- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
20.Ekim.2008 // kemal Gökdoğan ... kemalgokdogan@gmail.com
SORU:
“...El-ibriz’de Müellif Ahmed bin Mubarek ile şeyhi AbdulAziz Debbağ arasında geçen şöyle bir konuşmayı naklediyor..
Bir gün şeyhime dedim ki :
-Efendim, yaptığım bazı şeylerden dolayı Allah'tan korkuyorum..
-O şeyler nelerdir ?
Diye sorduğunda bende meydana gelen korku ve titremeyi anlattım..
Buyurdu ki :
-Bunlardan korkma. Ama senin hakkında büyük günahların en büyüğü, üzerinden geçen bir saat , bir an, içinde beni hatırlamamandır. İşte senin dinine ve dünyana zarar verecek musibet budur...
Bu husus sadece Ahmed bin Mubarek’e ait özel durum mudur? Yoksa bu hususu idrak edemeyen veya edememiş herkes için geçerli bir uyarı mıdır...
Üzerinde derin tefekkür gerektiren bir konu gibime geldi bu olay.....” (H.U.’nun sorusu)
CEVAP:
Ahmed bin Mübârek’de meydana gelen KORKU (havf) ve TİTREME (zilzal/sarsıntı/deprem) cezbe hâlidir.
Korku…
Allah’dan korkmak Allah’ın azameti karşısında duyulan panikleme değildir. Allah’dan korkmak Allah gerçeğini hakkı ve hakikati ile anlamış olmaktan doğan bir duygudur. O duyguyu ifade edebilecek… o duyguya en yakın kavram her insanın bildiği KORKU kelimesi ile anlatılabilir. Allah gerçeği tüm yüreği ve aklı kapladığı zaman Rasulullah a.s.’ın yüzünün rengi solardı, kendinden geçer ve saatlerce konuşmazdı. Sûfilerde de aynı hal cezbe olarak görülmüştür ve Allah’dan Korkmak hâli diye mecâzi olarak anlatılmıştır.
Titreme…
Allah gerçeği sûfilerin bilincinde açıldıkça Allah hakkındaki önceki yanlış bilgileri ve şartlanmaları aniden akıllarına gelir. Yanlış bilgilerin negatif enerjisi beden tarafından atılır. Bir nevi “kirlenmiş enerji”nin deşarjı oluşur ve sûfi bedensel olarak titrer, SARSINTI geçirir. Bu hal; Allah’ın sûfinin ruhunu kendisine cezbetmesi (çekmesi) mecazı ile anlatılmıştır.
“Asıl korkulması gereken MÜRŞİD’i bir an da olsa unutmaktır.” Tarzındaki söylemler tasavvufun en çok itiraz gören mecazlarındandır.
Allah varken… âciz bir kuldan başka bir şey olmayan bir insanı sürekli düşünmek ve bir an dahi unutmamaya çalışmak ŞİRKtir denilir. Bu itiraz, bu deyim… Allah’ı düşünülecek bir tanrı zanneden zâhir ehlinden gelir.
Tasavvufta ise Allah’ı düşünmek için insanın kendisine Allah’dan ayrı bir VARLIK vermesi gerekir ki asıl şirk budur ve ŞİRK-İ HAFÎ (şirke girenin şirki bilememesi ve kendisini muvahhid zannetmesi) olarak tanımlanır.
Belli bir aşamadan sonra tasavvuf ehli Allah’ı bir tanrı gibi somutlaştırarak DÜŞÜNEMEZ hâle gelir. Düşünmek istese de düşünemez. Gizli şirke (şir-i hafîye) bir daha asla düşemez. Sûfî Allah gerçeğini idrak edince zannında semiren BEN DE BİR VARLIĞIM düşüncesinden kurtulur.
Sûfinin kendini ikinci bir varlık zannı gidince YALNIZ kalır… sadece ALLAH kalır. Bu gerçekle burun buruna gelen sûfi EZELİ YALNIZLIKTAN / TEKLİKTEN KORKAR ve Rasulullah a.s.’dan bizlere ulaşan sonsuzluğun sesinden ZİLZAL sûresini yeniden okur;
1. Arz (beden), (şiddette ondan sonrası olmayan) şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldığında (ölüm, kıyamet),
2. Ve Arz, ağırlıklarını (kullandığı mallarını, kuvvelerini; biriktirdiği hazinelerini, ürettiği enerjilerini, ruhlarını) ihraç ettiğinde,
3. Ve insan: “Buna ne oluyor (panik, şok, hayret) ?” dediğinde,
4. İşte o gün (Arz), haberlerini söyler.
5. Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir (B sırrınca, Rabbinin ona vahyetmesi olarak).
6. O gün insanlar, gruplar (cennet ve cehennem zümreleri) halinde (kabirlerinden) sudur eder (çıkar) ki amelleri kendilerine gösterilsin.
7. Kim bir zerre ağırlığınca bir hayır yaparsa, onu görür.
8. Ve kim de bir zerre ağırlığınca bir şer yaparsa, onu görür. (B Meal’den alınmıştır)
Evet sûfî ALLAH’DAN BAŞKA YOK (LÂ MEVCÛDE İLLÂ HÛ) bilinci ile sarsılır, ölmeden evvel ölür ve kozmik kıyametten evvel kişisel kıyametini koparır.
İnsan doğasında YALNIZ KALAMAMAK duygusu vardır. Hiçbir insan yalnız duramaz. Kendisine kendisini anlayacak BİR DOST arar. Kalabalıklar içinde kendisini anlayacak bir kişi yoksa insan yine yalnızdır.
Abdul Aziz Debbağ Hz.leri tam bu noktada Ahmed Bin Mübârek’e BENİ AKLINDAN VE KALBİNDEN ÇIKARMA ki yalnız kalmayasın mesajını veriyor. İki insanın birbirini ezeli ve ebedi dost olarak düşünmesi, kabullenmesi ve birlikte olması başlamıştır artık… ikisi de Allah gerçeğini idrak ve hazmetmiş bir MUVAHHİD’dir.
Allah hakkı ile idrak edilemez fakat Allah gerçeği hakkındaki bilgiler çok geniş çapta idrak edilebilir… Allah gerçeğinin bilgisini hakkı ile tanımış olan sûfi kendisi gibi hâle ve ilme sahip olan birisiyle gönül birlikteliği oluşturursa psikolojik rahatsızlıklardan emin olur.
Allah gerçeği yolunun her mertebede getirileri ve götürüleri vardır. Abdul Aziz Debbağ Hz.lerinin uyarısı hem Ahmed bin Mübârek’edir ve hem de her seviyedeki sûfileredir.