Herkesde "Sen"i Görmek İstemiyorum



29. Mart. 2009  // kemal Gökdoğan ..

“Mecnûn”dan “Leylâ”sına mektuplar (2)



Bana neden çöllerde yalnız gezdiğimi soruyorlar.
Bana neden çöllerde kumlara yaslanıp uzaklara baktığımı soruyorlar.
Bana neden ormanlarda ceylanlarla konuştuğumu soruyorlar.
Bana neden herkesten KENDİ YALNIZLIĞIMA kaçtığımı soruyorlar.
kemal Gökdoğan






Ben neden çöllerde yalnız geziyorum biliyor musun?

Yanımda sen olmayınca… bağlarda, bahçelerde, pazarlarda, sokaklarda salına salına gezmek ne ifade eder? Herkes sevdiğini (hayalindeki tanrısını ve tanrı aşkını) yanına almış etrafına göstermek için geziyorken, sevdiğinin hayaline tutunmuş mutlulukla dolaşıyorken… ben tek başıma kalabalıklarda “sensiz” nasıl dolaşırım. Sevenlerle sevilenlerin arasında eli ve gönlü boş nasıl dolaşırım? Bazıları benim halime acır, bazıları da bana güler. Sen delisin, sen mecnunsun derler. Bırak şu vefâsız aşkını, bırak şu hiç başlamamış aşkını da sana yeni bir sevgili bulalım derler. Onun için çöllere kaçtım. Ey sevgili senin yüzünden bu çöllerdeyim... KENDİ YALNIZLIĞIMDAYIM. Senin vefâsızlığın, senin bana gelmemen, senin elimden tutmaman, senin hayalinin dahi bana ulaşamaması yüzünden buradaki yalnızlığımdayım.

Kalabalıklar içinde beni bekleyeceksen, benimle buluşacaksan, el ele, gönül gönüle etrafımıza tebessümler dağıtarak salına salına, sarıla sarıla gezeceksek bu çölleri hemen terk edeyim...

kemal Gökdoğan    Ben neden çöllerde kumlara yaslanıp hep uzaklara... doğan mehtâblara, batan güneşlere bakıyorum biliyor musun?

Yanımda sen olmayınca… başımı kimin dizine yaslayıp da doğan mehtâbları, batan güneşleri seyredeceğim? Çöllerde kumlara başımı koyup sonsuz gökyüzünü seyrediyorum ki belki senden bir haber gelir. Senden bir işaret gelir. Ya da kalbimin dışa yansıyan… sonsuz uzantısı olan… göklerin sonsuzluklarından aşağı iner gelirsin.

kemal Gökdoğan    Senin kalbimde hayali varlığınla taht kurmanı istemiyorum. Seni yanı başımda istiyorum. Senin dizlerine başımı koyup o güzel yüzünü seyretmek istiyorum. Kalbindeyim diye beni avutma. Ben kalbimi biliyorum. İçi bom boş. Sen kalbimde değilsin. Hem kalbim seni ne yapsın? Kalbimin gözü yok ki seni seyretsin. Kalbimin kulağı yok ki senin sesini dinlesin. Kalbimin dili yok ki seninle konuşşun. Benimle sahillerde buluşmaya başımı dizine koyup saçlarımı okşamaya ve birlikte ufka bakmaya söz verirsen bu kum yığınlarını hemen terk edip sana koşarım.

Ben neden ormanlarda ceylanlarla konuşuyorum biliyor musun?

Yanımda sen olmayınca… senin kadar temiz, senin kadar tatlı dilli, senin kadar mâsum, senin kadar sessiz, senin kadar insanlardan uzak olanlar ancak ceylanlarda hep seni arıyorum. Ve seninle konuşamamanın eksikliğini ceylanların gönül dillerini dinleyerek gideriyorum. Mâsum gözlü, temiz yürekli, tatlı dilli ceylanların konuşması senin konuşmandır diyorum. Ceylanların bakışı senin bakışındır diyorum. Ceylanların temiz nefesi senin nefesindir diyorum.

Seninle yan yana birlikte olmak ümidim artık son buldu. “Sen”in “ben”imle kabirde, mahşerde, sıratta, cennette, cehennemde ve sonsuz yaşamda benimle yan yana buluşmaya niyetinin olmadığını anladım. Sen beni hep oyaladın, hep öteledin hep sonra dedin… mâdem ki dünyada benim yanıma gelmedin, ahirette de ben senin yanına gelmeyeceğim, yüzüne bakmayacağım, kulaklarımı parmaklarımla tıkayıp sesini dinlemeyeceğim
Ben neden herkesten kaçıyorum biliyor musun?
Yanımda sen olmayınca… herkesi sen olarak görüyorum. Yüzümü nereye çevirirsem çevireyim her yerde ve herkeste hep seni görüyorum. Sen hangi sûrete bürünürsen bürün “ben” “sen”i hemen görüyorum, hemen tanıyorum. Sen herkessin. Herkes de sen.

Fakat sen başka bir sûrete büründüğün zaman hem kendini unutuyorsun hem de beni unutuyorsun. Gözümün içine baka baka beni tanımıyorsun. Benim kim olduğumu bilmiyorsun. Benim sen senin de ben olduğumu hiç hatırlamıyorsun. Bazen diyorum ki, biliyor da bilmemezlikten mi geliyor? Hayır hiç de öyle değil… çünkü bir gün gördüğüm herkese sen diye sarıldım. “Herkes” yâni “sen”, beni öyle bir hırpaladın ki… ayaklarının altında çiğnedin… beni deli diye taşladın… canım çok yandı… Taif’de taşlanan Rasul gibi canım çok yandı, gönlüm çok kırıldı… adımı deliye çıkardın. Ben de kaçtım senden yâni herkesten. Sen beni unuttuysan ve bir daha hatırlamayacaksan… tenhalara ben kaçmayayım da kim kaçsın?

Senin beni unutmuş olmana dayanamıyorum. Senin herkes olduğunu anlamış olmam seni bulmak ve bulduğum anda da “sen”i yitirmek oldu. Artık seni görsem de seni özel bir sevgi ile sevemem. Hâtıralarınla, anılarımdaki “sen” ile… yalnızlıklarda kendimle baş başa kalmak istiyorum. Hep seni düşünmek istiyorum. Eskiden “bir tanem” olarak seni sevdiğim günlerin anısıyla yaşamak istiyorum. Her yerde seni görmekten, her yüzde seni seyretmekten bıktım artık. Seni görmeden sevmek, seni kalbimi tamamen kaplamış “bir tane sevgili” olarak düşünmek istiyorum… Fakat düşünemiyorum.

Senin “bir tane” olduğunu inkâr ediyorum artık. Senin çok olduğunu da inkâr ediyorum. Senin herkes olduğunu kabul edemiyorum. Senin ben benim sen olduğun ise dillere düştü, masal ve efsane oldu. Masal ve efsanelere de inanmıyorum artık.

Seni bir tane olarak, herkes olarak, “ben” olarak kabul edemiyorum. Ne yapacağımı şaşırdım. Mecnûn muyum neyim ben?

Fûzûlî
***

 
TAÇ OLSAN BAŞIMA TAKMAYACAĞIM

Tâc olsan başıma takmayacağım
Gözümde nur olsan bakmayacağım
Yoluna adaklar yakmayacağım
Tövbeler tövbesi
 
Derdine göğsümü germeyeceğim
Bağrımı yoluna sermeyeceğim
Rüyamda sana yer vermeyeceğim
Tövbeler tövbesi

Sinemde kor olsan yanmayacağım
Bin yemin etsen de kanmayacağım
Seni hiç bir zaman anmayacağım
Tövbeler tövbesi

Kahretsen bana dön demeyeceğim
Ecel ol sana baş eğmeyeceğim
Ve senden başka da sevmeyeceğim
Tövbeler tövbesi

Nihâvend Şarkı
Bestekâr : Sadettin Öktenay
 
***
 
MEHTAPLI GECELERDE

Mehtaplı gecelerde hep seni andım
Belki gelirsin diye boş yere yandım
Yeter Allah'ım yeter çektiğim çile
Belki gelirsin diye boş yere yandım

Uşşâk
Bestekâr : Sevim Şengül

***
 
MEVSİMLER YAS TUTUP

Mevsimler yas tutup çöller ağlasın
Ahımla inleyen teller ağlasın
Madem ki sen yoksun şimdi yanımda
Leylaklar dökülüp güller ağlasın
 
Sevgilim bu yerden gittin gideli
Ilgıt ılgıt eser sevdanın yeli
Şu öksüz ruhumun sensin emeli
Leylaklar dökülüp güller ağlasın
 
Bu aşkın elemi sarmış gönlümü
Rüzgârlar söylesin bu son sözümü
Ne çare kaybettim nazlı gülümü
Leylaklar dökülüp güller ağlasın
Muhayyer Kürdî
Bestekâr : Yıldırım Gürses
Güftekâr : Mustafa Sevilen

AÇIKLAMA:

Büyük divan şâirlerimizden Fûzûlî; Leylâ ve Mecnûn adlı eserinde Allah Aşkı’nı işlemektedir. Eser yüzeysel olarak okunduğunda tamamen iki sevgili arasındaki aşk hikâyesi gibi gözükmektedir. Fakat her kelimesi ve her cümlesi bir tasavvuf kavramının özünün, özünün özüdür. Sanki Hallac-ı Mansur’un hayat hikâyesidir. Mutasavvıflar Leylâ ve Mecnûn sembolizmi hakkında asırlardan beri yorumlar yazmaktadırlar. Bu eserlerden okuduklarımızı hafızamızda yer ettiği kadarıyla “serbest anlatım” tarzı ile ve “Leylâ” kelimesini kullanmadan bir anlam çeviri denemesi yapıyoruz.

Mecnûn; Nefs-i emmâre’den nefs-i kâmile’ye seyr-i süluk yapan bir bilinçtir. Leylâ (gecenin güzelliği); Ulaşılabilecek en son nefs makamı olan nefs-i kâmileyi ve “a’mâ” (karanlık/yokluk) makamını sembolize etmektedir.

Mecnûn, nefs mertebelerinde yükseldikçe gördüğü hakikatler karşısında hayrete dalar, kendinden geçer ve Allah’ın ihtişamını beşerî aşk sembolleriyle anlatır. Fûzûlî bu anlatım tarzını seçmeseydi, Hallac-ı Mansur gibi başı büyük belalara girerdi.
FÛZÛLÎ’DEN SEÇMELER:
Leyla Dilinden Gazel
.
Felek, bağrımı kan etmeden, gönlüm açılıp serpilmedi;
Beni böyle ağlatıp inletmeden sevindirmedi.
.
Kılmadan zulm ile yüz parça şu yaralı göğsümü,
Bu bahçede, gül gibi, bir anlık bile güldürmedi.
.
Şükür ki, felek muradımı verdi de; ümitsiz kılıp,
Bu aşk ve sevgi işinde beni pişman eylemedi.
.
Dert yokmuş kimsede; yoksa, aşk feyzi tabibi
Kimde dert gördü de, o derde derman eylemedi?..
.
İnsanoğlu sabırsızdır; yoksa zaman
Hangi işi yavaş yavaş kolaya döndürmedi?..
.
Gözyaşlarımın seli yeryüzünü kapladı, ama mutluyum;
Çünkü o sel, sabrımın binasını viran eylemedi...
.
Aşk alış verişinde, dosta kavuşma kazancını elde ettim;
Ey Fuzuli! Canana canını veren, asla ziyan eylemedi...
(s.473)
.
Mecnun Dilinden Gazel
.
Öyle sarhoşum ki, idrak edemem, dünya nedir;
Ben kimim, saki olan kim, acaba bu şarap nedir?..
.
Gerçi, canandan çılgın gönlümün arzusunu istiyorum; ama,
Bilemem çılgın gönül arzusunu ki, canan sorsa, nedir?
.
Madem bir kez kavuşmak, aşığı vuslata kandırır;
Peki maşuktan aşığa her dem bu istiğna nedir?
.
Dünya ve alem felsefesinden anlayan, bilge sayılmaz;
Bilge ona derler ki bilmesin hiç, dünyadakiler ve dünya nedir!
.
Ey Fuzuli! Ah ve feryatların incitmekte alemi;
Eğer aşk belası ile başın hoşsa, o zaman bu dava nedir?
(s.475)
.
Leyla Dilinden Gazel
.
Ey beni çılgın eden: benden bu kaçış hali nedir?
Niye sormazsınki, bu çılgın gönlümün ahvali nedir?
.
Eğer bana halk içinde ilgi göstermezsen mazursun:
Ama tenhada da yüz vermezsin, bu korku nedir?
.
Halimi bilmediğin için bana açmıyorsan, anlarım;
Ya halimi bilip de kasten bilmezden gelmek nedir?
.
Bülbülün gayreti gül arzusu yolundadır derler;
Ama gülü gördüğünde meyletmez, peki bu dava nedir?
.
O peri yüzlü, ben rüsvaya hiç etmez iltifat...
Ey Fuzuli! Bilmem ki, ben rüsvanın suçu nedir?
(s.481)
.
Mecnun Dilinden Gazel
.
Gönül hayalle avunup, vuslata meyletmez;
Gönül dışında bir yar olduğunu aşık hayal etmez.
.
Hakikat ehli, kendini güzellik ve cemale kaptırmamalı;
Gerçek aşk asla bir kusur kabul etmez...
.
Kamil aşk isteyen, şekil güzelliğinden sakınır;
Çünkü şekle bağlanmak, aşığı olgunluk sahibi etmez.
.
Şekilcilik, aşk ehlinin cehaletine delildir;
Halbuki, akıllı olan, bir gün ayrılınacak olanla birleşmez.
.
Dost, gönülde yerleşse, gözde niçin dolaşsın?
Muhabbet, sabit olsa, öz mekanından göçüp gitmez...
.
Gönül levhası masiva lekesinden daima beri olmalı;
Tevhit ehli olan, idrak sayfasına zülüften ve benden nakış çekmez...
.
Mana ehli, sekil için iradesini kaybetmez asla;
Hakikat cevherini mecaz cahilliğine çiğnetmez...
.
Gönül ehli olan, suret ehlinin hilesine bağlanmaz;
Fuzuli ise bağlanmıştır; demek ki hali idrak etmez...
(s.489)
.
Leyla Dilinden Gazel
.
O dilber ki, devamlı aşığa yüzünü göstermez;
Noksan kalır; bakış feyzi bulup, olgunluk kesbetmez...
.
Aşıkları kendine çekmeyen, gerçek maşuk sayılmaz;
Ne çıkar o suret güzelliğinden ki, hal ehlini cezp etmez?...
.
Maşukun yüzü, bilge olmayandan gizli kalmalı;
Çünkü bilge olmayan, Allah’ın sanatını idrak etmez...
.
Güzellerin vuslatına talip olan, nefsin arzusudur;
Yoksa gerçek aşk için: ayrılık: ya da vuslat: fark etmez...
.
Maşuk, aşığın var olan hayat nakdini harcıyor;
Korkulur ki, bu zulmü maşukuna aşık helal etmez!
.
Güzeller naz cilvelerini mecaz ehline göstersinler;
Hakikat ehli, kendini zülüf ve bene müptela etmez!
.
Fuzuli, suret aleminde şaşkın ve gafil gezer durur...
Nasıl gafil? Bu sevdanın sonunu hiç hayal etmez...
(s.495)
.
Mecnun Dilinden Gazel
.
Biz cihan sarayını gerçekte viran bilmişiz;
Esenlik hazinesini bu virane içinde gizli bilmişiz.
.
Gerçi suretperest, taklit ile kendini alim bilir;
Gerçekler aleminde biz onu cahil bilmişiz.
.
((( Fûzûlî’den seçmeler www.dusuncekahvesi.net ‘den alınmıştır. KG...)))