- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
08.Eylül.2008 // Ülkü Özgür // ( pervaneyem@hotmail.com )
| 21-) PİŞMANLIĞIN ACILIĞINI TATMAK İSTEMİYORSANIZ , HEMEN ELİNİZDEKİLERİ DEĞERLENDİRMESİNİ ÖĞRENİNİZ !.. |
İçinde bulunduğumuz “yenilenme” döneminde insanlık, eskiye oranla daha hızlı tekamül ediyor. İnsanlar kendilerindeki daha derin yaşamı ve boyutsallıkları bilimsel ya da ruhsal yolla ararken, farkındalık düzeylerini ve algılarını da arttırıyorlar. Bir şeyi anlamak bir ömür sürmüyor, bilinçli tevbe ve değişim dönüşümle hızla gerçekleşiyor.
Zaman zaman maddi manevi acı ve sıkıntılarla karşılaşmışızdır. Pişmanlıklara düşmüşüzdür. Ve çoğu kere geri dönüş ve telafi olanağı da yoktur.
Tasavvuf “emmare nefs” ’i dikkate bile almaz. Hiçbir farkındalığı olmayan bilinç halidir. Gördükleri kadar düşünen, bedenî zevk ve menfaatler peşinde koşan, önce ben diyen insanın bulunduğu durum.
Tasavvuf “levm eden nefs” ile başlar. Çünkü levm ettiği an farkındalığa adım atmıştır insan.
Kendinin bu beden olmadığını, ölüm ötesi yaşamın süregideceğini idrâk; ve buna karşın ilminin gereği gibi hakkını verememe, buna dönük bir yaşam biçimine girememe dolayısıyla kişide meydana gelen pişmanlıklar...
İnsanlar genelde tehlikeli bir durumla karşılaştıklarında hızla düşünmeye başlarlar. Nelerden dolayı başına bunun geldiğini, yaptığı yanlışları bir bir hafızasından geçirir.
Kıyamet (ölüm) Günü’ne (B sırrınca) kasem ederim,(75-1)
Ve (Bi-) Nefs-i Levvame’ye (sonsuz-sınırsızlığa, evrenselliğe, hakikata yönelmek ve kendini tanımak için ilk başlangıç bilinç hali; kendini levmeden-sorgulayan nefs’e) kasem ederim!. (75-2)
Kıyamet gününün dehşetini görmüş gibi halinin olması gerekenden çok uzak olduğunu fark eden insan; kendini, yaşamını sorgular ve gerçeğini yaşayamamanın acısını tadar.
Bu bir sürecin başlangıcıdır ki; tüm boyutsal yanlarıyla emanet diye nitelenen ömrümüzü her an farkındalıkla hakiki sahibine vermeyi kendimize kabul ettirene
kadar uzar gider ..
Ey İnsanlar !..
Ölmeden evvel sizi yaradan için tevbe yoluna giriniz..(Hadis)
Pişmanlık içindeki insan yanlış fiillerini düzeltebileceği ortam ve şartları da üretir. Ama yeter ki fark etsin ve değerlendirebilsin. Daha doğrusu pişmanlığın bir tevbe olduğunu görsün de artık yeni bir hayata geçsin, yenilensin diye. Pişmanlık ateşiyle yanlışlar yanar, biter. İnsan cehennemden çıkmış gibi huzur duyar ve tüm dünyası değişir.
Tevbe; Yaşadıklarının yanlış olduğunun farkındalığının getirdiği pişmanlık sonucudur.. Acısı ise bunu hissetmenin şiddetidir. Ve belki de bu acının yoğunluğunun çokluğu kadardır insanın farkındalığı ve dönüşüme geçmesi..
Ani bir uyanış gibi ..
Değerlendirme mekanizması işlerliğe sokulmuştur artık.
Tevbe ya da pişmanlık Allah ile arana soktuğun her şeydir. Neyi Allah a ortak koştu isen o mutlaka acı verecektir. İster burada olsun, ister ahirette . İster düşüncede olsun, ister fiilde..
Çünkü ;
"Ey insanoğlu!. Seni ben kendim için var etmişken, sen nelerle meşgul oluyorsun, nelerle vaktini geçiriyorsun?."
Asıl varlığımızla uyumlu yaşamadığımız sürece amaçlarımız ne kadar güzel de olsa dışsallıkla tanımlı olduğu için ve beklentisi dışarıdan olduğu için bu bizi acıya götürecektir. Pişmanlığa sürükleyecektir.
İmanlı bir insan ; sıkıntılara da düşse, acılar da çekse, bilerek ya da bilmeyerek hatalar da işlese tevekküllü davranabilir. Pişmanlık ; yapılan hataların elden geldiğince düzeltilmesi ve tekrarlanmaması yolundadır. Uzun süreçli pişmanlıklar olmaz imanlı kişide. Zincirleme olumsuzluklar oluşturmaz.. Vehim ve vesveseyi bir yerden sonra inancının ağır basması ile bırakır ve yoluna devam eder.
Yaşamın neler getireceğini bilemiyoruz. Ama “an” ımız ; “sonraki an” ımızı oluşturuyor. Ve tek bir an var. Tek bir “an” a , tek bir “noktaya” sığmış; her şey dediğimiz. Fıtraten başka türlü davranabilme imkanımız yok.
Ama demiş ya Resulullah (SAV) ;
Siz çalışınız, herkes ne için yaratıldı ise, onun için hazırlandırılır!..
Beklentisiz, huzur içinde ve akleden bir bilinçle “an” ın güzelliğini ve sonsuzluğunu okuyalım ruhumuzla. Küçük hesapları bırakalım. Kendimizi korkusuzca teslim edelim O’ na. Çünkü O bizi bizden iyi bilir. Biz öyle şeyler isteriz ki hayr mı şer mi bilemeyiz. O yüzden en hayırlısı ne ise o olsun hepimiz için.
*******
"-Yâ Gavs, kim benden gayrıyla meşgul olursa, sahibi ateş olur kıyâmette."
Hemen bir hadîs-i şerîfi hatırlayalım:
"Ölen her kişi pişmanlık duyar. Cennetlikler, keşke daha yapsaydık, diyerek; cehennemlikler de yapmadıklarından dolayı"
Konuyu bu açıdan incelersek, görürüz ki, herkes, ya yapmayıp terkettiklerinden dolayı pişmanlık duyacaktır veya terkettikleri yüzünden!..
Ya da yeterli nisbette çalışmamasından dolayı!..
Bütün bunlara ilâveten bir de Allah'ı bilmemenin, bulmamanın ve erememenin getireceği pişmanlık vardır ki bunun üzüntüsünün haddi hesabı olmaz.
Ölümötesi yaşama intikâl etmiş bir kişi için, "vuslâta ermeden gitmenin" getireceği eksiklik kadar büyük ve korkunç bir eksiklik düşünülemez. Bunun çok minyatürize edilmiş misâlini vermek gerekir ise, şöyle bir benzetmeden sözedebiliriz:
Bir hapishanedeki en zavallı ve eziyet gören mahkûmu düşünün, bir de yeryüzündeki tüm insanlara ve mahlûkata hükmeden insanı düşünün.
Biri, kendi hakikatından mahrum kişinin hâlidir, diğeri de Allah'a ermiş kişinin hâli. Hiç mukayese edilebilir mi..?
(A.Hulusi)
******
DEĞERLENDİREBİLMEK ;
Ey iman edenler!... Eğer Allah’dan ittika ederseniz (fıtri ahdinize ve Rasûlullah ile ulaşanlara hiyanet etmezseniz), sizin için Furkan (Hak ile batılı temyiz aklı, keşfi ilim) oluşturur, kötülüklerinizi (beşeri birimsellik özelliklerinizi) keffaretler ve sizi mağfiret (setr) eder (Hakk zahir)... Allah, Zül’Fadlil Azıym’dir.(Enfal-29)
Ramazan ayı ki, insanlar için bir hidayet rehberi, HUDA (hakikata, tekliğe ait ilim) ve FURKAN (fark’a, tafsile ait ilim)’dan da beyyineler (apaçık ayetler, deliller) olarak şu Kurân, o vakt içinde inzal edildi...(Bakara 185)
Ramazan “yanmak” anlamındadır.
Ramazan’da içselliğe daha fazla yönelimle hissedilen yanma yada sıkma, yapılan yoğun ibadetlerle artar.
Oruçlu olduğumuz zamanda beyin daha hızlı çalıştığı için düşündüklerimizin sistemde yaptığı etki de o nispetle artar. Açığa çıkacak esma daha hızlı ve kuvvetli şekilde tezahür eder. Daha fazla nöron ateşlenir ve daha fazla beyin hücresi programlanır.
“Kur’an’ın Furkan oluşu” , istidat ve kabiliyetlere göre açılım gösterir.
“Ölçme ve değerlendirme bilinci” kazandırması demektir. Furkan müminlerde olan bir özelliktir.
Yani ayırt etme.
“Doğrunun yanlıştan kesin çizgiyle ayrılması,”
“Benzerler arasından gerçeğin seçilmesi,”
“İçerikleri ayırt edebilen bir bilişin kazanılması”… gibi tarif edilebilir.
Bütün bunlar “özümüze dönmekle basiretimizde oluşan açılımla” mümkündür.
Resul çıkar ve bazı gerçekleri bildirir. O’ na iman eder ve değerlendirirsin. Sonra da bu iman nimetinin hakkını vermek, şükrünü yapmak için bu yolda çalışırsın. Böylece değerlendirebilme mekanizman daha çok keskinleşir. Daha iyi duyup daha iyi görebilmeye başlarsın.
Amaç bu dünya ortamında bulunurken gerçek gücümüzün aslında bizde olduğunu ve bunu “B gerçeğince” değerlendirebilmeyi öğrenmektir.
“Mü'minin firâseti karşısında titreyin; zira o bakarken Allah'ın nûruyla bakar.” (Hadis)
Firaset ;
“düşünerek anlamak ve bakmak”
“keşfetme, sezme ve ileri görüşlülük”
“hadiselere ve eşyaya iman nuruyla bakmak, perde arkasındaki gerçekleri görüp hissedebilmek”
“diğer varlık ve olayların iç yüzünü keşfetme, gelecek hakkında doğru tahminlerde bulunma melekesi”
Ne hâl ile yaşarsanız, o hâl ile ölürsünüz; ve ne hâl üzere ölürseniz, o hal üzere bâ's olursunuz; ve o hâl üzere haşrolursunuz!. (Hadis)
Bu dünyada imanımızla açığa çıkartabildiğimiz belli özelliklerimizle cennet gibi bir farkındalıkla yaşayabiliyorsak ; değerlendirebilme mekanizmasını kullanıp kullanmadığımıza bir göstergedir..
Bir yanımız kalbimizde durmalı,
“B” noktası misali ; Dost yüzünde..
“B” sır değil “hakikat” olmalı bize
O cemalullah aktığı için kaseye..
İkiye böldük kendimizi.
Esfeli safilin denen aşağıların aşağısında acı içinde yaşayan ve alayı illiyyine çıkarak sonsuz boyutsallığını değerlendirebilme potansiyeline sahip insan olarak.
Ulvi ve süfli olduk.
Kilitledik aslımızı, duvarlar ördük, maskeler taktık.
Kendimiz yarattık yapay direnç kalıplarını. Direnip saklayıp ya da saklanıp sonra acı çektik pişmanlıkla.
Oysa gerçek olan basitti, doğaldı.
Özümüz o duvarların içinde gerçek sevgi ile gelişen değerlendiriciliğin zirvelerine çıkmak için bekliyor.
Dinmeyen bir sızı oluyor ; hasretle, pişmanlıkla kanayan..
Ben buradayım, hep sendeyim derken derinden..
Yaşamımıza katılmak istiyor. “B gerçeği” ile her anımızı mutluluğa dönüştürmek istiyor. Mutluluk özümüzden seslenen o seste.
Mucize de O.
Değerlendirip yaşamamız gereken tek şey de O.
Her şey O.
Bir ömür peşinde koşup çığlık çığlığa istediğimiz O.
İçimizdeki..
Olağanüstü bir son beklentisini, zirve mutluluk halini, kavuşma halini her an a yayabilmek.
Bu mümkün !..
İstediğiniz şey ne ise O’ nu yaşıyormuş farzedin ki gerçek olsun derler.
O yüzden işte ben her an seninleyim.
O yüzden işte senle konuşuyorum.
O yüzden işte her şey Sen.
O yüzden işte Ben Senim.
O yüzden işte seni seviyorum..
Pişmanlık acısını tatmadan, kalbimizdeki Dost ışığıyla oluşan farkındalık nimetini değerlendirebilenlerden olabilmek ümidiyle...