“Fark” kavramı üzerinde düşünerek bunu gerçekten kavrayabilmek için yapılan tüm çabaların aslında yalnızca farklı birer fiilden ibaret olduğunu sezinlemekde mümkün.
Öyle anlar gelirki, insanın bilincinde oturtmaya çalıştığı farkındalık ve bu farkındalığı fark ederek yaşama gayesi bile bir anda boş bir ümitmiş gibi görülebilir.
Çünkü düşünürki insan, baktığıyla bakmak istediği, yaptığıyla yapmak istediği ve gördükleriyle görmek istedikleri arasında bir farklılık olması gerekir. İşte tam bu sırada neden? gibi bir soru takılır zihnine.
NEDEN sorusundan kasıt, varlıktaki TEK varlığın BİR olduğunu ve Tüm Fiillerin TEK FAİLİNİN O “HU” olduğunu idrak aşamasında yapılan bu değerlendirme (fikir, fiili yapı, karakter ve düşünce akolu seçme) işinin gerekliliği/sizliği ne derece doğrudur?
Kişi ÖZ’e yolculuk hususunda aldığı (derunundan gelen komutla) kararla, sürekli anlamda bir düşünce çakışması, fikir ayrılığı içine girmiş oluyor. Bu yüzdende kişiliğinden şüphe korkusu, içinden çıkılmazlık labirentleri ve kararsızlık gibi duyguların açığa çıkışı seyrediliyor.
Kişi özellikle kendi kişiliğini sorgulama aşamasında girdiği bu içinden çıkılmaz hallerde, etrafındaki faklılıklarla kendi düşünce yapısının farklı olduğunu gözetmesi , yalnızlığına sebep oluyor.
Her konuda olduğu gibi burada da yardıma muhtaç bir hale gelmesi ve inandığı (gayb) şeylerin farkındalığına ulaşamaması büyük zararlara sebep olabilir. Buda demekki yalnızca (gayb’a) inanmanın yeterli olmadığını belgeler. inanmanın yanı sıra farkındalığını gerçekten yaşamak istenilen gerçeğin kişide oluşturduğu (ilham) düşünüşlerin ve duygulanımların çok iyi tetkiki lazım gelir.
Ben her ne kadar iman sahibi olduğumu savunsamda, bugün en ufak bir olayın (etkinin) dahi karşısında öfkelenmek, o fiili yalan yalnış bulmak ve HAKSIZlığını savunmam sayesinde, belkide FARKINDALIĞINI sezemediğim sonsuz bir seyirden bir adım daha geri kalmaya hapsediyorum kendimi.
Kişiliğim gereği düşüncelerimi, kendimce doğrular vaziyette yaşayarak , dayımın, amcamın kardeşlerimin ve etrafımda bulunan herkesin yanlışa saplanmışlıklarını görerek yaşayagiderim. Ötesini ALLAH bilir.
Bu nokta öylesine can alıcı öylesine ince ki, KUR’AN’ı anlayamayarak yalnızca okuyarak geçenlerden olduğumuzun ispatıdır. Halbuki Onu anlayabilmek içinde mutlak anlamda bir belirleyici tarafını bulabiliriz. Nereden ve nasıl başlamamız gerektiğinin önemi burada yatıyor.
Biz kişiliğimiz gereği birer beşerden öteye geçemiyorsak, o zaman bunu bir başlangıç olarak kabul edebiliriz.
KUR’AN’ı KERİM bu açıdan sayısız ayetle dolu. “Beşeriyet mertebesinden bakış açısı” adı altında, NEBİ’lerimizin anlatmak istedikleri farkındalık mertebesine erişebiliriz bu yolla.
Taaki, KESRETTEN çıkıp VAHDET farkındalığına oradanda AHAD’iyet şerefine erişebilelim. Bundan ötesi olmadığı içinde artık, faili mutlak’ı tanıyarak, herşeyin Ondan olduğunun farkındalığını yaşayabilelim inşallah.
Bizler acizimizin ve cahilliğimizin kuyusundan ancak ALLAH’ın dilemesiyle kurtulabiliriz. KUR’AN’I KERİM’in dediği gibi; Mümin İNSAN ALLAH’a tevekkül eder.
Dilerim bu anlamda FARKINDALIĞINI VE SONSUZ RAHMETİNİ bizlerede nasip ve takdir etmiş olsun.
Hepimizin, Kavramların ve nesnelerin kayboluşu NOKTAsına erişebilmemiz dileğiyle…
selam yaşamınız olsun.”