- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
04.Ağustos.2008 // Ülkü Özgür // ( pervaneyem@hotmail.com )
| 16-) GERÇEĞİN YOLUNA ADIM ATANLAR, ŞEKLİN ÖTESİNE GEÇMEYİ BAŞARANLARDIR !.. |
İç ten dışa doğru bir seyri yakalayamamış birinin tek sorunu özüne güven eksikliğidir. İnandığı değere güveni olmadığı için ulu, yüce bir şekle sokar dışındakini.
Hıristiyanlıktaki İsa (AS) ya olan sevgi gibidir ; iç teki sonsuzluğun şekle girme hali...
Resulullah ı (SAV) anmak değil anlamak gerek !..
Üstad demişti ki ;
Kuran ı ruhuna göre okuyun. Resulullah ın anlattıklarını ruhuna göre çok yünlü düşünüp yorumlayın. Yaşamınızdaki olayları da öyle değerlendirin.
Umarım şekilde kalmayıp gerçeğe olabildiğince yaklaşabilenlerden olabiliriz.
Her şey geçicidir. Biçime sahip olan her şey mutlaka çözünmeye, yokolmaya mahkumdur. Her mana doğar ve ölür. Çünkü varoluş formunu ortaya koymuş, görünmüş ve kaybolmuştur.
Şekil sadece madde olan değildir ki..
Kavramlar, inançlar, tavırlar, duygular, düşünceler, fikirler, huylar, yani her esma şekildir.
Ve her şey birbirine göre varlık buluyor; şekli belirginleşiyor, bağımlılık ve taraftarlık enerjisiyle beslenip bütünden ayrılık oluşturuyor.
Gerçeğin taklitleri ortaya çıkmaya başladığı zaman ise maddeden bile daha kuvvetli, katı inanç ve fikir şekilleri oluşuyor. Kuvvetli, çünkü maddeye şeklini veren güçtür; taklitçi alt bilinç.
Rahimiyetimizden çıkan dalgaların titreşim frekansıyla bizim eşyayı okuyabilme kapasitemiz eşdeğerdedir.
Gerçeğin yolu derken; hissettiklerimizin yani titreşimleri algılayıp okuyabilme tarzımızın olabildiğince kendi öz noktamızdan olduğuna emin olmamız gerekir.
Bu eminliği sağlayan da imandır.
Gerçek olana yönelim şeklin ötesine geçirir.
İman ile gerçek öz boyutumuza yöneldiğimiz zaman şekilleri doğru okuruz.
Şekil dediğimiz şey çok yönlüdür.
Mana aleminin maddeye dönüşmeden evvelki hali de bir şekil olduğu gibi.
Hatta lahut alemi için tanımlayabilme anlamında yaptığımız tüm ifadelerimiz de şekil..
Şeklin ötesi gerçekse o zaman tek gerçek ; hiçlik, amaiyet, tezahür etmemiş olan vs. desek te yine ifade ediyoruz, biçim veriyoruz.
Umarım ki ifade, ardındakini versin.
Algıların da batınına yöneltsin ; ifade bile edilemeyen kısmına..
“Aşk nedir” diyorlar..
Mevlana; “ Ben ol da bil “ diyor.
O zaman diyoruz ki ;
Bir şeyi anlayabilmek için o şeyi ortaya koyan olmak gerek.
Her bir bilinç ; bir suret, bir şekil veriyor okurken, mana sureti oluşturuyor.
Noktasından seyrine uzanıyor.
Hz.Aişe diyor ;
Siz hiç Kuran okumuyor musunuz? O nun ahlakı Kuran ahlakıydı..
O evrenseldir.
Şekillerin ruhunu okuyandır.
Özünden irsal olan ; tebliğ ile yaşama geçirildiğinde yine şekle bürünüyor; ama yeni bir şekle..
Kim güzel bir çığır açarsa…
Resulullah(SAV) ahlakı güzel çığır açmaktır.
Ve her kim yeni ve takip edilen güzel bir şey ortaya koyarsa…
İnsan olan üretir.
Yeni ve güzel bir şey oraya koymak Resulullah(SAV) ahlakındandır.
Resulullah ın yaşamına ve yaptıklarına bakarız ; herhangi bir konuda yeni bir tavır ortaya koyuyor mu?
Eğer varsa o şekil ; sünnettir.
Sünnetullahın o günün şartlarındaki halidir.
Günün koşullarına göre ; sünnetullahın akışkanlığının ve işlerliğinin sağlanabilmesi Resulün, yenileyicinin işlevidir.
Resulullah ile çağdaş olalım.
O’ nla çağdaş olmak ; O’ nun gibi düşünebilmektir.
Şeklin ardına geçebilmek O’ nu sevmenin getirisidir.
Her şeyin ruhunu kavrayabilmek, tahkik ehli olabilmektir.
Beyaz iplikle siyah iplik birbirinden ayrılıncaya kadar yiyin, için... ayetini duyan sahabeden biri yastığının altına siyah iplik ve beyaz iplik koyup bu ayetle amel etmek istemiş.
Bunu duyan Resulullah efendimiz (SAV) ; Allah senin hayrını versin, ben de seni akıllı biri zannederdim demiştir.
Sahabede bile şekli olduğu gibi almak ya da sorgulamak gibi bir çatışma var.
Mesela ;
Hz.Aişe, Hz.Ali, Hz.Ömer gibileri oluşan taklitçiliğe karşı çok hassaslar, hadisleri, rivayetleri hemen sorguluyorlar.
Ebu Hureyre ise her şeyi olduğu gibi alıyor. Olduğu gibi hiçbirşey katmayıp sorgulamadan alıp yansıtmanın doğruluğuna inanıyor..
Bu durumda ; sahabe döneminde bile şekillere bürünen bilinç suretleri oluşuyor. Herkes kendi meşrebince anlıyor. Ve etraflarında guruplar oluşuyor bu anlayışların.
Resulullah ise merkezde.. Ve aşırıya kaçanları uyarıyor düzene sokuyor.
Sahabe birbiriyle karşılaşınca Asr Suresi ’ ni okurdu. Yani Asr Suresi ’ ni yaşarlardı. Bir araya geldiklerinde birbirlerine “Hakkı ve Sabrı” tavsiye ederlerdi. Yoksa kelime kelime okumak değil..Hakkı ve Sabrı tavsiye sünnetullah tır ; ilk nebi ve resullerden beri geçerlidir.
Bir konuda ne yapmamız gerektiğini Resulullah (SAV) bakışı ile kavrayabilmek sünnetullah’tır..
Resulullah ı görmek bir artı değer olsaydı Ebu Leheb’ in artı değeri olurdu.
Ruhunu okuma gayreti, eşyanın hakikat noktasına gidiş yolunda olanca çaba sarfetmek ; görmektir O’ nu !...
“En azından O şimdi burada olsa nasıl davranırdı, nasıl düşünürdü bu konuda?..” diyebilmek…
O’ nun gösterdiği bilgi ile özüne yönelip, özündeki Resul ile şekli deşifre etmektir yaşamda…
Konularına göre tepkilerimizin ne kadar O’ nunla ölçüşüp ölçüşmediğine bakalım.
Bize anlamayacağımız bir kitap, anlamayacağımız bir Resul neden irsal olunsun ki !..
“ Yaradan Rabbinin adıyla OKU !..”
İlk kelimeler bunlar…
Şeklin ötesine geçmenin yolu..
Kimi ise ; şekline bakıp beğenmez. “ Ben ateştenim ; Ondan üstünüm “ der..
Şekilde kalmanın yolu..
Hadis ;
Aşırı gidenler helak oldu..
Yaradılış gereği insanın merkezinde durabilmesi zor.
Çünkü belli özellikleri ortaya koyuyor. Meslekler, meşrepler, yetenekler hep bu sayede açığa çıkıyor.
Resulullah insana aslını, özünü, gerçeğini bildirmek için vardır. Şeklin, suretin, düşüncelerin üzerine çıkabilmek, risalet nuruyla aydınlanmış akıllar için geçerlidir.
“ Sen bu beden değilsin, sen bu kişilik te değilsin.”
Amaç; özümüzdeki kendi gerçeğimizi bilip, yaşamaktır.
Dışımızda gördüğümüz her şey bizden ya da kolektif bilinçten kaynaklandığı halde onları hayal olmaktan çıkarıp kişilik özelliklerimiz, fikirlerimiz, inançlarımız zannediyoruz.
Perdedir..
Kim olduğumuz ve gerçek amacımızın ortaya çıkışı madde yoğunluğundan çıkabilmek ve beş duyu dışında “semi ve basir “oluşun idrakiyle okuyabilmektir.
Diğer duyularımızı da aktif hale getirebilmektir.
Başka bir görüş, başka bir duyuş, başka bir biliş ve seziş..
Bütün bunlar için de zihnimizi boş gürültülerden temizlemek gerek ki berrak, sade, net olabilelim.
Özümüz gibi şeklimiz de saf ve temiz olsun.
Yapay olan, ayrılık fikirleri oluşturan yaşam tarzımızı değiştirmemiz gerekiyor.
“ B Hakikatince” biz yapacağız bunu.
Kesin karar verirsek, dışsal tüm kuvveleri de harekete geçirmiş oluruz.
Evren bizle işbirliğine geçer.
Özümüzle buluşmada, özümüz gibi davranmada herkes ve her şey bize yardım eder.
Herkesin gerçeği de değişik oluyor; boyutlar olduğu için.
Bir düzeyde ibadetlere aşırı yönelimin verdiği haz tek gerçek gibi görünür.
Kimileri eşyadaki, oluşumlardaki hikmetlerin nedenini niçinini araştırmanın gerçeğini bulmak olduğunu düşünür.
Kimi esma aleminin uçsuz bucaksız bütünlük olduğunu yaşamaya başlar ki bu da gerçeğe adım atmaktır.
Kimine göre ise esma mertebesi de tezahür etmiş olandır. Ve şekildir, surettir O na göre..
Hiçlenmiştir kendinde, özünde, gerçeğinde…
Tüm boyutları kuşatmış olarak bilincindeki hiçliktedir daim…
Şeklini terkeyle ki duy Dost sözünü
Zahir olan ne ki Rahimiyetinin ürünü
Hiçlikte cem etti kendiyle vuslatta
Gerçek sana senden yakın ev edna da
*******
Gerçek olanı perdesiz duyalım, görelim, bilelim..
Selam yaşamımız olsun..
.