İslam Gerçeği
17. Kasım. 2008  // kemal Gökdoğan ..

kemal Gökdoğan

GERÇEK GÖRECELİ MİDİR?” sorusuna ait verilen ön bilgileri aşağıya özetliyorum ve aynı soruya verdiğim cevabı olduğu gibi sunuyorum:


(((… ÖN BİLGİ:


Gerçek (Hakikat) kavramı dinlerde, felsefelerde, mistisizm ekollerinde ve İSLÂM’da en çok işlenen konudur. “Gerçeğin” tanımlanışını dört ana başlık altında toplayabiliriz:


A- Dinlerin “gerçeği”; Tanrı ve Tanrının yarattığı evrendir. Tanrı’yı ve evreni ancak Tanrı’nın görev verdiği elçileri bilir. Diğer insanların bilgileri sınırlıdır.


B- Felsefenin “gerçeği”; evrendir. Felsefe evrenin varlığı üzerinde bilimsel ya da rasyonel (deneye ve bilime dayanmayan salt akıl ile) düşünceler üretir.


C- Mistisizmin “gerçeği”; insan ve insanın keşfedilmeyi bekleyen özellikleridir. Her dinin dini doğmalarına uyumlu ya da karşıt bir mistik yapılanması da vardır. Ayrıca tüm dinleri reddeden mistikler de bulunmaktadır. Tüm mistiklerin ortak özelliği “tek gerçek” kabul edilen “insan ve insanın özelliklerini” deşifre etmektir.


D- İSLAM’ın “gerçeği”; insanın ve evrenin sınırlarını aşarak varlığı “tek bir bütün… AHAD” olarak tanımaktır. Bu tanıma işlemi iki yol ile mümkündür;


1. Önce Allah’ı ve Allah’ın var ediş sistemini tanımak. Bu ancak “üstün akıl Risalet ve Nübüvvet” ile mümkündür. İslâm sûfilerinin yoludur.


2. Önce evreni ve insanı tanıyarak “tek ve bütün olanın… AHAD”ın  bilgisine ulaşmak. İslâm filozoflarının salt akla ve  deneysel bilimlere dayalı yoludur.


ÖNCE “OKU”YALIM VE DÜŞÜNELİM:


" Ârif Hakk’ı hiçbir itikad ile sınırlamaz. Bu Hak’dır, bu Hak değildir, bunların toplamı ve daha fazlası Hak’dır gibi sınır ya da sınırsızlık belirten itikadlara dahil olmaz. Çünkü Hak mutlaktır, hiçbir tanımlama ve kısıtlamaya tabi değildir. "  (Füsus’ul-Hikem Yorumlu Özeti 10. Bölüm)


“Şüphesiz Aziz ve Celil Allah şöyle buyurur: Ben kulumun beni zannettiği gibiyim…” (Kutsi Hadis/ Hz. Muhammed (sav)


“Muhakkak ki ben, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim (Rububiyet hakikatı)… Yürür hiç bir canlı yoktur ki O (Rabbimiz) onun (Bi-) nasiye’sinden (başının ön kısmından) tutmuş olmasın (terbiye gerçeği)… Muhakkak ki benim Rabbim (vahdet gerçeği dolayısıyla) sırat-ı mustakıym üzeredir”. (Hûd,11/56; B Meal)


“Yedi Sema, Arz ve onların içindekiler (hep) O’nu tesbih eder (başkaca varolamazlar)… Hiç bir şey yok ki O’nun Hamdı ile (B sırrınca, O’nun Hamdi olarak) tesbih etmesin (O’nun Hamdı ile tesbih etmeyen mevcud değildir)… Fakat siz onların tesbihini fıkh etmiyorsunuz/anlamıyorsunuz… Muhakkak ki O, Haliym’dir, Ğafur’dur. (İsrâ, 17/44; B Meal)


Maşrik (doğu, doğma yeri) de mağrib (batı, batma yeri) de Allah’ındır (O’nun Esması’nın açığa çıkışıdır) (2:107)… O halde nereye dönerseniz Allah’ın vechi oradadır… Muhakkak ki Allah Vasi’dir, Aliym’dir. (Bakara, 2/115; B Meal)


“Onlar (o akıl sahipleri) ki kıyam’da (ayakta), kuud’da (otururken) ve yanları üzere oldukları halde Allahı zikrederler ve Semavat ve Arz’ın halkedilişi içinde/hakkında tefekkür ederler (de şöyle derler:) “Rabbimiz bunu batıl olarak yaratmadın… SUBHANsın sen… Nar’ın azabından bizi koru”. (Al-i İmran/191; B Meal)


“Bir saat tefekkür, bin yıl nafile ibadetten hayırlıdır.” Hz. Muhammed (s.a.v.)


DİĞER ARAŞTIRMA KAYNAKLARI:


Şimdiye kadar edindiğiniz bilgi birikimi ve “gerçeği” tanımlamaya çalışan sınırsız kaynaklar.


S O R U:


1. “GERÇEK” kavramını A, B ve C’yi reddederek sadece İSLÂM’ın GERÇEK tanımlamalarıyla sınırlayabilir miyiz?


2. A, B ve C’nin “GERÇEĞİ” tanımlamasından yararlanabilir miyiz?


3. Sadece İSLÂM’ın “GERÇEĞİ” tanımlaması yeterlidir demek; İSLÂM’ı sınırlamak olmaz mı?


4. “SİZE GÖRE GERÇEK” nedir?


Değerli Okur,


Prof. Dr. Nüket Yetiş (TÜBİTAK Başkanı) Beyin Fırtınası kavramını aşağıdaki gibi tanımlamaktadır:


BEYİN FIRTINASI:


Yeni fikirler oluşturmak üzere, düşüncelere engel koymaksızın, önceden belirlenmiş kurallar dahilinde yapılan fikir yaratma yöntemi.


Bir grubun belirli bir konu üzerinde mümkün olduğunca çok sayıda fikir üretmesi amacıyla kullanılan demokratik ve katılımcı bir çalışma tekniğidir.


Disiplinli ama baskıcı olmayan bir yaklaşımla; basit, aykırı, karmaşık, uçuk … düşüncelerden yaratıcı ve uygulanabilir fikirler oluşturmak için grup sinerjisini kullanmayı amaçlar.


Uygulama Adımları:
- Söylenen fikir üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.
- Fikirler tükendiği zaman beyin fırtınası oturumu tamamlanır.  …)))


(ÖN BİLGİ,  SORULAR ve AÇIKLAMALAR www.yorumsuzblog.org ‘dan özetlenerek tarafımdan alınmıştır)


ÖN BİLGİ, SORULAR ve AÇIKLAMALAR doğrultusunda soruya verdiğim cevap:


“Gerçek”; her canlının kendi algılama sistemine göre var kabul ettiği “uzay-zaman-madde-enerji” düzenidir.


Bu düzene;

Hakkel Yakîn ehli (hakikati kalbi ve aklı ile yaşayarak bilenler); (özetle) “Hakikat… ALLAH’ın kendi sonsuz özelliklerini seyri” der.


Aynel Yakîn ehli (hakikati aklı ile görerek bilenler); “Yaratılmışlık âlemi… her şeyden öte/münezzeh olan BİR DÜZEN KOYUCUNUN MUHTEŞEM DÜZENİ” der.


İlmel Yakîn ehli (hakikati beşduyu sınırıyla algılayanlar, akıl ve kalb ehli olmayanlar); “Gerçek… bize anlatıldığı gibidir, biz bize anlatılanı olduğu gibi kabul ederiz” der.


Bana göre…


Rasullerin/Nebîlerin/Velîlerin tanımladığı “ortak/tek bir hakikat” vardır diye inanmak yerine;
her Rasul’ün hakikati seyri
her Nebî’nin hakikati seyri
her Velî’nin hakikati seyri “kendilerine özgüdür” demek ve onların seyir tekniğini incelemek ve anlamaya çalışmak gerekir.


Bilgelerin, bilginlerin, mistiklerin, din bilginlerinin tanımladığı TANRI’yı ve anlattıkları muhteşem yaratılmışlık âlemindeki düzeni anlamaya çalışmak gerekir. Sûfîlerin anlattığı ALLAH’ı ve ALLAH SİSTEMİ’ni de çok iyi anlamak gerekir.


Sonra…
Duygusallığımıza ve hazır bulduğumuz “EN DOĞRU İNANÇ BİZİM İNANCIMIZDIR” şartlanmamıza yenik düşmeden yeniden “gerçeği ve hakikati” keşfetmeye çalışmalıyız.


Çünkü…
Tek/bir gerçek/hakikat yoktur. Her İNSAN’ın kendi TEK/BİR GERÇEĞİ/HAKİKATİ vardır.


“MUHAMMEDÎ HAKİKAT benim de HAKİKATİMdir, HAKİKATİ YENİDEN KEŞFETMEYE gerek yoktur” demek… “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yoktur” demeye benzemez.


“Muhammedî Hakikatin ve Gerçeğin” ne olduğunu ancak ve ancak Hz. Muhammed a.s. isimli İNSAN bilmiştir ve dilediği kadar anlatmıştır. O’nun (s.a.v.) anlatım amacı bizi Muhammedî Hakikati ve Gerçeği yeniden aramaya gerek olmadığına inandırmak ve SINIRLAMAK değildir. Siz aramayın, ben buldum, bana inanın, beni taklit edin… diye de anlatmamıştır. Anlatmıştır ki… her insan kendi HAKİKATİNİ ve kendi GERÇEĞİNİ keşfetsin.


Herkes tarafından keşfedilecek tek/bir ..DONUK GERÇEK/HAKİKAT.. yerine herkesin keşfedeceği ..SONSUZ DİNAMİK KENDİ GERÇEĞİ ve HAKİKATİ.. olduğuna inanıyorum.


GERÇEK…
İSLAM’ı yâni herkesin kendi gerçeğini ve kendi hakikatini
AYRI AYRI arayanların
AYNI CAMİDE (ibadet mekânında/yeryüzünde) omuz omuza çok sıkı saf tuttuğu
ve
aralarına ARAMAYIN/DÜŞÜNMEYİN isimli ŞEYTAN’ın sızamadığı bir arayıştır.