Dostan Kalbe Yansıyanlar ( 15 )
Resmı Tıklayın Ülkü Özgür un özel sayfasında evelki yazılarını OKUyun

30.Ağustos.2008 // Ülkü Özgür //     ( pervaneyem@hotmail.com )

20-) BASİT KİŞİLERİN BASİTLİĞİNE, KENDİLERİNİ BİLEMEYİŞLERİ VESİLE OLMUŞTUR !..
 

Resulullah (SAV)’ ın ahlakından uzak olan biri, doğru yol kendisine gösterildiği halde görmek, duymak istemez. Bu da sıkıntı, bunalım, endişe, karamsarlık, tartışma, kavgacılık, yargılayıcılık, geçimsizlik, ikiyüzlülük, alaycılık,… gibi fiilleri ortaya koyarak  Kuran’ dan uzak bir hayat sürmesine yol açar. Mantığı karışıktır, duyguları karışıktır, yaşamı karışıktır. İçgüdüleri ve şartlanmaları ile refleks tepkiler içinde yaşarken, neyin ne olduğunu bilmediği için birçok deneyimi anlamlandıramaz ki idrak oluşsun.
İman edip kendini, hakikatini tanıma yoluna girdiğinde bakış açılarında değişiklikler olmaya başlar. Görür ki hemen hemen hep aynı şeyleri yaşıyor. Aynı şeyler acıtıyor, aynı şeyler sevindiriyor. Ve dikkat verir yaşam döngüsüne.


Olanların dıştan değil de içten vehmi yansımayla olduğunu zor yaşam deneyimleri öğretir. Aynı kalıplar kullanılıyordur. Suretler değişiyor ama mananın tadı aynı. Aynı acı ya da aynı haz.


Kendisini terkibi içinde hapsolmuş bulur. Ne yaparsa yapsın terkipsellik içindedir. Belli esmayı belli miktarda zincirleme deneyimler..


Duygusal karışıklık; kendini ifade edememeye, tanımlayamamaya, dışa da yanlış tanıtmaya yol açar. Neyin, ne zaman, nereden çıkıp ta korkuya dönüşeceğini bilmemenin girdabında sanki yok ediliyordur.


Genetik özelliklerimiz beynimizde astrolojik tesirlerle birleşerek bu terkipsel yapımızı oluşturmuştur. Daha sonra da sürekli yönlendirmeler nedeniyle öz yapımızdan ayrı düştük.
Allah’ a, özümüze ait sıfatları başkalarına yapıştırdık, korktuk, titredik..
Özümüzü görüp iman ettiğimiz Resul ‘e , İnsanı Kamil ‘ e değil de başkalarına hayran olduk dışsal tatmin arayışımızdan  dolayı.. Başkası kavramlarını kafamızda çoğalttıkça çoğalttık ..


Oysa O istediğini aziz eder, istediğini zelil eder..


Nerden eder?


Bizim verdiğimiz değerlerden eder.  Allah a ait güçleri, kuvveleri başkalarına, başka şeylere verirsek iki taraflı zulmetmiş oluruz. Hem Hakikatimize , hem esmamıza.. Esmamızı ilah ettik ; illaki Lat, Uzza mı olmalı adı ?  Hepsi burada, bizde..

Dışına bakmak insanın kolayına geldiği için kendini dışında arar. Sürekli benlik yapıcılar bulmakla meşguldür. Kendini eksik hissettiği için dıştan tamamlayacağını sanır. Gerçeği bulmak, kendini bilmek ; özdeşleşeceği şeyler bulmak değildir.

Kendini bulmak mutlak bütünlüğün  içinde kendini kaybedişin verdiği bilinçli mutluluktur..

Kendini bilince Rabbini bilirsin, yücelirsin …


İnsan öyle karmaşık yapı ki kendini tanımanın sonu yok. Çünkü derinliğine doğru çalışan bir mekanizma. Tanımaya, anlamaya başladığında sürekli çok daha içe, içselliğe ..


Her idrak yeni bir merakı uyandırır ve kendini tanıma yolundaki çalışmalar artar.


Kendimizi sürekli farkındalıkla içe yönelik araştırma ve gelişmede tutmak gerekiyor.


Hologram olan bilinçte kendimizi bulabilmek en önemli keşiftir. Biz hologramda kullandığımız esma ile görünüp kaybolan mana dalgalarıyız. Ayrıca her birimiz bütünüz ; hiçlenişimizin verdiği sonsuzlukta .


Ülkü Özgür
Öz merkezimize tam yönelim oluşmadan yapılmaya çalışılan tefekkürler de anlamsız kalır. İsabet ettirebilmek, bir şeyi tam kavrayabilmek zorlaşır. Ancak içten dışa doğru bir tefekkürle daha doğru neticelere varabiliriz.
Öz e yönelmekle vehimden, korkulardan, hayallerden basit ve maddeci düşünmekten arınmış olup o öz noktamızdan akışla gerçek tefekkür yapabiliriz.










İnsan için öz ışığının , terkip sınırından dolayı tam yansımadığını fark etmesi çok büyük acıdır. 


Fark ediyorsun var , fakat çıkmıyor.


Hapiste hissetmek gibi .


Terkiple sınırlı dünyada yapabildikleriyle mutlu olduğunu sanan, arkasına attığı şeyin, boşverdiğinin ;
 
İman ettiği  “ üst bilinci” , “ Hakiki Dostu” , “ Risalet nuru”  olduğunu unutarak yaşayan insan basit insandır.


Dünya çıkarları için, menfaatler için yaşam süregider. Dışa açılma, dışta daha fazlasına sahip olma isteği aslında özünün sınırsızlık arzusunu maddede aramaya çalışmaktır.  Asla dışta bulamayacağı özü..


Maddeyi duyularımız var gösteriyor. Aynı şekilde var diye kabul ettiğimiz bedenimiz de duyularımızın ürünü.


Aynı anda birkaç boyutu fark edip hepsinde bir arada yaşayabildiğimiz zamanlar olabiliyor. Derinliğimize yönelişimiz nisbetinde artıyor bu. Ya da irtibat kopukluğu nedeniyle bir konuda takılıp kalma yaşıyoruz.


Gönlü her türlü kirli düşünceden, olumsuzluktan olabildiğince arıtmak gerek ki içselliğimizin bize öğrettiklerini duyup görebilelim.  Üzerimizde fazlalık olan, yük olan ; “ kesin bu böyle olmalıdır..” şeklindeki dar ve basit yargıları bırakalım ki saf bir biliş olabilelim.


Esma terkibimizin derinliğine dikkatle nüfuz edebildiğimizde esma mertebesinin hologramik bütünlüğünde kendimizi bulabileceğiz.


Diyelim ki terkibimizdeki bazı özellikler görünür şekilde mevcut. Yaptıklarımızla belli olaylar birbirini tetikliyor ve acı veriyor.. Sürekli bir döngüde acı çeken biri acısını eninde sonunda fark eder . Yani üst bir bakışla görmeye başlar. Bilinç sıçraması olur. Fark ettiğimizde acıya verilen dikkat acıyı yok eder, acı nesnelerini de yok eder.  Dikkat etmek ışık vermektir o olumsuz duyguya. Dikkatin ışığında karanlık kalmaz. Nelerden dolayı acı çekildiğini görür, bilir ve onu üreteceği ortam ve şartları oluşturmaz olur bu idrak ile.


Fark eden Üst bilinç tir. O’ na yaşamımızda yer verdiğimiz oranda fark edişlerimiz artar.


Tut ki öldün !...


…deyip ; düğmeyi kapatmalı arasıra..


Derunumuzdaki boşluğa dağılmalı. Tüm varlık oluşturan kalıplarımızın hepsini o boşluğa atmalı. Bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm sınırlarımızdan kurtulmalı..


İnsan zamandan bağımsızdır, mekansızdır. Zevk, acı, kayıp, kazanç, ben şuyum, ben buyum lar, çeşitli özdeşleşmeler, doğum, ölüm hepsi geçicidir. Gerçeğe doğmak ise kendine doğmaktır. Kendi yok edilemez gerçeğine..


Öldük !..


Özünü tanıyıp bilen tasavvuf ehline ölüm lütuf gibi bir şeydir. O yüzden sürekli bu çalışmayı yaparlar. Çünkü gerçekten tam bir kavuşmadır ölümün idraki. Damlanın okyanusta damla olmadığını anlayıp okyanusun tümünü kendi hissetmesi gibidir. O enerjide kendini yitirmektir. O kadar canlı, o kadar yoğun ve o kadar muazzam . Salt bütün bir enerji , bütün bir aşk !..


Burası ceberut alemi , esma mertebesi .. ( yani enerji Allah değil !.. )


Esma mertebesi ile dilediğini yapan ?????


Melekut aleminden bakınca O’ nunla var tüm esma, suret giymiş, şekil almış, tek tek hissedilir olmuş manasıyla .. Her şeyin özündeki güç, kudret, bütünlük.. 


Kadir anımızın nüzulü O.. Urucumuzda karşılaştığımız şuurumuzun en genç hali, delikanlı olduğumuz zamanki gibi canlı , kuvvetli , berrak yaşam O...


Rabbimi genç bir delikanlı suretinde gördüm..(Hadis)


Mananın sureti !..  Kendinde hissedilir olması !..


Eğer ki biz dikkatimizi öz noktamızda toplarsak ;


esma mertebesinin bütünselliğini hisseder , tüm mevcudatın O İnsanı Kamilin  Zatında hiçlendiğini, eriyip yokolduğunu ve O Zat noktasından bakan bilincin yaşamının  esma seyri olduğunu biliriz ..


Kendini bilene en canlı, en gerçek olan “kendi hologramik sonsuzluğudur..”


Kendini bilen Rabbini bilir..


Birisine kendini anlat denildiğinde sıfatını ya da esma özelliklerini anlatır. Allah’ ı da esma ya da sıfatı ile bildiğimiz gibi. Ama aslında bütün bunlar da yoktur. Nüzul diye gördüğümüz alemlerin hepsi mecaz ve hayal.  O yüzden Zatiyyun oluş kendini bilemeyiştir. Basittir. Dilerse varsayar, dilerse yok..  Öyle bir derdi de yoktur ki !..


İnsan-ı Kamil olan, mükemmelliğin sadece Allah ta olduğunu görmüş , okumuş , aczini yaşamış ; “Bildim ki en yüce mertebe abd-ı aciz mertebesidir” demiştir..


Bir tarafta küfrün verdiği kendini bilemeyişin basitliği..


Diğer yanda Zatiyyunun unutmuşluğundaki, hiçlenişindeki basitlik .. Kendini nerden bilsin ki ; hiç varolmamış, hiç yaratmamış , hiç yaratılmamış , hiç ihtiyaç duymamış…


Kimine göre ise ;  


Gerçek değerler ; “ kim yaptı, neden yaptı, nasıl yaptı, neden geldi, kimden geldi, vs. vs.  …”   hikmet yurdu melekut alemi…


Kendini tanıma ve tanıyamama  ya da  tanımlayamama halleri…


Bazen Rabbimle aramda öyle anlar olur ki her şey silinir..(Hadis)


Hologram dalgalanır ;


Biz uruç ederiz özümüze , her halimizle, fiillerimizle, esmamızla, sıfatlarımızla titretiriz alemi sevgimizle ..


O İnsan-ı Kamil ‘in Rabbi  (Hakikati Muhammedi) nüzul eder bizde ;


 Siz beni zikredin, ben de sizi zikredeyim !..  Siz bana yürüyün , ben size koşayım !...


*****

Ülkü Özgür
Ruhumuzun derinliklerinde duyduğumuz hissettiğimiz ama her sefer zihinsel takıntılarla; geçmişteki anılar ve gelecekteki planlarımızla çok dolu olduğumuz için ertelediğimiz, kapattığımız içselliğimizin tam ve sürekli açık olması için dua edelim.








“Allahümmec’alliy fiy kalbiy nuran ve fiy sem’iy nuran ve fiy basariy nuran ve
an yemiyniy nuran ve an şimaliy nuran ve emamiy nuran ve halfiy nuran ve
fevkıy nuran ve tahtiy nuran vec’alliy nuran”


yani:


Allahım benim için, kalbimde, sem’imde ve basarımda NUR oluştur(ca’l?); sağımdan solumdan NUR ver, önüm’ü arkam’ı, üstüm’ü ve altım’ı NUR kıl; beni (külliyyen) NUR et(ca’l).


Kalbimiz, geçmişimiz, geleceğimiz, zahirimiz, batınımız tüm hücrelerimiz ışık olsun, idrak olsun.
Bilincin aydınlığı olsun.
Üst bilincimizin  görüşü ile, duyuşu ile Külli bir nur olsun ki daimi esma seyrinin sonsuzluğunda olalım ; yine O ‘ nun  Zat ‘ ı  ile ..


*****

Bil ki, vatan sevgisi îmândandır.. Gel dön vatanına!… Mekânsızlık otağına; DOST katına!…

“Can”la canlanmış olarak… “Rûh”la, ruhlanmış olarak…

Tanı kendini, aş bedenini; seviyorsan özün olan “Ben”ini..

Uzayı tanı, uzayı bil!.

Uzaydır, Rahim; uzaydır Halîm; uzaydır Kerîm, uzaydır Azîm!.

Yansıdı aynaya, uzay koydu, adını; yarattı mahlûkatı, “adı”yla ayrı koydu varlığını…

Gel dostum, urûc eyle… Yaşamını mi’râc eyle…

Salât eyle, selâm eyle; salât ile rahmet eyle!.

Gayzer oldu Celâliyle, pınar oldu Cemâliyle; okyanustan Kemâliyle, ilmi irfân saçtı bize!.

Değerlendirmezsek bu nimeti; aldığımız bu nefesi; dünyamızın tüm ziyneti, yarın hepten vebal bize!.

Gelin canlar, “cân” olalım… Hak’ta, hâk olalım!. Varlığımızı uzaya salıp; deryada bir dalga olalım!.

Sevelim, sevilelim; sevindirip, bölüşelim; yaşam O’nun içindir, her dem O’nunla seyredelim!.

Kin tutma, ardından konuşma; hakkın olmayana el uzatma; yaban gözle bakıp ta, özünün-uzayın gazâbını alma!.

Beden sanma boyutunu; gökte sanma konutunu; “sen” mekânsız varlıksın, çıkar artık, poturunu!

Rasûl gelmiş uzayından; haber verir Yâr’ından; dersin, bana dünya gerek, neyleyeyim ben o Yâr’ı …

Bak dostum, bunca sözün kısası…

Hep, gönüller BİR olası…

Uzay bağı, HAK bahçesi!…

Erenleri, gül goncası!.

Sanma uzay gayrıdır!… Hak ayrıdır, Uzay gayrıdır!… Sen seni bilmezsen, HAK, zannında ayrıdır!.

Bil ki sözün amacı…

TEK’liği bilmeyen; RASÛL’e kulak vermeyen; Kur’ân'a yönelmeyen, “uzay” nedir bilesi değil!. 

(Ahmed Hulusi)