“Lem yelid ve lem yuled”! Kim? Özne yok! Cevap yok! İşte sana A’ma/Hiçlik hali! Hani sorarsın sorarsın, cevaplanır da öyle bir soru sorarsın ki cevap verilemez ya! İşte o soru, işte o hal! Cevabı cevapsızlıktır; suskunluktur; yoksa bu soru da cevapsız değildir! Burası “ilim bir NOKTA idi; cahiller onu çoğalttı” denen noktadır! Burda herşeyle hiçbirşey, zerreyle kül, nokta ile sonsuz aynı kefededir! Bundan dolayı nasıl cevaplanırsa cevaplansın, genellikle yanlış anlaşılır!
Ama, her zamanki gibi, biz yine cahilliğimizi gösterip, cevap vermeye çalışacağız! Belki de cahillik en büyük sermaye, abd gibi! Varlık sebebimiz de abdiyet ve cehalet değil mi?! Buradaki abdı ve cehaleti sıradan manasıyla değerlendirme, safi manada bil! Cahil mekanizması olmasa abd olmazdı, anlamında! Rab-abd ikilemi cahil mekanizması ile var oldu! AbduHU cehalete ilaç oldu!
“Lem yelid ve lem yuled”; “doğurmamış ve doğurulmamış”! Doğurmak ve doğrulmak yok! Önce doğurmamış, sonra doğrulmamış diyor! Özne tek olabileceği gibi, iki de olabilir! Ama özne koymamış, sanki ikisini de bir bil demek istemiş! Yani HU ALLAH doğurmamış ve doğrulmamış olduğu gibi, O’nun yarattığı herşey de doğrulmamış ve doğurmamış ve HU ALLAH doğurmamış; diğerleri de O’ndan doğurulmamış manalarının işareti var!
“Lem yelid ve lem yuled”; “doğurmamış ve doğurulmamış”! Yani doğurma işlevi olmamış! Doğurma; önceden yokken, belli bir zamanda ve belli bir mekanda var olma! Bu mandaki doğurma işlevi yok; doğurmamış ve doğrulmamış! Şimdi bazıları bu cümleyi “demek ki biz hiçmişiz, yokmuşuz” şeklinde yorumlayacaklar. Hayır, onu demiyorum!
Şunu demek istiyorum: Gerçekte siz belli bir zamanda ve mekanda var olmadınız, siz zaten hep vardınız, yani doğmadınız, doğrulmadınız! Hakikatınız olan HU ALLAH manası içinde, “hakikat olarak” hep vardınız! İşte; “B”nin açılımı! HU ALLAH’da herşey birdir; zerre ile kül, nokta ile evren;...... gerisini sen ekle, tekliğin kadar!
Yaratılma denen şey ise; doğurma işlevinin ötesinde, “hazinedekinin bilinir olması”ndan başka bir şey değil! Doğma ve doğurma denen şeyin aslı ise; “algılanır olma” hali! Hani biri diyordu; “O hiç doğmadı, sadece şu tarihler arasında dünyaNızdan geçti”! Çünkü zaten o hep vardı. Sadece perdede belirdi, hazineden bilindi!
“Ben gizli bir hazineydim; bilmekliğim istedim ademi, bilinmekliğimi istedim alemi yarattım”! Herşey o hazinede, kodlanmış, şifrelenmiş olarak mevcud! Bilinmek istendikçe bize ayan-beyan oluyor, yani kodlar çözülmüş, şifreler açılmış, yaratılmış hükmünde oluyor! OKU’nası KİTAB(KUR’AN) oluyor!
“ALLAH yerleri ve gökleri yaratmadan evvel neredeydi? Altında ve üstünde hava olmayan A’ma’daydı!” Yani sorunun özü; “ALLAH hazinesini bilmekliğini istemediği hali neydi?”. Cevap; yaratımın olamadığı A’ma halindeydi! Yani soruları tüketircesine soruyorsunuz ve son cevap; “A’ma” halindeydi! Başka ne halde olacak ki; sorular öyle bir yere ulaştı ki; onun artık ötesi yok, sorular da cevaplarda tükendi, kalem kurudu!
“Komşu komşu oğlun geldi mi, ile başlayıp sonu, yandı bitti kül oldu” ile biten eğlencelik söz gibi! Hayatta bu yönüyle bir oyun, eğlence değil mi?! Bitmeyecekmiş gibi görünen sorular ve cevaplar; ama işte son soru ve son cevap; kalem kurudu! Ama aşağılardan, ayrıntılardan soracaksan daha çok cevap var; kalem yazmaya devam eder, ediyor da! HAYat sonsuza kadar biz cahilleri yazacak!
Aslında bizim sorunumuz; sınırsız-sonsuzluğa yüklediğimiz eksik manadan kaynaklanıyor. Bundan dolayı büyük bir olasılıkla “Lem yelid ve lem yuled”i de yanlış anlayacağız. Yine kendimizi inkar ile, hiç, yok sayarak ALLAH’a imanımızı ikrar ediyoruz sanacağız. Halbuki; inkarı inkar etsek, herşeye iman etsek!
Içinde sınırlı olarak değerlendirilenleri barındırmayan Sınırsızlık(sonsuzluk da sınırsızlığın kapsamındadır, ayrıca belirtmeyeceğiz), en genel manası ile sınırsızlık! Bu manadaki sınırsızlık belki bizim bir çok gerçeğe ulaşmamıza vesile oldu; ama şimdi geldiğimiz noktada o genel sınırsızlık, manasıyla çok sınırlı kalıyor!
Kur’an’ın tümünü düşündüğümüzde en genel manadaki bu sınırsızlık bir çok ayete cevap veremiyor, bir çok ayet karşısında kişiyi suçlu kılıyor! Örneğin Rahman Suresi’nde otuzbir defa tekrarlanan “(Bi)Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız” ayeti gibi! En genel manası ile sınırsızlık ne Rab bırakıyor, ne abd, ne de nimet!
O halde sınırsızlık manasını en genel manasıyla sınırlamamak gerekir! Sınırsızlıkla dahi sınırlanamayan GERÇEK SINIRSIZ, sınırlı olarak değerlendirilenleri de içinde barındıran GERÇEK SINIRSIZ! Rab da O’nda; Abd da O’nda; nimette O’nda..! Hepsi; hakikatları O olarak(yani B gerçeği) var! Biz boşuna, laf olsun diye; inkarı inkar ettik demiyoruz, hiçbirşeyi inkar ettirmeyen ALLAH’a, ALLAH manalı HU’ya iman ettik!
Bu pencereden bakarsan ve Kur’an’ı OKU’rsan eğer görürsün ki; ekber gibi genel sınırsızlıkla sınırladığın kelimeler, GERÇEK SINIRSIZ manası içinde yer alan sınırlı değerlendirilen için de kullanılmış! Hem aynı kelimelerle hem de aynı kökten türeyen kelimelerle! Ama biz ekberi “genel sınırsızlık”la öyle sınırlamışız ki bunların göresel, kıyaslamaya dönük manalarını inkar ediyor; ALLAH’ın Kur’an’da yarattığı şeyler içinde kullandığı bu kelimeleri kimseye layık görmüyoruz!
Hala ALLAH ve gayrısı ikilemiyle yaşıyoruz ve gayrısı hiçtir diye yanlışımıza yanlış katıyoruz! Biz fark edelim veya etmeyelim gerçek “sadece ALLAH”! Ama bu “sadece ALLAH” denen “GERÇEK SINIRSIZLIK “ manasına dönük olarak değerlendirilmeli! Her zaman, her şey, her yerde zaman, şey, mekan kaydına girmeden, sabitlenmeden, kayıtlanmadan “sadece ALLAH”!
“La ilahe”; ilah manası zaten yok! ALLAH için ise; var demeye bile gerek yok; zaten var! Şahit(eşhedü....) oluyorsun ya! İlah manasına(sırf genel sınırsızlık) şahit olabiliyor musun? Hayır; ancak ezberle, lafını ediyorsun! Sen, aklıngenel sınırsıza şahid olabiliyor mu? Hayır, olamaz; GERÇEK SINIRSIZA ait olan sınırlı olarak değerlendirilen sen, genel sınırsıza şahid olamazsın! Şehadetin yaşantındır, yaşantın ise sınırlı!
Ezberden değil, hayattan konuşalım; taklitle değil, akılla yaşayalım; hayali değil yaşanan gerçeği anlatalım! ALLAH manasına(GERÇEK SINIRSIZLIK) ise; şahit olabiliyorsun! Çünkü herşey GERÇEK SINIRSIZLIKla var! Sadece genel sınırsızlık olsaydı hiçbirşey var olmazdı; sadece ALLAH(gerçek sınırsızlık-sınırlı değerlendirmeyi dönük sınırsızlık) var! Sen de her haliyle sınırlı olarak algıladığınbu halinle, GERÇEK SINIRSIZLIKla var olansın!Doğurmamış ve doğrulmamışsın; sen zaten hep vardın!