- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
Hiçbir KÖTÜLÜK hiçbir mantıkla İYİ olarak gösterilemez. Kötü ve kötülük masum gösterilemez. Kötü ve kötülüğü her zamanın şartlarına göre iyiliğe dönüştürmek her insanın boynunun borcudur. Kötü ve kötülükle savaşan iyi ve iyiliğin muzaffer olması için çok iyi bir İSTİHBARAT’a ihtiyacı vardır… bu niyetle sûfilerin, mistiklerin ve DÜŞÜNCE SAHİPLERİNİN kötüyü ve kötülüğü SORGULAMALARIndan kesitler sunuyoruz:
***
Burada herkesin kendinCE açıklamaya çalıştığı ve KENDİNE göre anladığı kadarıyla yazılanları okumaya çalışıyorum. Düşüncelerimizi paylaşıyoruz ve yeni bilgilerle algılamamızı genişletmeye çalışıyoruz. Şimdi naçizane ben de konuya katılmak ve kendi düşünce ve sorularımı kabul olursa belirtmek istiyorum.
Biz sınırlı algı kapasitesiyle, sınırsızı öğrenmeye bilmeye çalışıyoruz. ALLAH, bilinmekliğimi istedim ve onun için yarattım, dediği için deli gibi bilip öğrenmek için çalışıyoruz.. Dünyanın şu an yaşadığımız zaman boyutunda, bütün vahdet-kesret konularıyla beraber düşündüğümüzde en zor ama en zor olan ve BENCE anlaşılması ve idrak edilmesi en güç taraf şu oluyor;
BEN şu an etrafımda tanığı olduğum, duyduğum okuduğum vahşet, işkence her tür kötü muamele ile yıkılmış hale geliyorum. Gazete haberlerinden tutun da, öğrenip, duyduğum her vahşete, asgari duyarlılığa sahip her insanın normal boyutlarda vah vah yazık, deyip geçtiğinden çok öte bir acı duyuyorum. Sakın ola ki bir isyan olarak anlaşılmasın.. Asla değil.. AMA NEDEN kısmını sorgulamaktan kendimi bir türlü alamıyorum. İçimde buna karşı bir direniş var ve bu direniş o hep okuduğumuz PERDE’li olmak gerçeğinin içinde nasıl değerlendirilebilir bilemiyorum.
PERDE koymak istediğim tek gerçek bu… LÜTFEN BURADA PERDEYİ AÇMAYIN.. YA DA ARKASINDAKİNİ (FİİLERİMİZİN HAKİKİ SAHİBİNDEN) BİLMEYE DAYANAMIYORUM.. Belki de hiçbirşey anlayamadım bunca zaman… Acı çeken insanlar, işkence edilen bebekler, insanlar, her türlü eziyet… Tecavüz edilen çocuklar.. Nasıl, nasıl… O bilip öğrenmek istediğim SAF İlahi gerçeğin çağrısı hergün kulaklarımda çınlarken, sabah gazetede rastladığım yeni bir vahşet, yeni bir katliam, ÖLDÜRÜLEN masum çocuk haberleriyle yıkılıyorum… O da mı elleriyle yaptığının sonucunu yaşıyor??? Bizim algıladığımız zaman içerisinde daha günah ehliyeti bile kazanamadan, hiçbir şey bilemeden ellerinin hangi yaptığından mesul olduğunu çok ama çok bilmek istiyorum. Yeryüzünde kan ve vahşet çıkaracak insanlar özlerinde melek değil mi? Tekrar belirtirim bu kesinlikle isyan değil… Gözlerimi kapayıp, perdeyi indiremiyorum ki bu yaşananlara… NEDEN, NEDEN bu kadar vahşet, bu kadar kan.. Dayanamıyorum, içim sıkışıyor.. Anlamak istiyorum.
İnsan elleriyle yaptıklarının sonucunu yaşar ve sadece bundan sorumlu ise, hepimiz tanık olduğumuz vahşet ve acıların sorumlusuyuzdur. Burada da BİRliktelikten bir parça bulabiliyor muyuz?. Allah rızası için bana bunu BİRLİK ekseninde bir çocuğa açıklar gibi açıklayabilir misiniz? Şerri de Allah’tan bilin,(*) hükmü gereği, neden bize işkence edilmiş, sokağa terkedilip öldürülmüş bebeklerin olduğunu açıklayabilir misiniz? Lütfen hükmünden sual olmaz, demeyin… Ben bunun daha derin bir açıklaması olduğuna inanıyorum.
Doğrusunu Allah bilir. Bize bu yapılanlara tahammül ve sabır vermesini ve bu acıları bize göstermemesini diliyorum. Amin.
(Sedef)
(*): Teklik bilincinden bahsedilirken tüm fiillerle birlikte… nefse bağlanması gereken ŞERRİN de Hak’ka bağlanması kastedilmiş olabilir.
***
Kötü ve İyi… her devrin ve her kültürün düşünen insanının sorunudur. Aynı soruna Hindistanlı bir bilge olan MAHARAJ’ın yaklaşımı:
***
SORAN: Şu anda Doğu Pakistan’da (1970’li yıllar… Hindu-Müslüman çatışması) acı çekiliyor ve kan dökülüyor. Buna nasıl bakıyorsunuz? Size nasıl görünüyor ve tepkiniz nasıl oluyor?
MAHARAJ: Saf bilinçte hiçbir şey vuku bulmaz.
SORAN: Lütfen şu metafizik yüksekliklerden aşağıya inin! Istırap çeken bir adama, onun ıstırabından kendinden başka kimsenin haberi olmadığını söylemenin ona yararı ne? Herşeyi illüzyona yüklemek, incinmeye eklenen bir hakaret oluyor. Doğu Pakistan’daki Bengalli bir gerçektir ve onun çektikleri de bir gerçektir. Lütfen onları analiz ederek varlık dışı etmeyin! Siz gazeteleri okuyorsunuz, bunun hakkında konuşan insanları işitiyorsunuz. Bilmediğinizi iddia edemezsiniz. Şimdi, olmakta olan olaylara karşı tavrınız nedir?
MAHARAJ: Hiçbir tavır. Hiçbir şey olmuyor.
SORAN: Bugün yarın hemen sizin önünüzde bir isyan çıkabilir, insanlar birbirlerini öldürürebilirler. Elbette siz hiçbir şey olmuyor diyerek uzak ve kayıtsız kalamazsınız.
MAHARAJ: Ben hiçbir zaman kayıtsız kalmaktan söz etmedim. Siz beni pekala bir kavganın içine dalıp bir kimseyi kurtarırken ve öldürürken de görebilirsiniz. Ama yine de bana göre hiçbir şey olmamıştır.
Bir büyük binanın çökmekte olduğunu imgeleyin. Bazı odalar harabe halinde, bazıları ise hiç hasar görmemiş. Bu binanın bulunduğu boşluktan (uzaydan) bir harabe yahut da sapasağlam diye söz edebilir misiniz? Sadece yapı ve içinde yaşayan insanlar zarar görmüştür. Boşluğun kendisine hiçbir şey olmamıştır. Aynı şekilde formlar çözülüp dağıldığı ve isimler silindiği zaman, Hayat’a hiçbir şey olmuş değildir. Kuyumcu yeni süs eşyaları yapmak için eskileri eritir. Bazen iyi bir ziynet eşyası da kötülerin arasında gider. Kuyumcu temposunu hiç bozmadan devam eder, çünki hiç altın kaybı olmadığını bilir.
SORAN: İsyan ettiğim şey ölüm değil, ölümün tarzı.
MAHARAJ: Ölüm doğaldır, ölümün tarzı insanın eseridir. Ayrılık korkuya ve saldırganlığa neden olur, bu da şiddete yol açar. İnsan eseri olan ayrılıkları giderin, bütün bu insanların birbirlerini öldürme dehşeti elbette son bulacaktır. Ama gerçekte ne ölme vardır neöldürme. Asıl hakiki olan ölmez. Hakiki olmayan ise asla yaşamadı. Zihninizi düzene koyun, doğrultun, her şey düzelecektir. Siz dünyanın bir, insanların bir olduğunu bildiğinizde bu gerçeğe göre davranacaksınız. Fakat herşeyden önce duygu, düşünce ve yaşam tarzınıza dikkat etmelisiniz. Kendinizde düzen olmadıkça, dünyada düzen olmayacaktır.
Gerçekte hiçbir şey olmaz. Kader, zihnin perdesine eski projeksiyonların filmlerini, anılarını projekte eder durur. Böylece illüzyon hiç durmaksızın kendini yeniler. Filmler gelir giderler – ışık ise cehalet tarafından engellenir. Işığı görün, filmi önemsemeyin.
SORAN: Olaylara ne kadar katı ve duyarsız bir bakış! İnsanlar öldürüyor ve ölüyorlar ve siz burada filmlerden söz ediyorsunuz.
MAHARAJ: Haydi gidin elbette, kendinizi öldürtün – eğer yapmanız gerekenin bu olduğunu düşünüyorsanız. Hatta gidin öldürün, eğer görevinizin bu olduğu kanısındaysanız. Fakat kötülüğe son vermenin yolu bu değildir. Kötülük, hastalanmış bir zihnin pis kokusudur. Zihninizi iyileştirin, o zaman o da çarpıtılmış, çirkin filmler projekte etmeyi kesecektir.
SORAN: Söylediklerinizi anlıyorum ama duygusal yönden buna gönlüm yatmıyor. Bu salt idealistçe hayat görüşü beni derin şekilde itiyor. Ben kendimi sürekli rüya hali içinde düşünemiyorum.
MAHARAJ: Sürekliliği olmayan bir bedenin sağlamış olduğu bir hal içinde sürekli olarak nasıl kalabilirsiniz? Yanlış anlamanın dayandığı zemin, sizin bir beden olduğunuz hakkındaki fikrinizdir. Bu fikri inceleyin, onun özündeki çelişkileri görün. O zaman belki şimdiki mevcudiyetinizin bir kıvılcımlar sağanağı gibi olduğunu, her kıvılcımın bir saniye… sağanağın kendisinin bir ya da iki dakika sürdüğünü fark edebilirsiniz.
Elbette, başlangıcı aynı zamanda sonu olan bir şeyin ortası olamaz. O zamansızdır, fakat zamansızlık bir süre (müddet) değildir.
SORAN: İçinde yaşadığım dünyanın hakiki dünya olmadığını kabul ediyorum. Fakat çarpıtılmış bir resmini gördüğüm gerçek bir dünya var. Bu çarpıklık benim bedenimdeki ya da zihnimdeki bir kusurdan ileri geliyor olabilir. Fakat bir gerçek dünya bulunmadığını, yalnızca zihnimde bir rüya dünyası olduğunu söylediğiniz zaman bunu hiç kaldıramıyorum. Varoluşun tüm dehşetinin benim bir beden sahibi olmamdan kaynaklandığına inanmak isterdim. İntihar bir çıkış yolu olabilirdi o zaman.
MAHARAJ: Siz fikirlere dikkatinizi verdiğiniz sürece, ister kendi fikriniz, ister başkalarınınki olsun, derdiniz bitmeyecek. Fakat bütün öğretilere, bütün kitaplara ve sözcüklere dökülmüş herhangi bir şeye aldırmaksızın kendi içinize derinlemesine dalarsanız, sadece bu, sizin tüm sorunlarınızı çözecek ve sizi her durumun efendisi haline getirecektir; çünkü o zaman, durum hakkındaki fikirleriniz tarafından yönetilmeyeceksiniz. Bir örnek alalım. Çekici bir kadınla birliktesiniz onun hakkında bazı fikirler oluşturursunuz ve bu bir cinsel durum yaratır. Bir sorun yaratılmıştır ve siz cinsel perhiz ya da doyum konusunda kitaplar araştırmaya başlarsınız. Bir bebek olsaydınız her ikiniz de hiçbir sorun çıkmaksızın yan yana çıplak durabilirdiniz. Kendinizi bedenler olarak düşünmeyi bırakın, aşk ve seks sorunları anlamlarını yitirecek (*). Sınırlılık duygusu kaybolduğunda, korku, acı ve haz arayışı… hepsi biter. Sadece farkındalık kalır.
(*) Maharaj; evli, çocuk sahibi ve doğal yaşayan bir bilgedir. Buradaki örneği sadece anlatım için vermiştir.
…
MAHARAJ: Zinninizdeki hangi dünyadır?
SORAN: İçinde yaşadığımız ortak dünya.
MAHARAJ: Aynı dünyada yaşadığımızdan emin misiniz? Ben doğayı… denizi karaları, bitkileri ve hayvanları kastetmiyorum. Sorun onlar değil, sonsuz uzay, sonsuz zaman, tükenmez güç de değil. Yemem, sigara tüttürmem, okuma ve konuşmam sizi yanıltmasın, benim zihnim burada değil. Benim hayatım burada değil. Sizin arzular ve doyumlar, korkular ve kaçışlar dünyanız kesinlikle benimki değil. Ben… sizin bana onun hakkında söyledikleriniz hariç, onu algılamıyorum bile. O sizin özel “rüya-dünyanız” ve benim ona tek tepkim sizden rüya görmeyi kesmenizi istemektir.
SORAN: Elbet ki savaşlar ve devrimler rüya değildir. Hasta anneler, açlıktan ölen çocuklar rüya değildir. Kötü yoldan kazanılmış ve kötü kullanılan servet rüya değildir.
MAHARAJ: Daha başka?
SORAN: Bir rüya paylaşılamaz.
MAHARAJ: Uyanıklık hali de öyle. Her üç durum da; uyanıklık, rüya ve uyku… öznel, kişisel ve mahremdir. Onların hepsi bilinç içinde “Ben” denilen o küçücük kabarcığa vaki olur ve o kabarcık içinde yer alır. Gerçek dünya “Ben”in ötesindedir.
SORAN: Ben olsun ya da olmasın olgular gerçektir.
MAHARAJ: Elbette olgular gerçektir! Ben onlar (olgular) arasında yaşıyorum. Fakat siz hayallerle, fantezilerle yaşıyorsunuz, gerçeklerle değil. Gerçekler asla çatışmaz, halbuki sizin hayatınız ve dünyanız çelişkilerle dolu. Çelişki sahteliğin (illüzyonun/yansımanın/tecellinin) işaretidir; gerçek asla kendisiyle çelişmez.
Örneğin siz halkın sefalet kertesinde yoksul olduğundan yakınıyorsunuz. Ama servetinizi onlarla paylaşmıyorsunuz. Siz yanıbaşınızdaki savaşı önemsiyorsunuz ama o uzak bir ülkede ise hiç düşünmüyorsunuz. Egonuzun değişen bahtına göre de sizin değer ölçüleriniz belirleniyor; “Ben düşünüyorum”, “Ben istiyorum”, “Ben mecburum”lar mutlaklar haline getirilmiş.
SORAN: Bununla beraber kötülük gerçektir.
MAHARAJ: Sizden daha gerçek değil. Kötülük yanlış anlamaların ve kötüye kullanmaların yarattığı sorunlara yanlış yaklaşımdır. Bu bir kısır döngüdür.
SORAN: Bu kısır döngü kırılabilir mi?
MAHARAJ: Sahte bir döngünün kırılmasına da ihtiyaç yoktur. Onu olduğu gibi yani “var olmayan” olarak görmek yeterlidir.
SORAN: Fakat bizim hakaretlere ve gaddarlıklara boyun eğmemizi ve başkalarını boyun eğdirmemizi sağlayacak kadar yeterince gerçektir. ...Siz ne ilki ne de sonuncususunuz. En eski zamanlardan bu yana gerçeğe erişen insanlar olmuştur. Ama bu hayatlarımızı ne kadar az etkilemiştir? Ramalar, Krişna’lar, Buda’lar ve İsa’lar geldiler ve geçtiler ve bizler nasıl idiysek yine öyleyiz; ter ve göz yaşları içinde yuvarlanıp duruyoruz. Yaşamlarına tanık olduğumuz büyük üstatlar ne yaptılar? Dünyadaki köleliği azaltmak için siz ne yaptınız?
MAHARAJ: Yaratmış olduğunuz kötülüğü ancak siz giderebilirsiniz. Onun kökeninde sizin kendi katı bencilliğiniz var. Önce kendi evinizi düzene koyun, göreceksiniz ki işiniz yapılmıştır.
SORAN: Bizden önce gelmiş bilgelik ve sevgi dolu kişiler, çoğu zaman çok ağır bir bedel ödeyerek, kendilerini düzene koydular. Sonuç ne oldu? Bir göktaşı ne kadar parlak da olsa, geceyi daha az karanlık kılmaz.
MAHARAJ: Onları ve işlerini yargılamak için, onlardan biri olmalısınız. Kuyudaki bir kurbağa gökteki kuşlar hakkında hiçbir şey bilmez.
SORAN: İyi ile kötü arasında bir duvar olmadığını mı söylemek istiyorsunuz?
MAHARAJ: Bir duvar yoktur. Çünkü iyi ve kötü yoktur. Her somut durumda gerekli (zorunlu-kaçınılmaz) olan ve gerekli olmayan vardır. Gerekli olan doğrudur, gerekli olmayan yanlıştır.
SORAN: Kim karar verir?
MAHARAJ: Durum karar verir. Her durum doğru yanıtı talep eden bir meydan okuyuştur. Verilen karşılık doğru olursa, meydan okumanın yol açtığı karşılaşma sonuçlanmıştır ve sorun biter. Eğer karşılık yanlış ise karşılaşma sonuçlanmamıştır ve sorun çözülmemiş olarak kalır. Sizin çözülmemiş sorunlarınız… sizin karmanızı (kaderinizi) oluşturan işte budur. Onları doğru olarak çözün ve özgürlüğe kavuşun.
SORAN: Siz beni her zaman geriye, kendi içime doğru yöneltir görünüyorsunuz. Bu dünyanın sorunlarına nesnel bir çözüm yok mudur?
MAHARAJ: Dünya sorunları, sizin gibi, her biri kendi arzu ve korkularıyla dolu sayısız insan tarafından yaratıldılar. Kişisel ve sosyal geçmişinizden sizi kendinizden başka kim kurtarabilir ki? Siz, illüzyondan doğan şiddetli arzulardan kurtulmanın gerekliliğini görmedikçe, bunu nasıl yapabilirsiniz? Kendiniz yardıma muhtaçken, nasıl gerçekten yardım edebilirsiniz?
SORAN: Geçmişin bilgeleri ne yolda yardım ettiler? Siz ne yolda yardım ediyorsunuz? Birkaç birey yararlanıyor kuşkusuz; sizin rehberliğiniz ve örnekliğiniz onlar için bir hayli şey ifade ediyor; fakat insanlığı hayatın ve bilincin bütünlüğünü ne yolda etkiliyorsunuz? Siz dünya olduğunuzu ve dünyanın siz olduğunuzu söylüyorsunuz. Peki onun üzerinde ne gibi bir güçlü etki meydana getirdiniz?
MAHARAJ: Ne tür bir güçlü etki bekliyorsunuz?
SORAN: İnsan budala, bencil ve zalim.
MAHARAJ: İnsan aynı zamanda akıllı, sevecen ve iyi yürekli.
SORAN: Neden iyilik egemen değil?
MAHARAJ: Öyledir… benim gerçek dünyamda, sizin kötü dediğiniz bile iyiye hizmet eder, bu nedenle de gereklidir. O bedeni toksinlerden arıtan çıbanlar gibidir. Hastalık acı verici hatta tehlikelidir, fakat onunla doğru şekilde meşgul olursanız, o şifa verir.
SORAN: Ya da öldürür.
MAHARAJ: Bazı durumda ölüm en iyi tedavidir. Bir hayat ölümden daha kötü olabilir ki ölüm… görünüşler her ne olursa olsun… çok seyrek olarak tatsız bir deneyim oluşturur. Öyleyse yaşayanlara acıyın, ölenlere asla. Bu, bir şeylerin kendi başlarına iyi ya da kötü oluşu sorunu benim dünyamda mevcut değildir. Gerekli olan iyidir, gereksiz olan kötü. Sizin dünyanızda ise hoş olan, zevk verici olan iyidir, acı verici olan da kötü.
SORAN: Gerekli dediğiniz nedir?
MAHARAJ: Büyümek gereklidir, daha çok büyümek gereklidir. Daha iyi olan uğruna iyi olanı geride bırakmak gereklidir.
SORAN: Hangi sonuç için?
MAHARAJ: Sonuç başlangıçtır. Başladığınız yerde bitirirsiniz… Mutlak’ta.
SORAN: O zaman bütün bu sıkıntılar niçin? Başladığım yere dönmek için mi?
MAHARAJ: Kimin sıkıntısı? Hangi sıkıntı? Siz büyüyerek koca bir orman olan tohuma acır mısınız? Siz bir bebeği yaşam derdinden kurtarmak için öldürür müsünüz? Hayatın, hep daha çok ve daha çok hayatın ne kusuru var? Büyümeye engel olan nedenleri ortadan kaldırın, o zaman bütün kişisel, sosyal ve ekonomik ve politik sorunlarınız ortadan kalkar.
Evren bir bütün olarak mükemmeldir ve parçaların o mükemmelliğe ulaşma çabaları bir sevinç nedenidir. Mükemmel olmayanı mükemmel olan uğruna seve seve feda edin, o zaman iyi ve kötü tartışmaları artık hiç olmayacak.
SORAN: Ama biz daha iyi olandan korkuyoruz ve daha kötü olana sarılıyoruz.
MAHARAJ: Bu bizim cinnet noktasına varan budalalığımızdır.
(Ben O’yum)
***
BİR’imiz HEP’imiz, HEP’imiz BİR’imiz için.
VAHŞET adı altın müşahade ettiğimiz hayatın ta kendisinden ibaret olan oluşumları, yanlızca kendi hemcinslerimize yapılıyormuş gibi görmek ayırır bizi, etrafımızda bize yaşam vermek için var olan sayısız CANlılardan…
Suçlu aramak yerine suçluluğumuzu itiraf etsek kim bilir nasıl değişimler görecektir (KALP) gözlerimiz. Yanlızlığımıza, zavallılığımıza, körlüğümüze ve hatta İLMİ cehaletimize acıyarak hayat yolunda tek istikamet yerine girdili çıktılı yollar denesekte girişlerde acı, çıkışlarda ANLAYIŞ bulsak.
Bizlere verilmiş olan EN değerli değerlerden biri olan acıma duygusunu, acıyacağımız karşıtın hangi yönüne kullanmamız gerektiği hakkında çok ince düşünmek gerek, kim bilir?
Biz insanlara olan AŞKIMIZI ispat için, sokaklardaki görüşlerimizde, görebildiklerimiz kadarıyla/kaydıyla değerlendirdiğimiz zaman sadece o an ki hale acıyarak, duygularımızı tatmin etmiş olabiliriz. Oysa acı bundan ibaret değildir ki sınırlayalım kendimizi.
Biz bu duygunun da içinde olduğu birkaç parça MANAdan ibaret değiliz, sırf midemiz acıktı diye ACImadan pişirip yediklerimizdenden ibaret değiliz.
Vahşet, dehşet ve korku filmlerinin senaryolarını seyre dalmak ve hakkında magazin haberleri için değerlendirme yapmak için de var edilmedik. Biz BİRimizin HEPimize, HEPimizin BİRimize HİTAP ettiği ANLAMLI BİR yolun BİRer yolcularıyız. Bu yolculuk sırasında yapacağımız en güzel şey, seyrine daldığımız müşahede ettiğimiz oluşların ÖZündeki seyri yakalamaktır inşallah.
Ne mutlu bizlere ki SEDEF’in seyrini de görmüş olduk. Sedef yüreğinden taşan RAHMET damlalarını aktarıyor, bizler ise onları KENDİMİZ kadar müşahade ediyoruz. Selam üzerine olsun SEDEF kardeş.
(Veysel)
***
…Geçmişte arkadaşlarımız başka idi, dertlerimiz başka idi, bugün başka..
Nasıl ki geçmiş onca yıldan geriye rüya gibi resimler kaldı ise, gelecek te bir rüyadır.
”Gerçekte ne deprem vardır ne de düğün,” diyor bir Ahmed.
Doğrusunu Allah bilir. Bize bu yapılanlara tahammül ve sabır vermesini ve bu acıları bize göstermemesini diliyorum. Amin.
(Karaköle)
***
Değerli Sedef kardeş;
Sorularınızın bir çok bilinç seviyesinden cevabı var… Birçoğunu din alimleri cevaplamıştır… İşin sadedine gelindiğinde açık ve net cevap veren az çıkmıştır… Cevap verenlerin cevabı da bence yeterli olmasına rağmen çoklarını tatmin etmemiştir…
Şimdi, önemli olan sorunun hangi bilinç seviyesinden geldiğidir… Soruyu TEKlik/BİRlik bilinç seviyesinden sorup, cevabı çokluk, birimsellik seviyesinden beklemek doğru bir yaklaşım olmaz…
Olaya TEKlik/BİRlik seviyesinden yaklaştığınız da cevap da TEKlik/BİRlik seviyesinden olacaktır… Bu TEKlik/BİRlik seviyesinde ise; TEK BİR varlık vardır; ilmi ile ilminde dilediğini yapmadadır… Alemlerin aslı hayaldir, bize gerçekmiş gibi gelse de…
Bu TEK BİR varlık alemleri ilminde dahi yaratmış olsa da, herşeyi denge noktasına getirecek, herkese hakkını verecektir… Kimsenin zulmü yanına kar kalmayacaktır… Herkes yansıttığını kendine çekecektir, karşılığını alacaktır…
En çok acıya maruz kalan insanların Rasuller olması çok düşündürücüdür… Getirisi düşünüldüğünde belki de çokları biz de zorluklar çekseydik de büyük mertebelere ulaşsaydık, ya da verecekli değil alacaklı olsaydık diyeceklerdir…
HAYat en büyük eğiticidir, bence aşırı rahat olanlar rahatsız olmalıdırlar… Niye hayatımızda zorluklarla karşılaşmıyoruz da eğitilemiyoruz diye… Ben çok acı çekenlerin çok olgunlaştıklarını, acıya karşı mukavemet kazandıklarını biliyorum…
Sonsuz ve zorlu bir hayat önümüzde iken, hayatın pişirdiği insanlar diğerlerinden bence daha şanslı… Asıl acınması gerekenler aşırı rahat olanlar… Bilmem anlatmak istediklerimi anlatabildim mi?… Hepimiz kaderimizden payımıza düşeni yaşamaktayız… Yaşadığımız şer gibi gelse de sonu hayır ola..
Gerçek rahmet ateşdedir, acıdadır… Bize rahmeti de yanlış anlatmışlar, ya da biz yanlış anlamışız… Yana yana yanmayı öğrenip, yanmaktan kurtulanlara, yanmanın etkilemediği büyük ruhlara SELAM olsun… ALLAH’ın RAHMET’i üzerimize olsun…
Hayır ve şer bize göredir; ALLAH’ın indinde ise ne hayır vardır ne de şer… Sadece kendisi ve SEYRi vardır… Hayellerden ve duygulardan arınmadıkça eremezsiniz… Alemlerin aslı hayaldir; insanı en çok yakan ise duygusallıktır…
(Saim Yusuf)
***
Hiç bir günahı yok iken susuzluğunu gidermek için gölün kıyısına gelip de sulanan ceylan gözlü geyiğin, birden bire suyun içinden çıkıpta, kellesinden tutup suya çekip boğan bir timsahın neden böyle bir hareket yaptığını açıklarsanız, biz de size yaşanan, GÖRESEL vahşet olaylarının perde arkasını açıklarız.
(Ö.M)
***
“Vahşet… Gözü dönmüş katil, ana rahmindeki iki aylık cenini haşlayarak yedi.”
Haberi Böyle okursanız ürperirsiniz, insan olarak böyle vahşet olmaz dersiniz.
Ayni haberi “Bir oturuşta 10 tane haşlama yumurtayı yedi” şeklinde okusanız sıradan bir haber olarak ilginizi bile çekmez. Ama ayni haber bir tavuk için ne ifade ederdi acaba. Hiç bir bilinç kendini Allah’tan daha merhametli kabul edemez. ÜSTADın bir yazısında belirttiği gibi; “Merhamet aç aslan yavrusuna mı, yavru ceylana mı”.
…
İhlas süresi 3. Ayet:
Lem yelid ve lem yuled;
“(O) lem yelid (doğurmamış) ve lem yuled (doğurulmamış)’dir (çünkü EHAD-SAMED; gayrı-ikileyeni, ihtiyaçlılık sözkonusu olmayan)”.
Bu ayetin Allah açısından geniş açıklaması Üsdatın eserlerinde mevcuttur.
Diğer taraftan Kur’an insana inmiştir, her ayetin insan açısından bir karşılığı vardır. Çünkü Kur’anla insan ikiz kardeştir. İnsan da doğrulmamış ve doğurmamıştır, alemlerin tamamı hayaldir, hayal olan doğrulmaz ve doğurmaz, eşyanın hakikati budur, bu hakikat kavranmadan Sedef arkadaşın sorduğu hususlar anlaşılamaz.
(Mustafa Öz)
***
… Derinlemesine düşünmeye başlar, ilk rahimdeki serüveni aklına gelir, anlar ki şekiller ve suretler farklı olsa da bu yolculuğun sonu yok, hep sistematik düzen devam ediyor. Kendisini akışa bırakır ve her kendisine kötülük edenin aslında ona iyilik ettiğini anlar ve bunu anlatamayacağı için de susar ve seyreder. Bir bilinmezlikten diğer bilinmezliğe akıp giden macerasına direnmeden bilir ki; hangi ortama giderse gitsin, ne ile karşılaşırsa karşılaşsın, kendi özündeki programı ve gücü onu kendisi için her zaman en iyisi neyse ona ulaşmasını sağlayacaktır.
(Zekeriya Bağcı)
***
Bana cevap veren herkese çok teşekkür ederim.
Selam sizin de üzerinize olsun..
Ayrıca bu siteyi kurup, bu imkanı sağlayanlardan da Allah razı olsun.
(Sedef)
***