Kur'an'daki Cennet
kemal Gökdoğan

21.Ağustos 2008 // kemal Gökdoğan ...

Müslümanlar Rasulullah a.s.’ın vefatından sonraki bir asır içinde İran, Irak, Mısır, Kuzey Afrika ve İspanya topraklarını ele geçirdiler. Bu topraklardaki Yahudi ve Hıristiyanları eski Yunan felsefesi etkisiyle iman esaslarında çok farklı inanç ekollerine bölünmüş ve teorik tartışmalar içinde buldular.


Bunlardan birisi tanrının salt iyilik mi olduğu yoksa hem iyi hem de kötü öz mü olduğu diğeri ahiretteki azabın ruhsal mı bedensel mi olduğu tartışması idi.


Müslümanlar da bu tartışmaları kısa zamanda ilim ve kültür dünyalarına taşıdılar. Kur’an âyetlerine ve hadislere savundukları tezlere göre anlamlar yüklediler. Yüklenen anlamlara Kur’an’ın bâtını (iç anlamı) dediler.


Hicrî ikinci asırda ise yüzlerce itikadî (inanç konulu) ve amelî (bedensel ibadet konulu) ekoller (fırkalar/mezhepler) oluştu.


Ekoller birbirlerini "ehli kitab" gibi inançsızlıkla, doğru yoldan sapmakla, dinden çıkmakla itham ettiler. Çok azı anlaşabildi, çok azı birbirini hazmedebildi. Ve burada bahsettiğimiz iki konu ve daha binlerce çözülemeyen soru ile günümüze kadar gelindi.


Günümüzde ise kimse kimseyi düşüncesinden dolayı yargılamadan bilgilerini ve duygularını bazı ortamlarda tüm insanlara rahatça açabilmektedir.


***


İnsanların ekseriyeti hazır buldukları ekolün iman ve amel prensiplerini olduğu gibi kabul ederler. Fakat neler olduğunu çok sade dil ile yazılmış bir ilmihalden dahi okumazlar. Bâzı insanlar hem okurlar, hem araştırırlar hem de karşıt düşünceleri elekten geçirirler.


***


İyilik-kötülük ve cennet-cehennem konusunu mezhepler şu ortak yargılarda “kilitlemişlerdir”.


Allah iyidir, iyi olanı sever.


Allah kötü değildir, kötüyü sevmez.


Cennet de cehennem de haktır. Ceza ve ödül ahirette hem bedenedir hem de ruhadır.


Bu kilitleri oynamak, açmaya çalışmak ya da kilitleri kaldırmak çok tehlikeli sayılmaktadır. Bir açıdan kilitlerin açılmaması toplum ve kişi yararınadır bir açıdan da zararınadır.


***


Kilitler açılınca bu konulara ilgi duyanlar cenneti ve cehennemi, iyiyi ve kötüyü, dünyayı ve âhireti tekleştirdiğini (cem ettiğini) kendisinin de “tanrıda yok olduğunu” varsayarak bedenselliğine hoş gelen her şeyi “tanrının fiili” olarak kabule başlar. Bedenselliğine hoş gelmeyen şeyleri ise tanrının fiili değil “insanların kötü davranışları” olarak kabullenir. Bu açıdan bazı konuların kilitli olması kişilerin yararınadır.


Özgürlüğün sınırının başkasının özgürlüğünün başladığı yerde bittiğini kabul edemeyenler için teklik (tevhid/ahadiyet) konusu zararlıdır.


Kilitli kalmak… özellikle mecaz kilidi ile OKUNMASI GEREKENİ şifrelemek nice insanların ALLAH’ı hakkı ile tanıyamamasına neden olmaktadır. Bu açıdan “kilitlemek” zararlıdır.


***


Kilitleri açmış olanlar için… her şeyi hakkıyla cem etmiş olanlar için… ise yine değişen birşeyin olmadığı söylenilmektedir.


Kilitlerini kırmış olanlar; Allah’ın iyiliğini tanrının iyiliğinden, Allah’ın azabını tanrının azabından, Allah’ın cennetini tanrının cennetinden ayırmıştır. Fakat akılda oluşan bu ayrımı ve her şeyin hak olmasını beden ve ateş anlamamaktadır. Her şeyin hak olduğunu her şeyin Allah indinde tek olduğunu bilen bir kişi ister bu dünyada isterse öbür dünyada ateşe düştüğü taktirde ATEŞ HİÇ ACIMADAN ONU “cayır cayır” YAKAR.


***


Hz. İbrahim’in ateşte yanmaması Hz. İbrahim’e has bir durumdur. Ve İbrahim ateşin yakacağı fiilleri işlemeyerek Hz. İbrahim olmuştur. “Ateşten korunma zikri”ni “ateşten korunacak fiiller”i yaşam gerçeği haline getirdikten sonra ZİKRETMİŞTİR/OKUMUŞTUR.


***


Rasulullah’ın VARLIK SİSTEMİNDEN okuyup yazdırdığı “âyet” örneklemelerini VARLIK SİSTEMİNİN devamı ile birlikte okursak kilitlerimizi kırarız fakat dönüp dolaşıp geleceğimiz yer:


Her şeyin zâhirde ayRı… bâtında ayNı olduğunun ebediyen değişmeyeceğidir.


Bâtındaki bilginin zahirde Hz. İbrahim gibi olmadan sisteme etki etmeyeceğidir.
Allah’ın zâhir isminin “ebedî zâhir", bâtın isminin de “ebedî bâtın” olduğudur.
Tekliğin bilinçte ilim olarak yaşanacağı, çokluğun bedensellikte “merhâmete yer olmadan” yaşanacağıdır.
Allah’ın “merhamete yer olmayan sisteminin” “sonsuz merhametinin” bir yüzü olduğu… yâni madalyonun öbür yüzü olduğudur.


***


Tasavvufta “cemden (teklikten) sonra ikilik dünyasına dönmeyen yarı yolda kalır, Rasulullah’ın sünnetini terk eder” uyarısı vardır.


Cem; asla bir’leşmeyen zıtlıkları bilinçte tek’leştirmektir.


İkilik dünyâsı; iyinin kötüden, cennetin cehennemden, kulun sınırsız AHAD’dan ebediyen AYRI olduğunu VARSAYIP bedensel ve birimsel gerçekliğe GÖRE fiiller oluşturmaktır.


***


Anlayabildiğim kadarıyla Kur’an; içinde “cennet” olan bir hediye ambalajı değil… cenneti ve zıttı olan cehennemi okumayı öğreten bir hediyedir.


***


Ebedî tekliğin değişemezliğine cehennemî yalnızlık, sonsuz azap,… Ebedî tekliğin "kulu olamadan" "kulluğuna" ebedî cennet, sonsuz nîmet… diyenler de var…


***


Not: Yazıdaki “tanrı” ve “Allah” kelimeleri özellikle ayrı ayrı yazılmıştır.