"sümme eyyühel mükezzibineddallün..."
Sonra ey yalanları çerçevesinde şaşı bakanlar. Uzun uğraşlar sonucunda yetiştirilmiş ve artık semeresini toplama aşamasına gelen bilinçler. Kazandınız işte, kazandıklarınızla övünün, sevinin, mutluluk tablolarında yerlerinizi alın ve artık kimselerini yıkmaya gücü yetmeyeceği o muazzam kalenizde sonsuza dek yaşayın.
Sonuçta ; "Kişiyi vardığı yere kendi ayakları taşır"mış. Taşır taşımasınada, taşınmazlarını nasıl taşıyacaksın? ardında bırakıpta gitmek zorunda kaldıklarını, emeklerini, hayallerini, yarınlar için diyerek binbir umutla biriktirdiğin sayısıztaşınmazlarını, nasıl taşıyacaksın? ağırlığı altında ezilmek korkusuyla yaşadıkların olmadımı senin hiç? kim çıkar bu işin içinden diyerek bir kenara attığın gerekli gereksiz işlerin olmadımı hayatında? hep bana, hep beni ve hep benim diyerek kendine mal ettiklerinin aslında senden kaçarcasına uzaklaşmak isteklerini sezemedin mi? Dilerim bu sezgilerinde birgün rahatsız ederler seni. uykularını paramparça ederek, karabasanlarla ayaklanmanı sağlarda, aklını topla der sana. Birgün sabahın güneşinden önce kalmanı sağlayan minik bir sivrisinek olurda teninden içeri sızıları slarak kalkmana yardımcı olurda, her ne halde olursa olsun birkaç dakikada olsa düşünmene vesile olurla. ALLAH bir sivrisineği bile misal vermekten üşenmez yada utanmaz çünkü duyguların bittiği yerdedir O. duygusuzlukların, durmadan değişen sayısız oluşumların, dağların, dalgaların, ovaların ve yüreklerin daimiliğini yaşadıkları, seyirlerin birbiri ardınca koşuştukları ve ANsızın yok oldukları yerdedir O.
Bugün hayatımızı ve öğrendiklerimizi paylaşmak adına karşısına geçtiğimiz sanal alemin belkide asrın icadı olduğunu düşünmekteyiz. Çünkü zaten hep yüzüne gözüne bakarak birşeyleri anlatmaya çalıştığımız insanlarla sadece düşünerek mana yoluyla iletişim kurma olanağına sahibiz. Çok şanslıyız gerçekten. okadarki anlatılamaz bu şansımız.
Bunun yanı sıra herkes kendi suyuna uygun yerde seyreder derler ya. Herkesinde kafatasında oluşturduğu kişiliğe uygun yada yakın başka bir kişilikle mutlaka karşılaştığı için hayat tıkırında oluveriyor.
Zaten her insan ilk anlarından itibaren etrafında gördüklerinin kendi yapısına en uygun olanlarından derlenmiş olarak sahne almıyor muydu?
İşte bizlerde böyleyiz. belkide küçük ama kocaman bir AİLEYİZ. sevgilerimizi AŞKIMIZI duygulaşımlarımızı, birbirimize anlatarak, aktararak dahada mutlu ve dahada AŞKA yakın elde etmiyor muyuz? Her aklımıza gelen ve bir anda dünyamızı boyutlar ötesi mekanlara taşıyan, küçücük bir cümleyi yazarak paylaşmıyor muyuz? her ne halde olursak olalım, yaşadıklarımızın yada yaşatılmakta olduklarımızın hepsini bir kenara bırakarak, birkaç santimetrekarelik ekranın başında almıyormuyuz soluğu?
Evet hepsini yapıyoruz. Bu bizim yaşam tarzımız çünkü. bu bizim dünyamız. Bizler her ne derecede eğitim almış olursak olalım, hiç birimize öğretmenlik, hocalık, önderlik gibi vasıflarla KİBİRLENMİYORUZ. Çünkü kibirlenmekten ALLAH'a sığınmak isteyenleriz hepimiz.
Herşey bir yana, yazdığımız sunumlarda yada yorumlarda düşüncelerimizi tam olarak aktaramadığımız yada yeterli kelime hazinesine sahip olmadığımız yada ben bu kadarım diyecek kadar olduğumuz için, sanki ortada bir tartışma havası doğar gibi oluyor.
-- "hayır canım ya bu öyle değil böyledir" ler, "ama nihayetinde konuyu derinlemesine araştırdığımızda BENim haklılığımı göreceksiniz" ler gibi anlam oluşturan sayısız cümle ve parağraflarla gözgöze geliyoruz.
Sonra ne mi yapıyoruz?
AŞKA ermek için çalışan FERHAT ne yapmışsa ONU.
Biz her ne kadar çakışmalara maruz kalsakta bu ekranda, ötelerimizi değil yüreklerimizi dinleyerek yazmaya ve OKUmaya devam ettikçe seveceğiz birbirimizi.
sevgimiz daim olsun.
SELAM yaşamımız olsun ve hepinizden ALLAH razı olsun.