ÖMER HAYYAM (1)

11.EkimEylül.2008 // kemal Gökdoğan ...                                                                      kemalgokdogan@gmail.com

meyhane = tekke ... şarap = ilâhi aşk




(18 Haziran 1048 - 4 Aralık 1131), Fars (İranlı) şair, filozof, matematikçi ve astronomdur.
kemal Gökdoğan

Hayyam Nişabur'ludur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'tan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini koparmamıştır. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ün de yaşca Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve buna dayanarak aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir . Ama yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir. (Kaynak: Semerkant-Amin Maalouf)


Birçok bilim adamınca Batıni, Mutezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hakim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.


Çadırcı anlamına gelen "Hayyam" takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşına kadar inen caddenin adıdır.


Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi Binom Açılımını ilk kullanan bilim adamıdır.


Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubâileri ile ünlenmiştir.


Geçmişte yaşamış birçok ünlünün aksine Ömer Hayyam'ın doğum tarihi günü gününe bilinmektedir. Bunun sebebi Ömer Hayyam'ın birçok konuda olduğu gibi takvim konusunda uzman olması ve kendi doğum tarihini araştırıp gün be gün doğru bulmasına dayanmaktadır.


Rubailerinde, dünya, varoluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin konularda özgürce ve sınır tanımaz bir şekilde akıl yürüttüğü görülmektedir. Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha öncesi zamanlarda yaşayan toplumların kabul ettiği hiçbir kurala/tabuya bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırları kabullenmemiş, bir anlamda dünyayı, insanı, varoluşu kendi aklıyla baştan tanımlamış; bu nedenle de çağını aşarak "evrenselliğe" ulaşmıştır.


Ancak unutmamak gerekir ki Hayyam'ın yaşadığı dönem, kendisi gibi çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürlerden birini yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti. Kendi tarihinin belki de en aydınlık dönemlerini yaşayan İslam dünyasında felsefenin hakettiği ilgiyi gördüğü, Selçuklu saraylarında ise sentez bir Ortadoğu kültürü (Türk-Hint-Arap-Çin-Bizans) oluşmaya başladığı bir dönemde yaşayan düşünür, böylece nispeten yansız ve bilimsel bir öğrenim görmüş, müslüman fakat felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde özgürce felsefe ile ilgilenebilmiştir.


Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Dünyanın ilk rasathanesini kurmuştur.

Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Matematik, astroloji konularında dünyanın önde gelen en büyük bilim adamlarındandır. Birçok bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir.


Yaşadığı dönemi takip eden yıllar boyunca, İslam dünyasında düşünce ve aklı reddeden bir yapının oluşması, islam coğrafyasında siyasi iktidar mücadelesi, toplumsal sınıflar arasındaki mücadelelerde iktidarların geniş halk kitleleri üzerinde otoritelerini koryabilmek adına dini kullanması neticesinde adeta "yobazlığın" iktidara oturtulması ; Ömer Hayyam gibi insan aklına ışık tutmaya çalışmış birçok düşünürün "sapkın" ilan edilmesine, genel anlamda toplumsal eğitim seviyesinin düşmesi nedeniyle de Ömer Hayyam'ın şarap ve zevk düşkünü olarak anlaşılmasına sebep olmuştur. Bu nedenle Ömer Hayyam tüm zamanlarda iktidara muhalif olanlar için bir ilham kaynağı olagelmiştir.


Pek çok Rûbai ünü sebebiyle Hayyam'ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158dir. Fakat kendisine maledilenler binin üzerindedir.

Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.


Rubailerinin Türkçe'ye çevirisi farklı birçok çevirmen tarafından yapılmışsa da rubaileri Türk halkına sevdiren çeviri Sebahattin Eyuboğlu tarafından yapılmıştır.


" Ey kara cübbeli!

Taş atma bu dünyayı bilmek isteyenlere.

Onlar yaradanın sanatı peşindeler;

Seninse aklın fikrin abdest bozan şeylerde..."


(S. Eyuboğlu çevirisinden)


(Ömer Hayyam’ın  yaşam bilgisi Vikipedi, özgür ansiklopediden alınmıştır.)


Hayyam’ın en büyük özelliği mârifet ve hakikat ilmini “meyhâne ve beşerî aşk” kavramlarıyla anlatmasıdır. Ömer Hayyam’ın bu üslûbu 12. Yüzyıldan itibaren Anadoluda kurumlaşan Selçuklu-Osmanlı sünnî çizgisindeki tasavvuf (tekke) edebiyatını derinden etkilemiştir. Mevlevîlik, Bektâşilik ve Melâmilik Ömer Hayyam kavramlarını kullanarak çok güzel tasavvufi eserler meydana getirmişlerdir.


Değerli sûfî ve ilim adamı Ömer Hayyam’ın  bazı Rubâilerini anlayabildiğimiz ve anlamlandırabildiğimiz kadarıyla veriyoruz.
 
RUBAİLER VE ÖMER HAYYAM SÖZLÜĞÜ (1-20)


1
Bir elde kadeh, bir elde Kuran;
Bir helaldir işimiz, bir haram.
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kafiriz, ne tam müslüman!


Kadeh: Beden, kalb, dünyâ
Kur’an: Allah, insan ve evrenin gerçeğine götüren ilim kaynağı


2
Varlığın sırları saklı, benden;
Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben.
Bizimki perde arkasında dedi-kodu:
Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben.


Ben: Kişinin kendisine verdiği varlık yanılgısı
Düğüm: Allah’ın var ediş ve ya tecelliyat sırrı/gerçeği
Perde: İnsanın kendisini Allah’dan başka bir varlık zannetme yanılgısı
Dedikodu: Var olan Allah gerçeğini kişisel değerlere göre açıklamaya çalışmak
Perdenin inmesi: Bilincin gerçeğe ulaşması


3
Tanrım bir geçim kapısı açıver bana;
Kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana;
Şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni
Haberim olmasın gelen dertten başıma.


Tanrım: Kendi hakikatini oluşturan öz (Rabb)
Minnetsiz yaşamak: Allah’dan başka varlık görmemek
Şarap: İlâhi aşk, ilim, irfan
Dert: Mârifet ve Hakikat ilmi ile ulaşılan gerçek


4
Derde gama yatkın yüreğime acı;
Bu tutsak cana, garip gönlüme acı;
Bağışla meyhaneye giden ayağımı,
Kızıl kadehi tutan elime acı.


Tutsak can: Abdiyyet bilinci, gölge varlık olmak, fakr hali
Meyhâne: Tekke, dergah, dünya,
Kızıl kadeh: Beden, vücut (kırmızı şarap kana, kadeh bedene benzetilmiş)
El: Cüzî irade, zayıf kulluk


5
Akıl bu kadehi övdükçe över;
Alnından sevgiyle öptükçe öper;
Zaman Usta'ysa bu canım nesneyi
Hem yapar hem kırıp bin parça eder.


Akıl: Bedenin emrinde olan beşeri bilinç
Öpmek: Nefse köle olmak
Zaman: Yaşanılan olaylar, deneyimler
Kırılmak: Hakk’a dönmek


6
Yaşamanın sırlarını bileydin
Ölümün sırlarını da çözerdin;
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:
Yarın, akılsız, neyi bileceksin?


7
İçin temiz olmadıksan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Tanrı kanar mı bunlara?


8
Gül verme istersen, diken yeter bize.
Işık da vermezsen, ateş yeter bize.
Hırka, tekke, post most olmasa da olur,
Kilise çanları bile yeter bize.


Gül: Muhammedî ilim
Diken: cehalet
Işık: İlim, cennet
Ateş: Aşk
Kilise: muhammedi ilimi değerlendirmemek
(Müslüman olmayanlarda da Hakk’ı müşahede etmek hâlini ifade ediyor)


9
Bir geldi mi derin ölüm uykusu,
Biter bu dünyanın dedi-kodusu.
Ölenden bir haber bekler insanlar:
Ne söylesin? Bilmez ki ne olduğunu!


Ölüm uykusu: Vecd hali, kalbin uyanması, bedenselliğin sonu
Haber: Tevhid sırları
Bilmemek: Âmâ makamında ilmin tükenmesi aşkın başlaması


10
Benim halimden haber sorarsan,
Bir çift sözüm var sana, yürekten:
Sevginle gireceğim toprağa,
Sevginle çıkacağım topraktan.


Toprağa girmek: Doğmak… Şirk hâliyle yaşamak
Topraktan çıkmak: Ölmek… Tevhid hâline ulaşmak


11
Dün geldi: Nedir aradığın? dedi bana:
Bensem, ne bakarsın o yana bu yana?
Kendine gel de düşün, içine iyi bak:
Ben senim, sen ben; aranıp durma boşuna!


12
Camiye gittim, ama Allah bilir niye:
Ne namaz kılmaya, ne dua etmeye.
Eskiden bir kilim aşırmıştım camiden:
O eskidi gittim yenisini yürütmeye.


Camiye gitmek: Tekliğe (vahdaniyete) yükselmek
Kilim çalmak: İlim meclisinden nasip almak


13
Kimi dinde imanda buldu yolu
Kimi akıl, bilim yolunu tuttu.
Derken ses geldi karanlıklardan:
Gafiller! Doğru yol ne odur, ne bu!


14
Ben ne camiye yararım, ne havraya!
Bir başka hamur benimki, başka maya.
Yoksul gavur, çirkin orospu gibiyim:
Ne din umrumda, ne cennet, ne dünya!


Havra: Yahudi tapınağı, tanrıya giden dışsal arayış yolu
Yoksul Gavur: Derviş, varlıkta Allah’dan gayrısını görmeyen
Çirkin orospu: Günaha davet edilemeyen müttaki kişi


15
Dedim: artık bilgiden yana eksiğim yok;
Şu dünyanın sırına ermişim az çok.
Derken aklım geldi başıma, bir de baktım:
Ömrüm gelip geçmiş, hiç bir şey bildiğim yok.


16
Cennette huriler varmış, kara gözlü;
İçkinin de ordaymış en güzeli.
Desene biz çoktan cennetlik olmuşuz:
Bak, bir yanda şarap, bir yanda sevgili.


Cennet: İlim,irfan
Huri: Kalbi süsleyen, gönle güzel duygular yükleyen ilâhî keşifler
İçki: Tefekkür
Sevgili: Allah’a dönmüş kul, nefsi saliha mertebesi


17
Sen sofusun, hep dinden dem vurursun;
Bana da sapık, dinsiz der durursun.
Peki, ben ne görünüyorsam oyum:
Ya sen? Ne görünüyorsan o musun?


Sapık: Yanlış dini inançlardan ayrılmış, dinin gerçeğine ermiş
Dinsiz: Gösteriş için dindarlık yapmayan


18
Leyla isteyen kişi Mecnun olmalı;
Kendinden de, dünyasından da geçmeli.
Sevenlerin sofrasına çağrılınca
Ben körüm, ben dilsizim demeli.


Leylâ: Olgunluğun sembolü gece, ilâhî aşk
Mecnûn: Hakikat yolunun yolcusu
Sofra: İlâhî sırların tecelliyatı
Kör: Allah’dan başkasını görmeyen, şirk muhal olduğu için varlıkta şirk görmeyen
Dilsiz: Dünyâ kelâmını ağzına almayan, ilâhî sırları gereksiz yerlerde konuşmayan


19
Hep arar dururdum, dünyaya geleli,
Alın yazısı, cenneti, cehennemi.
Hocam kesti attı, sağlam bilgisiyle:
Alın yazısı, cennet cehennem sende, dedi.


Aramak: Tefekkür
Alın yazısı: Kişinin varoluş amacı
Hoca: Mârifet ehli
Sağlam bilgi: Hakkel yakin ilim mertebesi
Özdeki cennet-cehennem: Amellerimizin geleceğimizi hazırlaması


20
Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
İki başımız var, bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
Er geç baş başa verecek değil miyiz?


Sevgili: İnsanın hakikati
Pergel: Tek varlığın iki farklı varlık olarak algılanması
Çevrede dönmek: Kendi hakikatine ermeye çalışmak
Başbaşa vermek: Fenâ fillah, insanın kendi gerçeğini algılaması, ayrılık zannından kurtulması


***
RUBÂİLER www.edebiyatogretmeni.net 'den alınmıştır: