Şüphe olmayan GÜN !
(Al-u İmran Suresi: 5-6-7-8-9)
5-) İnnAllahe la yahfa aleyHİ şey`ün fiyl Ardı ve la fiys Sema`;
Allah... Şu muhakkak ki Arz’da ve Sema’da hiç bir şey O’na gizli (hafiy) kalmaz.
SAFİ YORUM:
ALLAH gerçeğidir ki; Arz’da ve Sema’da hiçbir şey O’na gizli kalmaz. Çünkü her şey O’nun ALLAH manası ile var olur. Gayet açık, anlaşılır bir ayet. Hepimiz buna inanıyor ve kabul ediyoruz.Evet, hiçbir şey O’na(ALLAH GERÇEĞİ’ne) gizli kalmaz. Nasıl gizli kalabilir; her şey O’nunla var olur! Peki, dilimizle onayladığımız bu gerçeği halimiz onaylıyor mu? Bu bilginin gereğini yaşayabiliyor muyuz? Arz’da ve Sema’da yani her şeyde, O’nun dilediğini yapan ALLAH manasını görebiliyor muyuz?
Yoksa sanki bazı şeyler O’na gizliymiş gibi, O yaratmıyormuş gibi davranıp; eksik, kusur, yanlış, suçlu, kötü gibi değerlendirmelere kapılıp; kızmalarımız, alaycı tavırlarımız, öfkelenmelerimiz, küsmelerimiz oluyor mu? ALLAH lafa değil, hale bakar; unutuyor muyuz? “ALLAH sistemi” fiillere göre işler, biliyor muyuz? ALLAH kalptedir/bilince göre tecelli edendir! Fiillerimiz bilincimizin ürünüdürler. ALLAH’ın yarattıklarına karşı tavrımızın aslında O’na dönük olduğunu fark ediyor muyuz? Her şeyi ALLAH gerçeği ile O var eder! Gereğini yaşıyor muyuz? O halde; biz neye iman ediyoruz, neyi kabul ediyoruz? İmanımız kuru bir laf mı; kelimeye mi(ALLAH) inanıyoruz; bu kelimenin(ALLAH) işlevine mi?
6-) HUvelleziy yüsavviruküm fiyl erhami keyfe yeşa`* la ilahe illâ HUvel Aziyz’ul Hakiym
Sizi rahimlerde, nasıl dilerse-öylece-tasvir eden (sûretlendiren, şekillendiren, tüm teferruatıyla ortaya çıkaran) O’dur... İlah (başka vücud) yoktur, ancak HÛ (; ki O) Aziyz’dir, Hakiym’dir.
SAFİ YORUM:
Anneden doğduk; ama hala O’nun Rahiym’inde yaşıyoruz! Ve ALLAH’ın Rahiym’inden oluşmuş sonsuz rahimler/boyutlar var. Yatayda kainatın rahimleri ve dikeyde boyutsal rahimler ile var olan sen! Her anın, her halin ile bunların ürünü olan sen! Bunların varlığının dayandığı O’ndan başka, kendine ait varlığı ve iradesi olmayan sen! Koca bir fırtınanın önünde bir toz zerresi olan, koca dalgaların önünde bir damla olan sen!
Başka vücud yok; ancak O (var)! Aziyz’dir, Hakiym’dir O! Mutlak gâlip, eşi ve benzeri olmayandır O! Her fiilinde bir hikmet yatandır O! Eşi ve benzeri olmayan vücudunda hüküm sahibidir. Dilediğini yapıyor. Bazısı sana ters gelse de, her şey O’na göre yolundadır. O her işinde, her an galiptir. Nasıl olmaz ki, kendisinden gayrı varlık yok, her şey (hayır ve şer) O’ndandır. O parçalanması mümkün olmayan sınırsız-sonsuz iken; bağımsız ve bağlılıksız var olamazsın sen!
Bu ayette gerçekte senin mana suretinin oluşması açıklanıyor. Kendisinden gayrı vücud olmayan, Aziz olan vücudunda Hakim olan, hikmetiyle esmaları olan rahimlerde seni tasvir ediyor. Esma terkibi olarak mana suretini var ediyor. İşte senin kitabın bu mana suretin/mana terkibindir. Ve sen her şeyi bu mana suretin/terkibin ile algılayacak, değerlendirecek, fiiller ortaya koyacaksın. Senin kaderin bu şekilde tespit ediliyor. Var mı bundan kurtulan; YOK!!! Her şey bu şekilde AN içinde var oluyor. Kader senin özüne bu şekilde yazılmış olunuyor. Esma terkibin/mana suretin senin kaderin, kitabın!..
7-) HUvelleziy enzele aleykel Kitabe minhu ayatun muhkematun hünne Ümmül Kitabi ve uharu müteşabihat* fe emmelleziyne fi kulubihim zeyğun feyettebiune ma teşabehe minhübtiğael fitneti vebtiğae te`viylih* ve ma ya`lemu te`viylehu illAllahu, ver Rasihune fiyl ılmi yekulune amenna Bihi küllün min ındi Rabbina* ve ma yezzekkeru illâ ulul elbab;
O (HÛ, tek hüviyet ki), Kitab’ı (Zati ilmi, cem’i vahdaniyeti) sana inzal etti... Ondan (O Kitab’tan olan) ayetler muhkemdirler; ki onlar Ümmül’Kitab (Kitab anası/Kitab’ın aslı) dır... Ve diğerleri (ilk-ana-kök olmayanlar) ise müteşabihdirler... Amma kalplerinde zey’ (maksattan dönmüşlük, Hakk’dan inhiraf etme, seçememezlik; perde) olanlar, fitne isteyerek ve onun (kendilerine göre) te’vilini arzu ederek ondan (sadece) müteşabih olanına tabi olurlar (çoklukla perdelenirler)... O’nun te’vilini ancak Allah ve ilim’de rasih (derinleşmiş, tahkik ehli) olanlar bilir... (Bu alimler) şöyle derler: “O’na (B sırrıyla) iman ettik; hepsi Rabbimizin indindendir”... (Bunu) öz (vehimden arı) akıl sahiplerinden başkası tezekkür edemez.
SAFİ YORUM:
O kitabı sana inzal etti.Mana suretin sana inzal oluyor, sen her şeyi mana suretin ile değerlendiriyorsun.Gerçekte sende hakim olan/muhkem olan, mana suretin olan bu kitaptaki ayetlerdir, esma terkiplerindir. Ki onlar asıl kitaptır, ana kitaptır. Bu mana suretin, esma terkibin olan asıl, ana kitabın ile sen var olur, varlığı algılarsın. Diğerleri, yani esma terkibin dolayısı ile algıladıkların müteşabihdir (gördüğün, işittiğin…her şey). Beş duyun ile algıladığın, aslından(muhkem) yansıyan gölgedir(müteşabih).
Madde alemi müteşabih ayetlerdir; bunlar mana suretimiz, esma terkibimiz sonucu beş duyumuz ile var olurlar. Müteşabih ayetler; özümüzden inzal olanın madde dünyasındaki benzerleridir. Hakim olanın beş duyumuz ile şifrelenmiş benzerleridir. Enerji dalgalarının beş duyumuz ile şifrelenerek madde olarak algılanması gibi.Bu örnekte enerji dalgaları muhkem, madde alemi müteşabih ayetlerdir. Yani beş duyumuz muhkemi değil, müteşabihi algılıyor. Alemlerin aslı hayaldir, özdeki gerçek!
Bilincinde perde olanlar, beş duyuya tabi olarak yaşayanlar, her şeyi madde olarak değerlendirirler; maddenin sınırları ile bilinçlerini sınırlarlar, kilitlerler. Madde batağına saplanır, öz varlıklarını madde ile örter, şuurlarını madde ile bulandırır, bilinçlerini madde ile bozarlar. Ve bu bilinçle sonsuza kadar madde batağından kurtulamazlar. Özündeki hazinesini gömmüş, anahtarını kırmış olarak ölüm ötesine geçerler.
Müteşabih ayet olan madde alemin özümüzden inzal olan Ümmül Kitab denen asıl, ana O VÜCUD KİTAB’ının yansıması, gölgesi, hologramı olduğunu ilimde derinleşmiş olanlar bilirler. Asıl OKU’nan; O VÜCUD’dur. Ve günümüz bilim dünyasının yaptığı gibi gerçeği hiçbir dini anlayışın tekeline sokmadan, kozmik varlık, kozmik bilinç, akıllı tasarım, hologramik gerçek, kuantum fiziği gibi adı altında duyururlar.
Bazıları geçmişle avunmayı hüner sana dururken, elinde kılıç beyaz atlı mehdi, gökden inecek İsa ararken, her aklına geleni deccal sayarken… Bilim alanında hidayet(mehdi) batıdan(İsa) yayılmaya çoktan başladı, duymayan kalmadı. İsmini pek anmasalar da, görmezden gelmeye devam etseler de, bilim adamları hidayet kaynağı olan Kur’an-ı adeta tefsir ediyorlar. Fark etmeseler de en başta İhlas Suresi, Fatiha Suresi gibi ayetlerini yorumluyorlar. Şimdi asıl Müslüman bunlar mı, yoksa Müslümanlığı nüfus kağıdında İslam’dan öteye gitmeyenler mi?
8-) Rabbena la tuzığ kulubena ba`de iz hedeytena ve heb lena min ledünKE rahmeten, inneKE entel Vehhab;
“Rabbimiz, bize hidayet ettikten (gerçeği bize gösterdikten) sonra kalplerimizi (nefs yönüne) döndürme ve bize ledünnünden (sana ait olandan) bir rahmet (tecelli, nur) ver... Muhakkak ki sen, evet sen Vahhab’sın”.
SAFİ YORUM:
Rabbimiz oluşturması ile var olan esma terkibimiz/mana suretimiz ile hidayeti bulup var olduktan, yaratıldıktan sonra, bilincimizi dışımıza, maddeye döndürme; bilincimizi öze dönük olan ledünnüne çevir. Özümüzdekinin rahmeti ile var olduğumuz bilinciyle yaşat. En büyük hidayet var olmaktır. Yokluk sahnesinden varlık sahnesine doğmak! Hele bu hayat sonsuz olup, karşılıksız olarak verilmişse!
İşte asıl, ana, gerçek, ilk hidayet! Var olmak! Ara sıra hayattan sıkılsak da, çok acı çeksek de gerçek manada mutlak yokluğu kimse istemez. Kalplerimizi döndürme, ledünnün ile özünün rahmeti sonucu; yokluktan varlığa geçiş olan gerçek hidayeti unutturma! Bizi var ederek varlık sahnesine hidayet ettiğini hatırlat! Gerçekten sen, evet sen karşılıksız olarak ihsânda bulunansın (Vahhab). Her şeyi varlığınla var ettin. Kendine ait varlığı dahi olamayanlar sana nasıl karşılık ödeyebilirler?! KİM’e kim, neyiyle ödeme yapabilir?!
9-) Rabbena inneKE camiun Nasi liyevmin la raybe fiyh* innAllahe la yuhliful mıy’ad;
“Rabbimiz, muhakkak ki sen, kendisinde şek-şüphe olmayan GÜN’de insanları Cami’sin... Şüphesiz ki Allah va’dinden dönmez”.
SAFİ YORUM:
“Kendisinde şek-şüphe olmayan günü” mahşer günü ile sınırlarsak yanılırız. Çünkü kafirler mahşer gününü kabul etmezler. Bu ayet ise tüm insanları kapsıyor.Tüm insanların şek-şüphe olmadıkları GÜN içinde yaşadıkları ANlardır. Rabbimiz olan ALLAH; AN içinde her şeye Cami’dir. Ayeti mahşer günü ile sınırlarsak, sanki Rabbimiz her an insanlara Cami değil de, mahşer günü Cami olacakmış gibi sapkın bir mana açığa çıkar. ALLAH; Rabb özelliği ile esmalarıyla varlığa Cami’dir.
İNSANLARı CAMİ’sin diyor. İnsanların hepsini bir araya getirerek insanları cami olunacağı gibi(insanlar bir araya getirilebileceği gibi), tüm zamanlarda yaşamış insanları GÜN/AN içinde birlikteymiş gibi değerlendirerek de insanları cami olunur. Rabbimiz tüm zamanları tek bir GÜN/AN olarak değerlendiriyor ve insanları bu şekilde cami oluyor. Rabbimiz tüm zamanları, tüm insanları, tüm oluşları CAMİ olarak değerlendiriyor.Rabbimizin varlığa bakışı bu! Kişileri değil, özelliklerini görüyor. Rabbimizin dili bu! Tek varlık, tek oluş, tek an görüyor, değerlendiriyor.
Ayet “Rabbimiz” ifadesi ile başlamış. Demek ki bu ayet, “Rabb indinden” açıklama içeriyor. Rabb indindeki tek bir GÜN/AN/BOYUT’dan bakıldığında insanların tüm, halleri, yaşamları bellidir. O boyutta şek-şüphe yoktur; her şey bellidir. Esma terkipleri ile var olan mana suretlerinden açığa çıkacak her şey bellidir. Mana suretin muhkemin, ondan açığa çıkanlar ise müteşabihindir. Sen maddi suretin ile mana suretin olan bu boyutu değerlendirmeye kalkarsan yanılırsın. Önce maddi suret bilincinden arınmalısın.
Rabbin indinden değerlendirme yaparak bu gerçeğe erebilirsin. Düşün ki; her şey esma terkibi olarak, çalışma mekanizması değişmez bir sistemde var olmuşlar. Gerçekte varlık tek, sistem tek! Kim, neyi, niye değiştirsin?! Alemlerin Rabbi olan ALLAH vadinden dönmez; neyin ne olacağı bellidir. ALLAH Hakiymdir, her şeyi bir sebeple var eder. ALLAH Aziz’dir, hiçbir mana ile kayıtlanamaz, eşi ve benzeri olmayandır. ALLAH Vahhab’dır, karşılıksız var edendir.
Bize göre kendisinden şek-şüphe olmayan günler/anlar(ve bu anlarda var olan her şey, her birim, her fiil…) , Rab indinde tek bir GÜN/AN hükmündedir. Rabbin indinde geçmiş, şimdi, gelecek ayrımı yoktur. Rabb her şeyi aynı AN içinde var görür. Rabbin indinde oluşlar vardır. Aynı oluşlardan tek bir oluş gibi bahsetmesi, insanların olayı zaman kavramı içine sokması yüzünden yanlış anlaşılmıştır. Örneğin;
A’raf 172-) Ve iz ehaze Rabbüke min beniy Ademe min zuhurihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm alâ enfüsihim* elestü BiRabbiküm* kalu bela şehidna* en tekulu yevmel kıyameti inna künna an haza ğafiliyn;
Hani Rabbin AdemoğulLARından, onların bellerinden (sülblerinden, genlerinden) kendi zürriyyetlerini ahzedip (alıp);onları kendi enfüslerine (nefslerine) işhad ederek (şahidlendirerek; ruhlarını kuvveden fiile çıkararak): “Elestu Bi-Rabbiküm= (Ben) değilmiyim Bi-Rabbiniz (olarak) ?”, (onlar da) “KALU=dediler, BELA=evet, Şehidna=bilfiil şahidiz”... Kıyamet Günü, “Biz bundan gafil idik” demeyesiniz.
Ayetinde AdemoğulLARı, bellerinden, zürriyet ifadeleri hep madde aleme dönüktür. Dünya hayatında meydana gelen üreme işlevi açıklanmakta, Ademden beri gelmiş tüm nesillerin genetik intikal ile yeni nesile aktarımı, “Bi Rabbinin” nereden-nasıl geldiği ifade edilmektedir. İnsanlar arasındaki bu üreme işlevi değişik zamanlarda olmasına rağmen, Rabbin indinde tüm anlar tek bir AN/GÜN gibi değerlendirildiğinden, kişilere değil oluşa açıklama getirdiğinden, yaşanan bu gerçek bu şekilde ayetleşmiştir.
Bu ayeti yanlış değerlendirenler; tüm insanların ruhlar alemi denilen bir yerden önceden ruhlarının yaratıldığı, daha sonra bu ruhun anne karnındaki bedene girdiği yanlış anlayışına kayıp, reankarnasyon inancına davetiye çıkarmışlardır. Bu ayette Kıyamet Gününü/kıyam edilen gün, beynin (“Bi Rabbin” izni ile) gelişiminin 120. günü ruhu üretmesi ile başlayan AN olduğu söylenebilir.
Bu varlığın ruhu/manası Ademden kendisine kadar gelen genetik mirasla şekillenecektir. Astrolojinin de beyin üzerindeki, ruhun/manasının oluşumu üzerindeki etkisini unutmamak gerekir. Astrolojik etkiler ile (gezegenler burçlar denilen alt yapılarından gönderdikleri kozmik ışınlar ile) bu genetik intikalden seçicilik görevini yerine getirirler, genetiğin oluşturduğu beyni şekillendirirler. İnsan şekillenen bu beyniyle, mana sureti olan bu ruhuyla yaşar, bu halden gafil olamaz. Çevresini bu yapısıyla, algılar, değerlendirir. Boşlukta/gaflette kalmaz, yaratışına dayanan izleyeceği bir yol vardır, bunun üzerine yaşar.(“Biz bundan gafil idik” demezler.)
Ayetteki sıra izlendiğinde; bel, zürriyet, genetik intikal ve sıra ruhun yaratılışına gelmektedir ki; varlık asıl ruhu ile kıyam eder, sonsuza kadar hayatına ruhla devam eder. Bundan dolayı ruh oluşmadan bebeği aldırmak günah ise de; ruhu oluştuktan sonra bebeği aldırmak cinayet hükmündedir. Çünkü; ruhu ile varlığı kıyam etmiş bir varlığı asla yok edemezsiniz, o sonsuza kadar yaşama hakkı kazanmıştır. Ruhen/manen İNSANca bir yaşam dileği ile…