- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
04.Ağustoz.2008 // Ülkü Özgür // ( pervaneyem@hotmail.com )
| 15-) KADIN, HİSLERİYLE HAREKET EDEN ; ERKEK, ÖZÜNDEKİ GERÇEKLE DAVRANIŞLARINI DÜZENLEYEN YARATIĞIN ADIDIR !. |
Kuran karanlıklardan insanı aydınlatan nurdur. Nur; idraktir, akıldır. Vahyin işlevi aklı tam kapasite ile kullanıma geçirmektir. Dinin özüdür ki ; akılları açsın ve aklı külle taşısın. O halde her kelimenin ruhu var, her sözün ruhu var. Maksat; nefs ve akıl olarak insanda varolan iki kuvveyi hakikatine kavuştursun. Şartlanmalardan, tabiattan, önyargılardan, adetlere dayalı fikirlerden kurtulmuş, “aklı evvel” e yüzünü çevirmiş olan “ dişil ve eril kuvvelerimiz” ; yaradılış amacı olan hilafetini özündeki salt gerçekte bulsun. |
“Allah insanı yeryüzünde halife olarak meydana getirmiştir.”…
Bizlerin amacı her şeyden Allah a yol bulabilmek.. Her şeyi değerlendirmek, her şeyi okumak, her şeyin ruhunu kavrayabilmek. Hilafet gereğini hakkıyla yaşayabilmek !..
Kadın-Erkek
Nefs-Akıl
Nefsi Küll-Aklı Küll
Dişil enerji-Eril enerji
Vs.
Şunun çok iyi bilinmesi gerekir ki ; erkekler eril, kadınlar dişil diye bir şey yoktur. Bütün eril ve dişil enerji dengelerini ya da dengesizlikleri bizler kendi içimizde yaşıyoruz. Yaşamımıza da öylece yansıtıyoruz.
Genel tanım olarak erkek girişken, harekete geçiricidir. Kadın ise yaratıcı, doğurgan, ortaya çıkartandır.
Evrendeki her şey dişil enerji ile yaratılıyor. Mikro nasılsa makro da öyledir. Atom nasılsa evren de öyledir. İnsan vücudu nasılsa kozmik vücut da öyledir. İnsan aklı nasılsa evrensel akıl da öyledir.
Rahmaniyet boyutunda esma üretimi yapılıyor her an ; ve mana okyanusu oluşuyor.
“Rahim” ismi ; ”Rahmet” ve “Rahman” mânâlarının kökenidir.. Yani Allah’a ait bütün esmânın üreticisidir.
Güneş bir ayna üzerine düştüğü zaman aynadaki akis öyle bir parlaklık kazanır ki onunla ateş bile yakılabilir.
İnsan ; “Aklı Evvel” olan özüne tam bir iman ile yöneldiği zaman …
ve kendini “Aklı Evvel “de bulduğu zaman ;
Kendindeki melekeleri düzgün çalışır hale getirip esmasının zuhura çıkışlarını kontrol altına alabilir, onlar üzerinde tasarruf edebilir ; B hakikatince...
Çünkü “Aklı Evvel” in ışığıyla kendini tanımaya başladığında o akıl ; aklı küll, o nefs ; nefsi küll olduğu gerçeğine erişmiştir.
Nefsindeki özellikleri kısıtlılıklardan kurtarmış, esmasına hakim duruma gelmiştir ; nefsi küll olan varlığını aklı küll ile seyreder şekilde…
Kayyumiyetiyle , kendinden kendine ; esma mertebesinde..
“Aklı küll” ve “nefsi küll” olarak kendi özelliklerini dilediği şekilde ortaya koyabilen Hakikati Muhammedi ; güneşin yaptığı aynı işi yapar.
Bunu ısı ve ışık üretmeye benzetebiliriz; aklı ile nefsindeki özelliklere nüfuz edip hayat vermek gibi...
Batınen “aklı evvel” dir. Zahir oluşu , esmasına ve sıfatına nazarı yönünden “İnsanı Kamil “ dir. “Hakikati Muhammedi” dir.
Data” yani “salt “bilgi” tüm anlam ve kavramların anası-aslı, fakat bir anlama bürünmemiş hâli, İlâhi ilmin ilk zuhurudur. Bu, ilk ve tek tecellidir.
Hayatın kaynağı olmasına işaretle, “RUH” veya “Ruh-u Â’zâm” adı verilmiştir. İhtiva ettiği ilmi ilâhi itibariyle “Akl-ı evvel” denilmiştir. “Allah önce aklı yarattı” işareti bu noktayadır.
“Melekût” boyutu, bu sanal seyir boyutunun varlığıdır!. Bu boyutun anlamları, evren içre evrenleri ve varlıklarını meydana getirirler; algılayana göre var olan bedenleriyle… “Aklı-ı kül ve nefsi kül” tanımlamaları buradaki iki özelliğe işaret eder. Burada, anlamlar belirginlik kazanmıştır evren içre evrenler sûretinde. “Esmâ mertebesi”nin tenezzülü ile bu boyut meydana gelmiştir. (A.H.)
Sadece akılla, ya da sadece duygularla hareket ediyorsak bizi vehme bağlı nefs yönetiyor demektir. Nerede ne yapıyoruz? Neye öfkeleniyoruz? Ya da hangi konularda mantıken kesin bu böyledir diyoruz?
Beynimizin çalışma tarzına bakarsak, sağ beyin sol beyin ayrımını görürüz. Sağ beyin kadın sol beyin erkek olarak tanımlanmıştır, ortaya koyduklarına göre.
Sağ beyin; sezgi, duygu, hissediş gibi özelliklerle bir şeyleri fark etmektir. Parçadan bütüne gitmez, rasgele işler. Çünkü duygular karmaşıktır. Vehim, hayaller, duygular, hissedişler… bunların hepsini de bütün olarak algılar. Bu yüzden dağınık çalışır. Duygu yoğunluğu hangi konuda ise dikkatini oraya verir. Yaratıcılık, heyecan, enerji vardır.
Bir işte yapılması gerekeni görüp yapmak yerine ;
“ Acaba o ne hisseder?.... Kızar mı?... Üzülür mü?.... Beni üzer mi, bana acı verir mi?... Mutlu edebilir miyim?.... İçimde bir sıkıntı var bir şey mi olacak?…Doğa ne kadar güzel!.. Kuşların cıvıltılarını duyabiliyor musun?....Kendimi öyle hafif hissediyorum ki sanki bulutların üstündeyim !... İçimden öyle geldi, öyle hissettim o yüzden öyle yaptım… “ gibi ifadeleri abartarak kullanır.
Sol beyin; parçadan bütüne gider. Parçaları çok net gördüğünden ve duygusallıklar üretmediğinden yapılması gerekeni yapar. Mantıklıdır. Zincirleme öğrenme becerilerini taşır. Kanıtlar arar. Sıralar. Kurallarını da aklından alır. Bilgiyi toplamak yüzünden birçok şeyi kaçırır. Çünkü topladığı bilgiye ruh verecek olan sağ beynidir.
Bunlar bir insanın iki yanıdır. Kesin bir ayrım yapamayız. Çünkü insanın konularına göre yani açılmış olan esmasına göre kendini geliştirdiği yanları olduğu gibi zayıf yanları da mevcuttur. Bazı konularda bu iki özelliği devreye sokup çok çabuk neticeye varabildiği halde bazı konularda takılabilir.
Kadın beyni ; şartlanma, değerler, aşırı duygusallıklar ve adetlerden kurtulup vehmi kontrol altına alabilirse, sağ beyindeki hissedişlere sol beynin aklını, mantığını katabilirse kendini tanıma yoluna girmiş olur. Vehmin nerede başlayıp nerede bittiğini ve zayıf yönlerini görebilir. Doğru yerde doğru fiiller yapar.
Aynen erkek beyni de ; aşırı somut olmayı ve kafasındaki kesin bu böyledir tarzı kısıtlamaları bırakıp ta sağ beynine önem verip sezgilerini geliştirebildiyse özündeki gerçek ile hareket edebilir.
Sağ ve sol beyin dengeli kullanılmalıdır. İnsana verilmiş en mühim iki güçtür bu.
Vehim mi , hissediş mi ?
duygusallık mı yoksa sezgi mi?
Ayrımını görebilmesi, sol beynini kullanıp durumun ne olduğunu akledebilmesi ile mümkündür.
Aynı şekilde aklını aşırı zincirleme sebep sonuçlar ya da adetlerden dolayı yaşadığı kilitlenmişliklerle tam ifade edemeyen kişi de ; duygusallıklarla davranıyordur. Yani aklını kullanımı şartlandığı duygulara bağlıdır.
Hissedişleriyle hareket eden insan birçok defa tekrarlayarak aynı deneyimden geçerek öğrenir. Çünkü kendini ifade edebilme konusunda zayıftır. Aklın yardım ve desteğine ihtiyacı vardır.
Sürekli neden nasıllardan sonuca gitmeye çalışan bir akıl ise ; nedenler arasında boğulabilir. Somut olaylar arasında dağılıp gidebilir. Öze yönelimi bile anlamsız, mantıksız bulabilir. Çünkü içselliğindeki hakiki güveni bulamayacak kadar çok nedeni vardır.
Sadece hissedişlere değer veren kişi ; kapıya ulaşıp kapının güzelliği karşısında vecde düşer, öylece kalır..
Sadece mantıkla bakan ise içeride ne olduğunu zincirleme tahmin edip durur..
Her ikisini de kapıdan geçirecek olan ise işin özüne yönelmektir. Ancak kadın ve erkek yönlerini cem edip, aslolanın her ikisi de olmadığını bilmek bir idraktir..Çünkü iki melekemiz de tek başına ne yapacağını bilemez..
Ne yapmalı?
İkisini birbirinde yok etmeli. Birleştirmeli, aşırılıkları törpülemeli..
İkisi de alt bilincin oyuncağı olmadan, daha da uzatıp durmadan…
Aklı, vehim ile mantıklı sebebler zincirinde yitirmeden…
Ya da böyle hissediyorum deyip duygusallıklarda boğulmadan ikisini birleştirebilmeli.
Yoksa ikisi de vehmin tutsağı olacak.
İkisi dansetmeli yaşamda aşırılıklarını atıp merkezde buluşarak.
Kimse sadece erkek ya da sadece kadın olamaz. Bizler bu iki enerjinin buluşma yeriyiz.
Özümüzün derinliğindedir tüm cevaplar. Kadın ve erkek olarak özümüzdeki gerçeğe iman ile hareket edebilir isek er kişi olarak yaşarız.
İman , aklı da duyguları da bastırır. Kişideki iman kavramı, imanı oluşturan güç hem aklın hem duyguların üstüne çıkar. Yani bir insan aklıyla A şıkkı doğru derken duyguları onu B şıkkına götürür; duygular akla üstün gelir. O anda iman gücü devreye girerse o duyguların üstüne çıkar. . Duyguların üstüne çıkar ve duyguları kontrol ederek aklın A şıkkını uygulamasını temin eder.
Sezgi; beynin, gelen dalgaları önceden algılamasıdır!.İnsanlar arası ilişkiler her ne kadar, maddeci bakışın tesiriyle dudaktan kulağa diye kabul edilirse de; gerçekte beyinden beyine şeklindedir!. Ve çoğu zaman bunu hisseder, farkedersiniz de, adlandıramazsınız; yeterli bilgi sahibi olmamanız dolayısıyla!
Ancak, akıl belli bir kemâle gelmişse, beş duyuya dayalı örnekleri alıp kendi bünyesinde değerlendirir ve buna dayalı bazı çalışmalar yapabilir... Bu arada altıncı, yedinci, sekizinci duyular durumunda olan sezgi veya sezginin ötesinde olan feâaset, veya ilham yolları ile gelen çeşitli bilgileri de bir potada eritip değerlendirir ve bunun çok üst neticelerini yaşar!..işte o zaman "akl-ı kül"e yaklaşmağa başlar. (A.H.)
Kadın ve erkeği sadece birleştirilmesi gereken iki ayrı yönümüz gibi de anlamayalım. İç içe çalışan melekelerdir bunlar..
İçgüdüleri, duyguları, genetik verileri ve şartlanmalarına dayalı olan aklına göre hareket eden insan, tasavvufa girip kendini tanıma yolunda çalışmalar yaptığı zaman sanki tüm esması üzerine ışık tutulmuş gibi değişmeye, güzelleşmeye başlar.
Güdüler ve duygular aşama kaydederek hissedişe, sezgiye ve ferasete dönüşür. İlhamlar almaya başlar. Durugörü, durusezi gibi yetenekler artar. Bütünü algıladığı zamanlar olur. Tek resimmiş gibi bütün yaşamı ya da esmayı değerlendirebilir.
Özündeki gerçek ile irade ederek, hissedişi ve aklı doğru kullanabilmeyi öğrenir. Hareketlerine bu sayede yön verir.
O yüzden ;
Her an Dost gerek bana…
Beni alıp benden çıkarmaya…
Alsın bu çok bilmiş aklımı özünde, kendinde eritsin...
Alsın bu hissedişlerde boğulmuş nefsimi, sadece kendiyle meşgul etsin...
Er kişi niyetine !..