HER ŞEY O’NDANDIR!
04 / Aralık / 2008  // Saim yusuf... //

OKUmak fırsat : kENDİNİ Tanımak için...
Her şey “her şey ve O” ikilemi olmamak şartı ile O’ndandır.”O ve O’nun dışında yada içinde her şey” ikilemi yanlıştır.O vardır ve O bize GÖRE her şey olarak algılanmaktadır. Her şey; O değildir.”Her şey mutlak manada yoktur” da diyemeyiz; çünkü her şey O’nunla vardır. Şeyin varlığı gibi yokluğu da bir başka şeye GÖREdir.

Enerji boyutuna göre, atom boyutu yoktu, atom boyutuna göre madde boyutu yoktur.Halbuki enerji boyutu bir boyutta atom boyutu olarak, diğer başka bir boyutta madde boyutu olarak değerlendirilir. Varlıkları da, yoklukları da birbirlerine GÖREdir.Birbirlerine göre yok hükmünde olsalarda; aslında birbirlerinden var olmaktadırlar.

BİR şey vardır ki ve bir şey olmuştur ki; her şey var olmuştur. Mutlak hiçlik ve hareketsizlikten  bir şey var olamaz. Sabit, durgun, hareketsiz bir yapıdan bir şey var olamaz.O her an yeni bir oluştadır.Her şey O’nu tesbih eder.O her an hareket, titreşim, oluşum… halindedir.O’nun yapısı sabit, katı, donuk değildir.O’nun vücudunun yapısal özelliklerinin bir kısmı esmalar olarak duyurulmuştur.

ALLAH(sonsuz) manalı O/HU/vücud/yapı esmalar denilen özellikleri ile varlığını sürdürür, kainatı var eder.O yapısını parçalayarak, yapısında boşluklar oluşturarak, bu boşluklara doğumlar yaparak değil; yapısının  Basıt, Kabız, Latif, Halim gibi tüm yapısal özellikleri ile oluşlar içindedir.O her an yeni bir oluştadır; ayeti O’nun kendi indindeki bu hallerine işaret eder.Bu oluşlar boyutlar ve canlılarını meydana getirir.

Yani özelliklerinin işlevselliği ile yapısı, vücudu dilediği yerlerde yoğunlaşmakta, esnekleşmekte, latif olan bu haliyle evren içre evrenleri var kılmaktadır. Yani mevcudat O’nun yapısının parçalanması, boşluk oluşturması, doğurması şeklinde var olmamakta; O’nun esmalar denilerek açıklanan yapısal özellikleri ile var olmaktadır.

İhlas suresi, parçalanmışlığı, boşluk oluşturmayı, doğurmayı, doğmayı, ikincisi olmayı reddeder.Yaratılmışlığı inkar etmez, ALLAH manasına açıklama getirerek, yaratmanın yöntemine ışık tutar.Yoksa; şu an kainatın var olmasının ALLAH’ın TEKliğine, Ahadiyetine, Samediyetine, Ekberiyetine, Subhan oluşuna, Hamd oluşuna bir engeli söz konusu değildir ki; kainatı mutlak inkara gerek yoktur.Çünkü O; ALLAH ismi gereği, TEKliğinin yapısal özelliği gereği, yapısını bozmadan, parçalamadan kainat ve içindekileri var etmektedir. Bu isimler, bir yönüyle de bu gerçeğe işaret eder.

Madde boyutunda baksan bile; gerçek manada parça, parçalanma yoktur.Çünkü madde boyutu olan kainatın sınırı-sonu da yok ki; sen maddeyi parçala da madde olamayan bir yere ayır.Madde planında bile aslında tek bir bütün hal vardır.Sadece; madde de enerji gibi diğer hallerine dönüşür.ALLAH’ın esmaları da sürekli olarak dönüşüm halindedir.Bir bakarsın, esmalardan bazıları açığa çıkmış, bir bakarsın diğerleri….

Varlıktaki TEK bilincin farkına varan, ancak AllahuAhad, AllahuSamed der; evrenin ve evren içre evrenlere sınır koyamayan bilinç ancak Allahuekber, Subhanallah, Elhamdulillah der ve de O’nu hiçbir şeyle sınırlamaz.Bu işin sınırı-sonu yok der.Yani; ALLAH der, ötesini bırakır. Bundan dolayı diyoruz ki; Hz.Muhammed(as) ALLAH’a burada erdi, ezberden konuşmadı, Ahad, Samed, Ekber, Subhan, Hamid ifadelerini hayalinde kurguladığı bir varlığa vermedi.Kendini kainat adı verilen maddi bir yapı içinde buldu.Eşyanın hakikatini merak etti, eşyaya yöneldi, eşya dediğinin aslına erdi.

Varlığı TEK bir VÜCUD olarak gördü. O’nun ayeti/işareti kainat ve içindekilerdi.Buradan ALLAH’a erdi.İşin başında inkar edilen bir kainatla, eşyayla nasıl ALLAH’a ererdi?! O varlığı değil; varlıktaki ilah manasının yokluğuna, ayrılmış ikiliğin/parçalanmış çokluğun yokluğuna; ALLAH manasının/birliğin/tekliğin/ bütünselliğin/birlikteliğin/bağlılığın varlığına işaret etti; “La ilahe illallah” dedi.

Dünyanın kendisi değil, dünya hayatı; maddenin kendisi değil, madde yaşantısı üzerine kurulu bir ömür yanlıştır.Dünya, kainat, madde, eşya; O’na ulaştıracak işaretler taşıyan ayetlerdir.Eşyayı inkar ederek, O’na  nasıl vasıl oluruz?Ezberle, taklitle, hayalle, lafla…ALLAH HAKdır, yaşanan gerçektir;ALLAH HAY’dır, hayatın içindedir. Herşeyi Hak olarak yaratmıştır.Hak olarak yaratılmışları inkarla hangi HAKKa ulaşırız?!

O’nun ZAT’ına ait Bilinmezliğine takılıp, hiçlik halinde sabitlenmek, sıfat, esma, efalini boşlamayı, görmezden gelmeyi, inkarı gerektirmez.Her mertebenin hakkı verilmeye çalışılmalı, hiçbir mertebenin varlığı inkar edilmemelidir.Misalen; kuantum fiziği ile diğer fizik kuralları hükmünü yitirdi mi?Hayır.Her kural, kendi boyutunda geçerliliğini korumaktadır.ALLAH ismi Zat, sıfat, esma, efali içinde barındıran bir isimdir.Kim birinde takılır kalırsa hakkıyla ALLAH’a yakıyn olamaz.

“La mevcuda illa HU” sözü bir çırpıda ağızdan çıkabilecek, ezber ürünü kolay ve hafif bir söz değildir.Bin düşünüp, bir söylemek gerekir, kolay yutulur lokma değildir.Hazmı zordur, boğazda düğümlenir, direk yutarsan mideye oturur, rahatsızlık verir.Çiğneye çiğneye, yavaş yavaş sindirmek gerekir.Sindirdikten sonra, sana şifa olacak lokmayı inkar etmemek gerekir.Unutma o lokma ağzında değilse de midendedir, sendedir.

Sırf HU indinden bakılarak söylenen “la mevcuda” sözü seni; mevcudatı yaratan ALLAH manasından uzaklaştırmasın.Her şey ALLAH’tandır; ama ALLAH hiç bir şeyle sınırlanamaz. Misalen; enerji boyutunda atom yoktur ama atom da enerjidendir ve atom enerji değildir, atom boyutunda madde yoktur ama madde de atomdandır ve madde atom değildir…Her şey ALLAH’la var olur ama ALLAH hiç bir şeyle sınırlanamaz, sonlanamaz...

MÜNÂFİKÛN SÛRESİ(1-2-3)

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

1-) İza caekelmunafikune kalu neşhedu inneke leRasûlullah* vAllahu ya`lemu inneke leRasûluHU, vAllahu yeşhedu innelmunafikıyne lekâzibun;
Münafıklar sana geldiklerinde dediler ki: “Senin muhakkak Rasûlullah olduğuna şehadet ederiz”... Allah zaten biliyor ki muhakkak ki sen O’nun Rasûlü’sün!.. Ve Allah şahiddir ki muhakkak ki münafıklar yalancılardır.

SAFİ YORUM:

Münafık; bilincin nifak/ayrılık üzerine çalışma halidir.Münafık bilinç; varlığı TEK BİR BÜTÜN olarak görmez, parçalanmış/ayrılmış birimler olarak görür.Varlık her ne kadar ALLAH’tan(O’ndan) irsal olsa da, bu irsalin sonucu olarak münafık bilinç var olsa da, var oluş hali ile münafık bu irsale şehadet halinde olsa da, gerçek manada münafık bilinç varlığı tek bir bütün olarak görmediğinden irsali de O’ndan görmez.

Münafık bilinç; ayrı ayrı varlıklar, ayrı ayrı iradeler görür, varlıklar ve iradeleri üzerinden oluşları O’na bağlar.TEKin açığa çıkardığı oluşları değil, TEKden açığa çıkarılan oluşları kabul ederler.TEK indinde her şeyin belli olduğunu kabul etmez, birimsellik batağından bakarak her şeyin o an birim tarafından oluşturulduğunu sanarlar.

Tek bir BÜTÜN bakışla bakıldığında, her şey birbiriyle bağlıdır, birbirini etkilemektedir, varlık tek bir VÜCUD’dur.İşte her şey, O TEK VÜCUD’dan ALLAH manası(hologramik özellikle) ile irsal olmaktadır. Bu irsale varlıklarıyla şahit/tanık olan, varlıkları bu irsale dayanan münafıklar, hal böyle olmasına rağmen, gerçek manada bu hakikati hissedemez, anlayamaz, yaşayamazlar.  

2-) İttehazu eymanehüm cunneten fesaddu `an sebiylillah* innehüm sae ma kânu ya`melun;
Yeminlerini bir kalkan edindiler de Allah yolundan alakoydular... Yapmakta oldukları gerçekten ne kötüdür!.

SAFİ YORUM:

Bu münafık/ayrılıkçı bilinç; Rasulullah ifadesini et-kemik beden bir insanla sınırlar, sadece o insanı bu görevle sorumlu sayar, ALLAH manasından uzak düşer. Halbuki; ALLAH manası gereği her şey, her an ALLAH’tan irsal olmaktadır. Her şeyden, her an ALLAH manası irsal olmaktadır.

ALLAH manasının bir anlamı da, bu işin ne başı(Evvel), ne sonu(Ahir), ne dışı(Zahir), ne içi(Batın) var, demektir. Her şey O’ndandır.ALLAH; Evvel, Ahir, ZAHİR, Batın esması olandır.ALLAH ismi; donuk, sabit, hareketsiz bir varlığın ismi değildir; O her an yeni bir oluştadır.

ALLAH ismi; aynı zamanda bu oluşların başının, sonunun, boyutsal içi ve dışının sayısının sınırı olmadığına işaret eder.Bundan dolayı ALLAH’ı idrak etmek idrak edilemeyeceğini idrak etmek demektir, çünkü oluşunun başı ve sonu yoktur.ALLAH ismi; insan isimleri gibi sınırlı, manası sabit bir isim değildir.Sürekli yeni oluşlarda olana, yeni ve sürekli oluşumlar meydana getirme manasına işarettir.

Oluşumlar sürekli değiştiğine göre, hakikatte değişmeyeceğine göre, oluşumlar bize göre o şekilde algılandığı için “her şey O’ndandır” denir, “her şey O’dur” denmez, denilemez.Çünkü O; her an yeni bir oluştadır, sabit, katı, durgun değildir.Latif, Halim, Kaadir…dir.

Her esması O’nun vücudunun yapısal bir özelliğine işaret eder.Esmalar havadan uçuşan kelimeler değildir, üzerinde felsefe yapılası kavramlar hiç değildir. Esmalar HU denen ALLAH(sınırsız-sonsuz özellikli) manalı varlığın vücudunun yapısal özellikleridir.Varlık yapıyla, vücudla var oluyor, kelimeyle, harfle değil. Bu yapısal özellikleri tefekkür eden kainatın nerden, nasıl yaratılıyor olduğunu anlar.Münafık bilinç ise; kendini ve çevresini bu gerçeklerden mahrum eder.

3-) Zâlike Biennehüm amenu sümme keferu fetubi`a `alâ kulubihim fehüm la yefkahun;
Bunun sebebi (B sırrınca) şudur: İman ettiler, sonra küfr ettiler (iman ettikleri gerçeği reddettiler)... Bu yüzden kalblerinin üzerine tab’edildi (mühür basıldı)... Artık onlar (Risalet işlevini) iyi anlamazlar.


SAFİ YORUM:

Münafık bilinç nasıl bu hale düşmüştür, bilince münafıklık özelliği nasıl bulaşır?İman ettiler!Kime?Kendilerine göre, ayrı ayrı birimlerden bir birim olan bir insana imanla imanlarını sınırladılar.Halbuki onlardan onun adı altında, asıl iman edilesi Rasulullah’a iman etmeleri gerekiyordu, bunu örttüler, yani küfr ettiler.Her şeyin ALLAH’tan irsal olduğu bilinciyle yaşamadılar.Varlığı ayrı-gayrı gördüler.

ALLAH ayrı, kainat ayrı sandılar.”Her şey O’ndandır”ı, “her şeyin aslı O’dur, O her şey olarak da(Zahir) algılanandır”ın manasını anlamadılar.O’nu yüceltmek, erişilmez kılmak adına ötelediler.Kimi dışına öteler; kimi içine öteler, kimi de hiçe öteler.O; varlığını kainat adı altında sergilemekten, isimlerinden birinin de Zahir olduğunu duyurmaktan çekinmedi, ama bazı kullar O’nu O’ndan daha fazla düşünüyor(!?) olacak ki; O’nu yüceltme adına ötelemenin her yolunu denediler.

Kimi O’nu kainatın dışına öteledi; kainat somut, O soyut diyerek.Kimi; O’nu içinin derinliklerine öteledi, kendine inkar ederek.Kimi de yükseklere çıktı, başı döndü, aşağıdakileri inkar etti, O’nu hiçlikle sınırladı.Halbuki her mertebenin hakkı verilmeli, bir mertebede edilen bilgi sonucu diğer mertebelerde edilen bilgilen inkar edilmemeliydi.Çünkü ALLAH manası hiçlik de dahil, hiçbir şeyle sınırlanamaz.

Çoğunluk bir şekilde O’nu ötelese de; O bize şah damarımızdan daha yakıyn; sadırların/bilinçlerin Zatı olandır(Bi Zâtissudur), müminin(inanıyor isen eğer) Kabesi(Zatın simgesi) olan kalbindedir(bilinci-şuuru).Evet; Kur’an ve hadis böyle diyor.Bu anlamda “her şey O’ndandır”.”Her şey ve O” diye iki ayrı varlık söz konusu değildir, her türlü ayrılık-gayrılık düşüncesi münafık bilincin anlayışsızlığının bir ürünüdür.

.