Dostan Kalbe Yansıyanlar ( 19 )

07.Ekim.2008 // Ülkü Özgür //     ( pervaneyem@hotmail.com )

24-) ZAMANIN ÖTESİNE GEÇEBİLENLERİN İKİ ÖZELLİKLERİ OLUR; İLİM VE VERİCİLİK !..
 

Resmı Tıklayın Ülkü Özgür un özel sayfasında evelki yazılarını OKUyun

Zaman; "göresel"  bir şeydir. Kişinin yapısına göre ağır geçen ve hızlı geçen saatler vardır. İnsan; boyutuna göre, haline göre, mertebesine göre algılar zamanı.

Gerçek zaman, bizim “şu an” daki deneyimimizdir. Güneşin, ayın hareketlerini kontrol edemeyiz, saati de kontrol edemeyiz, fakat kendi deneyimlerimizi kontrol edebiliriz.

Kendimizi içinde bulduğumuz olaylar “nokta”mızdan dışa doğru yayılmış, zuhura çıkmıştır. O konu her ne ise onunla ilgili fikir, bilgi, düşünce bilincimizde mevcuttur , noktamızda mevcuttur.


Bilinç yapımız; karşılaştığımız olaylardaki ve ilişkilerdeki düşüncelerimiz ve yaptıklarımızdır. “Bilincinin düzeyini öğrenmek istiyorsan fiillerine bak..” derler. Davranış biçimlerimiz ve ortaya koyduğumuz tavırlarla şekillendirdiğimiz bir bilinç.. Eğer ki biz; o an için konu her ne ise, dikkatimizi tam olarak o deneyimlediğimiz bölüme verirsek olayı bir bütün olarak ele almış oluruz.

Noktamıza, yani üstadımıza ya da büyüklerimize rabt oluşumuzun bizde yaptığı farkındalıkla; herhangi bir konuya yöneldiğimizde “zaman” hükmünü yitirir. Yaptığımız işin kalitesi artar. O işte ve o oluşta kendi birimliliğimizi yitiririz. Sadece yaptığımız iş kalır ki; o da ancak “farkındalığımızın ışığı” ile “sır” hükmünden çıkıp “B-ismi-Allah-rahman-rahim” ile yapılan iş olur.

Daha önceleri rasgele yaşadığımız için bize “sır” olan, “B Hakikati” kafamızdaki “şekli tahayyüller” den çıkıp  “AN Farkındalığıyla” hakkını bulmuş olur; efalimizde, esmamızda, sıfatımızda, Zatımızda..

Tüm boyutsallığımızla  AN  da ..

Bütünsel bir “sünnetullah” la yaşamda kolayca akabilmek varken ; -“noktamızdan uzaklığımızdan dolayı”- enerjiyi maddeleştirmişiz, bölmüşüz, ayırmışız, zamana ve mekana sokmuşuz. 


Meselâ sonsuz büyüklükteki bir çölde, başı ve sonu görülmeyecek kadar uzunluktaki bir kervanın ortasında yürüyorsunuz... Gördüğünüz bildiğiniz yerler sadece görüş sahanız kadar olan bir kaç metrelik sahadır...
Şimdi  sizin için belirli bir zaman biriminde, yâni bir saat içinde gördüğünüz yer, o zaman geçtikten ve siz o kadar yürüdükten sonra;  "geçmiş" olacak yani mâzi olacak ve o anda içine girdiği saha da "hâl" olacaktır, az önce "gelecek" iken sizin için...
Keza arkanızdan gelen için de, sizin bulunduğunuz yer "gelecek"; kendi bulunduğu yer de "yaşanan an" olacaktır ki, halbuki orası sizin için "geçmiş"tir...
İşte böyleyken hâl, giden bir helikopter sizi alıp bulunduğunuz yerden ve dikey olarak yükselmeye başlasa  ne olur?..
Eskiden bir saatlik süre içinde gördüğünüz bir kaç yüz metrelik saha "yaşanan an" iken, şimdi yükselmeniz oranında görebildiğiniz yer "yaşanan an" sınırı içine girer; ve "geçmiş" ile "gelecek" küçülmeye başlar; "yaşanan an" dâimi olarak genişlerken...
Nihâyet sizin için çıkabilmek mümkün olsa, öyle bir noktaya erersiniz ki, sonsuz büyüklükte ki çölde, sonsuz uzunluktaki kervanı tamamıyla görebilirsiniz...
Yani kervan ehli için "mekân"-"zaman" mevcut iken; artık siz bu kısıtlamadan kurtulursunuz!.. Yükselişiniz, sizi bu kayıttan kurtarmıştır.. (A.H)


Büyüklerimiz, üstadlarımız konuyu bütün halde ve baştan sona görür. Geçmiş takıntıları, gelecek beklentileri olmadığı için. Tek noktada sabittir ve orada hiçlenmiştir; “Hakikati Muhammedi noktası”. Veli “an” ın çocuğudur, ve her şey tek bir anda mevcuttur.


Bize ne faydası var?

Özümüz dediğimiz, noktamız dediğimiz büyüklerimize yönelebildiğimiz nispette onların “titreşim hızına” ulaşabiliriz.
Bu sayede fiillerimizde ve düşüncelerimizde oluşan farkındalıkla ;
“Zati ilim” den zuhur bulan “hal ilmi” ile O’ nlardaki bütünsel enerjiyle uyumlanabilmenin zevkini yaşarız.
Zaman kavramı kalkar, mekan da biter ve sadece O’ nunla olmanın mutluluğu kalır.


İlim budur.

Allah indinden, ledününden doğan ilim.

Sözel, fikri, düşünsel ve çeşitli alanlara dağılmış çeşitli ilimler hep bu tek ilimle hayat bulur.

Biz ne kadar an içinde bilinçli olabilirsek;

Hem bu “an”ımızı hem de gelecek “an” ımızı cennete çevirebiliriz. Cennette zaman kavramı yoktur. Vehim den kurtulabildiğimiz oranda gerçekleri idrak edip nur bedenli varlıklar olup kendimizi beden ve madde kaydından çıkartabiliriz. Zamandan arıtabiliriz.

AN da yaşayabilmek demek ; “Öz noktamıza” odaklanmak demektir.

Bir Tek’ in içine tüm ışığı akıttığımızda ışık hızına erişmemiz mümkün olur.

O farkındalık ve idrak hali içinde kendimizi kuş gibi hafif, madde kaydından uzak hissederiz.
Öz’ de yaşayıp, düşüncemize hakim olabildiğimiz ölçüde cennet olacak yaşamımız. Çünkü duygulara ve duyguların getirilerine yani maddeye, madde sanısına düşmemiş olacağız. 

Zamandan bağımsız olacağız.

Cennette zaman olmadığı için, zamana son verdiğimiz için yaşlanmayacağız.

“İşte benim cennetim bu !..” diyebileceğimiz bir sonsuz ve sınırsız güzelliği tek bir noktada görebilmiş ve O’ nu ömrümüze yayabilmiş isek.. 

Dost vechinde Cemalullah seyrinde isek..


Rasûlullâh (salla’llâhu aleyhi ve selem) :

 -Ademoğlu DEHR’e sövüyor. Şüphesiz ki DEHR BENİM! Gece ve gündüzü değiştiren benim.

 "-İnsanoğlu bana eziyet eder! Ey kahpe dehr (zaman), der. Kimse, Ey kahpe DEHR, demesin. Şüphesiz ki BEN DEHR’im!. Geceyi gündüze çevirenim".


Zati ilimdir bu.
Dönüşümleri fark etmek, sistemi okumak ..
Kendiliğinden; sevgiden oluşan, sevgiyle akan bir ilim.
Nokta’ sına olan sevginin şiddetinden “hal” olarak yayılan bir ilim.
Nokta’dan esma terkiplerine…  Esma terkiplerinden noktaya .. Dönüşüm ve sürekli vermek eylemi, vermek zuhuru.. her şeyi noktaya verebilmek. Sonra Nokta’nın rahmetle rahimiyetle taşması; aşktan, aşkınlıktan, sevginin sıcaklığından…


“Tek bir AN da gördüğü DOST” ta zaman kavramını yitirmenin hali ; vericilik...

Öz üne aşk ile koşanın  “kendini ifnası” ; vericilik..

Öz den farkındalıkla çıkanın “B Hakikati”, “beka”sı ; vericilik..


Nerede ne yapacağını bilmektir, vericilik; özünden gelir şekilde, irtibatı kuvvetinde.  İlminin  kudretiyle..

Kendini ancak özdeşleştirdiğin mahalle bilirsin.

“Noktan” daki sır “nokta” daki gerçek olur ki; hazırdır, huzurdadır .

“An” da, “öz” de birliği duymanın, zuhuru ; hayatın her bölümüne yayabildiğimiz birliktir bu, şükrümüzdür.

Birilerine bir şeyler vermek ya da gidip birilerine ilim öğretmek gibi değil, halden hale bir geçişle ve aktarımla.

Halini verebilmekle.

Kendiliğinden.

Sevgiden.

İlmimiz bilincimizdir bizim.

Ortaya koyduğumuz fiillerimizdir bilincimiz bizim.

İlmimiz fiillerimizdeki cennet letafetidir bizim.

Özümüz olan Dost ’ a yönelişimizle basiretimiz ne kadar keskinleşirse, tefekkür mekanizmamız ne kadar geniş görebilirse “an” da olacağız. Çünkü  yaşamımızdaki olaylarda vehim  işin içine katılmayacak ve bu sayede hem hızlı düşünüp yapılması gerekeni kavrayacak, hem de öz noktamızda her an sabit olabileceğiz.  Beyin  işlevini daha sağlıklı yapabilecek.

Bizim için hiçbir yarar sağlamayan faaliyetleri bırakıp Allah’a ve Resulü’ne endeksli bir yaşam oluşturabilirsek bu uyumun zerafetini ve bütünün zevkini tadabiliriz.

Kendimizden ne kadarını Allah için ayırdık?

Ne kadarını veriyoruz?

Ne veriyoruz ki ne bekliyoruz?

Allah’a ve Resulü’ne teslimiyetin yansımasıdır ; Hak’tan Halk’a veriş. 

Kendini sevdiğine vermenin bilincinde yaşayan kulun zuhurdaki hali olur; vericilik.

Tek bir an’ın kazanımı olan bütünsellikteki işlerlik.

Allah Dostlarının nazarını bir an için dahi almak yeterlidir derler. Çünkü onlar Gönül ile bakar. Gönül’ den bakar.

Zamansız mekansız bir noktadan ..


Ah !..
Gönül bir nazar fırlattı bana
Kim var ki mestiyle aşık olmaya
Beni bir AN sensiz koyma
Sır ol cihanda ey can !..
Ne haddine aşkını saçmaya ..
Hu !...
(1998)


Aslında en basit, en kolay olanı yapmak; sünnetullah ile yaşamak. Benliğinden sıyrılıp sürekli “Hay” olan a katılmak.

Bilinçli teslimiyet .

Eğer ki bunu yaparsak;
Bizdeki her şeyi bu yolda, tek noktada, tek konuda toplarsak, efalimizle, esmamızla, sıfatımızla sevdiğimize uruç edebilirsek; ilmimiz hal olur, halimiz ilim olur.

Şimdimiz sonramızı oluşturuyorsa en önemli şey şimdi yi kaçırmayıp tüm varlığımızla burada olabilmektir.

O Dost’u gördüğümüz tek AN da, tek ömürdeki tek AN da tüm boyutsallığıyla ALLAH ’ta.

Zaman demek; geçmişten ders almak, aynı hataları tekrarlamamaktır. Gelecekten ümitli olmak ama şimdi de yaşadığını unutmamaktır. Yeni hayallere, yeni beklentilere zaman ayırmamaktır. Vehmin şişirdiği balonlar öz noktamızdan sapma belirtileridir; konu her ne olursa olsun ..

Çünkü ;
Allah’tan geldik, Allah’a gidiyoruz..
Hatalarından dolayı eleştiriler ve suçluluk duyguları arasında gidip gelen insan ilmini kullanamıyor demektir. Geçmişi uzatıp zamana yaymak kendini bilemeyiştir.


Aldığın her nefes dünün yarına dönüşüdür
Ve bu sonsuza dek devam eder...
Mârifet; dünü yarına döndürürken, dünü yarına taşımamaktır ...(A.H)


Cemalullah daimi seyrimiz ve cennet yaşamımız olsun..


İlla Huuu !..