Kärun 2
12. Ocak. 2009  // kemal Gökdoğan ..
kemal Gökdoğan

Gerçek ismini herkes unutmuştu. Onu tüm dünya Kârun2 lâkabıyla tanıyordu. Tarihteki Kârun’dan ayırmak için lâkabının sonuna “2” eklenmişti. Kârun2 ikinci Kârun olmayı hazmedemiyordu, aslında kendisinin Kârun1 olması gerektiğini savunuyordu. Haksız da değildi, tarihteki Kârun’dan daha zengin olduğu bir gerçekti... çünkü Ay’ın ve Mars’ın ve uzayın hazineleri de onundu. Fakat bir kez Kârun2 olarak tanınmıştı ve öyle kalacaktı.


İstediği her şeyi elde etmişti. Hattâ istemediği şeyleri dahi elde etmişti. Onun adına şirketler kuruluyor, filmler çekiliyor, kitaplar yazılıyordu. Her gün hesabına milyonlarca dolar isim hakkı para akıyordu. O artık para istemiyordu. İstemediği tek şey para olmuştu. O istemiyordu ama para onu istiyordu ve o paradan kaçtıkça para onu kovalıyordu.


Dünya yörüngesine oturmuş yüzlerce yapay uydu şehiri vardı. Her şehirde yüzbinlerce insan yaşıyordu. Ay üzerinde devasa yaşam kolonileri kurmuştu. Milyarlarca insan onun Ay kolonilerinde kiracıları olarak yaşıyordu.


Her şeyden fazlası olan Kârun2.. iki şey için üzülüyordu. Birincisi... doğan her insan gibi ölecekti ve ölümden herkesten daha çok korkuyordu. İkinci üzüntüsü... Mars’daki yaşam kolonilerinin tamamlanışını göremeden ölecekti. Mars’daki koloniye ilk göç seksen yıl sonra başlayacaktı. Yetmiş yaşındaydı ve seksen yıl daha yaşaması imkânsızdı. Tüm uzay teknolojisini zorlamıştı ancak yüz kırk beş yaşına kadar yaşama olasılığı vardı. Beş yıllık bir eksiklik onu çok üzüyordu.


Odasında koltuğuna oturdu, gözlerini kapattı ve düşünmeye başladı. O anda yine ölüm aklına geldi. Her nedense ölüm düşüncesi ile birlikte yaşamının hiç bir döneminde varlığına inanmadığı Tanrı da aklına geliyordu. Tanrıya inansa öldükten sonra bir yaşamın olduğuna da inanacaktı. Tanrı yoksa... “kesin olarak yoktur” diyordu ve otomatikman ölüm sonrası yaşam da tanrı ile birlikte böylece yok oluyordu. Birden gözlerini açtı. Yerinden fırladı. Niçin daha önce düşünememişti? Tanrısız bir gelecek. Tanrısız bir ölüm ötesi yaşam. Birkaç dakika ayakta kaldı. Sonra gözlerindeki ışık yine söndü. Dizlerinde derman kalmadı ve tekrar koltuğa yığılırcasına çöktü.


Yine düşüncelerinin çıkmaz sokağına girmişti... düşünüyordu... düşünüyordu. Tanrı sorun değildi. Tanrı olmasa da öbür dünya olabilirdi. Tanrı olmadığı halde bu dünya vardı... o halde öbür dünyanın da tanrıya ihtiyacı yoktu. Başını salladı bu mantıksal çıkarımını da beğenmişti. Fakat öbür dünyayı nasıl deneyimleyecekti? Son yüz yıl içinde ruhlarla görüşenlerin, öbür dünyaya gidip gelenlerin iddialarının asılsız olduğunu bilim kanıtlamıştı. Ruhları, öbür dünyayı ve hatta tanrıyı gördüğünü söyleyenlerin beyin merkezlerinin bir virüs tarafından hayal boyutuna esir edildiği... her görüntü ve her bilginin sadece hayal ürünü olduğu ortaya çıkmıştı. İddiacılara hiç kimse saçmalıyor ya da gerçekten ruhları, öbür dünyayı ve tanrıyı görüyor demiyordu. İddiacılar hasta idi ve birkaç günlük bir beyin tedavisinden sonra iyileşiyorlardı. Beyinlerindeki virüsler temizleniyor, anti virüs aşısı veriliyor ve yüzde yüz başarılı tedavi ile hastaneden taburcu ediliyorlardı. Beyninin elde edeceği hiçbir bilgiye, hiçbir durugörüye inananazdı... çünkü kesin bilgi ve durugörü denilen veriler virüslü beyinin yanılsamalarına dayanıyordu. Ve... evet bir kez daha bu düşünceleri onu sarstı. Bulmuştu... “Evraka evraka” diye haykırdı. Sanki ölümsüzlüğü bulmuş gibiydi.


Kârun2’nin gözleri faltaşı gibi açıldı ve koltuğundan öyle bir fırladı ki neredeyse başı tavana değecekti. Bilgisayar program şefini çağırdı.  Hemen emrini vermeye başladı;


“Bir rüya programı istiyorum. Şu gördüğüm ve göremediğim tüm evrenin hologramını bir atoma yükleyeceksin.  Nuh isimli kutsal adamın gemisine yüklediği gibi hatta ondan daha fazlasını, daha fazlasını... tüm evreni yükleyeceksin. Bu hologramın içinde evrenin sonsuz geçmişi, şimdisi ve sonsuz geleceği de olacak. Ben de olacağım. Sen de olacaksın. Tüm tanıdığım ve tanımadığım insanlar da olacak. Ve tüm canlılar ve cansızlar da olacak. Her şey ölümsüz, bitimsiz, hastalıksız, arızasız olacak. Tıpkı kutsal kitapların anlattığı cennet gibi olacak.”


Program şefi gâyet sâkin yanıtladı;


“Emriniz imkânsız bir şey değil efendim. Atom işlemcili bilgisayar teknolojimiz istediğiniz programı bir yıl içinde hazır eder. Bir tek atomu taramamız tüm sonsuz evreni taramamızla eşdeğer olacağı için çok kolay bir yazılım olacak. Sonsuz evrenin her atomunda aynısı ile var olması işimizi imkansız olmaktan çıkarıyor.  Tüm bilgiyi ve sizin ekstra istek programınızı sadece bir atom üzerine yüklememiz çocuk oyunu sayılır. Fakat size bayağı pahalıya patlar. Ay üzerindeki kolonilerinizin tümünün on yıllık gelirini harcamamız gerekir.”


Kârun2 gülerek;


“Hay yaramaz çocuk yine güldürdün beni. Sana para yok dedim mi şimdiye kadar? Mars projemin tamamını dünya ülkelerinin merkez bankalarına sattım. Ay’a bin koloni yapacak kadar peşin para aldım. Para sorun değil. Sen programa hemen başla!”


Program şefi merakla sordu;


“Efendim programı ne için kullanacaksınız? Yeni bir ticari alan mı yaratıyorsunuz?”


Kârun2 derin derin düşündü ve yanıtladı;


“Hayır! Ticari yatırım değil. Kendime tanrısız, ölümsüz bir sonsuzluk yaratacağım. Ve o sonsuzluğa da İki bin yıl önce yaşamış olan bir “dehâ”nın deyimiyle “ölmeden önce ölerek “geçiş yapacağım ve bir daha o boyuttan çıkmayacağım”


Program şefi kafasını kaşıdı.


“Efendim şimdi kafam tam karıştı. Biraz açık anlatır mısınız?”


Kârun2 ekstra istek programını yavaş yavaş anlattı;


“Bir rüyâ programı istiyorum. Uyuyacağım. Rüyamda rüya gördüğümü bilmeyeceğim. Yaşım otuz beş olacak. Ve yine aynı kişiliğim, aynı bedenim ve aynı bilincim olacak. İşim ve yaşamım şu anda ne ise öylece devam edecek. Zaman olmayacak. Zamansız hareket, zamansız uzay ve zamansız geçmiş ve zamansız gelecek olacak. Doğum olacak. Ölüm olmayacak. Acıkmak ve doymak olacak. Uyumak ve uyanmak olacak.  Rüyamda rüya görmek ve rüyadan çıkmak olacak... Fakat asla bu bedenimin gördüğü rüyadan çıkış program komutu olmayacak. Uyuyacağım... ve programa bağlanacağım... ve sonsuz rüyaya başlayacağım.”


Program şefi hâlâ kafasını kaşıyordu ve en can alıcı soruyu sordu;


“Efendim! Rüyadan çıkmamanız için bedeninizin hiç uyanmaması gerekiyor. Bu bir tür ötenazi olmaz mı?”


Kârun2 endişeyle Program şefine baktı. Soruyu kendisi de aklında yanıtlayamamıştı. Evet proje burada tıkanıyordu. Sonsuz rüya için sonsuz uyku gerekiyordu. Sonsuz uyku bir tür ötenazi ile başlayan ölüm gibiydi. Eğer rüyadan uyanırsa sonsuzluk ve zamansızlık cenneti bir balon gibi sönecek ve yeniden zaman cehennemine düşecekti. Atom işlemcili bilgisayar programında olmaz diye bir şey olmazdı. Olmayacak olanı olur kılacak “özel yazılım” düşüncesini izah etmeye başladı.


“Evet uyuyacağım ve sonsuz rüyaya başlayacağım. Bilincim sonsuz rüyadan çıkamayacak. Bedenim normal olarak uyanacak. Yine sizinle aynı dünyamda ve aynı boyutta aynı bilincimle olacağım. Fakat aynı anda sonsuz rüya boyutunda olacağım. Yâni kendi yarattığım cennetimde bir daha uyanmamak üzere rüya görürken aynı anda ortak evrenimizde sizinle yaşayıp bir gün ölüp gideceğim. Ortak evrenimizde ölürken kendi özel evrenimde ölmeyeceğim. Ortak evrenimizde yaşlanırken kendi kişisel evrenimde yaşlanmayacağım...”


Program şefi anlamsız gözlerle bakarak konuştu:


“Efendim anladığım kadarıyla aynı anda iki ayrı yerde olacaksınız. Bu programcılık açısından mümkün. Ekstra isteklerinizin yazılımı birkaç gün sürer ve bunun için ayrıca masrafa gerek yok. Ben de ayrıca para talep etmiyorum, size hediye olarak hazırlamak istiyorum. Sadece bir önerim var. Bu programı piyasaya sürüp gelir elde etmeyi düşünür müsünüz?”


Kârun2 başını iki yana salladı... durakladı ve yorgun bir ses tonuyla konuştu:


“Bu projem on dakika önce doğdu. On dakika içinde özel olsun diye düşünüyordum. Neden bencillik yapıyorum ki? Neden satayım ki? Hemen bir vakıf kuruyoruz ve isteyen herkese hiç bir ön koşul koymadan bu programı hediye ediyoruz... evet herkese sonsuzluğu bedava olarak dağıtıyoruz. Herkese bedava sonsuz bir evren, sonsuz bedava bir cennet ve sonsuz bir sonsuzluk sunuyoruz.”


Program şefi kafasını kaşıyarak odadan çıktı.


Bir yıl sonra aynı yerde yine Kârun2 ve program şefi buluştu. Her şey tamamdı. Son aşama Kârun2’nin uyumasıydı. Ve uyudu. Ve beyni programa bağlandı... Ve rüya programı başladı. Ve “merhaba sonsuzluk”.


Kârun2 bir kaç saat sonra ortak evrenine(???) uyandı. Program şefini çağırdı. Her şey mükemmeldi. Şefi tebrik etti. “Teşekkür ederim Şefim! Yüce tanrım senden râzı olsun” dedi. Şef güldü ve odadan çıktı. Kârun2 aynaya baktı ve tam istediği gibi... otuz beş yaşındaydı. Kafası birden karıştı. Yetmiş yaşındaki Kârun2 neredeydi? Kendisini neden iki tane göremiyordu. Sadece bir taneydi. Yoksa rüya gören bedeni yâni yetmiş yaşındaki bedeni ölmüş müydü? Bunu asla bilemeyecekti. Otuz beş yaşındaki gerçek miydi... yoksa bir atoma yüklenmiş hologramı mıydı? Bunu da asla bilemeyecekti artık sonsuzca... zamansızca.


Program şefi odada gülmüştü. Çünkü şakayı ve sürprizi seven çocuksu bir ruhu vardı. Kârun2’yi sonsuz rüyada tek bir tanrıya ‘kesin iman’a programlamıştı... bâzı zamanlarda özel evreninin sonsuzluğundan yüzünü gösterecek olan bir tanrıya inanmaya programlamıştı.