Dost Okyanusundan Kalbe Yansıyanlar ( 8 )
ülkü

14.Temmuz.2008 // Ülkü Özgür //     ( pervaneyem@hotmail.com )

OKYANUSA DALDI BU GÖNLÜM

Gökte, yerde, her yerde seni sorup ararken
Aşkının sarhoşluğuyla her şeye sen derken
Tevhid, fena, beka deyip avunup dururken
Geçtim cümleden okyanusa daldı bu gönlüm…

Sevginle coşup takınca gözüme basiretini
Tüm eşyada, aynada buldum senin  izini
Olmadı, hiçbirşey dindirmedi  AH hasretini
Geçtim cümleden okyanusa daldı bu gönlüm…

Anladım, bildim ki seninmiş bu hayatım
Bendeki sen imişsin; senden sana salatım
Bütün azalarım can buldu; bu sana vuslatım
Geçtim cümleden okyanusa daldı bu gönlüm…

Hasretinin resmini yaparken AH !.. Dost diye
Mekana sığdıramadım ruhun Arşı Ala diye
Zaman durdu AH !.. kalbim, evin oldu HU !..diye
Geçtim cümleden okyanusa daldı bu gönlüm…

 

12-) İNSAN İSMİNE LİYAKATİNİZ, İNSANLARA ERİŞEN İYİLİKLERE VASITA OLABİLMENİZ NİSBETİNDEDİR !..  
 
>>> : DOST'tan Dosta : A.H


Tasavvuf insan içindir. İnsanın güzel huylarının ortaya çıkartılarak kötü huylarından arındırılması asgari ölçü olmak üzere, zirve  kemalat olan Abdullah bilinciyle ; Allah baki hükmünün zahir olmasıdır.

Allah halifesi olan insan a yol bulmaktır amacımız.

Allah beyti olan insan..

Bütün varoluş Resulullah(SAV) ın nurundan zuhura gelmiştir.
Bütün bilinçli varlıkların amacı ise Nur-u Muhammedi’yi zuhura getirmektir.
Özünde varolanı açığa çıkartmaktır.
 
İNSAN OLMAK – HAKİKİ  İYİLİĞE  ERMEK

Vechlerinizi doğu ve batı yönüne döndürmeniz BİRR e ermek, hakiki iyiliğe ermek değildir...

Fakat (asıl) BİRR (e eren),
sırrıyla Allah’a, ahir gün’e, melaike’ye, Kitab’a ve Nebîler’e iman eden; onun muhabbeti üzere malı akrabaya, yetimlere, miskinlere, yolun oğluna, isteyenlere ve kölelere veren; salatı ikame eden ve zekatı veren; ahidleştiğinde (B gerçeğince) ahdini tam yerine getirenler, sıkıntı/fakirlik, hastalık durumlarında, savaşta/öfkenin şiddetlendiği anda sabredenlerdir... İşte bilfiil sadık olanlar bunlardır... Ve işte korunanlar da bunlardır. (2/177)
 
“Vechlerinizi doğu ve batı yönüne döndürmeniz BİRR e ermek, hakiki iyiliğe ermek değildir... “


Ruhlar aleminin doğusuna ve bedenler aleminin batısına çevirmeniz değildir. Çünkü bu kayıtlanma ve perdelenme demektir.

Asıl iyilik muvahhidlerin iyiliğidir. Onlar cem makamında Allah a ve ahiret gününe iman ederler. Çünkü cem makamında tevhidin ayrılmaz özelliği ebedi beka dır. Yani gerçek meaddır. Muvahhidler çokluk ayrıntılarında cem i müşahede ederler. Cem makamı ile melekler aleminin batını ve nebiler aleminin zahiri konumunda olan tafsilden perdelenmezler.

“Kitaplara…”

 hüküm ve marifetle zahiri cem eden ve dosdoğru istikamet bilgisini ifade eden kitaplara iman ederler. İstikamet bütün kuvvetlerin kişinin fena dan sonra beka makamında Allah ile tahakkuk etmesi esnasında ruhun nuruyla aydınlanmaları nedeniyle ilahi emir doğrultusunda kendi sınırları içinde durmaları anlamındadır. Bu adalet makamıdır. Dolayısıyla tüm kuvvetler bu makamda Hakkın gölgesinde ve vahdet akışına katılmış olurlar.

“Sevdiği maldan…”

Ayette geçen “ala hubbihi …” ifadesi Allah ı sevmelerinden dolayı malı infak ederler ki kalpleri Allah tan başkasıyla meşgul olmasın. Malı infak etmeyi severek, gönül hoşluğuyla verirler. Çünkü cömertlik sevinçle ve gönül hoşluğuyla mal vermek demektir.

“ahidleştiğinde (B gerçeğince) ahdini tam yerine getirenler…”

Mantık gücünün kemalinin ortaya konuşu yani adaletten infaktır. İhanetin sorumluluğunu, bunun karşıtı olan erdemliliğin yararını bilmedikçe sözünde duramaz.

Tevhidden ayrılmamak, nefsi fani kılmak suretiyle de ahdini tutar.

“sıkıntı/fakirlik, hastalık durumlarında, savaşta/öfkenin şiddetlendiği anda sabredenlerdir...”

Sabrın ortaya konulması, sabırdan infak.
Daima Allah a muhtaç olma şiddetine, nefsi kırıp hevayı ezma sıkıntısına ve şeytana karşı zorlu savaşın dehşetine sabrederler.

“İşte bilfiil sadık olanlar bunlardır... “

Ortaya koydukları bu fiilleriyle arınmak suretiyle Allah a karşı doğru olanlardır. İşte iyilik budur. Süluk akdi ve kararlılığıyla ahitlerini tutanlardır.

“Ve işte korunanlar da bunlardır.”

Korunanlar, muttakiler ancak onlardır. Kendi nefisleri dahil Allah tan başkasını sevmekten kaçınan, yani şirkten kaçınan,hayatın ve tabiatın perdelerinden soyutlananlar onlardır.

(M.Arabi- Tefsir-i Kebir Tevilat)

******
İçimizdeki öz sevgisini ne kadar çoğaltıp yansıtabilmeyi öğrenebilirsek ve başka insanların gözlerinden de kendimize ve yaşama bakabiliyorsak; bu bedene, bu kişilik yapısına kıstırılmış ego olma durumundan o nispette arınmış olacağız.
Sahiplenmeden, özümüzden geldiğince.sevebilmekle bizden çıkan iyiliklerin yerine ulaştığındaki huzuru da kendi huzurumuz gibi bileceğiz.

İyiliklere vasıta olabilmek, selamı ve şükrü yaşamımız yapabilmek; içsel sevginin tezahürüdür.

İnsan ismine layık olabilmek; insan olabilmek yolunda çalışmalar yapmaya eriş demektir.

İyilik yapabilmek nasiple ilgilidir.
Ancak öz sevgisi varsa dışına cömertlik şeklinde yansıyacaktır.
Takliden kazanılmış bir hal olmadığı için hayatın her alanında o kişi öyle davranır.
Bu insan olabilmek sürecinde iyilik; herkesin hayrına çalışmak demektir.
İnsanın kendini tanımasında herkes yeri doldurulmaz bir rol oynar. Olumsuz sandıklarımız da, olumlu olanlar da.
Çünkü niyetimiz insan olabilmek ise o zaman kendimizi bu niyetin yaşamı içinde bulacağız.

Yenilen !
Kendini Tanı !


İfadeleriyle bilinçlerimize kazınan bir niyettir aslında; hakiki iyiliğe eriş..

Hakiki iyiliğe erdiğini göster, fiillerinle şükret denmektedir.

Sürekli yenilen bunun için.

Sürekli kendini tanı.

Çünkü bu içine girdiğimiz seyri süluk ya da farkındalık aşamalarında her an değişik yönlerimiz çıkmakta.

İstidat ve kabiliyetimize göre mecburi istikamete doğru gitmekteyiz.
Bizdeki esma özelliklerine göre başımıza gelen her şey iyiliktir.
Çünkü bilinçli yaşamamız, gerçek insan olabilmemiz için beynimize verilen ;

Özünü bil !  

hitabından ötürü.
Yeni olanı yaşamak demek; yeniyi, yeniliği zahire taşımak demektir.
Ancak yaşayan yaşatabiliyorsa, yaşadığımız güzelliğin zekatını vermek zorundayız.
Ve bu yaşadığımız güzellik her ne ise;
Tüm insanlık için de geçiş ve dönüşüm hali olabilmesi niyeti ile.

Gayriyet duygusunun olmadığı bütünsel bilinçte yaşadığımızı biliyor isek; kendimizde dönüşüme uğrattığımız tüm kötü huylarımız için tüm insanlığa bir katkı yapmış oluruz.

Ya da zor gelenleri başarabildiğimizde bu diğer insanlara da kolaylıktır diyebiliriz.

Keşifler asırlarca katkı yapar toplum bilinçlerinde. Tasavvuf sürekli yenilenen bilinç düzeyini yaşatır.

Kendini bilen Rabbini bilir.

Rabbini bilene Rabbi okutur; Rabbülalemiyn’ i.

Kendini tanıma çalışmalarıyla kendine iyilik yapan insana; şükrünü ortaya koyabileceği, Rabbülalemiyn i tanıyabileceği kapılar açar Rabbi.

Ve bir şeylerden temizlendiği, arındığı her sefer Rabbini daha net görme, hissetme kendisinde açılır.

“İnsan ismine liyakatınız “

Liyakat; ortaya koyduklarının karşılığını hakketmen anlamındadır.

Sizde insan isminin karşılığının yani halife oluşun açığa çıkması ,

“İnsanlara erişen iyiliklere vasıta olabilmenizle mümkündür.”

İnsanlar var, iyilik fiili var, vasıta olabilmek var.
 
Esmasını seyri ve esmasıyla ilişkisi var; sünnetullah gereği, kesret varmışçasına.
Öyle ise, hakiki insanlığa erişmiş, halife olmuşun esmasına tenezzülü ZATen iyiliktir. Kendini bilmenin zekatıdır.
Kendini açmışsa O Zat bize, o risaletinin ışığı ile kuşatmışsa bu en muazzam iyiliktir.

Egonun, vehmin tüm hilelerinden gına getirip itminan buldurdu ise, mutlu etti ise bu bir insana verilebilecek en güzel şeydir.
Yaratma sırrıdır.
Kalp aynamızda gördüğümüz o sevgi enerjisi ile beynimizdeki tüm özelliklerin ışık bulmasıdır.
O yüzden insan ismine layık olan ancak Allah Resuludür (SAV).
Gerçek insan yaratır O ; çünkü tek gerçek olandır.
Tüm esma O nun olduğu için esmasını kullanır; dilediğini dilediğine vasıta kılar.
Yeter ki açalım kalbimizi O Zat’ a.

Resulullah ın zekatıdır; insan yaratmak.

Resulullah ın zekatıdır; ruhundan can üflemek.

Resulullah ın zekatıdır; yeryüzünde halifeler meydana getirmek.

Bizlerden önce birçok insan, insanlık bilincini yaşadı ve bize büyük bir miras bıraktı.

Yaşam bıraktı; enerji ve kudretiyle yaşatıyor.

Öğreti bıraktı; aklı küllüyle okutuyor, öğretiyor.

Işık bıraktı; aşkını zahir kıldı, kalpleri aydınlatıyor.

Henüz yeni sormaya başlayan birçok insan var; “ben kimim” diye. Nereye dönüp ne yapacaklarını bilmiyorlar.

O muhteşem bilinç, o muhteşem kudret Allah Resulü(SAV) ilmiyle, ışığıyla, yaşamıyla zahir !!!!.... ve ruhundan can veriyor yeniye açık beyinlere.

İnsanın ruhen huzur bulması, sükuna ermesi bu iyiliğin farkında olmaktır.

İyilik; hiçbir karşılık beklemeden, iyiniyet ve sevgi ile insanlara yardımcı olabilmektir.

İyilik; Allah için, Allah rızası için çalışmaktır.

İyilik; Resulullah a hizmet şuuru içinde varolabilmektir; yine o Allah Resulu(SAV) ile.

******

SEVDİKLERİNİZDEN  İNFAK

Sevdiklerinizden infak etmedikçe asla BİRRe nail olamazsınız... Şey’den ne infak ederseniz, muhakkak ki Allah onu (B sırrınca; onun hakikatı olarak) Aliym’dir. (Ali İmran 92)

Dikkat edilirse burada "SEVDİKLERİNİZDEN" kaydı mevcuttur... Rastgele bir şeyi değil!

Bu âyet nâzil olduğu zaman, Rasûlullah yanındaki inanmışların her biri, en çok sevdikleri nesneleri başkalarına bağışlamışlardı... Elbette ki, bu âyet sadece o zaman yaşayanları değil; diğer âyetler gibi, kıyamete kadar tüm hitap ettiği müslümanları muhatap alıyordu..

 “BİRR”e ermenin yolu “BEN”i terkten geçer!. “BEN” kalmazsa, elbette “BENİM” de sözkonusu olmaz!.

“BEN” kalmazsa, hep "O" olur!.

Hep "O" olunca, artık, benim, senin, onun kavramı kalmaz...

Sevdiğin, nerede ve kiminle olursa olsun, gerçekte hep seninledir!. Çünkü hep O'nunladır!.

Bu yaşamda ise, artık birimsellikten ileri gelen kavramlar eriyip gider; "ALLAH"la olmak sana yeter!.

Bu sebepledir ki, şeklen, sevdiğini bağışlamak, vermek; gerçekte benliğini terketmek ve arınmaktır...

Ki bu yol da vuslat kapısını açar!.
(A:H)
 
Eğer ki sevdiğimiz Allah Resulu(SAV) ise; O’ nu sevdirmek zekatımız olacaktır.

Hizmetimiz O nun sevgisini yaymak olacaktır.
Hizmetimiz O’nun sünnetinin ruhunu; ahlakının Kuran ahlakı oluşundaki Allah sünnetini akledebilmeye çalışmak olacaktır.
Bizim işimiz Resulullah’ a  benzemek değil, O’ nu örnek almak, O’ nun anlayışının ruhunu kavramak.
Maksadını anlayabilmektir O’ nunla olabilmek !
 
Öyle ise verdiğimiz ne ise O sevdiğimizin niyetine, O’ na daha yakın olmak niyetiyle verelim.
B sırrınca veren alan hep O olsun.
O zaman hayatımıza anlam katmış oluruz. O niyet o şuuru oluşturur.

Çünkü her an O’ nu, O bilinci, O’ nunla yaşamayı vird edinmişizdir kendimize ki; getirisi  yine O’ dur.

Tek varolan O’ dur.

Zaten biz o muhabbetten pay almışızdır ki O bilinci yaşarız; özümüz ile, şükrümüz ile..
 
İyilik yapmak iyilik getirir. Herhangi bir güzellik oluşturabildi isek; güzelliğimiz Resulullah(SAV) a aşkımızdandır. Yanlışlar ise O nu anlamayışımızdan.

İnsanlığa katkı olabilecek bir ışık yakabildi isek ne mutlu bize.

“Sevdiklerinizden verin”  hükmünce ;
Abdülkadir Geylani Hazretleri’ nin çok sevdiğim duasını paylaşmak istiyorum sizlerle .
Allah O’ nun duasını vesile edip hakiki insan eylesin bizleri…
 
Ya Rabbi !

Zat, sıfat, isim, fiil ve eserleri cihetiyle bizi Hazreti Muhammed’ in (SAV) hakikatiyle tahakkuk ettirmen için O nunla sana tevessül ve yine senin huzurunda O nunla senden şefaat ve yardım isteriz.

Böylece ancak seni yaşayalım, seni görelim, seni bilelim, senin marifetine erelim.

Ya Rabbi bizi kendin ile meşgul et.

Bize öyle bir ihsanda bulun ki O nda senden başkasına vuslat, senden başkasına medhal ve giriş olmasın.

Ya Rabbi batınımızı senin hüviyetinin sırrı ile gerçekleştir.

Ya Rabbi bizden enaniyeti yok et ki senin yüce Zatının hüviyetine kavuşabilelim.

Ey misli olmayan yüce varlık !

Senden gayrı olan her ne varsa bizden yok et.

Bizden mevcudat kesafetinin ağırlığını hafiflet.

Gayrılık noktasını bizden imha et.

Seni müşahede etmemiz için, seni bilmemiz için…

Ya huu …Ya huu…. Ya huu…

Senden başka mevcut ve maksud yoktur ey vücudun vücudu..


 (1)...Ülkü Özgür  - (2)...Ülkü Özgür -(3)...Ülkü Özgür-(4)...OKU ki KENDİNİ TANI !.. -(5...OKU ki KENDİNİ TANI !..   -(6...OKU ki KENDİNİ TANI !..  -(7...OKU ki KENDİNİ TANI !..  -(8...OKU ki KENDİNİ TANI !..