- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
Hz. İSA / Hz. HÜSEYİN (as)
Çarmığa gerilmişti , çünkü O bulunduğu kavmin adetlerine uymak , taptıklarına tapmak ve onlara biat etmek yerine , kendi bilincinde ve gördüğü göremediği herşeyin BİR var edeni olduğunainanmıştı. İçinde bulunduğu toplum anlayış ve yaşayış bakımmından genel ahlak (edep) kurallarına aykırı idi. Bunu kabullenmek mümkün değildi çünkü o ortalığa yayılmakta olan ilkellik dalgalarından bir anlam çıkaramıyordu, ona farklı frekanslardan gelen düşünüşler daha makul ve kabul edilir geliyordu. Zümresi Onu dışlamış, cinlerin esiri yapmış ve hatta KAFİR olmakla şuçlamaktan geri kalmamıştı.
O bütün bu olup bitene rağmen içinde bulunduğu genel ahlak ve hakıkat gerçeklerini anlatmak, yaymak ve herkesi buna davet etmek istiyordu. bu durum bilincinde şu soruyu oluşturdu. Bu körelmiş ve BENlik duygularıyla örtülmüş kişilikler arasında BANA YARDIMCI OLACAK KİMDİR?
ONUN bu yaşadıklarını yaşamak bi yana Onu anlayamayacak kadar Aptal ve hatta anlasalar bile yaşam tarzlarıyla uyuşmadığı gerekçesiyle İNKAR edecek kadar ZALİM bir toplum kuşatmıştı dört yanını.
Tek isteği ANLATABİLMEKTİ, bunun için çalışıyor, geziyor herkese yardımcı olmaya gayret ediyordu. Kısa zamanda etrafında inananlar kitlesi artmıştı. En yakınları Onun hallerini birebir müşahade ederken, diğer yandan en azından Ona iman edenleride KENDİ İMANları kurtarıyordu, körlükten, sakatlıktan, cinlerden…
Hakıkat gereği O değiştirmek için değil tamamlamak için gelenlerden BİR gelendi. ve gelecek olan SON tamamlayıcıyı Müjdeleyendi.
RUH’u AŞK ile donatıldığındandırki , toprağı şekillendirip ona hayat verebiliyordu, olmaz denilen her şeyi yapabiliyordu. Ve biliyorduki bu yine ONUNda inandığı HAKIKATIN ellerinden çıkıyordu. biliyorduki herşeyde O var idi ve herşey Onda idi, Bu yüzden herşeyi seviyor değer veriyordu.
Ama tüm bunları kabullenemeyen bilinç Onu yok etmek adına başlattığı ve ilk varoluş gününden bu yana süregelen bu amansız savaşın en korkunç sahnesini planlıyordu. Ama başaramadı.
Öldürmek istediği kendinden biri olup kaşılarına çıktı ve aslında kendi kendini parçalayıp asmıştı çarmıha da bunun bile farkında olamayacak kadar yoktu.
–
Aradan 7 asır geçti. O 7 asıl önce müjdesini verdiği Hakıkat güneşi doğmuş hayata ışık saçmaya başlamıştı. O SON TAMAMLAYICI İDİ. İlahi adaletin ezelden beri süregelen ve her seferinde, taştan, topraktan, gökyıldızdan, güneş’ten, ay’dan ve ETTEN-KEMİKTEN engellerler önü kapatılan HAKIKATIN SON SAHNESİ yaşanmaktaydı.
ABDULLAH isimde bir isevi bir arap kızına aşık olur. onu defalarca istemesine karşın vermezler fakat onun bu AŞKI onu müslüman olmaya yöneltir. ve bu sayade müslüman olarak arap kızıyla evlilik yolu açılır.
ABDULLAH rüyasında sürekli ” bana yardım edecek kim?” diye nida eden bir ses duyordu. Düğün günü Hz. Hüseyin (ra) hakkında duydukları onu endişelere ve çelişkilere sürükler. Bu arada aynı ses ; Bugün İSA’yı çarmığa geriyorlar diye seslenir. O sesin geldiği yöne doğru yola çıkar, ardından sevdiğini bırakarak. Yolculuk sırasında içi kırık dökük taştan oyma putlarla dolu olan bir yere gelir. burada birini görür. Bu kişi ona birr taş uzatır ve putları taşlamasını söyler ABDULLAH bu isteği yerine getirir ve Hz. Hüseyin’İ sorar.
Adam Hüseyin Bin ALİ dediki; Ortalıkta CANLI putlar dururken, şu putlara taş atmak neden?
Bu söz üzreine hemen yoluna devam eder. bu sefer bir askeri birlikle karşılaşır.
Birlikte bulunanlarla konuşur ve onlarında KERBELA ya gittiklerini öğrenir. Bunun üzerine nereye gidiyorsunuz? SIRF ganimet toplamak için kendi İMAMINIZLA mı savaşacaksınız? diye sorar onu öldürmek isterler BAŞARAMAZLAR. yoluna devam eder. Yolda atı ölür. bir kabileye rastlar ve yardım ister. Yardım ona hazırlanmıştır. su içer Ona ayrılan ata biner ve sonunda oraya varır.
Her yer yıkık, dökük olan olmuş ve bitmiş. Bu gördüğü manzara karşısında yıkılır. Neden? Madem yetişemeyeceğim neden çağırdın diye söylenirken. yerde paramparça olmuş bendenlere, mızrakların, kılıçların ucundan süzülen Hakıkat damlalarına ve bunların yanı sıra ganimet sarhoşluğu içinde zafer nidaları atan canileri görüyordu.
Sonra bir anda bu kargaşanın ortasından geçen tertemiz bir KERVAN gördü. İçlerinden Biri ona yaklaştı ve GİT GÖRDÜKLERİNİ ANLAT dedi.
O görmüştü ve geri dönerek terk ettiği gelinin yanına vardı kabileyi toplayarak onlara seslendi.
Gelin hadi anlat dedi NE GÖRDÜN? bize anlat.
BEN HAKIKATI GÖRDÜM. MIZRAKLARIN BAŞINDA, KILIÇLARIN UCUNDA, TOPLARIĞN ÜREZİNDE PARLALANMIŞ OLAN HAKIKATI.
Hz. İSA (as) bilincimizde doğrudan açığa çıkacak bir olgu.
AMA nerde? ne zaman? ve nasıl? Bizler DECCALin kurlarından, ayartmalarından ve sihirlerinden ve oyunlarından sadece onun varlığından haberdar olarak kurtulamıyoruz, yada kurtulacağımızı anladığında sataşmalarla, tehtidlerle bize savaş açıyor. Bunun tehlikesinin küçümsenecek birşey olmadığı açık.
Hz. MEHDİ (as) batıni anlamda bizim hakıkate doğru aldığımız yol, kendimizi tanıma adına başlattığımız süreç. Fakat bu süreçle birlikte Birimselliğimizin sebep olduğu deccal bizi bu yolda ilerlemekten alakoyabiliyor.
Düşüncelerimizi yalnızca KUR’AN okumak , anlamak, içinde bulunan bilgilere göre hareket etmek doğrudur, hatta bu bizi kurtuluşa erdirir. Sonuçta elimizd mevcut ZAHİRİ tek kaynak Odur. Ne RASULlerimiz ne NEBİlerimiz nede İMAM ALİ. HASAN HÜSEYİNLERİMİZ yoklar.
Hayatımızda atalarımızın BENlik duygularını atamayışlarının parça parça ettiği BİR hakıkat var. ve onu en iyi şekilde anlayabilmek için KUR’AN’ın içinde yazılan olayların içine kendimizide dahil ederek düşünmek bizi daha sağlıklı kararlar almaya yöneltir eminim.
Karşımızda her an dahada büyüyen ve yükselen bir BENLİK duvarı var. Bunu aşabilmek için TASAVVUF ilmi ile UĞRAŞMAK yeterli değildir. Çünkü bu duvar İMAN ilmini öğrenmekle aşılacak bir yer değil. Bu ancak duvarı ören kişiliklere açılacak savşla mümkün olur. Hiçbir şeyi gözardı etmeden, İLİMLE , İMAN VE İTAATLA, KENDİ ÇEVRESİNDEN DUYDUKLARININ KAYDINDA KALMADAN, EN DOĞRUSUNU BULMAK DİLEĞİYLE, SEVGİ İLE , AŞK İLE ŞEFKAT İLE YOLA CIKMALI.
Kayıtsız, şartsız ve korkusuzca, ezileceğini, dışlanacağını, dövüleceğini ve hatta ÖLDÜRÜLECEĞİNİ bile bile çıkmalı yola. Kitapla defterle değil, hayatın kendisiyle tek vücut olarak çıkmalı…
Selam hepimizin üzerine olsun.