Dostan Kalbe Yansıyanlar ( 22 )
03. Kasım. 2008 // Ülkü Özgür //


27-)  GÖRGÜNÜZ ,   YAŞADIKLARINIZ   NİSBETTEDİR  !...
You neet the ADOBE© Flash Player to see this content.
Resmı Tıklayın Ülkü Özgür un özel sayfasında evelki yazılarını OKUyun

İnsanlık olarak çok farklı bir zamanda yaşıyoruz. Bilimsel ve teknolojik açıdan  görgümüz,  deneyimlerimiz hızla artmakta.. Çoğu insan özüne dönmenin yollarını araştırıyor, okuyor, bunun için daha fazla bilgi sahibi olup deneyim ve görgü kazanmak için gerekli kaynaklarla iletişime  geçiyor..  Bu mutlaka bir işe yarıyor ; tek bir nefs olarak bilinç yükselmesi yaşanıyor yeryüzünde..  Bilmeden, anlamadan insanlık bilinci “Hakikat-i Muhammedi” noktasında BİR leşecek .. -Ki ZAT en el AN öyle ..
Belki günlük koşuşturma içinde fark etmiyoruz fakat sonuçlar “yüzüncü maymun hikayesi” ndeki gibi bir anda ve beklenmedik şekilde ortaya çıkar. Birdenbire aynı fikirler konuşulur, aynı kavramlar döner dolaşır, aynı moda dünyanın apayrı yerlerinde birbirinden habersizce yaşanır. 
Yıllardır öğrenmeye çalıştıklarımız, şimdi yeni nesil için  daha kolay.  Daha çabuk kavrayabiliyorlar...  Günlük yaşamda yeni bir görgü oluşuyor, hızlı ve her yönüyle pratik ..  Bunları böylesine kolay hale getirenlere, zorlaştırmayanlara sonsuz teşekkürler ..


********


Allah ahlakında ilk öğrenilmesi gereken  ; “ Bismillahirrahmanirrahim...” dir..


Hz.Gavsülazam Abdülkadir Geylani ‘nin  , kendisine gelenlere ilk tavsiyesi “Besmele” olurmuş. Her an, bir işe başlarken, yerken, içerken ; “Bismillahirrahmanirrahim..” 
Kün ( OL ) emri çünkü..
Noktasıyla, ahad, samed oluşuyla, sıfatıyla, efaliyle yaşamımızdaki herhangi bir olayın ; ÖZ NOKTA mıza ait oluşunu , enfüsten yaşama çıkışla, “B-ismi-Allah-Rahman-Rahim ..”  oluşunu   öğretmek, kavratabilmek için.


Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu: " Şayet “HAK” 'kı tam manası ile bilseydiniz; su üzerinde yürürdünüz, dağlar sizinle kayardı..."


Hak zuhuru tam oturduğu zaman..  
Bir Halk var bir de onu idare eden Hakk var bilgisinden geçilip te sadece Hakk müşadhedesi yerleştiği zaman ..  
Vahidiyetiyle kendini bilen de sadece kendisi olduğu zaman .. 
Düşünceler üzerinde, duygular üzerinde ve tüm esma okyanusunda hakim olan Vahidiyeti ile seyreyleyen Hakk ! ..  
Kendinden kendine Tek ..
Sonsuz bir ahlakla ahlaklanabilmektir ..
Kendi sonsuzluğunu bulmaktır..
Allah aynasıdır insan .. 
İnsan aynasıdır Allah ..
Zat’ ın tanınıp bilinmesi demektir..
Bilen de kendisi imiş !..
Maddede ve nefste kudret ortaya koyan, yaptırım gücü olan, dağ gibi benliği eritip su üzerinde yürüten Hakk tır ..


Görgü ; yaşamda insanların birbiriyle ilişkilerindeki davranışlarını ve  deneyerek elde ettiği anlayış ve idrakten meydana gelen algısındaki akışkanlığı gösterir. Görmüş olma durumu : "Görgü tanığı .."   gibi.   Ya da AN içinde  “Şahit oldukları...”


İnsan kendini nasıl tanıyacak ? 


Allah’ ı nerden bilecek ?

Deneyimin niyeti deneyimin sonucunu belirliyor daha en baştan .. Zorluk ya da kolaylık tattıracak esmayı biz yine kendimiz çekiyoruz yaşamımıza..Herhangi bir duruma baktığımızda o nu nasıl algılayacağımız tamamen bize bağlı.. Yaşam Lunapark’ taki tren gibi. İnişli, çıkışlı ve hızla dönüşleri, sapışları olan.. Ya korkuyla ya da sevinçle bağırdığımız bir yolculuk gibi.. Ya da aynaya bakıp korktuğumuz, güldüğümüz ; kendimiz gibi  !..

Yaptığımız her işte Allah esmasını yaşıyoruz.


Geçmiş olan ; hatıralardır. Gelecek henüz olmayan bir şeydir.  Sadece “şu AN” mevcuttur. Öğrenmekte olduğumuz, deneyimlemekte olduğumuz ne varsa şimdide yaptıklarımızdır. Görgümüz “şimdi” deki algımızda .. 
Geçmiş esmayı taşıyoruz şu AN a ..  
Gelecek hayalleri, beklentilerini getiriyoruz şu AN a..
Hem de Şu AN da tek NOKTA da ilk sıfatlarıyla ; Ahad ve Samed oluşuyla..
Tek bir NOKTA da mevcut Tek esma okyanusunda ; hangi dalgaya dikkat verdi isek dalganın da özü o NOKTA..


Yapamadıklarımız, yetiştirmek zorunda olduklarımız diye bir şey yok. Her şey gerektiği zaman oluyor. Bunları belirleyen şey imanımız ve imanlı yaşam deneyiminin neticesi görgümüz..


Yaşamdaki etki tepki ve ilişkiler görgümüzü oluşturuyor.


Bir başkası için yaptığımız kırıcılık,  başka bir suretten bize dönüp gelir.  “Ben bu kişiye bir saygısızlık yapmadığım halde o neden yaptı ki  ???..”   diyemiyoruz.     Gördüğümüz bu yansımanın kendimize ait olduğunu biliyoruz artık ..
Önceden  birisine ya da bir konuya olan tavrımız, tepkimizdir ; ŞİMDİ yüzümüze çarpan ..
  İstiğfar edip devam ediyoruz yolumuza..
Aynı şekilde fiillerimizle birisi için bilmediği, anlamadığı konularda yardım ve güven oluşturabildi isek bu bizim anlamadığımız bir yanımızı düzeltişimiz demektir ki biz sistemi harekete geçirmiş ve kendi anlayışımızı arttıracak olaylar ve yardımlar içinde bulmuşuzdur  kendimizi ; ŞU AN da  ..


Ne kadar kapsamlı, ne kadar çabuk, ne kadar objektif bir bakış ve düşünce hızıyla olaylara yön verebiliyoruz?
Aynı anda kaç boyutun algısına sahibiz?
Ne kadar çok şeyi aynı anda fark edebiliyoruz?
Ne kadar çok esma çekiyoruz kendimize deneyimlemek üzere?
Zikir ; fikir ve yaşam oldu mu?
Her an esma seyrinde miyiz?


Seyr ‘ i  duyarsızlıkla karıştırmamak gerekiyor. Örneğin ; Nuzul, arapça’da “misafirin önüne çıkartılan  ziyafet sofrasına” verilen isimdir. Kur’an’da da bu anlamda geçtiği yerler vardır. İnsanlığın önüne serilmiş ilahi bir ziyafet sofrasıdır..Herşey o oluşta , o sofrada “AN” da mevcut oluyor, zuhur buluyor ; “B Gerçeği” ile.. Bizden beklenen Kuran ın her AN ki nüzulünü fark etmek, gerekli davranışı ortaya koymak,  “B-ismi- Allah-Rahman-Rahim” ’ in farkında olmak ..


Hz. Ayşe (ra),
"Resulullah’ (SAV) tan daha güzel ahlâka sahip hiç kimse yoktur. Ashabından ve ailesinden birisi kendisine seslenince, 'Buyurun' diye karşılık verirdi. Bu sebeple Allah, 
'Sen yüksek bir ahlâk üzeresin' buyurmuştur"


Hz. Enes (ra),
"Kendisine bir şey soranı can kulağıyla dinler, soruyu soran yanından ayrılmadıkça, onu terk etmezdi.
Resulullah (SAV) ile bir kimse tokalaşırsa veya bir kimse tokalaşmak için elini uzattığında, karşısındaki kişi elini çekmeden Resulullah (SAV) elini çekmezdi.
Biriyle yüz yüze gelince de, karşısındaki, yüzünü çevirip ayrılmadıkça Resulullah (SAV) o kimseden yüzünü çevirmezdi.
Önüne oturan kimseye hiçbir zaman ayaklarını uzatmazdı.
Karşılaştığı kimseye önce kendisi selâm verirdi.
Ashabıyla tokalaşmaya önce kendisi başlardı."
"Sahabîlerine güzel unvanlar verirdi. Hz. Ali'ye 'Ebû Turab', bir başka Sahabîsine 'Ebû Hüreyre' gibi lâkaplar vermişti. Onlara şeref kazandırmak için, hoşlarına giden isimle çağırırdı."
"Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını yarıda bırakmazdı. Konuştuğu kişi sözünü bitirmeden yahut gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam ederdi.”
"Resul-i Ekrem'e on sene hizmet ettim. Vallahi, bana 'Öf' bile demedi. Yapmakta geciktiğim veya yapmadığım bir emrinden dolayı beni azarlamadığı gibi, ailesinden azarlayan olursa, onlara da, 'Ona dokunmayın. Bu işi yapması takdir edilmiş olsaydı yapardı' buyururdu."
"Bir gün bir iş için bir yere gitmemi emir buyurdu. Huzurlarından çıktıktan sonra sokakta birkaç çocuğun oynadığını gördüm ve onları seyretmeye daldım. Derken arkadan birisi iki eliyle başımı tuttu. Döndüğümde baktım ki, kendisi. Gülüyor. Bana: 'Enesçiğim sana söylediğim yere gittin mi?' dedi.
'Hayır, daha gitmedim, gideceğim' dedim.
'Ben ona senelerce hizmet ettim. Vallahi bir defa olsun yaptığım bir iş için 'Niçin yaptın?', yapmadığım bir iş için 'Niçin yapmadın?' dediğini hatırlamıyorum."


Esma seyriyle B hakikati farkındalığıyla yolumuzu bilip , ÖZ den çıkan yaratımla su gibi mi akıyoruz olaylar ve kişiler arasında, yoksa kendimize türlü zorlukları mı çekiyoruz nefsimizden ? .. Sistem bilgisini türlü örneklerle anlatan Kuran ve hadisler her asırda bize görgü verecektir. Çünkü her konuda bilgi var, her ne yaşıyor isek .. Ama ruhunu anlamalı ki gerçeğe götürsün ..  Göresellikle  Resulullah a (SAV) bakmak yerine O’ nda erimiş bir kalp ile ÖZ den O’ nun (SAV) davranışları zuhur etsin kendiliğinden ..


ŞU ANDA  efaliyle, esmasıyla, sıfatıyla, Zat’ ıyla burada Resulullah !..


Hz. Muhyiddin Arabi ;
“Fiiller tecellisi ve sıfat tecellisi ; Zat tecellisinden ibarettir..” der ( Zat ; sıfatıyla, esmasıyla fiiller şeklinde görülmüştür.. Algıya ve görgüye göre..)  ve buna işaretle ; “Her kim halkı Allah fiillerinin mazharı görürse kurtuluşa kavuşur. Yaşamında Allah’ın sıfatlarına şahitlik ederse irfan sahibi olur. Kainatın aslının mahz-ı Adem (sadece yokluk, yokluğun ta kendisi) olduğunu anlarsa vasıl-ı illallah olur..” buyurmuşlardır ..  (El Kehf Verrakiym Şerhi – Abdülkerim Ceyli)


İsimlerin ve fiillerin değeri ; değeri verenin bakış açısıdır .  Değer verenimiz Resulullah (SAV) ‘ a iman ise bunun algı boyutları, aşamaları, tevhid mertebeleri ya da tecelliler şeklinde görgümüzü oluşturacaktır..

Cesaret, korkaklık, güven, şefkat, sevgi, ciddiyet, öfke, iyimserlik, mutluluk vs. gibi özellikler  genel bir terkibi yapı oluşturur.


Her şeydeki ilk tepkimiz ne ise biz o yuz.   Görgümüz o.   Fikrimiz o.   O yüzden neleri kolaylaştırdık kendimize?  Nelerde hız kazandık, pratikleştik ?  Allah ahlakının başı da sonu da yürüyen Kuran olan Resulullah’a (SAV) imandır, O’ nunla yürümektir ..


Düşünüp aklederek yaşamda belli bir görgü düzeyini tutturmak değil, AN lık halimiz gerçek halimizdir.
Bir insana bakarken ilk ne düşünüyoruz?
Biri hoşumuza gitmeyen bir şey yaptığında, ya da söylediğinde ilk nasıl tepki veriyoruz?  


Düşünmeye vakit yok, diyelim ki ; şu AN her şeyin,   son AN ın ?..   
En son AN  ınızda nasıl olmayı isterdiniz?   
Kimle olmayi dilerdiniz?  
O son AN ŞİMDİ !..   
Her an doğup ölüyoruz. Ve bir kayıt bırakıyoruz “geçmiş” diye..
HAMD mı ediyoruz ?
Mutmain bir kalple ŞÜKÜR demiyiz?
Vicdan azabı mı “geçmiş” denen şey?  
İyi eserler mi yazdık fiillerimizle, fikirlerimizle, bizi tanıyan bilinçlerde ?..  
Ne bıraktık biz?


Yaşam yolculuğunda Hakikati Muhammedi olan bütün bir irsalden duyarlılığımız ölçüsünde açığa çıkartabildiklerimiz kadarını yaşıyoruz.


B nin  noktası; Zati vasıflar ile tanımlayabileceğimiz öz bilgidir  ..   Göresellikte boyutsallığın nasıl açıldığını vehimden aldığı isimlerle bildirir ..  B nin noktasının taşıyıcısı olan insan , Hakk’ a urucu ile  büyük tabloda her şeyin birbiriyle ilintisini görebilir, yaşayabilir .


********


Resulullah’ın  yaşamında  görgü ve anlayış çeşitlerini görüyoruz ;
 
Abdullah ibni Ömer (r.a) hacca giderken devesini aşağı yukarı döndürmüş ve kendisine neden bunu yaptığı sorulduğunda ise şu enteresan cevabı vermiştir. “Ben de bilmiyorum. Ancak Resulüllah’ın böyle yaptığını görmüştüm, onun için ben de yaptım.”

Yine hac esnasında Resûlüllah’ın dinlenmek için mola verdiği yerde Ebu Hureyre ‘nin “sünnet” diyerek hacıları nasıl çöktürdüğü ve itirazlara sebep olduğu bilinmektedir.


Ebu Hureyre’nin “uğursuzluk şu üç şeydedir, evde, kadında, ve atta”  rivayetini duyan Hz. Aişe, öfkeden adeta kendisini parçalayarak “Kur’an-ı Muhammed’e indiren Allah’a yemin olsun ki O asla böyle bir şey dememiştir.” der.


Yine Hz. Aişe, Ebu Hureyre’nin “kadın,  köpek, ve merkep, namaz kılanın önünden geçtiği takdirde o kimsenin namazı bozulur.” rivayetini duyunca “bizi köpek ve merkebe denk tutmanız ne kötü şey, kadın  bir hayvan mı?” demiştir.


Kuran’ın ve Resulullah’ın (SAV)  ruhunu anlamak gerek.. Olayları ruhuna göre değerlendirebilme basiretinin adıdır ; görgü.. Her formülü her olaya koyamayız. Çünkü her an yeni bir oluşta, yeni bir şandadır Allah.   Anlatılmak isteneni değerlendirebilmek ana hedef olmalıdır.

Köpek, merkep ve kadının aynı sözde kullanılmasının sebebi ;  kelimelerin birbiriyle bağlantısındandır..   Kadın tasavvufta enerji, kudret diye geçer ..  “Kudreti yani  enerjiyi köpek gibi havlayan, merkep gibi anıran nefsinizin emmare düzeyinde kullanmayın daimi namazınız bozulur..”  denmek istenmektedir..  Bu kadın için de böyledir, erkek için de..  Cinsiyet şeklinde olaya bakmak çok sığ bir bakıştır  ..

Yoksa Resulullah (SAV) ’ın ;

“Bana dünya-nız-dan üç şey sevdirildi; güzel koku, kadın ve gözümün nuru namaz.” ifadesi ile tezat düşmüş oluruz. 

Bilindiği gibi “enerji ve kudret kullanış şekline göre kalıba girer, suret bulur ..  Resulullah’ ın (SAV)  kokusunu hissedebiliyor isek ÖZ ümüzde   ( Yani risalet bilincini tanıyabiliyorsak ) ; enerji ve kudretin kullanımı da daimi namaz olacaktır yaşamda B hakikatince ..  Sevgiyle ..   Dünya ortamında bildiğimiz sevginin en belirgin tezahürleridir bunlar ; koku , kadın , namaz ..    Gözünün nuru namaz, çünkü O’nun gözünün nurundan varedilen alemler, O nazar ettiği için görebiliyoruz O’ nun gözünden ..  O Hakikati Muhammedi ‘ nin algı genişliğinin zuhuru ; yaşam namazımız, her AN , zahirde, batında, evveliyle, ahiriyle , her bilinçten seyr eyleyen … ”     

Doğrusunu Allah ve Resulü bilir .. 

Deneyimlerimizin sentezini yapabilir bir iman  görgüyü oluşturacaktır.  Olduğu gibi kabul etmek ya da doğrudan reddetmek görgü değildir.  Görgü sentezdir.

“Hiçbirşey yetmiyor ne yapayım ?” diye sorduğumda “ehli” nin  bana verdiği cevap şu idi ;

Her yere git .. Her şeyi oku .. Herkesi dinle ..  Kendi sentezini oluştur ..

Bir arkadaşım; beraber ağlarken geçen gün, şu buluşuyla güldürdü ;

Her şeyden yüz çevirip ÖZ ümüze tam yöneliyoruz .  ..Çünkü ÖZ lüyoruz .. Ağlıyoruz ; AĞ yapıyoruz , bir enerji alanı oluşturuyoruz çevremizde.. ÖZ lediğimiz kadar derin .. AĞ ladığımız kadar geniş..  Genişlikte diyoruz ki ; hepimizin hepimize ihtiyacı var çünkü BİR iz biz..  Ve her surette “Sevgili” nin yüzü var !..  Çünkü  Vahid !..  ÖZ lediğimizde ise isterse yanımızda olsun DOST .. faydasız .. ÖZ lemenin ucu bucağı yok ..

Şükrümde acizim ..

Her AN çeşitli esmamızla ve bunu kendimize has anlayış şekillerimizle görgümüzü yazıyoruz evrene ..

Selam yaşamımız olsun ..