İMTİHAN MI?!.. KADER Mİ?!.. iMAN MI?... ODA NE?...
07. Nisan. 2009 // Veysel Orhan //... |
|
48-) Sana da, kendinden önce inzâl olmuş hakikat bilgilerini tasdik eden ve onlar üzerine koruyucu, şahit, hâkim olan, Hakk'ı ihtiva eden hakikat (Sünnetullah bilgisini) inzâl ettik... O hâlde onların aralarında Allah'ın inzâl ettiği ile hükmet... Hak'tan sana geleni bırakıp, onların boş heves ve arzularına tâbi olma... Sizden her biriniz için bir şir'at (yaşam ortam ve şartlarına göre kurallar) ve bir minhac (zamanla değişmesi mümkün olmayan realiteler üzerine kurulmuş sistem) oluşturduk... Eğer Allah dileseydi, elbette sizi bir tek toplum yapardı! Fakat size verdiği ile sizi denemek istedi (tâ ki ne olduğunuz sizce bilinsin)... O hâlde hayır yapmada yarışın! Hep birlikte dönüşünüz Allah'adır... Hakkında ayrılığa düşüp tartıştığınız şeyleri size haber verecektir. (maide)
-----ahmed hulusi, yansımalar-----
İnsanoğlu olgunlaşma çağına girdiğinde zannederki herşey sırf onuın için yaratılmış, herşey onun istek ve arzuları doğrultusunda meydana gelmişte, aksi durumlar söz konusu oldumu celallenerek hayata meydan okur.
tabi bu sözümüz yalnızca kendi yansımalarımızda gördüklerimizden ibarettir. herkesi belirlenmiş bir düşünce küpüne yerleştirerek cem etmek pek akıllıca bir davranış olmaz sanırım.
Çünkü ne kadar beyin var ise , etten kemikten yaratılıpta etrafımızda görebildiğimiz ne kadar hemcinsimiz var ise mutlaka bi-okadarda düşünce sisteminin oluşturduğu karakter vardır. Tıpkı bir filmde oynayan onlarca kişinin farklı karakterlerinin olması gibi.
Nihayetinde hal böyle olunca, baktığımızda bizden biri, bizim gibi gördüğümüz kişiliklerin batın'ında inanılmaz bir yapıya sahip olduğunu görmek mümkün.
Olgunluk çağı bizlerin dönüm noktasıdır diye düşünüyorum. yeri geldimi anne yada babamızın fikirlerini beğenmeyipte basitmiş gibi görebiliyorsak, demekki kendi fikrimiz oldukça iddialı ve çağa uygun.
Bu anlam doğrultusunda yaşayışımıza yön vermek isteriz. kendi dünyamızı kendimiz kurar, kalemizi kendimiz inşaa ederiz.
Fakat tek başımıza yapamayacağımız bir olgu varki hayatta! Kimliğimiz, asıl kimliğimizin ne olduğunun sorusudur bu olgu. İnançlarını benimse(ye)mediğimiz yakınlarımızın inandıkları olgu. İman, itaat ve tapınma kuralları. Yani seni yaratıp hayat veren, besleyen, her türlü ihtiyacına cevap veren tanrına/ilahına Yada varlığını oluşturduğuna inandığın ALLAH'ına karşı görev ve yükümlülüklerindir.
Bunun karmakarışık bir hal almasına neden olan tekşey ise yine senin içinde seni sürekli dürtülerle uyaran benliğindir. İki olgu arasında en doğruyu bulamak adına başlattığın yolculukta, bundan daha zor engellerler karşılaşacağını bilmeden çıkarsan yandın. Tıpkı x kardeş gibi....
X kardeş bulunduğu toplumun yaşayış ve inanç olgusunu benimse(ye)mediğinden, çıkmış yola. Aradığı şey doğru kimliğine sahip olarak yaşamak. Bu arayışı sırasında karşılaştığı bir arkadaşının inanç yapısını inceleyerek kanaate varmak ister. Bu kardeşi ise cennet var amma cehennem diye bir kavram söz konusu değildir der. ve ekler... çünkü yaratıcı seni seviyor. kişi sevdiğini ateşe atar mı hiç? diye konuşmasına devam eder...
X kardeş öyle umutlanır ki. Ne güzel demek beni yaratan beni seviyor, önemsiyor ve beni ateşlerde yakmayacak! harika birşey bu. devam edebilirmiyiz der.
Diğer kardeş tabi... daha ne güzellikler var göreceğimiz seninle... Okudukça paylaştıkça herşeyi daha iyi daha güzel ve daha doğru anlayarak birlikte sonsuz cennetin sonsuz meyvelerinden yiyeceğiz...
X kardeş aklında çözemediği her sorunun cevabını büyük bir şevkle bekler, dinler ve her cevabın ardında yatan sonsuz bir huzurun deryasında yok olup gider. İşte doğruluk bu. İşte hakıkat bu doğru din bu. Ben bu tanrıya taparım be. taparım. sen yüce tanrısın!...
Birgün yine aklına takılıp kalan çok önemli bir sualle kardeşine gelir. Peki der. bazı inanışlara göre ; bu dünya hem bir imtihan yeri hemde zaten ALLAH'ın TAKDİR ettiği ve herşeyin önceden yazılmış olduğu gibi bir olgu var.
Nasıl olur ya. hem imtihan diyeceksin, beni ALLAH sınıyor, iyi olursam cennete, kötü olursam cehenneme girerim.
Hemde yok aslında ALLAH herşeyi yazıp KADER'ini tayin etmiş ve herkes hatta herşey kendi KADERini yaşamaya gelmiş.
X kardeşin bu muazzam sorusuna diğer kardeşin cevabı açık ve net olmuş. YOK kardeşim öyle birşey. bizler bu dünyada ne kaderimizi yaşamaya nede imtihan edilmeye geldik.
Bizi seven tanrının sevgili kulları olarak hakıkatı okumaya ve paylaşmaya geldik.
bizim günahlarımızı zaten üstlenen BİR peygamberimiz var. O tüm insanların günahlarına keffaret olarak tanrı tarafından gönderildi. Ki bak tanrının bizleri aslında ne kadar sevdiğinin açık bir nişanı var burda. en değerli varlığını sırf bizim için feda ediyor. bundan daha güzel birşey olabilir mi?
Sen sıkma canını kardeşim kötülerin ruhlarının yok olacağı, iyilerin ise sonsuza dek BU DÜNYADA yaşayacağı O GÜN için çalış.
haklısın kardeşim biz doğru TANRInın sevigili kullarıyız. seni tanımak ne güzell... der X kardeş.
Evet nice güzel kardeşlerimizin daha neyin ne olduğunu bil(e)meden yalnızca BENliklerinin kabul ettirdiği şekilde bir inanç yapısına uyarak çıktıkları yolculuk.
Daha kötü ne olabilirki cahillikten, bencillikten, gammazlıktan.
daha ne kötü olabilir ki birşeyleri bilmeyerek, ANLAYABİLMEK için yola çıkanı çıkarmak yoldan.
Her günümüzü bize yeni bir umut ışığı yeni bir başlangıç olarak veren ALLAH'tan, O'nun RAHMET'inden, AHLAK'ından uzaklaşmaktan daha ne kötü olabilirki?
"Size en zalim olanın kim olduğunu haber vereyim mi? O Kİ; ALLAH'ın kelamını (ayetini) değiştirerek kendi çıkarları doğrultusunda fitneler uydurandan başkası değil" diyereK Bizleri uyaran, RABBİMİZİN bizlere anlatmak istediklerini anlayamadan geçip gitmek ne acı?...
Dilerim SUNNETULLAH yolunda gittikçe çoğalarak tüm dünyayı kuşatırız BİRlikte. Dilerim her yola çıkanı daha yolun başında tanıyarak ve birbirimizi uyararak doğru yola (SIRATEL MUSTAKIYM'e) sevk ederiz/ediliriz.
selam yaşamımız olsun...