Haci Ahmet Kayhan Dede
Ahmet Kayhan Dede, Pötürge, Malatya’nın Mako-Aktarlar Köyünden, Ali-İsmail oğullarından Ali oğlu Hacı Ahmet Kayhan bir sufi velisidir. Demirlibahçe, Mamak caddesindeki evinde evini herkese açmış, gelen herkesi kabul etmiştir.
Babasını 5-6 yaşlarında kaybetmiştir.Bir müddet halasının yanında kalmıştır. Henüz 11 yaşındayken Efendisi Hacı AHMED KAYA tanışmıştır.Efendisi aynı zamanda akrabası olmaktadır.
Ahmet Kayhan Ankaraya yerleşmiş 1930'da eşi Hacer'le tanışıp 25 Mart 1937'de evlenmiştir (ölene kadar eşiyle kalmıştır). Efendisi 7 Mayıs 1944'te vefat etmiştir. Efendisi Hacı AHMED KAYA(Kako=Baba) yüzlerce insan tarafından düzenli bir şekilde ziyaret edilen çok muhterem bir insandı. Aynı zamanda kendi Efendisi ile birlikte bu görevi yürüten Musa Kazım efendiden de faydalanmıştır. Efendisinin vefatından sonra Musa Kazım Efendi ile birlikte insanlara ışık tutmuştur. Musa Kazım Efendinin vefatından sonrada 1966 yılında onunda yükünü omuzlarına almıştır. Hacı Ahmet Kaya ve Musa Kazım Efendi aynı zamanlarda insanlara ışık tutmuştur. Hacı Ahmet Kayhan Dede asıl olarak Hacı Ahmet Kaya tarafından yetiştirilmiştir. Musa Kazım Efendi de Hacı Ahmet Kayhan 'da görmüş olduğu büyük ışıkla oda vefatından sonra kendi yerine insanlara ışık tutmasını istemiştir.
ALLAH’ım Lütfet ki,
Gittiğimiz her yere BARIŞ götürebilelim,
Bölücü değil, BAĞDAŞTIRICI, BİRLEŞTİRİCİ olabilelim.
Nefret olan yere SEVGİ,
Yaralanma olan yere AFFEDİCİLİK,
Kuşku olan yere, İNANÇ,
Ümitsizlik olan yere ÜMİT,
Karanlık olan yere AYDINLIK,
Üzüntü olan yere SEVİNÇ saçıcı olmayı
Bize lütfet ya Rabbi...
Kusurları gören değil, kusurları ÖRTENLERDEN;
Teselli arayanlardan değil, teselli VERENLERDEN;
Anlayış bekleyenlerden değil, ANLAYIŞ GÖSTERENLERDEN;
Yalnız sevilmeyi isteyenlerden değil, SEVENLERDEN olmamıza yardım et...
YAĞMUR gibi;
Hiçbir şey ayırd etmeyip,
Aktığı her yere CANLILIK bahşedenlerden;
GÜNEŞ gibi;
Hiçbir şey ayırd etmeyip,
Işığıyla tüm varlıkları AYDINLATANLARDAN;
TOPRAK gibi
Her şey üstüne bastığı halde,
Hiçbir şeyini esirgemeyip,
Nimetlerini herkese VERENLERDEN olmayı
Bize lütfet...
Alan ellerin değil, VEREN ellerin;
Affedici olduğu için AFFEDİLENLERİN;
Hak ile DOĞAN, hak ile YAŞAYAN, hak ile ÖLENLERİN,
Sonsuz hayatta yeniden doğanların safına KATILMAYI
Bizlere NASİP eyle...
Bir gün gelen bir misafire sorarlar. Secdede nasıl dua ediyorsun?
Misafir cevaplar: "Allah'ım Habib-i Ekrem'ine bağışla" diyorum. "Bu kadar yeter" derler.
Bir gün bir misafir sorar: Namazda aklımıza olmadık şeyler geliyor, kendimizi tam namaza veremiyoruz, bu halden nasıl kurtulabiliriz?
Cevaben: "Beni, önünüzde imam olarak namaz kılıyor gibi düşünmekle" derler.
Bir gün bir misafir sorar: Yolda bulduğumuz bir şeyi, (para v.s.) ne yapmak gerekir?
Cevaben: Sahibi bilinmiyen bir şeyi yerde görürsen bakmadan yürüyüp geç. Bir şey düşürürsen bulmak için fazla üzerine düşme.
Bir gün bir misafir sorar: İyi bir insan olsak, ama namaz kılmasak olmaz mı?
Cevaben: Ben bunca yıldır arıyorum, onsekiz bin alemi dolaştım, tabi olmak için namaz emredilmemiş bir peygamber aradım, bulamadım. Eğer siz, namazsız bir din biliyorsanız söyleyin hep beraber o dine ve peygamberine tabi olalım.
Bir gün bir misafir sorar: Bir yerden işittim ve o günden beri günde onbin adet zikir yapıyorum. Daha da arttırayım mı?
Cevaben: Ben gençken askere gittim. Talim için bana, beş tane mermi verdiler. İlk mermide hedefi 12'den vurunca ikinciyi attırmadılar... Vuramasaydık, askerlik boyunca atar dururduk.
Bir gün bir misafir sorar: Son zamanlarda namaz kılmakta zorlanıyorum.
Cevaben: Yediğine, içtiğine dikkat et! Haram şehvet ve Haram menfaattan uzaklaş.
Bir gün bir misafir sorar: Yunus Emre "Bir sinek bir kartalı kaldırdı, vurdu yere, yalan değil, gerçektir. Bende gördüm tozunu" der. Bu ne anlama gelir?
Cevaben: "Sinek nefis, kartalda insandır. Kontrol altına alınmayan nefis insanı bir gün yere çakar. Hem rezil eder, hem de helakına sebeb olur." dediler.
Bir gün bir misafirlerden birine sorar: "Söyle bakalım aklına geliyormuyum?" Misafir cevaplar: Evet efendim. Nasıl?
Yanlış adım atarken siz aklıma geliyorsunuz. "aferim, öylece yoluna devam et" dediler.
Bir gün bir misafir eşinden şikayet eder:
Cevaben: "Yavrum, insanın üzerinden çıkan kirli donu kim yıkar? Bir anan bir de eşin. Seni ve çocukları yediren, içiren, temizce bakan, yuvasına bağlı olan eşini neden şikayet ediyorsun. Ona şevkatle davran" dediler.
Bir gün bir misafir sorar: Başörtüsü yasağı sebebi ile bizleri, başörtümüzü çıkarmadan üniversiteye almıyorlar ne yapalım?
Cevaben: Bir emirden dolayı bir vebal meydana geliyorsa, bu vebal, Ulü-l emre (Müslüman bir ülkeyi idare eden şahıslar. Cumhurbaşkanı, başbakan, padişah, kadı, vb. ) aittir. Bir de işin diğer tarafını düşünelim. Sizlerin okulu bırakmanız, ülke ekonomisine yapacağınız katkıyı, ilerde olacak çocuklarınıza sağlıyacakları imkanı, diyelim ki eşine bir şey oldu, aile geçimine yapacağın katkıyı engelliyecektir. Bu kadar sevap, mesul olmadığın bir günahı karşılamaz mı?
Bir gün bir misafir sorar: Çok zorda kaldığımız anda ne yapalım?
Cevaben: "Ahmet dede yetiş diye çağır. Hemen gelirim." dediler.