Dostan Kalbe Yansıyanlar ( 20 )

16.Ekim.2008 // Ülkü Özgür //     ( pervaneyem@hotmail.com )

25-)  ANLAYAMADIĞIMI  ANLAMAMAKTAN, RABBIMA  SIĞINIRIM !.
 

Resmı Tıklayın Ülkü Özgür un özel sayfasında evelki yazılarını OKUyun

Anlamadığını anlamamak üzere kurulmuş bir alem. Tüm boyutsallıklarıyla, göresellikleriyle anlamadığını anlamamak üzere oluşmuş; dünya hayatı. Anlamadığını anlamayanların illüzyonu.
Rabbine sığınmanın neticesi ise ; “anlayış ötesi..” 


Bilin ki  dünya hayatı ancak bir oyun  bir eğlence  bir süs  aranızda karşılıklı bir övünme  çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki  bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap veya Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı  aldanış metaından başka bir şey değildir. (Hadid/20)


İnsanın içinde büyüdüğü aileden ve toplumdan aldığı şartlanmalar bir kişilik yapısı meydana getirir. Böylece önyargılarla, düşüncelerle, fikirlerle günlük hayattaki tercihlerimiz oluşur. Her öğrenilen yeni bilgi hiç boşaltılmamış bir zihne yüklendiğinde ; farklı farklı anlama halleri olur. Göresellikler .. Yani anlayışsızlıklar..


Egosu güçlü olan biri ;  “ben ne çok şey biliyorum” diye etrafta hava atarak dolaşırken, bir diğeri  “ben bu ilmi nasıl değerlendirebilirim?..”  çabasında .. “Amaç nedir ? ”   “ İstenen nedir benden ? ”   soruları üzerinde durup, Rabbi  ile sürekli kendini gözlemde .. 


Neye aşırılık kattı isek, o konuyu aslında anlamadığımız için bu kadar üstünde duruyoruz. Ve yine aşırı görünen her yanımız bize gösterilen ; en anlamadığımız..   Anladım sandığımız.
 
Kendindeki esmayı, ilim rızkını ne yönde kullanacağını belirleyecek bir akıl gerekir ki kontrol oluşsun. Kayıtlara bulanmaktan çıkılıp sistem okunabilsin. Bilgi verilebilir, bilgi alınabilir ama bunu değerlendirecek, sentez yapabilecek ve fiil ortaya koyabilecek olan bizim anlayışımız ve ne yönde kullandığımızdır.


Bilgiler egoyu güçlendirdi ise ne kadar çok şey bilirse bilsin o kişinin anlayışı kıttır. Kalıplı, kısıtlı, etiketlerini çoğaltmaya endeksli olan yaşamına eklentiler yapmıştır, o kadar.. Anladım der ama anlamadığını da anlamamıştır. Nerede neyi anlamadığını bile görememektedir. Çünkü üst üste giyinmiştir bilgileri. Sonunda,  “Yaaa  öyle miymiş  ..”  deyip geçiştirip, yolunuza devam edersiniz sessizce  ..


Bitmeyen anlayışsızlıklar ve gayretle elde edilen bitmeyen anlar olabilme durumlarının sıkıntıları kırılma noktasına geldiğinde ;


“Hayy”  dan gelen “Huu”  ya gider ..  


Ve oyun biter ..


********

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve selem):

"Her doğan çocuk, İslam fıtratı üzere doğar, anne babaları onları ya Yahudi, ya Hıristiyan veya Mecusi yapar." buyurmaktadır.

 İslam fıtratında olmak, önce iman nurundan ışık alan bir akla sahip olmaktır. Aşırılıkların tevhid ile eritilip öz nokta ile bir olunabilmesidir.

Bu aklın en belirgin özelliklerinden biri, "birleştirilmesi emredilenin arasını ayırmamak"tır. (Bakara, 27)

Yapıcı, uzlaşmacı, içinde hissettiği tevhidi; fiilleriyle de ortaya koyabilme gayretinde olan.

Yani, bütünü oluşturan parçalar arasındaki bağlantıyı koparmamak, gerçeği bölümlere, kısımlara ayırmamak ve bütünden kopuk olduğunu zannettiği parçaları ait olduğu yere bağlamaktır. Çünkü parçalanan ve bir yönüyle öne çıkarılma gayesi güdülen hangi yanımız, hangi fiilimiz, hangi düşüncemiz olursa olsun bizi hakikatten perdeler.

Bilginin gerçeği işlevseldir . Bir idrake taşımayan, yaşamda görülmeyen bilgi ; bilgi değildir.  Ezberlemek, hafızada tutmaktır. İnsan bilgiyi aldığında çoğu kez yaşadığını da zanneder. Bilinci ve bilgisi arasında dağlar kadar fark olur. Bilinç ; fiille görünür, ezberlediklerimizle ya da anladım sandıklarımızla değil. İlmi hal olmuş anlayışın fiili demek; fikir ve düşüncenin teslim olmuş bir akılla kurduğu bağlantılarla tevhid yönünde hareket etmesi demektir . Sistemi okuyabilmektir.









Resuller ve nebiler ile insanın günlük hayatındaki fiilleri ve düşünceleri İslam fıtratına dönüştürülmek üzere değiştirilir. İstidada anlayış ve kabiliyet gelir. İnsan bilincini yeniler, yeniden yapılandırır. "Birleştirilmesi emredilen şeylerin arasını ayırmayan" bir şekle çevirir. Teklik ve bütünlük algısını verir.

Şartlandığı fikirlerle düşünen anlayış, doğru fiiller ortaya koyamaz.  Anlayamadığını anlamayan, gösterilse de göremez.
Şartlanma henüz oluşmadığı için çocukların anlayışları büyüklerden daha keskindir. Onlara bakarsak çok şey öğrenebiliriz. Bir konuda bağımlı ya da kayıtlı değildirler. O an ne varsa onunla meşguldürler. Ağlanılacak zamanda ağlarlar ama hemen değiştirebilirler. Soru sorduğumuzda kısa ve öz yanıtlar alırız. Tasavvuf çocuk saflığını yeniden bulabilmektir. Tekrar başa, öze yolculuk yapıyoruz; en öz, en saf halimize.  Nokta ‘ mıza  !..

İnsan  “Anlayamadığımı anlamamaktan, Rabbıma sığınırım!.”  dediğinde bir kapı açılır. Anlayamadıklarını anlar. Neyi, nasıl anlayamadığımızı bilmesek bile “Rabbime sığınırım” duamız ise, haddimizi biliyor isek anlayış için bir yol açılır. Yol “Nokta” ya kadar uzanır.

Biz hepimiz farklı anlayışlarla meydana geldik. Hz.Osman (RA)’ dan Hz.Ömer (RA) olmaz. Hz.Ebubekir (RA)’ den de Hz.Ali (KS) olmaz. Resulullah (SAV) da olacak halimiz yok. O her devirde bir tek ..

Önce bunu düşünüp, haddimizi bilip, “elimizde nasıl bir anlayış var, nasıl bir malzeme var ve bu rızıktan en iyi ne yapılır?” diye düşünelim.

O öyle, diğeri öbür türlü. Hiçbir anlayış birbirine hiçbir zaman uymayacak göresellikte. Anlamadığını anlamayanlar “anladım” deyip kısılıp kalacak yine, saf tutamayacak zahirde, özel olduğu sanısı içinde. Anlamadığını fark edenler Rabbi’ ne yönelecek basitçe.

Haydi uyaralım düzeltelim birilerini  .. Olmayacak !.. 

Fefirru illallah !...

*******

Rab ; terbiye edendir..

Rububiyet’ inde göresellikleriyle birbirinin gözüyle, eliyle, diliyle aşırılıkları giderip güzellikleri açığa çıkarandır.
 

Tevbe terkibini değiştirmek değil, olanı terbiye etmek ; teslimiyetle . 

Ayrı konular bile olsa biz aynı tavırları sergiliyoruz hep. Olması gereken sadece ; anlayamadığımızı anlayabilmek.. Çünkü ne yapsak anlayamadıklarımız çıkacak. Başka bir terkip olmayacak bizden. Sonsuzluğa da bu terkip ile gidiş olacak. Elimizdeki terbiye olacak ki binek olsun nefs bize, kullanabilelim,. Terbiye etmek güzel kalıba sokmaktır, Fıtratını bulmaktır.

Özümde mevcut ; en güzel kapasitem, istidadım. Tekamül edebilirlik halim. Rabbim. Rabbülalemiyn’ in kapısı. Kendimden kendime.

Biz yöneliriz, sığınırız Rabbimize;

Göster bana anlayamadığımı, anladım sandıklarımı, yık duvarlarımı ..

Zuhur eder, gösterir; fiil olur, suret olur, sen olursun, ben olurum, ayna oluruz birbirimize..

Tavırlarımızdaki kayma noktalarımızı görürüz yaşarken ..

Birbirimizle birbirimizi düzeltiriz biz Rububiyet aleminde ..

O her an yenileyicidir , büründüğü her suretiyle yenileyicidir , yenilenmek isteyene !..

Ya Rabbi sınır koyma asla yoluma, anladım zannıyla !..

Ego görünüyor; açık çünkü. Ya göremediklerimiz? Gizlediklerimiz? Örtüp sakladıklarımız?  Haaa anladım !.. deyip te öz noktadan sapmalarımız ??????..

En iyisini Allah ve Resulü bilir ..


Bu yüzden Merkür rötarları iyidir. Afakta ve enfüste yenilenmeler olur geri giderek, düzelterek, tamamlayarak .. Alır seni atar eksik, yanlış düşüncelerine.. “Anladım ; kesin bu böyledir” dediklerinle, yüzleşmeye .. Bakarsın ki bir fırsattır ; anlayamadığını anlarsın .. Tevbe fiil olur , İstiğfar, anlayışa yerleşir edep ile .

Günde yüz kere anlayış yenilemesi yapamıyoruz Hz.Resulullah (SAV) gibi .. Düşüncelerimizi çok belirginleştiğinde, fiile döküldüğünde  ancak fark edebiliyoruz..

Gelen her hitabı kendine almalı insan -ki görsün, bulsun anlayamadıklarını ..

İstişare yapmalı Resulullah (SAV) gibi ..

Empati yapmalı, empati yapılmaya açık olunmalı ki Rab ve Abd kavramları işlerlik kazansın fiil aleminde. Aynı esmadan meydana geldik, aynı fiilleri çıkartıyoruz, aynı düşünceler dönüyor dolaşıyor ..

Geçirgen olalım ..

Nefislerinizde mevcut olan O !. Hâlâ görmüyor musunuz?. (Zariyat-21)

Selam yaşamımız olsun ..