- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
| 16. Kasım. 2008 // Ülkü Özgür // |
|
29-) GEÇMİŞİN TELAFİSİ OLMAYACAĞINI UNUTMAYINIZ !..
|
Her insan Allah' a imanın ne olduğunu, dünyada oluş gayesini, O' na nasıl kulluk edileceğini düşünüp anlayabilecek bir bilince sahiptir. İnsan eğer ki hayatında buna yer vermiyorsa ya da kendine uyduruyorsa bu tamamen kendi sorunudur. Paralarını nasıl değerlendireceklerini, nerde ne çeşit yatırım yapacaklarını detaylarıyla düşünecek kapasiteleri vardır insanların. Her tür çıkarlarına uyan şeyi değerlendirip sorunlarını çözebilirler. Problem diye niteledikleri şeyler ise çözmeyi istemedikleri konulardır. Çeşitli bahaneler uydururlar ama bahaneleri komik durur. "Haberim yoktu, bilmiyordum ki.." , "Nasıl olsa Allah affeder..", "Biliyordum, ama şartlar uymadı , hem vakit yok ki .." Şu kişi inkar ediyordu, Ona İnandım.. "
Kendini kandırmakla sistemin gerçekleri ve sorumluluklar değişmez. Türlü bahanelerle suni rahatlama yolları ararken, vicdanının sesini duymamakla kayıptadır insan. Bedeni ölüm sonrasındaki pişmanlığın ise tarifi mümkün değil.
"Ya Rasûlullah, müminlerin hangisi daha akıllı, şuurludur?..
-Ölümle başına geleceği en çok hatırlayan ve ölümötesi hayatı için en güzel şekilde hazırlananı... İşte onlar en akıllı- şuurlu olandır..."
“Nihayet onlardan birine ölüm geldiğinde dedi ki: “Rabbim beni geri döndürün”... “Ta ki terketmiş bulunduğum şeylerde (sünnetullaha ters düşen davranışlarımda) isabetli yerinde fiiller yapayım”. Hayır (asla mümkün değil), bir kelime ki onu kendisi söyler (sistem’de yeri ve geçerliliği yoktur). Arkalarında (eğer geri dönüş mümkün olsaydı) ‘önlerinde’ ba’solunacakları güne kadar bir berzah (engel, perde, aralık, boyutsal başkalık) vardır! (Geri dönemezler; reenkarnasyon da mümkün değildir). Sur’da nefholunduğunda (ikincisinde), o gün aralarında nisbetler (beşeri mensubiyetler, akrabalıklar, etiketler; dünyada birbirlerini tanımalarını sağlayan görünümleri) olmayacak. Sualleşmezler de (dünyadaki nisbetlere/iletişime göre birbirlerini sormazlar da).” (Mu’minun:99–101)
Sistemde geçmişin telâfisi yoktur!. Sistemde oluşlar sürekli bir ileriye gidişi oluşturduğundan ve yaşanılan hiç bir ANın tekrarı söz konusu olmadığından geriye, DÜNE dönmek de imkânsızdır. Dolayısıyla geçmişin telâfisi yoktur!. Yalnızca, yaşanılan ANın değerlendirilmesi söz konusudur!. Geçmiş geçmiştir!. Geçmişin (ve dahi namazın) kazası da olmaz! (A.H)
******
Deneyimlerimizin mana olarak arşivlenip bilinçaltımızda saklandığı biliniyor. Bu nedenle geçmişten gelen bir etki enerji alanımızda varlığına devam ediyor ve benzer manalar duygu şeklinde tetikte bekliyor. Tavırlarımızı öncelikle genlerimizdeki anılarla beraber birçok tesirler etkiliyor ve sonra, kendini en derin duygusallığımızla, kilitlenmişliklerimizle harekete geçiriyor. Seçimlerimizin sonuçlarını aktarıyoruz kuşaklarca.
Aileler yaşam derslerini nesilden nesile aktarır. Öyle ki bu öyle yerleşmiş, kalıplaşmış şartlanmalar zinciridir ki telafisi mümkün değildir. Yanlış fikirlerin, yanlış inanç ya da itikat sistemlerinin de aktarımı sözkonusudur.
Müslümanım diyenlerin bile yanlış edinimlerinden arınmaları ancak uzun yıllar ciddi anlamda tasavvufta olmalarına bağlı iken, diğerlerinin “nefs terbiyesi sonucu oluşan idrak” aşamasına gelmesi bile mümkün görülmüyor. Çoğunluk taklitçilik, kelime ezberciliği ya da ruh gücünü geliştirmeyi yapabiliyor. Tek konuya endekslenebilmek ve “şirksiz NET”liği tüm derinsel boyutlarıyla yakalayabilmek ender bir yaşam oluyor.
Rahatsızlıkların, takıntıların, istenilmeyen hallerin, kabullenilmemişliklerin, beklentilerin vs. arkasında geçmişte geçilememiş konular yatıyor.
Kendini bilme çalışmaları, yaşam kılavuzu olan Kuran’ ı okumaksa eğer ; enfüste ve afakta “ayetlerin net”liğini görebilmek epey zaman alıyor. Ancak tasavvuftaki nefs terbiyesi ile geçmişteki şirk temizlenmeye başlıyor. Geçmiş dediğimiz her şeyi temizleyip “AN da HUZUR u bulabilen bir bilinç” Kuran’ ı doğru okuyabiliyor. Çünkü ancak o zaman “huzurun berraklığı ”ni öz bilgi olarak her yaşadığımız olaya yerleştiriyoruz.
Hepimizin baskın olarak taşıdığı ve farkında bile olmadığımız kör noktalar vardır. O kadar çok kimlikleri giymişizdir ki fark etmeyiz bile. Bakış açımız, başka kişilerle ilişkilerimiz, hatalarımız, sevinçlerimiz, kederlerimiz hep bu kör noktalarımızla dönüp durmaktadır. İşte bunun telafisi mümkün değildir. Kişilik özellikleridir.
Yüz yıl evvel dedemizin, ninemizin yaptıklarının taşıyıcısıyız ya da yaptıkları duaların zuhuru. Dedelerimizin yaşadıkları, enerji alanıyla bugüne taşınıyor. Dünyaya gelmeden evvel yaşam derslerimiz genetik olarak ve astrolojik tesirlerin de konularına göre güç vermesiyle şekillendirmiştir bizi. Yaşam deneyimi oluşturacağımız konular genelde genetik geçmişten getirdiğimiz en zayıf yanlarımız veya en güçlü yanlarımızdır. Adam öldüren biri tek başına katil değildir. Katlettiği düşünce nedir? O tepki dedesinde ya da babasında nasıl şekillenmişti de bu kadar güçlü bir zuhurla çıktı?
İnsanlıkta telafisi mümkün olmayan zincirleme bir geçmiş aktarımı vardır. Ölüm anında enerji alanımız yaşadığımız kör noktalarda sabitleniyor ve taşınıyor asırlarca. Bedeni bırakıyoruz ama o izler enerji boyutunda torunlarımıza taşınıyor. Sanki hapis noktalar gibi.
Annemiz, babamız ; kendi anne ve babalarının hatta daha evvelki ninelerinin dedelerinin halini taşır. Anne çok neşeli bir aileden çıkmış, baba ise çocukluğunda babası onu dövdüğü için öfke ve korku dolu bir halin taşıyıcısı ise ; baba çocuklukta görmüş olduğu zulmü ailesine uygulayacaktır. Sürekli derinliklerinde gizli öfkeyi taşıyıp en olmadık zamanlarda sevdiklerine karşı kullanacaktır. İçsel ezilmişliğini eşine ve çocuklarına kaba kuvvet ile, otorite ile göstermeye çalışır. Çocuklara da bu öfke aktarılmış olur. Çıktığı şekli önemli değildir, önemli olan verdiği manadır. O hangi alanda çalışıyorsa işine, evine, çevresine o alanla ilgili olarak öfkeyi verecektir. Politikacı ise orada kavga edecek, hoca ise camide ürkütecek, asker ise birilerini öldürme isteği ile yaşayacak.
Bunu her konuda aşırı uçlara kaçmışlık diye düşünebiliriz. Ve insan kendinin farkında değildir. Doğal halidir çünkü. Birilerine kendini ispat için, kendini öne çıkartmak için herkesi ve her şeyi, tüm değerlerini yoksayabilcek kadar acımasız olabilir. Ya da peşinden sürüklediği bir ordu ile din adına savaşlar yapabilir.
Ya da tam tersine; tasavvuf ehli bir aileden gelen biri için her şey daha kolaydır. Kendisi ailesinden uzakta yetişmiş bile olsa o genetiği taşıdığı için tüm artı yanlar onda da mevcuttur ve zuhura çıkma zamanını bekler.
Gerçekten dindar Hıristiyan bir ailenin çocuğu ya da torunu geldiği eşiğin farkına vararak aniden Müslüman olabilir.
Ya da Tanrı fikrinin saçmalığını gören bir ateist gerçek bir Müslüman olabilir.
Neler yaptık, nasıl yaptık ise bu günümüz öyle şekilleniyor. İsterse dedemiz yapmış olsun. Dedelerinin günahını çeken bir toplum oluşturuyoruz. Bazen de öyle güzel haller taşıyoruz ki hiçbir çalışma yapmadığımız halde enerji aktarımıyla, mirasyedi gibi rahat dolaşabiliyoruz. Bazen de korkuyoruz görünce kendimizi. Ama ya görmese idik deyip şükrediyoruz. Çünkü idrak bir dönüşümdür. İdrak edebildiğimiz ve kulluğumuzu fark edip istiğfar ettiğimiz her halimiz dedelerimize bile nimettir.
Geçmişten getirdiğimiz kör noktalardan zuhura çıkan olayları fark edip, ders alıp değerlendirip, oradaki mekanizmayı değiştirebilmek genelde çok zordur ve tekrarlara dayanır.
Tasavvuf ekolleri bilinçte oluşacak değişim ve dönüşümler için zemin hazırlar. Bir insan bilmese de yaptığı çalışmalarla belli bir ışık alır. Tıpkı genetik aktarım gibi Tasavvuf, halin aktarımı esasına dayanır..
Kadiri olan birini biliriz; canlı, hayat dolu, cesur, dayanıklı gibi özellikleri taşıdığı için nefs terbiyesi O’na kolay gelir. Yolun en başındaki bir Melami’de bile ilk oluşan hal; her şey Hak ben kulum halidir. Bir Mevlevi ince, zarif, naziktir. Nakşiler edebe, takvaya, ibadete ağırlık verir. Ve bu hali takip edicilerine aktarır.
Bilinç sıçraması tam bir idrak ile yeni olana geçiştir. Yeniden baas olmaktır. Eskinin hiçbir hükmü kalmaz. Tevbesini yapan bir insan artık yeni bir insandır. Geçmiş geçmiştir. Varolan ise ŞİMDİ dir. Sistem de sonuçlarını ona göre zuhur ettirir.
İdrak edip geçemedikçe aynı girdap içinde yıllarca döner durur insan bilinci.
******
İnsanın tekrar tekrar dünyaya gelip bilincini yenilemesi mümkün değildir.
Zamanla bozulmuş reenkarnasyon görüşünün asıl hali ; bütün insanlık tekamülüdür.
Bu ; “tekil enerji alanındaki kör noktaların dönüşümü” esasına dayanır.
Bütün insanlığı tek beden, tek ruh gibi düşünemeyiş, şartlanma ve sınırlılıktır.
Bu sınırlı bakış, tek tek ruhların tekamülü anlayışına kaymıştır.
Dedesindeki birtakım özellikleri taşıyan ve sistemin o konudaki zuhuruna sebep olan bir insan dedesi değildir. Esma okyanusunda ise herkes birdir.
Bilincin yenilenmesi, bir varoluş biçiminin başka bir varoluş biçimine dönüşmesi anlamına gelir.
Adem’de oluşan bilinç sıçramasının değişim ve dönüşümle insanlık tekamülüne sebep olması gibi. Ama Adem yeni bir bilinçtir.
Tek bir insanlık bilinci olarak tüm esmayı taşıyor ve aktarıyoruz genetiğimizle.
Yüz yılda bir “Nübüvvet Kemalatı”nın taşıyıcısı bir “Allah kulu” çıkıyor ve esmayı düzene sokuyor.
Tek bir Nebi, tek bir Resul Hz.Muhammed’ ın (SAV) seyri.
*******
Allah’ım!
Ölmeden uyanıklığımızı artır. Ölmeden tevbe etmeyi, ölmeden hidayete ermeyi, ölmeden marifete ermeyi, ölmeden iyi muameleni, ölmeden kapına dönmeyi, ölmeden kurb (yakınlık kazanmak) evine girmeyi bize nasip eyle! Amin.
( Abdülkadir Geylani )