Dost Okyanusundan Kalbe Yansıyanlar (6)
22.Haziran.2008 // Ülkü Özgür //
- Elf, sen misin?.
- Evet!
- Ama neredesin?. Göremiyorum seni?.
-Beni algılayabilmen için mutlaka görmen şart değildir ki! Bırak görmeyi, gerçekte, şu anda sesimi bile duymuyorsun! Ancak idrâkı, duymaya, mutlaka sese bağlama yolundaki şartlanman, benim sesimi duymakla anladığın zannını meydana getiriyor sende!
Gerçekte ise, ben, senin, direkt olarak algılama merkezine hitâb etmek sûretiyle naklediyorum sana anlatmak istediklerimi...
- Anlayamadım!?.
-Şöyle anlatayım... Sendeki, beş duyu şartlanması, ancak, maddenin ortaya çıkardığı ses dalgalarını kulağınla algılayıp değerlendirebileceğin, zannını ortaya koymuştur... Dolayısıyla, sen, meselelere daima bu şartlanma içinde baktığın için, bundan başka bir şekil olabileceğini düşünemiyorsun!
Halbuki, kendini bu şartlanmalardan kurtarmış olarak meseleye baksan, işitme denilen meselenin, ses olmadan da, idrâk merkezine ulaşan bir mesaj olarak ortaya çıkabileceğini farkedebilirsin!
“İlham” dediğiniz de budur işte!
(AH)
Bazı insanlar var; bir soru sorduğumuzda sorunun cevabını bizden çıkartıyorlar. O an hissediyorsun o nun algı mekanizmasına bağlanmışsın ve onunkileri okuyabiliyorsun. Kendi kendine iken içinden çıkamadığın bir problem, üst bilinç yardımı ile hemen çözülür olabiliyor.
İdrak edebilmek ; bağımlılıklardan kurtulmak, özgür olabilmek.
İdrakin yüceliğine ermek .
. Sinema perdesindeki görüntülerin ışıktan başka bir şey olmadığını bilmek gibi. Esmaül Hüsna ya ışık vurur ve esma harekete geçer. Dikkat verdiğimiz ölçüde var kılarız her şeyi.
Görmenin, düşünebilmenin üzerinde bir bakış ile esmayı ve sıfatı kuşatmıştır; İdrak yüceliği…
KÜÇÜK BİR ÇOCUK OLALIM
Dost der ki;
Sanki ilk defa bakıyormuş gibi, ilk defa görüyormuş gibi inceleyin her şeyi.
Küçük bir çocuk sorar sürekli.
Her şeyi bildiklerini düşünmezler çocuklar.
Büyükler ise bilmediklerini bile bilir görüntüsündedir.
Çocuklar ise bilmediklerini bilirler ve farklı olmaya çalışmazlar.
Sürekli sorarlar.
Gördüklerini tanıma çabasıdır bu.
Belki bir soruyu çok kişiye soracaktır çocuk. Kendince idrak yüceliğine gidiş yoludur safiyane.
Dışarıdakine mi sormuş, içerideki mi varmış ? Kimmiş ki bunlar ?
HAYALLERİMİZİ YIKALIM MI?
Yalnızca yüzeyine bakarak olayları neden kabul ediyoruz?
İçselliğimiz varsa hissedebiliriz olayın içyüzünü.
Bir evi dışına bakıp içini görmeden alabilir miyiz?
Mutlaka öyledir dediğimiz şeyleri sorgulasak, düşünsek; neden bu böyle?.
Cesur olsak biraz.
Nasıl olsa esma tanımak için buradayız.
Mecburi seyir ise istikamet; güzele çevirelim ama gerçeği görerek.
Yıkalım ki bazı şeyleri daha yenisi, daha iyisi gelsin.
Yıkmaktan kastettiğim karşındakini incitmek değil, kendini sorgulayıp kendindeki bozuklukları bulup çıkartabilme cesareti.
Yeniye geçelim.
Sürekli yenilenelim.
Pasif bir şekilde eski üzerinde sabitlediklerimizden çıkalım.
Ve hatta aynı insanmış gibi bakmasak, ilk defa o insanla karşılaşıyor gibi baksak o kişiye ; bu insan kesin böyledir hükmünü yıkmış oluruz.
Çünkü ;
“Allah her an yeni bir şandadır“; sürekli yeni yaratmaktadır. Oysa siz, yenilere açılıp, yenilere adapte olmadığınız taktirde, “dün“de kalmış olacaksınız; yeni ve yeniliklerden ebeden mahrum kalmak üzere…
Görgünü, ufkunu genişlet!. Varlığını oluşturan “esmâ”yı tanıyarak!
Kozanı terket!
İki boyutlu basar (göz) yaşamı kayıtlarından çıkıp; çok boyutlu “BASÎR” olduğunu fark et!.
Şuurunla, “B”ismi-Allah de..
Kur’ân aynasında, seyret Rahman’ı, Rahîm’i; Hâlik’i, Muhyi’yi ve daha nîce nîcelerini!..
İsimlerini ayna yaptı sana, kendini tanıyasın, ona göre yeni evini iyi düzenleyesin diye…
Ama gel gör ki sen nelerle ömrünü tüketip, ömrünü harcayıp gidiyorsun; neler uğruna neleri kaybediyorsun, ebeden!.
“Halifesin”, dedi sana, kendini hatırlayasın diye; sen sandın kendini insanların efendisisin!.
Dünya bir rüya… Yeni Boyutta uyandığında anlayacaksın bu rüyanın ne olduğunu; ama ne çare ki, o zaman da yeni evini şekillendirme hakkın son bulmuş, fırsat elinden kayıp gitmiş olacak!.
(A.H)
10-) İDRAKIN YÜCELİĞİNE EREMİYORSANIZ İNKARIN BASİTLİĞİNDEN SIYRILINIZ !..
İdrakin yüceliğindeki insan düşünür görür ve eylem koyar ortaya.
Dost un dediği ; koninin tepe noktasından seyretmek, okumak, yaşamaktır esmayı..
Çünkü karşımıza çıkan her olay esma terkibidir, her şeyde hem esması hem sıfatı hem zatı var.
Basit bir fiil değil.
Orada Hay, orada Kayyum, orada Basir, orada her şeyiyle Muhit.
Rastgele yaşamaktan artık kurtulalım. Zar atmıyoruz. Kendimizden projekte ediyoruz. Sebebler sonuçları doğuruyor sürekli. Sünnetullah her daim işlerlikte.
Uyarsak idrakimiz yüce olur. Uymazsak inkardır ve basitlikler içinde heba olur ömrümüz.
Gerçek olan, yeni olan ürkütücü olabilir.
Şartlanmalar yıkılırken, olay anında içsel ve dışsal sükuneti koruyabilecek miyiz? Çünkü tamamen kendimizle
savaşımız.
İdraki yüce olabilmeyi seçmiş isek, Resulullah(SAV) bilinciyle olmayı seçmiş isek, korkusuzca, dürüstçe inandığımızı yaşayacağız.
Dışarıdakilere değil ispatımız. Dışarıdakilerin halleri ve tavırları bizim durumumuzun ispatı.
İspatım benden bana.
Ve;
Şükreden bir kul olmayayım mı?(Hadis)
Kadrini bilirsen şükretmiş; değerini inkâr edersen, küfretmiş olursun!.
Siz idrak ettiğinizi amele dönüştürürseniz beyninizde ek kapasiteler oluşacak ve o amel oranında beyin kapasiteniz artacak ve bunun karşılığında artan beyin kapasitesi ile yeni idraklar oluşacaktır.
(A.H)
Bir şeyi yapmadan evvel düşünerek yapalım. Bize ve başkalarına ne faydası var diye.
Yapacağımız fiil pozitif mi negatif mi olacak?
Bu fiil gerçeğin yansıması mı olacak?
Hayat verelim kendimize..
Hayat verelim fikirlerimize..
Hayat verelim gördüklerimize ki neticesi idrakin yüceliği olsun.
Neticesi şükrümüz olsun..
TOPLUMLARA YÖN VEREBİLEN İDRAK YÜCELİĞİ VE İNKAR BASİTLİĞİ
Herhangi bir konu hakkında onun niteliği ve haliyle ilgili kolektif düşünce ve fikir birliğine dayanan bazı durumlar da vehmin beslediği hayalleri yaratabilir.
Bizi aşağı doğru çektiği için buna kolektif alt bilinç te diyebiliriz.
Tüm toplumlar bir şeyin doğruluğuna inanabilirler şartlanma yollu.
Tepkileri bu yöndedir.
Bazen tek bir kişi devrimci kişiliği ile çok şey değiştirebilir toplumların hayatında resul ve nebilerin, bilim adamlarının, sanatçıların yaptıkları mesela.
Bunlar genelde hayalci diye nitelendirilirler ve çoğu çok zor şartlarda yaşamışlardır. Herkes gibi değildir idrakleri.
Belki de içlerindeki çocuğu kaybetmeyenlerdir ki tekrar arama derdine bile düşmemişlerdir.
Bir uzaylı gibi bu dünyada yaşarlar, sıra dışı idrak ve tespitlerinden dolayı.
Kendi kaynak sularını hiç yitirmemişlerdir ki bulanmışlığı temizlemek olsun.
Şer gibi görünen oluşları bile kendileri bilmese de güzele çevirebilirler.
İsa (AS) bir hayalci gibi görünür. Çok terstir topluma.
Yahudi bilincine, üstün ırk, üstün insan, özel olmak durumlarını yok etmeye geldim der.
O toplum “Bizler seçilmiş insanlarız” fikrini taşıyordur oysaki.
Bu Yahudi bilincidir. Kim kendini neyi ile özel sanıyor ise bu böyledir. İstediği kadar İslam ı yüceltiyorum desin. Fanatizm olan her şeyde Yahudi bilincinin kokusu vardır.
İsa (AS) bir açılım yaratıyordu. Fakat dinlemediler.
İsa işlevini yaptı; birkaç kişiyle. İdrak yüceliği bu birkaç kişi ile taşındı gelecek nesillere.
Reddeden ise inkarin basitliği ile duvarlar ördü etrafına. Bu gün de insanlarla BİRLİK kuramıyor, kendini çekip özel tutuyor ise toplumdan bu inkarın basitliğidir.
Ve seyri sülukta bile kendini yüceltmek için, kendi başına bir kararla; ben uzletteyim diyorsa biri; sanmıyorum ki bu ilmin getirisi bir yaşam olsun.
Belki ilmin kavranılamayışı, idrak yüceliğine henüz çıkamayışıdır.
Neden, niçin diye sorduğunda kendine; ya içinde küskünlükten dolayı toplumdan kopuş varsa?????
Muhammediyim diyerek, Muhteşem irsal olan bilinç yapısının içsellikten doğup zahirde bulunabileceği sürecini açıklarken, için ve dışın ayrı olmadığını, batın zahir ayrılığı bulunmadığını, fiillerimizle ve iç niyetle birleşen bir bütünlük yaşamını önümüze koyuyor Ahmed Hulusi.
Sevgi ile ve samimiyetle açılan basiretle görebildiklerinin analizini yapıp düşünce dünyamızda firaset denilen idrak yüceliğine geçişi bilinç sıçraması tabiriyle vurguluyor.
İçsellikteki irsalin muhteşemliğinin getirisi; ümmeti Muhammed oluyor.
En yüce idraktir, toplumda ya da esma terkiplerimizdeki uyanıştır; Hakikati Muhammedi.
Esnekliktir, evrenselliktir. Evrensel olup, gönlünde tüm insanları ve her şeyi bir edebilen ve yaşama her açıdan bakabilme özgürlüğüne kavuşmuş olmak ancak Hakikati Muhammedi bilincinden nasipli olana aittir.
"GÖZLER O'NU İDRÂK EDEMEZ; FAKAT O, GÖRÜŞLERİ İDRÂKTADIR" (6-103)
Hazreti Ebu Bekir Sıddık bu konuda şöyle uyarmıştır bizleri:
-ALLAH'ın kavranılamayacağını farketmek, "ALLAH"ı idrâkın ta kendisidir.
İdrakin yüceliğine eren insan görmek ve düşünmek araçlarının üstüne çıkmış, salt biliş olmuştur.
Zaman ve mekanın ötesinde, idrakin yüceliğinde, Resulullah bilincinde.
Zati ilme sahip, aklı evvel olan Hakikati Muhammedi de.
İdraki ancak idrak görebilir; beş duyudan arınmış olarak.
Görmek manayı görmek.
Görmek idrak etmek..
İdrak edebildiğimiz her şey bir hayalin yıkılışıdır.
Gerçeğe açılan bir kapıdır. Her yıkılış yeni bir yapılanmadır, idraksizliktir belki de idrakin yüceliğinde.
Yeni bir hayale dönüşen idrak, idrak değildir, sadece geçemediğimiz konunun ispatıdır.
Zor geldiği için yeniden hayale bürüme, örtme mekanizmasıdır.
Gözle gördüklerimiz nasıl ki bizim uydurmalarımızsa, hayalimizde başka isimler vermek, O nu öyle varsaymak, beklentiye girmek te tutunup varolma çabasına düşen nefsin hayalidir.
Hangi manayı ortaya koyabilecek kapasitede isek, o manaya uygun şeyleri yaratırız. Sonra da yarattığımıza inanırız.
Oysa ki bizdeki ağır basan yönümüzü anlayıp bildiğimizde o konuya birdaha düşmeme yolu açılır.
Yıkımlarla, terk edilişlerle biz kendimiz yapılandırırız idrak seviyemizi.
Kendimizdekileri fark edip görebildiğimizde düşünme süreci başlar ve bu bizi idrakin yüceliğine eriştirir.
İdrakin yüceliğinde geldiğimiz nihai nokta HİÇ liktir. Aslında hiçbirşeyimizin olmadığını bilmektir.
Allah kulu olarak kullanılırlığımızı ve kullanabildiklerimizin sınırlarını belirleriz. Bunu tespit ettiğimiz anda zaten sonsuza esması ile kulluğumuzla, kullanabildiklerimizle ayna olduğumuzu fark ederiz.
Allahı idrak idrak edilemeyeceğini idraktir burada işte.
AŞK İDRAKİN YÜCELİĞİDİR !...
Gördüklerimize bakarız, tefekküre dalarız; yetmez.
Sormak isteriz; neden, nasıl ?
Soramayız.
Susarız…Susarız…
Kime sorayım ki der susarız…
O susamışlığın içinde öylece kalmak ne zordur.
Cevap vermez.
Verdiğini sandığımızda yani oyun oynadığımızda biliriz bir hayale girdik, biliriz sonu hüsran. Olsun deriz hayal de olsa olsun. Yeter ki olsun. Tek, tek…,tekten teke hayaller üretiriz. Anlayıp kavramak için bir suret hâline sokarız en iyi bildiğimizden. Beyinde şekillendirme olayı vardır çünkü.
*****
Kalbimizin sesini dinlemek demek, hiç değişmeyen gerçeğimizi görmek ve o hedefte her an yürümek demektir. En derindeki asla koparılamaz değerimizi fark etmek ve o değer uğrunda, o değere hizmet için yaşamak demektir.
Şemsi Tebrizi'nin gidişinden sonra Hz. Mevlana'nın ne denli üzüntü çektiğini görenlerin onu ferahlatmak için
"Falan yerde gördük, yakında burada olur"
türünden yalan haberler getirdiklerine, bu müjdecilerin Mevlana tarafından büyük bahşişlerle ödüllendirildiklerine dair hayli hikâye anlatılır.
Yakınları kendisine nakledilen haberin doğru olmadığını söylediklerinde,
"Ben zaten onun için böyle az armağan verdim. Haber doğru olsa canımı verirdim" der.
*****
Aşkın getirisi…
Vehimlerimi, hayallerimi ,herşeyimi ele geçiririm ! .. Onlara hükmederim !....
MADEM Kİ BENİM OLMUYORSUN, BEN DE HERŞEYİ SEN YAPARIM...
Ama olay bu çizgiye nasıl gelir ?
Bir kudret çıkar; Özlemekten…
Kimi derinlemesine yaşar …
Kimi yüzeyden ..
Ağlasam kimin umrunda ?
Kalbini titretebiliyor muyum senin?
Hergün ilk defa görür gibi bakıyorum sana…
İlk kez sevmiş gibi…
Sürekli doğuyorum sana artık bak ; hiç ölmeden !
Hayal mi görüyorum sürekli ..
Hayalim hayal, aşkım hayal, ben zaten hayal !
Ne ki gerçek dediğin?
Yetmiyor ise…
Yetmiyor zuhurdakiler anla ! .
Derine dalmalı, çok derine ; belki birşey vardır ..
Belki daha çok hissederim , belki daha ..daha..daha…
HİÇ deme sakın !
Bak hayattayım !
Aşıklar ölmez !
Ölen ; basitlikler, sığ düşünceler , inkarın her çeşidi olsun.
Derinlemesine yaşayalım.
Ve ey sen; kalbimdeki güzel Dost !
Seni daha net görebilmem için gerekli olan şey perdeleri kaldırmaksa hepsini kaldır !
(1)... - (2)... -(3)... -(4)... -(5... -(6... |