EY ÖRTÜSÜNE BÜRÜNEN!.. 2



14 / Haziran / 2009  // Saim yusuf... //

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

1-4) Ey O Müzemmil (örtüsüne sarınıp bürünen?) !.Birazı müstesna geceleyin kalk/kıyam dur (yatıp uyuma); (Gecenin) yarısı kadar (kıyam et) yahut ondan biraz noksanlaştır,Yahut ona ziyade et!.. Ve Kur’an’ı (hakikatını, hazineni) tertil üzre (tane tane, tefekkür ederek; tafsile çıkararak) oku!.

(MÜZZEMMİL SÛRESİ)
OKUmak fırsat : kENDİNİ Tanımak için...
Ayetlerine “teklif” yönüyle yöneldiğimizde; “geceleyin örtüsüne sarınıp bürünerek yatıp uyuyandaa, gecenin yarısında, yahut gecenin yarısı olmadan, yahut gecenin yarısını biraz geçmişken kalkıp, Kur’an’ı tane tane, tefekkür ederek, tafsilatlı olarak OKU’ması isteniyor” diye değerlendirilerek; gece beynin anlama, kavrama, idrak etme gücünün arttığı sonucunu çıkarırız. Ki gece güneş ışınlarını oluşturan dalgaların beyni etkilemesi, parazit oluşturması, engellemesi söz konusu olmaz; geceleyin beyin daha yüksek kapasiteyle çalışır, daha iyi anlar, çok yönlü düşünür, daha fazla doneye ulaşır ve bunları birbirine bağlayarak doğru ve gerçeğe ulaşabilir.

Bu ayetlere “tespit” yönüyle yöneldiğimizde ise; ”burada kullanılan kelimelerin sembolik olarak kullanılıp daha derin manalara işaret ettiği, ALLAH emri yerine gelmeyecek bir tanrı olmadığı için, emir cümleleri ile ifade edilen ayetlerdeki hükümlerin gerçekleştiği, olması istenene değil de gerçekte olana işaret edildiği ve bu olanın bizim dikkatimize sunulduğu” şeklinde değerlendiririz. Yani; “tespit” yönüyle ayetlere yöneldiğimizde bilelim ki; ALLAH, olmasını istediği bir şeyi değil de “olan gerçeği” bize açıklıyor ve bu gerçeği fark etmemizi, bu gerçeğe dönük bir tespitte bulunmamızı amaçlıyor.

Bu ayetlerde de ALLAH kelamı “emir” cümleleri içeriyor. ALLAH emri yerine gelmeyecek bir tanrı olmadığından, “ALLAH emri” manası kulun emir anlayışından farklı olduğundan, “ALLAH emri” her an her şeyde olan/gerçekleşen daha derin gerçeklere işaret ediyor. ALLAH emrediyor; yani emrindeki, esmaları ile var oluşa dikkatleri çekiyor.  Yani ALLAH emri/kontrolü altındaki sistemi, yaratılışı, olanı açıklıyor. Bu tespit yöntemli yaklaşımla değerlendirmede bilelim ki ALLAH; teklifin ötesinde, yapılmasını/olmasını istediğini emrediyor değil, zaten emri/kontrolü altında olanı/gerçekleşeni tespit etmemiz/fark etmemiz için bize açıklıyor, kendini tanıtıyor, yaratış sistemini açıklıyor.

Ve bu açıklamayı; “teklif yönünü” de değerlendirmemiz, gereğini uygulamamız için, açıklanacak derin gerçekleri de anlamamız için, insani bakış açısına indirgiyor. Her iki(teklif-tespit) görüşten nasiplenmemiz için, bir yönüyle insana sesleniyor, insanı seslendiriyor; başka bir yönüyle sistemine sesleniyor, sistemini seslendiriyor. Diyalog/konuşma metoduyla, her iki yöntemden de nasiplenmemizi amaçlıyor. Teklif yöntemiyle uygulamaya/zahirimize dönük, tespit yöntemiyle şuurumuza/batınımıza dönük, ikisinin birleşmesiyle/kaynaşmasıyla da hakikatimize/gerçeğimize dönük kazanımda olmamızı, halimizi ve düşüncelerimizi düzeltmemizi, doğruya ve sağlam olana yönelmemizi hedefliyor. Bu ayetlerle ilgili “tespit yönlü” yaklaşımımızda ulaştığımız düşünceleri kapasitemiz yettiği kadarıyla birinci yazımızda açıkladık.

Özetleyecek olursak; Müzemmil(örtüsüne bürünen) ifadesi ile “som, sırf…orijin” olandan örtme işlevi ile yaratılan boyutsal ilk, birinci, tekil yapı olan Hakikat-i Muhammediye’ye(ile birlikte var olan/algılanan her şey); “gece” ifadesi ile şuurumuza gece, karanlık, kapalı olan som, sırf, … orijine; “yarısı kadar, yahut ondan biraz noksanlaştır, yahut ona ziyade et” ifadesi ile “som, sırf…” olanın örtünmesine; “kalk/kıyam dur” ifadesi ile örtünme işlevi sonucu “var olma/var algılanma” olayına; “Kur’an’ı tertil üzere oku” ifadesi ile evren içre evrenler ve canlılarının; ağır ağır, yavaş yavaş yani hız algısı yavaşlatılmasıyla zaman ve mekan algısının oluşmasıyla, tane tane, sıralı, tafsilatlı olarak boyutlar ve varlıklarının var olması/var algılanması gerçeğine işaret ediliyor.

“Som, sırf…” olanın yapısının; dopdolu, büsbütün olup, sınırsız hıza, sonsuz harekete sahip olduğu, bundan dolayı sıfır zamanı olan AN’ı olduğunu açıkladık. Zamansız ve mekansız oluşunu; her haliyle sınırsız-sonsuz olmasının getirisi hepliğinden sonucu hiçlik halinden kaynaklandığını vurgulayalım. Bizim sınırlı varlığımızın algısıyla oluşan, ikiliğe dayanıp, kıyaslamaya dönük hız-zaman-mekan anlayışından öte, sınırsız-sonsuz hız-zaman-mekana sahip olup, sınırsız-sonsuzluğu ile hep olanın kendisini hızsız-zamansız-mekansız olarak hiçlik olarak gösterdiğini, hız algısının kaynağının sınırsız hız(sonsuz hız/hızsızlık), zaman algısının kaynağının sınırsız zaman(sonsuz zaman/zamansızlık), mekan algısının kaynağının sınırsız mekan(sonsuz mekan/mekansızlık) olduğunu, “som, sırf…” olanın mekanın mekanı olduğunu, bu gerçeği en-boy-derinlik olarak değil de, öze dönük- boyutsal-şuursal olarak değerlendirmek gerekir.

Bizler biliyoruz ki en temel, değişmez kanundur; “yoktan bir şey var olmaz, var olandan var olunur”. Öyleyse hız algısı da yoktan var olmaz, sınırsız hızdan hız algısı var olur. Zaman algısı da yoktan var olmaz, sınırsız zamandan zaman algısı var olur. Mekan algısı da yoktan var olmaz, sınırsız mekandan mekan algısı var olur. Ama; sınırsız hız kendini hızsızlık/sıfır hız olarak, sınırsız zaman kendini zamansızlık/sıfır zaman/AN olarak, sınırsız mekan kendini mekansızlık/sıfır mekan olarak gösterir. Çünkü ne ki sınırsız-sonsuzluğa varır, kendini hepliğin getirdiği hiçlik halinde bulur. Hızsızlık, zamansızlık, mekansızlık bunların tamamen yok olmasından değil; sınırsız-sonsuz olarak var olup hiçlik halinde bulunmasından kaynaklanır. Aksi halde; bunlar tamamen yok olsa idi; hız, zaman ve mekan algısı oluşmaz varlıklar var algılanmaz, yaratım olmazdı. Çünkü “yoktan var olunmaz, vardan var olunur”.

Şimdi sıra diğer ayetlerden “tefekkür dünyamıza” tespit yönüyle yansıyanlara geldi.

5-) İnna senulkıy `aleyke kavlen sekıyla;
Muhakkak ki biz (Rahmaniyyetin açığa çıkardığı özellikler, Rabbani kuvveler) sana ağır (ağırlığı olan, değerli, kudsi) bir söz ilka edeceğiz (bilincine varacaksın).

SAFİ YORUM:

4. ayet “…Ve Kur’an’ı tertil üzre oku!.” İfadesi ile biterken devamında 5. ayette “Muhakkak ki BİZ sana ağır bir söz ilka edeceğiz” deniyor. Ve bu ağır sözün 9. ayette “…La ilahe illaHU/ O’ndan başka ilah (vücud) yoktur/ilah yok, sadece O…” olduğu açıklanıyor. 5 ve 9 dahil, aradaki ayetlerde(5, 6, 7, 8. ve 9. ayetler) bu ağır sözün anlaşılmasına dönük açıklamalar içeriyor.

5. ayette geçen “BİZ” ifadesi ile; “som,sırf…” olanla, “som, sırf…” olandan örtme işlevi ile algılanır olma prensibiyle açığa çıkan KUR’AN/OKU’nan/even içre evren ve varlıkları” kastediliyor. Ve bu varlıklar; “som, sırf…” yapıda sınırsız-sonsuz heplik şeklinde yer alıp hiçlik halinde bulunan esmalar/isimler/manalar denen yapısal özelliklerin, yapısal örtme işlevi ile “esma terkipleri/ölçülü mana grupları” olarak oluşturulması ve bunların algıya dönük olarak suretlenmesi sonucu var oluyorlar. Bu gerçeği “som sırf…” yapıdan yaklaşarak, bu yapı sınırsız hızını sayısız değişik ölçülerde algılatarak(örtme işlevinin temeli) zaman-mekan algılarını ve bu algılar içinde kendini bulan varlıkları yaratmış oluyor.

Bu “som, sırf…”  yapı sınırsız-sonsuz yani hallerinde sınır-son tanımayıp sayısız hallere bürünen, kendisini değişik şekillerde algılatan/algılayan bir yapıdır. Bu sınırsız-sonsuz-tek yapı, sınırsız-sonsuz-tek bir bakışla kendine yönelmiş, kendini bilmek istemiş(Aliym) ve AN içinde kendini bilmiştir. Ve bizler ise; bu bilişin sonucu var olup, yaşantısı içindeyiz. Bu gerçeği anlamak için; O’nu insani düşüncelerle değerlendirmeden, O’nun her özelliği ile sınırsız-sonsuzluğunu aklımızdan çıkarmadan, kendimizin tabi olduğu sınırlı standart kavramlarla O’na yönelmeden, O’nun bakışıyla bakmayı, O’nun boyasıyla boyanmayı gerçekleştirmeliyiz.

Yoksa ağırlığı olan “O” sözü anlayamayız. “La ilahe” ile bilincimizin sınırlılığından kurtulmalı, “illaHU” ile şuurumuzun sınırsızlığına yönelmeliyiz. Ki bilinç bildiğini sanır, bildiğiyle sınırlar; şuur hep yöneliştedir, bilmeye sınır koymaz. Bilinç ile şuur arasındaki keskin farkın bir tanesi de budur. Bilinç sınırlı bildiğiyle “idrak ettiğini sanırken”; şuur bilginin sınırsızlığı fark ederek “idrak edilemeyeceğini idrak ettim” der. Bilinç bildikleriyle bilgiye sınır koyar; şuur bildikleriyle bilmediklerinin sınırsızlığını anlar. Bilince göre her bilginin sonu var, bilince tamam olur; şuura göre hiçbir bilgi tam bilinemez, kaynağı Aliym olur. Bundan dolayı bilincin bilgiye yönelişi şuura göre kısa sürer, bilinç çok yönlü düşünemez, kestirme yolu sever, detaya inemez, tafsilata giremez, bilgiyi alışı çok eksiktir, ulaştığı doneler azdır, o donelerden çıkan sonuç zayıftır. Şuur ise bilincin tam tersi özelliklere sahiptir, her an bilgiye yönelişi devam eder, her bilgiyi her zaman sorgular, yeniler, geliştirir…

Bunun için de en azından; “57-3) Huvel`Evvelu vel`Ahıru vezZahiru velBatın* ve HUve Bi kulli şey`in Aliym;/O’dur Evvel, Ahir, Zahir, Batın... O Bi-külli şeyin Aliym’dir.” ayetindeki genişliğe sahip olmamız gerekir. O her şeyi şeylerin hakikati olarak, hatta o şeyler olarak bilir. Öncesi, sonrası, zahiri, batını O’dur; yani önceden olmuşlar ve sonradan olacaklar, şu an algılananlar ve şu an algılanmayanların kaynağı O’dur. Olan tek, oldurtan tektir, insan bakışıyla bakarsan kendini, O’nun bakışıyla bakarsan O’nu görürsün. Şu ana göre olmuş olan geçmişte/evvelde olmuş, olacak olan da gelecekte/ahirde olacaktır. Olmuşlar gibi, olacaklar da O’nun manasında yer alacaktır. Bu bakışla bakarsan olacaklar bir yerlerde daha önceden olmamıştır. Evvel-ahir olacakların zahir-batının kaynağı olan, evvel olmuşları içine alan, ahir olacakları içine alacak olan, O’nun bakışıyla bakarsan dersin ki; her şey olup bitmiştir.

Ama, insan bakışıyla bakarsan; olanlar olmuş, olacaklar daha olmamıştır. Yani olan veya olacağın tekliği ve bunların insani bakış ve O’nun bakışıyla değerlendirilmesi söz konusudur. Oluşun tekliği! Oluş; iki ayrı yerde yazıldı ve yaratıldı şeklinde iki defa olmuyor, yazıldı denen “olanın manasına”, yaratıldı denen ise “olanın maddesine” dönük değerlendirme olup, aslında ikisi anı anda, anı şey olarak, şu an olmaktadır. Fakat bizler, bu iki bakışla yapılan açıklamaları birbirine karıştırıp, bilincimizde zaman ve mekan algısına sokup, ikiliğe düşebiliyoruz. O’nun hiçbir işi ikileme, tekrarlama içermez, her işi yeni, tek ve şu an olandır.

Diğer taraftan; esma terkibi olan varlığımızdan, esma terkibi olan sistemi içinde açığa çıkacak olanlar da orijin-sınırsız esma sahibi Aliym olan O’nun tarafından bilinmesi de kaçınılmaz bir gerçektir. Yani O; sebep-sonuç ilişkisi(ilmi) ile olandan olacağa yön verilmesi, oluşması gerçeği kaynağı olandır.. Aliym; dışarıda bir tanrı olup da oluşu bilmekle kalan değil, sisteminde örneğin sebep-sonuç mekanizmasını çalıştıracak ilmi oluşturan, sistemini, mekanizmalarını esmaları ile ayakta tutan, varlığı ilmiyle/esmalarıyla yaratan, ilmiyle varlığın özü olandır. Yani Aliym olan her an, her şeyde, her şeyin hakikati olarak iş başındadır, O her an yeni bir oluştadır.  

6-) İnne naşietel leyli hiye eşeddü vat`en ve akvemu kıyla;
Muhakkak ki naşiet’el leyl (gece kalkışı-kıyamı, oluşu-yetişmesi) mutabakat-uygunluk-
yerine oturma bakımından daha güçlü ve söylenilen (okunulan) itibarıyla daha doğrudur.

7-) İnne leke fiynnehari sebhan taviyla;
Muhakkak ki gündüzün senin için uzun bir yüzme/seyretme/meşguliyet vardır.


SAFİ YORUM:

Muhakkak ki, gerçekten, kesinlikle gece kalkışı/oluşu uygunluk/isabet bakımından daha güçlü ve daha doğrudur. “Som, sırf, tek…” olandan varlığa/çokluğa yöneliş yöntemi varlığın hakikatine ermek için gerçeğe isabet bakımından daha güçlü ve doğru bir yoldur. Bu yolu kullananların çoğu daha kısa sürede hedefine ulaşırlar.

Muhakkak ki, gerçekten, kesinlikle gündüz senin için uzun bir meşguliyettir. “Gündüz” sembolü ile şuura aydınlık, açık olan varlıklar alemi yani çokluk kastediliyor. Çokluk içinde varlığın hakikatine, gerçeğe yönelmeye çalışmak ise; uzun bir yol, zor bir yöntem olup gerçeğe isabet bakımından daha zayıf ve yanlış bir yoldur. Bu yöntemi kullananların çoğu hedefe varamadan çokluk içinde bocalar durur.

Yani gerçeğe ulaşmak için; tekten çoğa yönelim(Yaratandan yaratılana yönelim) daha kestirme, daha güçlü, daha sağlam ve daha doğru bir yoldur. Çoktan teke yönelim(yaratılanlardan yaratana yönelim) ise daha uzun, çetrefilli, zor bir yol olup, hedefe ulaşma ihtimali daha düşük, zayıf bir yoldur.

Hedefe ulaşan, gerçeğe eren ise; sona varmış olmaz, sınırsız-sonsuzluğu dolayısıyla “ALLAH’ın idrak edilemeyeceğini idrak etmiş olur”. Sınırsız-sonsuzluk şuuruyla, sonu olan bir hedefe yönelmeksizin, hedef beklentisi olmadan gerçeği yaşamaya devam eder. O’na yönelişinde sınırsız-sonsuz(sınır-son tanımayan) bakışı dolayısıyla son durak olan bir hedef beklentisinde olmaz, çünkü yolculuğu sınırsız-sonsuzluğu fark ettiğinden sürekli devam edecektir.

8-) Vezkür isme Rabbike ve tebettel ileyHİ tebtiyl;
Rabbinin ismini zikret ve O’na tebettül et (yöneldikçe yönel; herşeyden kesilip sırf O’na yönel; tam yönel) !.

9-) Rabbulmeşrikı velmağribi la ilahe illâ HUve fettehızHU Vekiyla;
(O, senin Rabbin) maşrık’ın ve mağrib’in Rabbidir... O’ndan başka ilah (vücud) yoktur; o halde O’nu vekil edin!.

SAFİ YORUM:

Varlığın gerçeğine isabet bakımından; çoktan teke/yaratılandan yaratana yönelim en zor yoldur, tekten çoka yönelim daha etkili ve daha doğru bir yoldur. En kolay, en etkili, en güçlü ve en doğru yol ise şuursal olarak tekte/yaratanda kalmak çoğa/yaratılana takılmamaktır. Yolculuk aynı yerde başlar, aynı yerde biterse çok kısa ve sağlam olur. Yolculuk tekden başlar teke giderse her an tekte daim olunur, gecikmeler, zorluklar, sapmalar bertaraf olur.Bu yol; “ben otuz yıldır Hak ile konuşurum, halk ise kendileriyle konuştuğumu sanır” diyenin yoludur.

Rabbinin ismini zikret ve O’na tam yönel. Sınırsız esmaların esma terkipleri şeklinde algılanmasını sağlayan Rab işlevini, senden açığa çıkanların Rabbi hükmünde olan esma terkibini fark et ve sınırsız esma sahibi olan O’na tam manasıyla yönel. O “som, sırf…” olana tam manasıyla, şuursal olarak her şeyden kesilerek yönel. O’nun “som, sırf, orijin, tek, dopdolu, büsbütün…” yapısına öyle bir yönel ki; sınırsız esmaların dahi o yapıda hiçliğe ulaştığını fark et. Böylelikle sıfattan geç, zatı seç.

O’nun sınırsız-sonsuz hepliğinde hiçlik halini yaşa. Olacaksa tek hedefin bu hal olsun ve bu hal ile birimsel varlığından, bu varlığın isteklerinden, beklentilerinden, korkularından, tüm düşünsel sınırlarından arın. Sınırsız şuur için sınırlı bilinci tercih etme, sınırsız varlık varken algıya dayalı sınırlı varlığa boyun eğme. Tüm çalışmalarının hedefi bu olsun. Kır zincirlerini, boz bu çarkı, seni bağlamış olarak çevirip durmasın, dünyanın, bedeninin tutsağı olmayasın. Rüyadan uyan, hayalden kurtul, Rabbine bir yol bul, O’nu vekil edin.

Doğunun/doğma yerinin ve batının/batma yerinin Rabbidir. İlah yok, sadece O, öyleyse O’nu vekil edin. Her şey her an bir var olur(doğma yeri), bir an yok olur(batma yeri). Bu doğup batmalar, okyanusta dalgaların belirmesi sonra okyanusa karışması misali gibidir. Ne dalga okyanustan, ne okyanus dalgadan ayrıdır, asıl var olan okyanustur, dalgalar onda/onla var algılanır, var olur her an. Madde alemi de enerji okyanusunun dalgaları gibidir, dalgalanır durur enerji okyanusu ve o dalgalanmaları madde olarak algılar insan. Hepsi de “som, sırf,…” olan yapıdan algılanır olur, hayal misali, bir rüya gibi. Örtme mekanizmasıyla işleyen Rabb işlevi ile meydana gelen hologramik bir görüntüden başkası değildir insan ve evren.

Hologramik bir yapı beyin, hologramik bir yapı evren. Holografik bir görüntü insan, holografik bir görüntü evren. Bu görüntüyü gerçek sanıp ALLAH yanı sıra bir de ilah/tanrı edinme. Kendine ve evrene gerçek manada varlık verip tanrı/ilahlık davası gütme. Alemlerin aslı hayaldir, insanlar uykudadır, varlıkları rüyadaki gibidir, mevcudat varlık kokusu dahi almamıştır ki gerçekten nasıl var olsun.Var olmanın, yaratılmanın prensibi algılanır olmadır, algı ise örtme işleviyle oluşur.Öyleyse gerçek var olan “som,sırf, orijin, tek,…” olanı vekil edin, O’na yönel ki gerçek manada var olamayacağını anla. O’nun yapısının sınırsız-sonsuzluğunun, klasik manasıyla anlaşılan “tanrısal yaratıma” engel olduğunu anla. Ki “La ilahe illaHU” ağır sözünü şuurunla kaldırabilesin.

Hatalar bendendir, isabet kaynaktan. İnşaALLAH devam edecek…