimler iyiye doğru, seven rıza gösterir sevdiği için her şeye eksik kusur görmeden, bilir ki eksik kusur gördüğü kendi nefsidir ancak…
Sevgisiyle yanar yanar ki yansın yok olsun sadece O kalsın asıl güzel olan ortaya çıksın; Boyun eğer layık olana çok iyi bilir ki sevgiye sevgiyle teslim olunulur ancak, sevenden yalnız hayır çıkar şirksiz şüphesiz sevdiğidir tek yönelmekte olduğu yalnızca o şekilde sözünde durduğunu gösterir sevdiğine…
(Y.B)
-------------------------------------
İman: Peygamberimizin bildirdiği kesin olarak bilinen hükümlerde (zarurat-ı diniyye) tasdik etmek, onun haber verdiği şeyleri tereddütsüz kabul edip bunların gerçek ve doğru olduğuna GÖNÜLDEN inanmak demektir. Gerçekten iman eden kişi yaratılanı sever yaratandan ötürü. Bu şekilde Allah’a şükretmiş oluruz. Çünkü Allahü teâlâ verdiği nimetinin şükrünü istiyor. Onun şükrü de müminlerin birbirini sevmesidir. Sevmenin diğer faydası, dünyada kim kimi severse ahirette beraber olacaktır. Birbirini Allah için sevenler, ahirette herkesin gıpta ettiği büyük nimetlere kavuşacak, cenâb-ı Hakkın razı olduğu, sevdiği yerde buluşacaklardır.
Muâz radıyallahu anh,
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim dedi:
Allah Teâlâ; “Benim rızâm uğrunda birbirlerini sevenler için peygamberlerin ve şehidlerin bile imreneceği nurdan minberler vardır” buyurmuştur.(10)
ALLAH’ın bir ismi olan ve Kuran’da 24 defa geçen selamın önemi de büyüktür. Selam, bir Müslümanın diğer Müslüman kardeşi için hayır temennisinde bulunmasıdır. Duadır. Sadakadır. Sevgi zincirinin ilk halkasıdır. Bu halkaya dahil olmak ümidi ile…Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh…
(M. Yüksel)
------------------------------
İman;Allahın varlığına,birliğine,peygamberlerine,meleklerine,kitaplarına,ahiret gününe-öldükten sonra dirileceğimize-kaza ve kaderin,hayır ve şerrin ancak Allah tan olduğuna inanmak ve bunu dil ile söylemektir.iman,peygamberimize Allah tarafından bildirilen herşeye,akla ve felsefeye uygun olup olmadığına bakılmaksızın tasdik etmeyi gerektirir.peygamber efendimiz buyuruyor ki;birşeyi çok sevmek insanı o şeye karşı kör sağır yapar.buradan hareketle diyebilirizki insan,iman ettiği,allahı gerçek manada sevdiği takdirde,acaba allah varmı,nasıl,nerde... gibi saçma ve luzumsuz sorular sormaktan kurtulur.peygamber efendimiz buyuruyor ki;İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.
Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56.
böylece bizlere hem cennete girebilmenin ancak Allaha iman etmekle mümkün olduğunu hem de imanın ancak sevmekle tamamlanacağını vurgulamış oluyor.
Sevgi,rabbimizin bize verdiği en güzel nimetlerdendir.İnsanın kalbinde herşeye karşı bir sevgi vardır.Allah sevgisi,peygamberimizin sevgisi,ailemizin,arkadaşlarımızın, çocuklarımızın, vatanımızın sevgisi...Ancak bunlaın içerisinde en önemlisi daha doğrusu olması gereken en büyük sevgi Allah sevgisi olmalıdır.sonra peygamberimizin sevgisi ve nihayetinde bizim için arz ettiği önem derecesine göre ailemiz akraba ve arkadaşlarımız...Ve yine bence en az olması gerektiği halde şuan, sizleri tenzi ederek söylüyorum,kalplerde en çok yer eden dünyalık sevgisi.bu sevgi insanı Allahtan uzaklaştırır ve kaybedenler zincirinin bir halkası yapar.rabbim hepimizi muhafaza etsin.
Sevgi allah u tealanın vedud isminin tecellisidir.Vedud tüm yaratıkları seven ve onlar tarafından sevilen manasına gelir.sevmek bu kadar güzelse,seggiyi yaratan kimbilir nekadar güzeldir!!
sevgide karşılık beklememek gerekir.çünkü Sadi i Şirazi'nin dediği gibi yalnız seni seveni sevmek sevgi değil değiş tokuştur. birinden bir iyilik gördüğü zaman artan,kötülük gördüğünde ise azalan sevgi gerçek sevgi olamaz.
rabbimiz;siz öyle kimselersiniz ki,inanmayanlar sizi sevmediği halde siz onları seversiniz, buyuruyor.Demek ki karşımızdaki kim olursa olsun gerçek mümine düşen onu sevmektir.tabi şunu da belirtmek gerek,sevmemek de Allah rızası için olduğu takdirde makbuldür.yani bize düşen yalnız Allah rızası için sevmek ve yalnız Allah rızası için sevmemektir.yine rabbimiz bizlere anne babamıza,yoksullara,yolda kalmışlara yardımda bulunmamızı ve güzel söz söylememizi emrediyor.
Abdullah bin Amr hz.rivayet ediyor:Sahabeden bir zat peygamber efendimize şöyle bir sual sordu;Ey Allah'ın resulü,islamın hangi hasleti daha hayırlıdır?Resulullah şöyle buyurdu:insanlara yemek yedirmek ve tanıdık tanımadık herkese selam vermektir.selamın ne derece önemli olduğunu bu rivayetten anlayabiliriz.Rabbimiz kuran ı kerimde şöyle buyuruyor:Şayet size selam verilirse,siz de ondan daha güzeliyle selamı alın yada en azından verilen selamın misli ile karşılık verin.(nisa sursi)
selam vermek sünnet, almak ise farzdır. Hadiste, bu konuya açıklık getirilmekte; selamlaşma olayında faziletin, selamı vermekte olduğu ifade edilmektedir. Selamı ilk verenin Allah'a, alandan daha yakın olduğu tesbiti yapılmaktadır. Çünkü selam, islamın şiarlarından yani alametlerinden biridir ve selamı vermek gönüllü, ama almak zorunlu bulunmaktadır. Bu ise, selamı vermeyi, almaktan daha sevaplı hale getirmektedir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Ümmetine "selâmı yaymayı", "bol bol selâm vermeyi" tavsiye etmiş, "selâmın kelamdan önce geldiğini" beyan buyurmuştur.Rabbimiz :"Evlere girdiğiniz zaman, Allah tarafından mübarek ve pek güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (birbirinize) selâm verin. İşte Allah, düşünüp anlayasınız diye size âyetlerini böyle açıklar." (Nur, 61) buyurmuştur.selam vermek mümin için sadaka vermek yerine geçer.bu bilinç ile karşılaştığımız herkese selam vermeyi ihmal etmemeli ve peygamberimizin isteği doğrultusunda aramızda selamı yaymalıyız.SELAMI VE TEBESSÜMÜ SADAKA KILAN RABBİMİZE HAMD İLE..... SELAM VE DUA İLE..ALLAHA EMANET OLUNUZ.
(TUĞBA