DÖRT KİTAB
02 / Kasım / 2008  // Saim yusuf... //

( ÂL-U İMRÂN SÛRESİ  / 1-2-3-4 )


Bu sûrede üzerinde durulan en önemli bir husus “İSLAM” vurgulamasıdır... “Allah indinde diyn İslam’dır”, “Kim İslam’dan ğayrı bir diyn ararsa o, ondan ebediyyen kabul edilmeyecektir” gibi ayetler bu sûrede olup; TESLİMİYYETİ muşahhas bir şekilde ortaya koymaktadır...

Gelmiş geçmiş tüm Nebîler ve nazıl olmuş tüm Kitablar hakkındaki insanların ihtilaflarını, bir adı da “furkan” (Hak ile batılı ayırıcı) olan Kur’an’ın halledeciği; insanlığın gerçek kurtuluşunun Hz.Muhammed’e ve O’nun vahyine iman etmek olduğunu vurgular... Allah sevgisine (ilahi yakınlığa ermenin) Hz.Rasûlullah’a tabi olmakla mümkün olduğu; emrine tabi olmamanın ise kafirlik (gerçeği reddetmek; gerçekten ebedi perdelilik) olduğu ihbar edilir...

Muhkem ve müteşabih ayetler konusu, vahyin anlaşılmasında bir incelik/bir esas olarak anlatılır ve tüm bunların ancak ilimle anlaşılacağı vurgulanır...”

B-Meal/Hasan GÜLER
OKUmak fırsat : kENDİNİ Tanımak için...
AYETLERİN MÂNÂSI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

1-) Elif, Lâââm, Miiiym;
Eliyf, Lâm, Miym.

SAFİ YORUM:

“TEK(Eliyf)’in İLMİ(Lam/Alim)’nin HAMD’ı/DEĞERLENDİRİŞİ (Miym/Muhammed/Hamd)” ile var olanlar… Muhammedi boyut (ve diğerleri); “TEK’in İLMİ’nin DEĞELENDİRİŞİ” ile var olurlar…TEK(Eliyf)’in İLMİ(Lam) ile MUHAMMEDİ(Miym) boyut(M) ve diğer boyutlar(m) var olur…Miym adı altında tüm değerlendirilenler; TEK’in İLMİ’ndendir…Muhammedi boyut/Miym; “TEK’in İLMİ’yle/Eliyf Lam” ile var oldu…Her şey; TEK’in İLMİ’nin bir DEĞERLENDİRİŞİ’dir… O halde sen de; kainattaki ayetlere bu bilinçle yönel!… Çokluk, ayrılık, gayrılık, kopukluk, parçalanmışlık, bağımsızlık, bağlılıksızlık…  görmekten vazgeç… Çünkü varlık ;TEK BİR’dir…(TEKBİR/ALLAHUEKBER)

Muhammedi boyut; Eliyf’in Lam’ından yansıyan Miym’in birinci/baştaki “M”sidir… Efendimiz(as) kendini bu boyutta bulduğu için, bu boyut kendine ad olmuştur…Ki; diğer insanlara işaret olsun da, onlarda gerçeğe ersin diye… Efendimizin tüm isimleri, insanları gerçeğe taşıyan şifrelerdir; tıpkı ALLAH isimleri gibi…Efendimizin isimleri ile, ALLAH’ın isimlerinin benzerliğinin sebebi; isimlenenin isimleyene işaret etmesi dolayısıyladır…Muhammed’de Hamd’ı görelim diye, Abdullah’da ALLAH’ı(cc) görelim diye…Diğer isimlerinde de aynı mantık vardır…Hepsi birer şifredir; çözüp gerçeğe/HAKKA erelim diye…   

Evren içre evrenler ise; Muhammedi boyuttan yansıyanlardır… Yani kainat; gölgenin gölgesidir…Kainat; Eliyf’in Lam’ından yansıyan Miym’in ikinci/sondaki “m”sidir…Yani; TEK olan, İLMİ’nden TEK bir boyutu(M) yansıtıyor; bu boyuttan(M) ise, evren içre erenler(m) yansıyor…Biz ise; evren içre evrenlerin/kainatın(m) yansıttığıyız(n-dünyanızdan)…Yani biz; gölgenin(M) gölgesinin(m) gölgesiyiz(n)… Bu kadar yansımadan/gölgelikten(M/m/n) sonra; hala özgür varlık/özgür irade arayışı; ne özgürlük(!) ama…

2-) Allahu la ilahe illâ HUvel Hayy’ul Kayyum;
Kendinden ğayrı vücud olmayan Allah, Hayy’dır, Kayyum’dur.


SAFİ YORUM:

ALLAH; kendisinden gayrı vücut/vücutlar(la ilahe) olmayandır; sadece KENDİ’si, TEK BİR VÜCUD olandır(illaHU)…Ve bu VÜCUD; kendi kendine KAİM(Kayyum) olan CAN’lılık, dirilik sahibidir(Hayy)…Varlıkta ayrı ayrı vücutlar, parçalanmış yapılar mevcut değildir…Sadece TEK BİR VÜCUD vardır…O TEK BİR VÜCUD; ayrı ayrı vücutlar, parçalanmış yapılar gibi algılanır…Halbuki; varlıkta ayrılık, parçalanmışlık yoktur(la ilahe)…TEK BİR BÜTÜN SOM VÜCUD vardır…HOLOGRAM özellikli bu VÜCUD/YAPI; vücutlar/yapılar olarak algılanır…ALLAH ismi ise; bu VÜCUD’daki/YAPI’daki HOLOGRAM özelliğine işaret eder…

ALLAH isminin içini boşaltıp, O’nu sırf HİÇ’liğe mahkum etmek, gerçeğe HAK’sızlık olur…ALLAH Ekber’dir, Subhan’dır; ama ALLAH aynı zamanda Hamd edendir(Elhamdülillah/Muhammed)…Ve ALLAH ismi Kur’an’ı Kerim’de bir çoook ifade ile bitişik yazılan bir ifadedir…O bitişik yazıldığı ifadelerdeki oluşumların, yaratımların kendinden açığa çıktığı varlığın ismidir; ALLAH…Secde edilen ALLAH manasını bir de bu manada düşünmek gerekir…Secde; sadece ALLAH manası ile her şeyin silindiği bir hal değildir; ayrıca her şeyin varlığının ALLAH manasına bağlandığı bir haldir…Yoksa kendisinde şüphe olmayan bu kainat kitabını kim, nasıl siler, süpürür, yok eder…Yok demekle hiçbir şey yok olmuyor…Gölge de olsa, yansıma da olsa; mevcudat ALLAH’ın varlığı ile vardır…Varlığı mutlak yokluğu reva görenler, mevcudatın ALLAH’ın varlığı ile var olduğunu unutmasınlar…

; “hiçbir şey yok” demek değildir…; “ALLAH’ın varlığı dışında, kendi varlığı ile var olan varlık/varlıklar yok” demektir… ALLAH’ın varlığı ile var olmuş varlıklar, gölge/yansıma/hologram hükmünde olsa da vardır…İspatı gözümüzün önündeki, varlığında şüphe olmayan, bize göre gerçek olan kainat kitabıdır… Ben yokum diyen; elini ateşe soksun var olduğunu çektiği acıdan anlayacaktır… <İlla>; “ancak” manasında da değerlendirilir… O halde ; “ayrı ayrı vücut/yapı sahibi varlıklar yoktur, ancak TEK BİR VÜCUD vardır; yani bu TEK BİR VÜCUD ayrı ayrı vücutlar olarak değerlendirilmektedir” diye anlaşılır… Burada varlığı, mevcudatı mutlak manada inkar edin denmiyor… Sadece; “ayrı ayrı, parçalanmış olarak algıladığınız yapının TEK BİR BÜTÜN VÜCUD olduğunu fark edin ve sürekli(Kayyum) bu bilinçle yaşayın(Hayy)” denmek istenmektedir… Çünkü bu TEK VÜCUD sürekli(Kayyum) diridir(Hayy)… 
 
3-) Nezzele aleykel Kitabe Bil Hakkı musaddikan lima beyne yedeyhi ve enzelet Tevrate vel İnciyl;
(O) sana, önündekileri (kendinden önceki Kitabları) tasdikleyen (şu) Kitab’ı, Bil-Hakk (Hak olarak) indirdi... Tevrat’ı ve İncili de (O), inzal etti/etmişti.


SAFİ YORUM:

Sana önündekileri tasdikleyen Kitab’ı Bil-Hakk indirdi…”Önündekiler(n)”, sana duyularının algılattığı her şeydir…Gördüğün, duyduğun, dokunduğun, tattığın, hissettiğin… algıladığın her şey(n)…İşte bu önündekileri tasdikleyen, onları var algılamana sebep olan KİTAB/BİLGİ; Bil-Hakk/hakikatın olarak, özünden indirilmiş, inzal olmuş, yani özündeki Hakikat noktasından açığa çıkarılmış… Bu ayetin “N/n” ile başlaması(Nezzele/iNzal) dikkate değerdir…İnsanın aklına “dünyaNızdan” hadisini getirmektedir…Bu “N/n(nezzele)” “m(Miym)”den, “m” “M”den(Miym), “M” “LAM”ın sonundaki “M”sinden, “LAM”ın “L”si ise “eLif”in “L” sindendir… “Elif”in “E” si ise NOKTA/.’dandır…Noktalar birleşmiş “Elif” olmuş, “Elif” eğilmiş “Lam” olmuş, “Lam” bükülmüş “Miym” olmuş…Taştıysak af ola…İLLAHU!!!

Tevrat ve İncili de inzal etmişti…Tevrat/tenzih Kitabını(BİLGİ’sini) ve İncil/teşbih Kitabını(BİLGİ’sini) de özüne inzal etmiştir…Hakk, Tevrat, İncil Kitablarını/Bilgilerini sana, özüne inzal etti… Bunların hiçbirini inkar etme…Sana önündekileri tasdikleyen, özünden gelen HAKK/gerçeklik BİLGİ’sini  inkar etme; önündekileri mutlak olarak inkar edersen, “bunlar kesinlikle yok” dersen, özündeki Hakk bilgiyi inkar etmiş olursun…Halbuki bu önündekiler/algıladıkların özündeki Hakk Kitabdan sana inzal olanlardır; nasıl inkar edebilirsin, halin inkar edemez, dilin inkar etse bile…Dilin inkarı bile; bilen için inkar değil ikrardır, dilenileni açığa çıkardığı için…

Ama, varlığı özüne inzal olduğu kadarıyla, senin Hakk Kitabın ile de sınırlama…Çünkü özüne Tevrat Kitabı/Bilgisi/İlmi de inzal olmuş…Yani özündeki TEK ve İLMİ; SINIRSIZ-SONSUZ’dur…Sana inzal olan ve senden açığa çıkanla O sınırlanamaz…Öz olarak Tevrat ilmi; ”O; her şeyden münezzehtir” şeklinde formüle edilebilir…Her ne kadar her şey O’ndansa da; her şey O demek değildir…O hiçbir şeyle sınırlanamaz…”ALLAH alemlerden Gani’dir” ifadesi tenzihi anlatır…

Evet, “her şey O’ndandır” şeklinde formüle edebileceğimiz, İncil Kitabı/teşbih Bilgisi de senin özüne inzal olmuştur…Yani her şey özündekindendir, O’ndandır…HOLOGRAMİK özellikli/ALLAH manalı O/HU TEK VÜCUD hiçbir hologramik özelliği ile kayıt altına alınamaz, çünkü algılananlar O’nun oluşlarıdır, hologramlarıdır…Resim RESSAM değildir…”ALLAH alemlerin Rabbidir” ifadesi teşbihi anlatır…

4-) Min kablü hüden lin Nasi ve enzelel Furkan* innelleziyne keferu Bi ayatillahi lehüm azabün şediyd* vAllahu Aziyz’un Züntikam;
Daha önce (şu Kitab’ın/Kur’ani Aklın sana nazıl olmasından önce) insanlara bir huda (rehber, hidayet kaynağı) olarak (Tevrat’ı ve İncil’i inzal etmişti)... Ve FURKAN’ı da (O) inzal etti... Muhakkak ki Allah ayetlerini (sıfatları, B sırrınca) örtüp/inkar edenler var ya işte onlar için şiddetli bir azab vardır... Allah Aziyz’dir, Züntıkam (intikam sahibi) dir.


SAFİ YORUM:

Üç Kitab…Üç Bilgi…Bil-Hakk/Tevrat/İncil…TEK BİR İLMİ’n üç görünümü… Gerçek VÜCUD’u doğru şekilde değerlendirebilmek için gerekli üç ilim…Ve bu üç ilmi değerlendirmeyi, aralarındaki FARKı gözetmeyi sağlayan dördüncü bir ilim; FURKAN…Gerçeği bu üç ilim çerçevesinde değerlendirebilme Bilgisi; FURKAN…TEK’i bu üç ilimden birinin tekeline sokmamak için, gerçekten sapmamak için, farkı FARK ettiren ilim; FURKAN…

Sadece HAKK KİTAB’la/özümüzden gelen gerçeklik bilgisi ile; algıladıklarımızı inkar ederek, O’nu HİÇlikle sınırlamamak için lazım olacak ilim; FURKAN… Sadece TEVRAT KİTABI’yla/özümüzdekini tenzih bilgisi ile; O’nu ötelememek için lazım olacak ilim; FURKAN… Sadece İNCİL KİTABI’yla/özümüzdeki teşbih bilgisi ile; algıladıklarımızla O’nu sınırlamamak için lazım olan ilim; FURKAN… Farkı FARK ettiren; bu üç ilimi değerlendirerek bizi  gerçeğe ulaştıracak olan kurtuluşun reçetesi FURKAN…Dört kolla sarılmamız gereken dört ilim…Birini ihmal ettiğimizde olacağız nefsimize karşı zalim…

Sadece Hakk Kitaba/Hakk ilmine yöneldin…Sadece; “Hakk var, gerisi yok” dedin…Yanıldın, hata ettin…Çünkü gerisi dediğin zaten O’nunla vardı…”Hakk var, gerisi yok” anlayışı zamanla “gerisi yoksa Hak da yok” anlayışına döndü… Sen bilincinde, aslında kimi yok ettin?!…

Sadece Tevrat Kitabına/tenzih ilmine yöneldin…Sadece; “O her şeyden münezzehtir” dedin…”O her şeyden münezzehtir” anlayışı zamanla “O ötelerdedir” anlayışına döndü…O’nu öteledin; varlığı ikiledin…TEK’likten saptın, gerçeği perdeledin…

Sadece İncil Kitabına/teşbih ilmine yöneldin…Sadece; “her şey O’ndandır” dedin…“Her şey O’ndandır anlayışı, zamanla “her şey O’dur”a dönüştü…O’nu her şey dediklerinle sınırladın, sabitledin…Her an yeni bir şan’da olan O ALLAH; AHAD’dır, SAMED’dir, LEM YELİD VE LEM YULED’dir, unuttun, kendini uyuttun…

Furkan Kitabı/Fark-Kurtuluş ilmi ise; bu üç ilmi birleştiren, gerçeğe eriştiren ilimdir, bilgidir…Furkan ilmi; “algıladıklarımız O’ndandır, ama O hiçbir şeyle sınırlanamaz,  gerçek varlık O’dur, algılananlar O’nun ilmindendir, özümüze inzal olmuş ilimdendir” dedirtir…Asıl KUR’AN/OKU’nan; bu dört kitabı içine alan özüne inzal edilen ÜMMÜL KİTAB/Kitapların ANASI-ASLI’dır…Ayetin gerisi ise gayet açık; yorumu, tefekkürü dostlara bırakıyorum…

“Muhakkak ki Allah ayetlerini (sıfatları, B sırrınca) örtüp/inkar edenler var ya işte onlar için şiddetli bir azab vardır... Allah Aziyz’dir, Züntıkam (intikam sahibi) dir.”

(NOT:Yazımızda varsa tüm hatalar bendendir; B meali yazıp internet ortamıyla tüm insanlığa hibe eden, karşılıksız paylaşımın en güzelini sunan, Hasan GÜLER’e sonsuz teşekkürler…)

.

Şüphe olmayan GÜN !
OKUmak fırsat : kENDİNİ Tanımak için...
(Al-u İmran Suresi: 5-6-7-8-9)

5-) İnnAllahe la yahfa aleyHİ şey`ün fiyl Ardı ve la fiys Sema`;
Allah... Şu muhakkak ki Arz’da ve Sema’da hiç bir şey O’na gizli (hafiy) kalmaz.

SAFİ YORUM:

ALLAH gerçeğidir ki; Arz’da ve Sema’da hiçbir şey O’na gizli kalmaz. Çünkü her şey O’nun ALLAH manası ile var olur. Gayet açık, anlaşılır bir ayet. Hepimiz buna inanıyor ve kabul ediyoruz.Evet, hiçbir şey O’na(ALLAH GERÇEĞİ’ne) gizli kalmaz. Nasıl gizli kalabilir; her şey O’nunla var olur! Peki, dilimizle onayladığımız bu gerçeği halimiz onaylıyor mu? Bu bilginin gereğini yaşayabiliyor muyuz? Arz’da ve Sema’da yani her şeyde, O’nun dilediğini yapan ALLAH manasını görebiliyor muyuz?

Yoksa sanki bazı şeyler O’na gizliymiş gibi, O yaratmıyormuş gibi davranıp; eksik, kusur, yanlış, suçlu, kötü gibi değerlendirmelere kapılıp; kızmalarımız, alaycı tavırlarımız, öfkelenmelerimiz, küsmelerimiz oluyor mu?  ALLAH lafa değil, hale bakar; unutuyor muyuz? “ALLAH sistemi” fiillere göre işler, biliyor muyuz? ALLAH kalptedir/bilince göre tecelli edendir! Fiillerimiz bilincimizin ürünüdürler. ALLAH’ın yarattıklarına karşı tavrımızın aslında O’na dönük olduğunu fark ediyor muyuz? Her şeyi ALLAH gerçeği ile O var eder! Gereğini yaşıyor muyuz? O halde; biz neye iman ediyoruz, neyi kabul ediyoruz? İmanımız kuru bir laf mı; kelimeye mi(ALLAH) inanıyoruz; bu kelimenin(ALLAH) işlevine mi?

6-) HUvelleziy yüsavviruküm fiyl erhami keyfe yeşa`* la ilahe illâ HUvel Aziyz’ul Hakiym
Sizi rahimlerde, nasıl dilerse-öylece-tasvir eden (sûretlendiren, şekillendiren, tüm teferruatıyla ortaya çıkaran) O’dur... İlah (başka vücud) yoktur, ancak HÛ (; ki O) Aziyz’dir, Hakiym’dir.

SAFİ YORUM:

Anneden doğduk; ama hala O’nun Rahiym’inde yaşıyoruz! Ve ALLAH’ın Rahiym’inden oluşmuş sonsuz rahimler/boyutlar var. Yatayda kainatın rahimleri ve dikeyde boyutsal rahimler ile var olan sen! Her anın, her halin ile bunların ürünü olan sen! Bunların varlığının dayandığı O’ndan başka, kendine ait varlığı ve iradesi olmayan sen! Koca bir fırtınanın önünde bir toz zerresi olan, koca dalgaların önünde bir damla olan sen!

Başka vücud yok; ancak O (var)! Aziyz’dir, Hakiym’dir O! Mutlak gâlip, eşi ve benzeri olmayandır O! Her fiilinde bir hikmet yatandır O! Eşi ve benzeri olmayan vücudunda hüküm sahibidir. Dilediğini yapıyor. Bazısı sana ters gelse de, her şey O’na göre yolundadır. O her işinde, her an galiptir. Nasıl olmaz ki, kendisinden gayrı varlık yok, her şey (hayır ve şer) O’ndandır. O parçalanması mümkün olmayan sınırsız-sonsuz iken; bağımsız ve bağlılıksız var olamazsın sen!

Bu ayette gerçekte senin mana suretinin oluşması açıklanıyor. Kendisinden gayrı vücud olmayan, Aziz olan vücudunda Hakim olan, hikmetiyle esmaları olan rahimlerde seni tasvir ediyor. Esma terkibi olarak mana suretini var ediyor. İşte senin kitabın bu mana suretin/mana terkibindir. Ve sen her şeyi bu mana suretin/terkibin ile algılayacak, değerlendirecek, fiiller ortaya koyacaksın. Senin kaderin bu şekilde tespit ediliyor. Var mı bundan kurtulan; YOK!!! Her şey bu şekilde AN içinde var oluyor. Kader senin özüne bu şekilde yazılmış olunuyor. Esma terkibin/mana suretin senin kaderin, kitabın!..

7-) HUvelleziy enzele aleykel Kitabe minhu ayatun muhkematun hünne Ümmül Kitabi ve uharu müteşabihat* fe emmelleziyne fi kulubihim zeyğun feyettebiune ma teşabehe minhübtiğael fitneti vebtiğae te`viylih* ve ma ya`lemu te`viylehu illAllahu, ver Rasihune fiyl ılmi yekulune amenna Bihi küllün min ındi Rabbina* ve ma yezzekkeru illâ ulul elbab;
O (HÛ, tek hüviyet ki), Kitab’ı (Zati ilmi, cem’i vahdaniyeti) sana inzal etti... Ondan (O Kitab’tan olan) ayetler muhkemdirler; ki onlar Ümmül’Kitab (Kitab anası/Kitab’ın aslı) dır... Ve diğerleri (ilk-ana-kök olmayanlar) ise müteşabihdirler... Amma kalplerinde zey’ (maksattan dönmüşlük, Hakk’dan inhiraf etme, seçememezlik; perde) olanlar, fitne isteyerek ve onun (kendilerine göre) te’vilini arzu ederek ondan (sadece) müteşabih olanına tabi olurlar (çoklukla perdelenirler)... O’nun te’vilini ancak Allah ve ilim’de rasih (derinleşmiş, tahkik ehli) olanlar bilir... (Bu alimler) şöyle derler: “O’na (B sırrıyla) iman ettik; hepsi Rabbimizin indindendir”... (Bunu) öz (vehimden arı) akıl sahiplerinden başkası tezekkür edemez.

SAFİ YORUM:


O kitabı sana inzal etti.Mana suretin sana inzal oluyor, sen her şeyi mana suretin ile değerlendiriyorsun.Gerçekte sende hakim olan/muhkem olan, mana suretin olan bu kitaptaki ayetlerdir, esma terkiplerindir. Ki onlar asıl kitaptır, ana kitaptır. Bu mana suretin, esma terkibin olan asıl, ana kitabın ile sen var olur, varlığı algılarsın. Diğerleri, yani esma terkibin dolayısı ile algıladıkların müteşabihdir (gördüğün, işittiğin…her şey). Beş duyun ile algıladığın, aslından(muhkem) yansıyan gölgedir(müteşabih).

Madde alemi müteşabih ayetlerdir; bunlar mana suretimiz, esma terkibimiz sonucu beş duyumuz ile var olurlar. Müteşabih ayetler; özümüzden inzal olanın madde dünyasındaki benzerleridir. Hakim olanın beş duyumuz ile şifrelenmiş benzerleridir. Enerji dalgalarının beş duyumuz ile şifrelenerek madde olarak algılanması gibi.Bu örnekte enerji dalgaları muhkem, madde alemi müteşabih ayetlerdir. Yani beş duyumuz muhkemi değil, müteşabihi algılıyor. Alemlerin aslı hayaldir, özdeki gerçek!

Bilincinde perde olanlar, beş duyuya tabi olarak yaşayanlar, her şeyi madde olarak değerlendirirler; maddenin sınırları ile bilinçlerini sınırlarlar, kilitlerler. Madde batağına saplanır, öz varlıklarını madde ile örter, şuurlarını madde ile bulandırır, bilinçlerini madde ile bozarlar. Ve bu bilinçle sonsuza kadar madde batağından kurtulamazlar. Özündeki hazinesini gömmüş, anahtarını kırmış olarak ölüm ötesine geçerler.

Müteşabih ayet olan madde alemin özümüzden inzal olan Ümmül Kitab denen asıl, ana O VÜCUD KİTAB’ının yansıması, gölgesi, hologramı olduğunu ilimde derinleşmiş olanlar bilirler. Asıl OKU’nan; O VÜCUD’dur. Ve günümüz bilim dünyasının yaptığı gibi gerçeği hiçbir dini anlayışın tekeline sokmadan, kozmik varlık, kozmik bilinç, akıllı tasarım, hologramik gerçek, kuantum fiziği gibi adı altında duyururlar.

Bazıları geçmişle avunmayı hüner sana dururken, elinde kılıç beyaz atlı mehdi, gökden inecek İsa ararken, her aklına geleni deccal sayarken… Bilim alanında hidayet(mehdi) batıdan(İsa) yayılmaya çoktan başladı, duymayan kalmadı. İsmini pek anmasalar da, görmezden gelmeye devam etseler de, bilim adamları hidayet kaynağı olan Kur’an-ı adeta tefsir ediyorlar. Fark etmeseler de en başta İhlas Suresi, Fatiha Suresi gibi ayetlerini yorumluyorlar. Şimdi asıl Müslüman bunlar mı, yoksa Müslümanlığı nüfus kağıdında İslam’dan öteye gitmeyenler mi?

8-) Rabbena la tuzığ kulubena ba`de iz hedeytena ve heb lena min ledünKE rahmeten, inneKE entel Vehhab;
“Rabbimiz, bize hidayet ettikten (gerçeği bize gösterdikten) sonra kalplerimizi (nefs yönüne) döndürme ve bize ledünnünden (sana ait olandan) bir rahmet (tecelli, nur) ver... Muhakkak ki sen, evet sen Vahhab’sın”.

SAFİ YORUM:

Rabbimiz oluşturması ile var olan esma terkibimiz/mana suretimiz ile hidayeti bulup var olduktan, yaratıldıktan sonra, bilincimizi dışımıza, maddeye döndürme; bilincimizi öze dönük olan ledünnüne çevir. Özümüzdekinin rahmeti ile var olduğumuz bilinciyle yaşat. En büyük hidayet var olmaktır. Yokluk sahnesinden varlık sahnesine doğmak! Hele bu hayat sonsuz olup, karşılıksız olarak verilmişse!
İşte asıl, ana, gerçek, ilk hidayet! Var olmak! Ara sıra hayattan sıkılsak da, çok acı çeksek de gerçek manada mutlak yokluğu kimse istemez. Kalplerimizi döndürme, ledünnün ile özünün rahmeti sonucu; yokluktan varlığa geçiş olan gerçek hidayeti unutturma! Bizi var ederek varlık sahnesine hidayet ettiğini hatırlat! Gerçekten sen, evet sen karşılıksız olarak ihsânda bulunansın (Vahhab). Her şeyi varlığınla var ettin. Kendine ait varlığı dahi olamayanlar sana nasıl karşılık ödeyebilirler?! KİM’e kim, neyiyle ödeme yapabilir?!

9-) Rabbena inneKE camiun Nasi liyevmin la raybe fiyh* innAllahe la yuhliful mıy’ad;

 “Rabbimiz, muhakkak ki sen, kendisinde şek-şüphe olmayan GÜN’de insanları Cami’sin... Şüphesiz ki Allah va’dinden dönmez”.

SAFİ YORUM:


“Kendisinde şek-şüphe olmayan günü” mahşer günü ile sınırlarsak yanılırız. Çünkü kafirler mahşer gününü kabul etmezler. Bu ayet ise tüm insanları kapsıyor.Tüm insanların şek-şüphe olmadıkları GÜN içinde yaşadıkları ANlardır. Rabbimiz olan ALLAH; AN içinde her şeye Cami’dir. Ayeti mahşer günü ile sınırlarsak, sanki Rabbimiz her an insanlara Cami değil de, mahşer günü Cami olacakmış gibi sapkın bir mana açığa çıkar. ALLAH; Rabb özelliği ile esmalarıyla varlığa Cami’dir.

İNSANLARı CAMİ’sin diyor. İnsanların hepsini bir araya getirerek insanları cami olunacağı gibi(insanlar bir araya getirilebileceği gibi), tüm zamanlarda yaşamış insanları GÜN/AN içinde birlikteymiş gibi değerlendirerek de insanları cami olunur. Rabbimiz tüm zamanları tek bir GÜN/AN olarak değerlendiriyor ve insanları bu şekilde cami oluyor. Rabbimiz tüm zamanları, tüm insanları, tüm oluşları CAMİ olarak değerlendiriyor.Rabbimizin varlığa bakışı bu! Kişileri değil, özelliklerini görüyor. Rabbimizin dili bu! Tek varlık, tek oluş, tek an görüyor, değerlendiriyor.

Ayet “Rabbimiz” ifadesi ile başlamış. Demek ki bu ayet, “Rabb indinden” açıklama içeriyor. Rabb indindeki tek bir GÜN/AN/BOYUT’dan bakıldığında insanların tüm, halleri, yaşamları bellidir. O boyutta şek-şüphe yoktur; her şey bellidir. Esma terkipleri ile var olan mana suretlerinden açığa çıkacak her şey bellidir. Mana suretin muhkemin, ondan açığa çıkanlar ise müteşabihindir. Sen maddi suretin ile mana suretin olan bu boyutu değerlendirmeye kalkarsan yanılırsın. Önce maddi suret bilincinden arınmalısın.

Rabbin indinden değerlendirme yaparak bu gerçeğe erebilirsin. Düşün ki; her şey esma terkibi olarak, çalışma mekanizması değişmez bir sistemde var olmuşlar. Gerçekte varlık tek, sistem tek! Kim, neyi, niye değiştirsin?! Alemlerin Rabbi olan ALLAH vadinden dönmez; neyin ne olacağı bellidir. ALLAH Hakiymdir, her şeyi bir sebeple var eder. ALLAH Aziz’dir, hiçbir mana ile kayıtlanamaz, eşi ve benzeri olmayandır. ALLAH Vahhab’dır, karşılıksız var edendir.
Bize göre kendisinden şek-şüphe olmayan günler/anlar(ve bu anlarda var olan her şey, her birim, her fiil…) , Rab indinde tek bir GÜN/AN hükmündedir. Rabbin indinde geçmiş, şimdi, gelecek ayrımı yoktur. Rabb her şeyi aynı AN içinde var görür. Rabbin indinde oluşlar vardır. Aynı oluşlardan tek bir oluş gibi bahsetmesi, insanların olayı zaman kavramı içine sokması yüzünden yanlış anlaşılmıştır. Örneğin;

A’raf 172-) Ve iz ehaze Rabbüke min beniy Ademe min zuhurihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm alâ enfüsihim* elestü BiRabbiküm* kalu bela şehidna* en tekulu yevmel kıyameti inna künna an haza ğafiliyn;
Hani Rabbin AdemoğulLARından, onların bellerinden (sülblerinden, genlerinden) kendi zürriyyetlerini ahzedip (alıp);onları kendi enfüslerine (nefslerine) işhad ederek (şahidlendirerek; ruhlarını kuvveden fiile çıkararak): “Elestu Bi-Rabbiküm= (Ben) değilmiyim Bi-Rabbiniz (olarak) ?”, (onlar da) “KALU=dediler, BELA=evet, Şehidna=bilfiil şahidiz”... Kıyamet Günü, “Biz bundan gafil idik” demeyesiniz.

Ayetinde AdemoğulLARı, bellerinden, zürriyet ifadeleri hep madde aleme dönüktür. Dünya hayatında meydana gelen üreme işlevi açıklanmakta, Ademden beri gelmiş tüm nesillerin genetik intikal ile yeni nesile aktarımı, “Bi Rabbinin” nereden-nasıl geldiği ifade edilmektedir. İnsanlar arasındaki bu üreme işlevi değişik zamanlarda olmasına rağmen, Rabbin indinde tüm anlar tek bir AN/GÜN gibi değerlendirildiğinden, kişilere değil oluşa açıklama getirdiğinden, yaşanan bu gerçek bu şekilde ayetleşmiştir.

Bu ayeti yanlış değerlendirenler; tüm insanların ruhlar alemi denilen bir yerden önceden ruhlarının yaratıldığı, daha sonra bu ruhun anne karnındaki bedene girdiği yanlış anlayışına kayıp, reankarnasyon inancına davetiye çıkarmışlardır. Bu ayette Kıyamet Gününü/kıyam edilen gün, beynin (“Bi Rabbin” izni ile) gelişiminin 120. günü ruhu üretmesi ile başlayan AN olduğu  söylenebilir.

Bu varlığın ruhu/manası Ademden kendisine kadar gelen genetik mirasla şekillenecektir. Astrolojinin de beyin üzerindeki, ruhun/manasının oluşumu üzerindeki etkisini unutmamak gerekir. Astrolojik etkiler ile (gezegenler burçlar denilen alt yapılarından gönderdikleri kozmik ışınlar ile) bu genetik intikalden seçicilik görevini yerine getirirler, genetiğin oluşturduğu beyni şekillendirirler. İnsan şekillenen bu beyniyle, mana sureti olan bu ruhuyla yaşar, bu halden gafil olamaz. Çevresini bu yapısıyla, algılar, değerlendirir. Boşlukta/gaflette kalmaz, yaratışına dayanan izleyeceği bir yol vardır, bunun üzerine yaşar.(“Biz bundan gafil idik” demezler.)

Ayetteki sıra izlendiğinde; bel, zürriyet, genetik intikal ve sıra ruhun yaratılışına gelmektedir ki; varlık asıl ruhu ile kıyam eder, sonsuza kadar hayatına ruhla devam eder. Bundan dolayı ruh oluşmadan bebeği aldırmak günah ise de; ruhu oluştuktan sonra bebeği aldırmak cinayet hükmündedir. Çünkü; ruhu ile varlığı kıyam etmiş bir varlığı asla yok edemezsiniz, o sonsuza kadar yaşama hakkı kazanmıştır. Ruhen/manen İNSANca bir yaşam dileği ile…

.