Sorular - Cevaplar (4)
1. SORU:
Bazı insanlar esma zikirlerini dönüşümlü yapıyorlarmış. Mesela zikir ettikleri esmaları altı ay ya da bir yıl zikir edip sonra başka esmalara geçiyorlarmış... Bu sistem bana da uygun geldi zira ALLAH ismi dışında bütün esmalar tek nokta keyfiyeti olup yıllarca aynı esmaya çalışmak, Allah'ı sadece VEDUD, MÜRİD, HAKİM gibi görmek olarak gelir ki bu gizli şirktir. Zira Allah'ın sonsuz esması vardır ve hiç bir esma ile kayıtlı olamaz .
CEVAP:
Esmâ zikrini değiştirmeden çekmek bence şirk olmaz. Çünkü esmâ zikri ÖTEDEKİ ALLAH’ı hoşnud etmek için çekilmiyor. İnsanın esmâ terkibiyetini burç etkilerine göre dengeye sokmak için çekiliyor. İnsanın frekans ayarı gibi bir şey. Meselâ kemik erimesi hastalığı olanın kemiğindeki eksiklik sürekli kalsiyum alımıyla dengeye sokulmaya çalışılır. Yine mesela B vitamini eksikliği bazı haplarla ve doğal besinlerle dengelenir. İnsanların özlerini oluşturan esma terkibinde aslında her isim (sonsuz isimler) vardır. Fakat bazısı az etkili bazısı çok etkilidir. Esma zikri az ve çok etkileri düzenlemek için çekiliyor. Tarikat ve şeyhin verdiği gibi bir zikir türü değildir.
2. SORU:
Bu konuda ne dersiniz acaba, sectiğimiz esmalari belli dönemlerde degistirmek uygun mudur ? Eger degistirirsek o esmanın üzerimizdeki etkilerinde bir azalma olur mu ?
CEVAP:
Esma zikrini düzenleyecek uzmana her zaman ulaşamıyorsak Dua ve Zikir kitabından gönlümüze ve özellikle aklımıza ve burç yapımıza uygun olanları çekmek iyi olabilir. Ama ben kişisel olarak esmâ zikrini kendime çok dert edinmiyorum. Aklımla kendimi gözetliyorum ne eksiğim var ise o eksiğimi fiillerimle tamamlamaya çalışıyorum. Meselâ çocukların yaramazlıklarından, yüksek sesle bağırmalarından rahatsız oluyorum. Bu da çocuklara karşı bir antipati doğuruyor. Bu antipatiyi gidermek ve sempatiye dönüştürmek için VEDUD (sevgi oluşturan esma) çekmiyorum, çocukların hoşuna gidecek şeyler yapmaya çalışıyorum, onlarla konuşuyorum, onlara büyük muamelesi yaparak onurlandırıyorum, hediye alıyorum ve esmâ eksikliğimi böyle tamamlamaya çalışıyorum. Bu da çocukların yaramazlıklarına ve gürültülerine karşı direncimi artırıyor, hoş görü doğuruyor.
Başka bir örnek daha vereyim. Bir zamanlar cömert iken sonradan biraz cimriliğim başladı. Çocuklar büyüyünce masraflar arttı. Kuruşu hesab eder olduk. Cimriliğimi gidermek için esma araştırmasına girmedim. Bütçemi sarsmayacak kadar yardımlaşmalara katılmaya çalışarak kendimde eksilen “cömertlik” esmalarını fiilen “vermekle” tamamlamaya çalışıyorum.
İlim için esma mı çekmeyi tercih ederim yoksa gözlerim kızarıncaya kadar bana lazım olan ilmî eserleri okumayı mı tercih ederim diye kendime soruyorum ve okumayı tercih ediyorum. Okumayı esma zikri gibi kabul etmek istiyorum. Belki yanılıyorumdur ama akla ve SÜNNETE daha uygun gibi geliyor.
Hiçbir zaman tam anlamıyla özümüzdeki esmâ terkibini çözemeyiz. Fakat her gün ilerleyen maddi ve manevi ilimler karşısındaki eksikliğimizi çok net tespit edip tamamlama yollarını daha kolay bulabiliriz.
3.SORU:
Dua ve Zikir kitabını okudum, öğrendiklerimle orantılı güzel bilgiler anlatmış... Ama zikirdeki bir nokta dikkatimi çekti;
Zikirde "Ya nidasına gerek yok çünkü ötelerde birini zikir etmiyorsun" cümlesiydi...
Öncelikle eski alimler, Allah ismini Ya nidasız söylemesine rağmen esmaların ya nidasıyla söylenmesinin usulden olduğunu söylüyorlar.. Neden ?
CEVAP:
Anladığım kadarıyla Dua ve Zikir kitabında ...Dua ve Zikir önerileri TARİKAT VE ŞEYH konumuyla önerilmiyor. Esmâların özümüzde açılmak için hazır beklediğini... esmâ ismini dil ve ya zihin ile tekrarın özdeki mânâyı OTOMATİK olarak açacağı anlatılıyor. İnanarak ya da inanmadan çekmek arasında fark olmadığını esmâ isimleri tekrar edilince MUTLAK etkinin açığa çıkacağı vurgulanıyor.
Örneğin... ŞÂFİ esması ŞİFALANDIRAN anlamındadır. Yâ Şâfî der isek... yâ hitabı ötemizde bir şifacıya seslenmektir, bana şifa gönder demektir. Ya da bir ismi de şifacı olan bir tanrıyı “gel beni tedavi et” diye çağırmaktır.
Direk ŞÂFİ diye zikredersek özümüzde mevcut olan sonsuz esmâlardan bir esmâyı otomatik olarak açmış oluruz.
Dikkat etmemiz gereken bir konu da şudur...
Yine aynı esmâ ile örnek vereyim. Bedensel ve psikolojik bir hastalığı giderecek olan özdeki ŞÂFİ; dışımızda doktor, hastane, ilaç, eczane ve sağlık kurallarına uymak şeklinde tecelli etmektedir.
Dışımızda şifâ olarak tecelli eden ŞÂFÎ esmasını kuru kuru zikretmek bir işe yaramaz.
ŞÂFİ zikri şifalanma gerçeğinin iç yüzünü bilincimizde açar.
Meselâ... ÂLİM isminin zikri beynimizin alt yapısını ilmi almaya hazır hale getirir. Kapasitesi artan beynimizi imkanlarımıza göre okumakla, sohbetle, bir okulda eğitim alarak İLİMLE doldururuz. Yoksa kuru kuru bin yıl ÂLİM diye zikretsen ve ilmi öğrenmek sebeplerine yapışmasan bir ilerleme elde edemezsin. Hatta zahiri sebeplerle ilmi (ve diğer esmâ etkilerinin zahiri yapılarını) araMAMAK sadece zikir çekmek, ruhsal sıkıntıya düşmemize dahi neden olabilir.
Esmâ zikrinin hassasiyeti ve özellikleri bizim şu anda üzerinde konuştuğumuz şekliyle eski ve yeni âlimler tarafından çok fazla üzerinde durulmayan bir konudur. Eski ve yeni âlimler “Y” ekini ötedeki tanrıyı mı zikir ve ya özümüzdeki kuvveleri açığa çıkarmak için mi zikir mantığıyla tartışmamışlardır. Onların tartışması ve ya tavsiyeleri sadece zikir tekniği ile ilgilidir.
4.SORU:
İkinci olarak, tamam ötelerde bir tanrıyı zikir etmiyoruz ama neden duada Yâ nidasıyla sesleniyoruz?
CEVAP:
Allah'ın sonsuz rahmeti, sonsuz varetme kudreti her kulun özünden dışa doğru açılır. Dünyâ ve âhiret dahi her kulun özünün dışa yansımasıdır. Biz kendi özümüzü dış olarak algılıyor ve dışımızda bir uzayda yaşadığımızı kabul ediyoruz.
Meselâ dünyâ ve âhiret dediğimiz ORTAM Allah'ın Rahman ve Rahîm esmâsının özümüzden dışımıza doğru olan yansımalarıdır.
Yâ Rahîm, Yâ Rahmân dediğimiz ötemizde bir güç değil özümüzdür, kendimizin gücüdür. Fakat biz RAHİM ve RAHMAN ismi ile anlatılanı ötemizde zannettiğimiz için YÂ nidâsıyla açığa çıkarmaya çalışıyoruz.
Özümüzde mevcut olan kendi kuvvelerimize de yâ diye seslenmeye gerek yok çünkü kendimiz de kendimizden ötede değiliz.
YÂ desek de YÂ demesek de dilimizle ya da beynimizle ya da kalbimizle ya da aklımızla her an RAHMAN ve RAHİM'i ANMAKTAYIZ/zikretmekteyiz. Yani varlık her an varlığı ile doğal zikir halindedir.
Her an kendi gerçeğini anan, zikreden, isteyen, var eden Allah'dır. Bu gerçeğin farkediliş boyutuna da KULLUK MAKAMI ve DAİMİ ZİKİR denilir.
5.SORU:
Dua ve Zikir kitabı yazarının ve dostlarının bu sorulara cevapları ne olurdu ?
CEVAP:
Kitabın yazarı bu konulardaki açıklamalarını yazılarında ve yayınlarında SÂBİTLEMEKTEDİR. Kendi adına bir başkasının açıklama yetkisine sahip olmadığını da belirtmektedir. “Dostları” kavramını onun ortaya koyduğu ilmi değerlendirmeye çalışan herkestir diye anlıyorum. Özel yaşamında her insan gibi dostlarının olması doğaldır. Fakat hiç kimseye "ben onun dostuyum ve o şunu söylemek istiyor" diye bir yetki vermediğini de yazılarından okuyorum. Kendilerini sadece genel konferans-genel sohbet ortamında on yıl önce birkaç sefer gördüm ve dinledim. Tüm eserlerinden ve eserlerinde yansıttığı düşüncelerini incelemek ve dilediğim yerlerinden yararlanmaktan başka bir özelliğim yoktur. Bu nedenle bu sorunuza istediğiniz cevabı veremem. Vermeye çalıştığım diğer cevaplar da genel geçer özellik iddiası taşımaz... sorularınız ve düşünceleriniz doğrultusunda “ben de böyle düşünüyorum”dan ibarettir.
(Sorular N.İ. isimli okurun e-postalarından düzenlenmiştir.)