- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
Hz.Muhammed(s.a.v)e İkra’ hitabından sonra bir süre vahiy akışı kesilir. Bu süreçte yalnızlık hissi ile mahzun olan Allah Rasülü, öylesine bunalır ki;kayalıklardan kendini aşağı atıverecek konuma kadar gelir. İşte böyle bir hal içinde iken önce DUHA Suresi, hemen peşine de İNŞİRAH Suresi inzal olur.
Bazı tefsir alimlerine göre Duha ve İnşirah ayrı sureler değil aslında tek suredir. Elmalılı Hamdi Yazır merhum tek sure olmasalar bile mana olarak birbirlerini tamamladıklarını zikreder. Bunalımdan çıkış vesilesi olan surelerden ilkini gönül penceremizden okumaya çalışalım. Değerlendirmemizde Rasülullah’ın yaşadıklarını yorumlamak gibi bir haddi aşma değil, sureden bize gelen hitabı anlamaya çalışmak hareket noktamız olacak.
Bismillahirrahmanirrahim:
1.Ve’dduhâ:Yemin Olsun Aydınlığa! Duha kelimesi çoğu tefsirlerde “Kuşluk Vakti” olarak çevrilse de Kur’anın diğer ayetlerine baktığımızda asıl mananın GÜNEŞİN AYDINLIĞI olduğunu görürüz. Duha,kuşluk gibi geçici bir zaman dilimini değil, tüm gündüze yayılan parlak, daimî günışığını ifade eder.
Kur’anda “Ey Rasülüm, Ey Nebi, De ki” gibi hitapların hepimize olduğunu hatırdan çıkarmayalım.
Bunalım içinde daralan Allah Rasülüne gelen ilk hitabın yeminle ve aydınlıkla oluşu,başlı başına bir ferahlama müjdesi!.. Ey İnsan, ey yalnızlık ve hüzün içinde sıkıntılar yaşayan kişi; Yemin Olsun ki sen bu durumdan kurtulacaksın!..Yeminle bunun ifadesi mutlak bir kurtuluş olduğu gibi, güneşin aydınlığına yemin edilmesi de insanın akıl ve idrak sonucu hüsrandan çıkacağına işarettir.
Güneş; tasavvuf literatüründe aklı-şuuru temsil eder. İslam akla hitap eder. Aklı olmayanın mükellefiyeti de yoktur. İman nurunu değerlendirebilecek olanlar Kuran’ın ifadesi ile ULUL ELBÂB olan TEMİZ-BERRAK-DURU AKIL SAHİPLERİDİR.
Temiz akıl; kişilere, olaylara takılan değil, fikirleri ve arka planı değerlendiren akıldır. İman nuru için akıl alt yapıdır.
İman noktasına gelene kadar akıl gereklidir. Aklın kavramakta zorluk çektiği konularda iman noktasına gelinmiş demektir ki, burada aklı zorlamayıp, imanın gereğini yapmak gereklidir. İman noktasını geçtikten sonra, gene aklı kullanmak gerekir.Yani;imanın gerekeceği noktaya kadar,aklı kullanıp, ilerleyebileceğin kadar akılla yürüyecek ve iman noktasına ulaşacaksın.. Burada aklın yapısı dolayısıyla yetersizliğini kavradığın için de “İMAN”a gerek olduğunu fark edecek ve iman kapısından içeri gireceksin!
İman noktası sende açıldığı zaman, imanın neden, niye ve nasıl olduğunu idrak ettiğin zaman;aklını fikrini durdurup; imanının gerektirdiği bir biçimde o fiili ortaya koyacaksın!
İmana dayalı bir biçimde gerekli çalışmaları yaptıktan sonra, gene aklını kullanıp,o imana dayanan olayın hikmetini kavramaya çalışacaksın!… O olayın da hikmetini kavradın mı , artık imanla akıl kenetlenmiş olur ki, onu cinnin ilhamı yada vehim yıkamaz !. Senin için sağlam bir kale meydana gelmiştir!(1)
Akl-ı Küllün mazharı olan Cebrail(a.s)ın Mirac hadisesinde öteye geçemediği SİDRE noktasından ilerisi Hakikat turunu tamamlamak dileyenler-dilenenenler için; AŞKla geçilir.
Aşkın tezahürü; iki şekilde cerayan eder:
1-Bir kuldan vechini göstermesi.
2-Kul,mahal olmaksızın gönülde duyulan Aşk. İçinde, özünde hissedilip açığa çıkaramadığını karşısındakinde bulduğun anda onu sevmeye başlarsın...
Özünde sevgin kadardır karşısındakine aşkın!.. Çoğunlukla karşısındakinden, ondakinin yüzünü göstermesinden gelir sevgi insana!.. Bazen de özünden gösterir yüzünü O!… O zaman onlar için derler ki, “Allah’a âşık oldu”!.. “Kendine seçtikleri”dir sevenleri bir çehreden!… Özünden sevgiyi yaşayanlardır, “mukarreb”leri!… Hünerlerini sergilemek için yaratmıştır her şeyi…Sevmek için yaratmıştır sevilenleri!.
Gözlerinde seyretmek için gözleri olarak yaratmıştır “aşk”ı yaşattıklarını!.. Avam anlamaz ve bilmez bu aşkı!. Bunun aşk olduğunu!.. Oysa gerçek “aşk” O’nun ateşine pervane gibi atılıp; varlığını O’nda yitirip; O’nun “Bâki”liğini yaşattıklarıdır gerçek “âşık”lar!..(2)
Hz.Uveys El Karani, Hz.Rabiatül Adeviyye(k.s) gibi Zevat-ı Kirama özünden gösterir yüzünü.
Hz.Mevlana’ya Tebrizli Şems’ten, Yunus’a Taptuk’tan, Kays(Mecun)a Leyla’dan göstermiştir.
Kişi diye görülüyor sanılan; aslında Duhadır. Görünen; gönül aydınlığıdır. Görünen; İman nurudur! Görünen Onun kendini göstermesi olduğu için orada irade-istek-beklenti düşer,
mıknatısın çekim alanına girmiş demir tozları gibi kendinden geçer aşık.
Duha;ışık anlamının yanı sıra yine Kur’anda “Yakıcı ateşin harareti” olarak da kullanılır.
(Taha-119) Aşkın yakıcı ateşi aynı zamanda arıtıcıdır!.. Yandıkça arınacaktır benlik yüklerinden, bukağılarından, kelepçelerinden… Aşk; dışarıdan bakınca bir birime kölelik gibi görünen ama hakikatte gerçek hürriyetin ta kendisi yegane haldir!..
Nurunu böylece seyrettikten sonra aklın çalışması, gönlün hissiyatı, duyuların harekete geçişi zirvededir artık. Açığa çıkan feyzi-enerjiyi ifadede kelimeler iflas eder. Adeta fitili ateşlenmiş gönül füzesi; iç alemini geçmeye, benlik atmosferini delmeye, vahdet uzayında yörüngeye oturmaya hazır hale gelmiştir. Berrak Akıl açığa çıktığında iman nuru ile bütünleşen insan; bunalımdan kurtuluşun ilk sinyalini, ilk ışığını almıştır artık. Işık parladıktan sonra neler olur, devam edelim.
2-Velleyli İzâ Secâ: Yemin Olsun Sükûna Erdiğinde Geceye! Geceye yemin edilirken LEYL kelimesinin SECÂ zarfı ile birleşmesi oldukça anlamlı.Kur’anın değişik ayetlerinde geçen “Gece ile gündüzün peş peşe gelişinde düşünenler için ibretler vardır” hitabı doğrultusunda sükuna ermiş gece üzerine tefekkür edelim.
Aydınlığın yerini karanlığa bıraktığı zaman dilimi gece. Gürültü, koşuşturmaca, telaş içinde akan gündelik hayatın sona erdiği an!.. Gündüz; Kesreti, Gece; Vahdeti betimliyor. Gündüz etrafınız çok kalabalık. Gece ise sadece siz varsınız özünüze yönelmiş biçimde. Gündüz, çalışma ve gayret, gece dinlenme ve sükûn timsali.
Nurun potansiyel enerjisini kuşanan insanın, özüne yöneldiği,adeta yeniden şarj olduğu zamandır gece…Allah’a yakiyn vesilesi ibadetler için gece yarısı seçilir. Gece uyku tutmayan kişilerdir aşıklar. Mevlana’mız şöyle der: ”Aşıklar maşuklarına gece gider insanlar görmeden.
Sen de Rabbine geceleyin git ki, aşkını doya doya yaşa araya kimse girmeden!..”
Temiz aklın iman nurunu değerlendirip kendini fark edeceği zamandır gece.Teheccüd vakti, Mirac Vakti, Kadir Anıdır gece!..Kur’anın Rasülullah’a inzalinin başlangıcıdır. Acziyetinizi fark edeceğiniz, Kur’an sırlarını OKUmaya başlayacağınız andır gece!.. Allah Rasûlü Muhammed Mustafa aleyhisselâm merkezli “DİN” anlayışına göre “KADR” gecesi anlatımının deşifresi, yorumlanması ise ehlullah indinde şöyledir:“Kurân” ismiyle işaret edilen “sırlar bütününü” ve “özündeki hakikati” (enzalna HU) kişinin, kendi varlığının “yok”luğunu (LEYL) yaşadığı anda, şuurunda açığa çıkardık . “Kurân ve insan ikiz kardeştir”, uyarısı hatırlanmalı.
Bu hakikatin, sırrın (KADR) ne olduğunu bilir misin?KADR sürecinin yaşandığı “yok”luk karanlığı (gecesi), bin ayda (80 küsur yıllık insan ömrü sürecinden) yaşanabileceklerden daha hayırlıdır. Melekler (melekî kuvveler-kanatlar bu kuvvelerin 2-3-4 yönlü olması) ve ruh (varlığındaki hüviyetin ”HU” hakikatin anlamı), kişinin rabbinin (esma terkibinin-varlığını oluşturan Allah isimlerininin bileşiminin) izni (kapsamı-kapasitesi) kadarıyla, şuurunda açığa çıkar; böylece o anda, kendi “yok”luğu hissi yanısıra, mutlak var olan “ALLAH”ı hissedip yaşar! Her hükümden “Selâm”ette olarak!.(3)
***
Gecenin ilk anı değil, sükûna erdiği, durulduğu ana yemin ediyor Rabbul Alemiyn… Gökte Kamer ve Yıldızların da çekildiği, Kuranın ifadesi ile “Yıldızların battığı vakte”(Tur-49) işaret ediyor. Nasıl anlayalım bu vakti?Türkiye saati ile 03 suları demek kolay, ya hakikati ne bu saatin?!..
Günışığı gibi berrak-parlak aklı ile iman nurunu değerlendiren insan, acziyetini fark ederek özüne döndü. Duyguyu temsil eden kamerle; rahimiyyeti ile yoğurdu düşüncelerini, terkibini oluşturan yıldızlarla; esmalarla değerlendirdi manaları… Hepsinin hakkını vererek okumaya çalıştı. İşte şimdi kesrete dair ne kadar meşguliyeti varsa hepsi düştü gözünden… Dünya, içindekiler, hesaplar, planlar, istekler ne varsa eridi bir bir...
Artık öyle bir noktadaki titriyor, kendinden geçiyor… Allah Haşyeti denilen şey bu olsa gerek!
Mevcut esmaların açıldığı an belki de. Belki de o güne değin hiç fark etmediklerini fark ettiği an..
Değerli Mütefekkir Sn.Ahmed Hulusi vesilesi ile öğrendiğimiz bir hadis-i şerif vardı:
”Her hükmün(ayet-hadis) Zahiri, Batını ve Matlaı vardır!..”
İşte o hiçlik anı, işte o haşyet titreyişi zahir ve batını yaşayan kişiye Matlaın açılması demek!
Yeni bir doğuş anı gece vakti…Manalar doğuyor özünüzden, sizden size inzal oluyor ilk defa fark ettiğiniz hakikatler…
***
Gece karanlıktır… Rabbul Alemiyn; HAYY esmaını SETTAR örtüsü altında işletir genellikle!..
Bebek doğuran rahim, yıldız doğuran uzay, su fışkıran mağara, tohum filizlendiren toprak hep örtü altında, hep karanlıkta!...Vahiy alaca karanlıkta gelir Allah Rasülüne!
Geceniz sükuna erince erersiniz sırlara…Karanlık gibi üzerinize çullanan sıkıntı ve dertler boğacak gibi olduğunda, geceyi kuşanırsınız….Niyaz eder, el açarsınız Alemlerin Rabbine!..
Naz u niyaz içinde duygusal yakarışların bittiği, derdin gözünüzden düşüverdiği bir an vardır!
İşte o andır sükuna eren gece!... İşte o andır acziyetini fark ediş!...İşte o andır, Birimsel Benlik perspektifinden bakışı terk edip açımızı genişleterek Rabbul Aleminin Cilve-i Rabbanilerini hayret ve hayranlıkla seyir vakti!..
Yaşanabilecek, zevk edilebilecek doruk noktadır orası!... Saatler sürsün istersiniz. Ama sürmez, bir andır, bir fark ediştir gelir geçer! Fakat manalar oturduğunda yeni ufuklar açılır bilincinizde. Görelim neymiş fark edilen?!
3.Mâ vedde'ake Rabbüke ve mâ kalâ:Rabbin seni ne terk etti ne de bıraktı.
Rasülullah vahyin kesintiye uğradığı süreçte derin bir yalnızlık duyarak, Rabbinin kendini terk ettiği veya darıldığı zehabına kapılır. Bu; Rasülullahın yaşadığı bir hal. Biz ayetten ne anlayacağız?..
Aydınlık misali yeni ufuklar açan aklıyla iman nurunu keşfeden, sonra da özüne dönerek acziyetini fark eden insan, zaman zaman boşluk hissine kapılsa da asıl potansiyelin özünde mevcut olduğunu fark etmeli!.. İşte ayette bize bu şöyle fark ettiriliyor:
Ey İnsan! Sen çaresiz, yalnız, garip ve güçsüz hissediyorsun kendini öyle mi?..
Rabbin ZATen sende!.. Hem de öyle bir seninle beraber ki; seni terki yada senden kopmasını düşünmek bile muhal!...
Nasıl mı?
Rab ve Terkip kavramlarını önce doğru anlayalım:
"RAB" Rubûbiyet mertebesi sahibi olan anlamındadır.
“Rubûbiyet” ise ilahi isimler diye bildiğimiz Esmâ-ül Hüsnâ’nın, hükümlerini âşikâre çıkartma özelliğidir.
Bedende hükmeden, bedeni yürüten, bedeni götüren Rab, bu ilâhi isim terkibidir.
Her birim için rabbına tâbi olmak, mutlaktır!
Rabbına tabi olmayan, hiçbir zerre yoktur!
Her zerre Rabbının hükmünü yerine getirir.
İnsanın Rabbî, kendi varlığını meydana getiren bu "Allah" isimlerinin işaret ettiği ilâhî güçtür! Bütün isimlerin mânâları, kuvvede, sende mevcut! Ama senin terkibin bu isimlerin değişik kuvvetlerde, fiil mertebesinde, fiiller olarak ortaya çıkışına yol açıyor.(4)
Sen kendini nasıl başıboş, yalnız sayabilirsin ki?... Şu ayetleri derin tefekkür edenler; hiç de serbest ve kontrolsüz olmadığımızı anlayacaklar: "Sizinledir, nerede olursanız olun!"(Hadid-4)
"Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir program meydana getirdik"(Maide-48) "De ki: Tümü de programları [şâkileleri] doğrultusunda fiîller yaparlar"(İsra-84) "Hiç bir canlı yoktur ki, Rabbim <alnında>çekip götürmesin!."(Hud-56)"Gerçekten biz,her şeyi kaderiyle halk ettik!"(Kamer49) İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder.(Kıyame-36)
Evet, ey insan, bütün kuvvelerin sende belli bir program halinde yüklü olduğunu ve açığa çıkmak üzere beklediğini fark et!... O kuvvelerin senden ayrı oluşunu düşünmen bile şirk!..
İyi de, ben o kuvvelerimi en kolay ve en çabuk nasıl fark ederim?!.. Yada bir başka deyişle RABBİMİ NASIL TANIRIM?... İşte anahtar soru bu!.. Rasülullah(s.a.v) ne zaman sahabeye bir soru sorsa onlar cevap vermek yerine şöyle derlerdi: ALLAH VE RASULU DAHA İYİ BİLİR!..
İşte şifre bu cevapta gizli. Rabbimi bana bildirecek bir mahal, perdemi yırtacak bir usta, gafletten çıkaracak bir uyarıcı gerek! Ayetler o uyarıcıların her devirde iş başında olduğunu haber veriyor: ”Size içinizden,kendinizden Rasul yolladık”(Bakara-151)"Biz bir Rasûl göndermedikçe, kimseye azap edecek değiliz."(İsra-15)
Rasuller; Hakikati Açıklayan Kutlu Görevliler her dönemde olacaklar. Bazen bir mürşidin rahle-i tedrisi, bazen bir muallimin terbiyesi, bazen bir düşünürün paylaştıkları ile Rasülüm dile gelecek!... Dile gelecek ki, özümde örtülü boyut, ”Benden içeru ben” açığa çıksın!..
Rabbimi tanımam yeterli mi?.. Hakikati kavramama sadece kendimi bilişim yetiyor mu?...
Rabbimden yola çıkıp Rabbul Alemine varmam için hangi yolu izlemeli, neleri yaşamalı, hangi usullerle özüme yönelişi sürdürmeliyim?!....
Bunu da diğer ayetlerle haftaya açalım inşâAllah…