Tertemiz Eşler !..



21 / Şubat / 2009  // Saim yusuf... //

OKUmak fırsat : kENDİNİ Tanımak için...
Sünnetullah diyoruz; ALLAH’ın SİSTEMİ. Tüm boyutlarda işleyen aynı, tek, değişmez bir SİSTEM var. Bu sistem ALLAH manasının gereği olarak vardır. Ne ALLAH sisteminden ayrı, ne de sistemi ALLAH’tan ayrıdır. ALLAH sistemi ALLAH manası ile vardır. ALLAH sistemi yoktan yaratılmış değildir, ALLAH manasının doğal sonucudur, bundan dolayı Kur’an’da ALLAH sisteminde/adetinde/tavrında değişiklik olmaz deniyor.

ALLAH sistemine tabi olmak ALLAH’a tabi olmak manasına gelir. ALLAH sistemi, her noktasında ALLAH manasını taşıyan O GERÇEK TEK VÜCUD’un değişmez(çünkü yaratılmamış) tavrı, hali, özelliğidir. Bundan dolayı ALLAH ve SİSTEMİ’ni bir BÜTÜN olarak görmeli, ALLAH sistemini ALLAH manasının doğal sonucu olarak değerlendirmeli, ALLAH ve SİSTEMİ diye iki ayrı olgu düşünmemeli.

Kainat kitabını OKU’maya kişi kendinden başlar. Eşyanın hakikatini, yaratılışını, sürekli var oluşunu merak eder. Önceleri sabit olan, değişmez olan aynı eşyanın hareket ettiğini düşünürken; OKU’maları sonucu eşyanın(her şeyin) sürekli olarak bir an var olup bir an yok olduğu, sonra benzerinin var olduğu, bu sürecin sürekli devam ettiğini, kainatın her noktasında bu sistemin işlediğini fark eder. Birbirine benzer (eşler) yeni(tertemiz) eşyaların sürekli olarak değişim halinde olduğu, ardı ardına gerçekleşen bu yaratımın hareket algısını oluşturduğunu idrak ederler.

Kainatın her noktasında kainatın gizli olduğunu, hareketin bu gerçekle sağlandığını fark ederler. “Zerre küllün aynasıdır” hadisinin manasını çözerler. Kainatın her zerresinde ALLAH manasının(sınırsız-sonsuz özelliklerin) var olduğunu bilirler. Rab indinden OKU’ma böyle başlar. Kainatın her zerresindeki sınırsız-sonsuz özellikleri, Küllü fark eder;  Kainatın gerçeği olan O TEK BÜTÜN VÜCUD’u OKU’rlar. O’nun indinden OKU’ma böyle başlar.

Bulan ALLAH’ı burada buldu, sonra bulunası değil; bulan cenneti burada buldu, sonra bulunası değil. Bilfiil korunanlar Kur’an-ı Kerimi AN’a, ŞİMDİ’ye dönük değerlendirdiler, ne ALLAH’ı, ne cenneti ötelemediler, ALLAH manası ile var olan kainatı inkar etmediler, “O’ndan ayrı bir kainat yok” dediler, “her şey O’nunla var” dediler. Bu bakış açısıyla gelin beraber kapasitemiz yettiği kadar Al-u İmran Suresi 14-15 ayetleri safi yorumla yorumlamaya çalışalım. Hatalar bizden; isabet kaynaktan…   

14-) Züyyine linNasi hubbüş şehevati minen Nisai vel beniyne vel kanatıyril mükantareti minezzehebi vel fiddati vel haylil müsevvemeti vel en`ami vel hars* zâlike metaul hayatid dünya* vAllahü ındehu husnül meab;

Kadınlardan, oğullardan, kanrat kantar altın ve gümüşten, salma atlardan, davarlardan ve ekinden (kaynaklanan zevklere) şehvetli bir düşkünlük insanlara süslenmiştir... (Oysa) bunlar en aşağı hayatın meta’ıdır (materyelidir)... Ve Allah (a gelince);varılacak yerin en güzeli O’nun indindedir.

SAFİ YORUM:

“Ve Allah (a gelince);varılacak yerin en güzeli O’nun indindedir”.O’nun indi/indeHU; O/HU! ALLAH manalı VÜCUD; AllaHU. HU; mevcudat olarak algılanılanların gerçek VÜCUD’u. HU(VÜCUD) ALLAH manası ile her an yeni bir şanda/oluşta olan. VÜCUD’unu bize kainat olarak algılatan.

O VÜCUD’un her NOKTA’sı ALLAH manalı! O VÜCUD her NOKTASI’nda; sınırsız-sonsuz özellikleri(ALLAH manasını) ile sayısız oluşumları meydana getiren.Her şey ALLAH manalı O VÜCUD’dan algılanır olmada! ALLAH manalı O VÜCUD; her an yeni bir oluşta. O’nun oluşları sürekli değişmekte.

O halde; sürekli değişen/değişecek olan hayatın metalarına aşırı bir düşkünlükle bağlanmak akıl karı değil! Çükü hiçbir şey kalıcı değil, değişim kaçınılmaz.O VÜCUD’un ALLAH manasının kaçınılmaz gerçeği bu. ALLAH manalı O’nun(VÜCUD) indinden bakışın varacağı sonuç; değişim, dönüşüm. Değişen/değişecek olanlara aşırı bağlılığın, onları kalıcı görmenin sonucu; bağlanılanlardan kopmanın tattıracağı manevi cehennem.

Korunanların da eşi, çocuğu, malı… olabilir. Ama onlar bunlara aşırı düşkün değillerdir, onların esiri olmamışlarıdır. Onlar hayatın bu metalarını ALLAH yolunda değerlendirirler, ALLAH manasına ermeye vesile olarak görürler, onlarla birlikteliği yaşadıkları gibi onlardan kopmaya da hazırlıklıdırlar, ALLAH manası içinde kendi ve onların varlıklarını eritmişlerdir, her şeyin O’nun mülkü olduğu, ALLAH’ın Baki olduğu bilincindedirler.

15-) Kul eünebbiüküm Bi hayrin min zâliküm* lilleziynettekav ınde Rabbihim cennatun tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha ve ezvacün mütahharetün ve rıdvanun minellah* vAllahu Besıyr’un Bil ıbad;

De ki: “Size bunlardan daha (Bi-) hayırlısını haber vereyim mi?.. Bilfiil korunanlar için Rableri indinde altlarından nehirler akan cennetler vardır; ki orada ebedi kalıcılardır... Hem tertemiz eşler ve Allah’dan Rıdvan (ebedi razı olma da vardır)... Allah kullarını (B sırrınca) Basiyr’dir”.

SAFİ YORUM:

“Bilfiil korunanlar için Rableri indinde altlarında nehirler akan cennetler vardır; ki orada ebedi kalıcıdırlar”. Bilfiil, fiilen korunanlar; varlığa Rableri indinden bakarlar. Rableri indinden baktıklarında da mevcudatın altında/gerisinde/arka planında “sürekli suyu akıp değişen nehirler” misali, manalar cennetini müşahede ederler. Ve ebedi/sürekli/her an bu müşahedenin gereğini, cennet huzurunu yaşarlar.

Bilfiil korunanlar; mevcudatın derinliğindeki, mevcudatın varlık sebebi olan, sürekli akan, değişen manaların(esmalar) farkında olarak, hiçbir oluşuma takılıp kalmazlar. HAYatla birlikte akarlar. Hiçbir olaya, hiçbir kimseye takılıp kalmazlar. Hayatı Rabbin indinden değerlendirirler.

Varlığı özündeki Rab indinden, Rab işlevi yönünden TEK BİR BÜTÜN olarak görürler.Her şeyi fail olarak değil, Rabbin açığa çıkardığı fiil olarak görürler.Onların muhatabı, yöneldikleri merci abd değil, Rab’dır.Fiil olarak açığa çıkan mevcudata değil; fail olan ALLAH manalı O VÜCUD’un Rab işlevine yönelirler. Ayrı ayrı varlıklar, iradeler görmezler. TEK Rab ve TEK irade görürler; Rab işlevini değerlendirirler. Bu işlevden kendilerine düşen olaylara razı olurlar.Kendilerinde ayrı bir varlık, ayrı bir irade görmezler.TEK BİR BÜTÜNÜ ve O’nun oluşumlarını seyrederler.

Sen, ben, o… ayrımına gitmezler; varlığı tek bir varlık olarak Rab indinden, sürekli değişen oluşumların yaratıcısı olan Rab işlevi yönünden değerlendirirler. ALLAH(her noktada sonsuz manalı)manalı gerçek VÜCUD olan HU’nun(O’nun) Rab işlevini(dilediği manaları açığa çıkarma işlevini) kabul eder, rıza ve teslimiyet bilinciyle, alemlerin Rabbi olan ALLAH manalı O VÜCUD indinde olunduğu şuuruyla yaşarlar.

“Hem tertemiz eşler ve Allah’dan Rıdvan (ebedi razı olma da vardır)... Allah kullarını (B sırrınca) Basiyr’dir”. 

   Bilfiil korunanlar O’nun her an yeni bir oluşta olduğu, her an her şeyin yenilendiği(tertemiz), her oluşumun/her şeyin bir an öncekinin eşi(benzeri) olduğunu, aslında her şeyin tertemiz/yepyeni eşler/benzerler olduğunu fark etmişlerdir. Onlar varlığı sabit ve değişmez olarak değil; sürekli değişen ve yeni olarak değerlendirirler.

Bundan dolayı sürekli değişen oluşumlar içinde, onlar sahip olunabilecek birimsel bir varlık bulamaz, benlik davası gütmezler. Böylelikle birimsel varlık düşüncesinden, benlik bilincinin oluşturduğu aşırı bağlılığın ardından ayrılığın tattıracağı manevi cehennemden arınmış olurlar. Çünkü onlar; her an her şeydeki bu yenilenme-değişim-dönüşümden, ALLAH’ın oluşumlarından razıdırlar. 

Onlar ALLAH’tan ebedi/sürekli/her an razı olma halini yaşarlar. Onlar varlıkta doğal, kaçınılmaz, özden gelen teslimiyeti, rıza halini müşahede etmiş; bilinçli olarak teslimiyet ve rıza halini yaşamışlardır. Onlar ALLAH’ın her an yeni oluşlarından razılardır. Bilirler ki; bu doğal teslimiyet halleriyle, Arz ve Semadakiler isteyerek O’na boyun eğmişlerdir.(FUSSILET SÛRESİ 11-Sonra duhan (duman, öz) halindeki Sema’ya istiva etti/yöneldi de ona (Sema’ya) ve Arz’a dedi ki: “Tav’an (isteyerek) yahut kerhen (zorunlu olarak) gelin ikiniz”... İkisi dediler ki: “İsteyerek/(emrine) itaat ediciler (iki’den fazla, çoğul kipi ile?) olarak geldik”.

Hiçbir olay karşısında kendilerini kaybetmez, telaşa, isyana… sıkıntıya düşmezler. Hiçbir kişiye karşı öfkelenmez, kırılmaz, kinlenmez… küsmezler. Hiçbir şeyi eksik, yanlış, kusurlu… görmezler. Ama onlar, TEK olan ALLAH manası gereği iyiyi, güzeli, doğruyu… yaşar ve tavsiye ederler.  ALLAH manasından uzaklaştıran aldatıcı düşüncelerden O’na sığınırlar.(Euzu…) Her şeyi ALLAH manası içinde bulurlar, hiçbir şeyin hiçbir an ALLAH manasına ters düşmediğini fark ederler. Böylelikle gizli şirkin her türlüsünden arınır, “asıl şirk; şirk var sanmaktır”ın manasına ererler.

Çünkü bilirler ki; “Allah kullarını (B sırrınca) Basiyr’dir”. Ve ALLAH Basir’dir(vAllahu Besıyr’un); kulların hakikatı olarak(Bil ıbad). Her şey O’nun kuludur. Her şey O’nun ALLAH manası ile var olup, ALLAH manasına doğal kulluk halindedir. Her şey O’nun ALLAH manasına ait özelliklerle(esmalar) Rab işlevi sonucu açığa çıkar, algılanır(Semi), idrak edilir(Basiyr) olur. Kul hakikatı olan(Bil ıbad) ALLAH manasının Basiyr özelliği ile idrak edilir olur. Her şeyin ALLAH manasına kul olduğu idrakinde olmak gerekir.

Bu şuurla yaşayıp; her söz, davranış, tepki, tutumumuzda aşırıya kaçmamak, sınırı aşmamak, abartılı olmamak, ölçüyü kaçırmamak gerekir. Hayatı bir tiyatro sahnesi, kendimizi de oyuncu olarak görmek gerekir. ALLAH manasını şuurumuzda sürekli taze tutmak, ebedi manevi cenneti yaşamak bilinciyle; emir-yasaklara uymak,  ibadetlere sarılmak, helal-haram gözetmek gerekir. Bunlar; emri geçiştirmek, borç ödemek, çıkar gözetmek, cezadan korkmak düşüncesi ile yapılmamalıdır.

ALLAH’ın yaratım sisteminde belli bir düzen olduğu, yalan dolana yer olmadığı için yalan söylememek, insanları dolandırmamak gerekir. ALLAH’ın doğal özde işleyen sisteminde herkesin hakkettiğine erdiği düşüncesi ile haksız kazanç olan faiz, hırsızlık gibi yollara sapmamak gerekir. Tüm emirleri, yasakları özde işleyen ALLAH manasına eriştiren yollar olarak değerlendirmek, özde işleyen doğru yolu görmek gerekir. ALLAH sisteminde, varlığın özünde işleyen düzeni fark edip, bu ALLAH manasına uygun, paralel haller içinde yaşamak gerekir. 

ALLAH’ın sistem ve düzeninde yok olmaya yer olmadığını, yenilenme adına değişim ve dönüşümün olduğunu fark edip, ölümün tadılan bir hal olduğunu bilip, hayatın sonsuza kadar yeni oluşumlarla devam edeceği düşüncesi ile, zarar vermeyi, öldürme güdüsünü kafalardan silmek gerekir. ALLAH manası(sistem ve düzeni) gereği yaşamak gerekir. Kainat kitabını Rab indinden, O’nun indinden OKU’mak ve ALLAH sistem ve düzeninde OKU’nanlarla uyum içinde, kainat kitabının yazarı indinde işleyen, yapısının gereği olan yasa ve kurallarına paralel bir hal ile yaşamak gerekir. Çünkü doğru olan budur, oyunun kurallarına uymayan o oyunda başarılı olamaz.

16-) Elleziyne yekulune Rabbena innena amenna fağfir lena zünubena ve kına azaben nar;

Onlar (o kullar) ki şöyle derler: “Rabbimiz biz muhakkak iman ettik... Artık bizim için günahlarımızı mağfiret et ve bizi Nar’ın azabından koru”.

SAFİ YORUM:

Bilfiil korunanlar şöyle derler; yani şu bilinçle yaşarlar: “Rabbimiz biz muhakkak iman ettik” derler; yani mevcudatı Rab indinden değerlendirir, her şeyi Rabbin oluşumları olarak görürler, bu bilinçle yaşarlar. “Artık bizim için günahlarımızı mağfiret et” derler; yani Rab indinden bakışın gereği olarak birimsel varlıktan arınır, benlikten kurtulurlar. “Ve bizi Nar’ın azabından koru” derler; yani Rab indinde bakışla yaşadıkları, birimsel varlıktan, benlik günahından arınmış olduklarından, manevi cehennemden korunurlar.

Birimsel varlığın, benlik düşüncesinin sonucu her türlü sahip olma hallerinden arınmış olduklarından, hiçbir şeyi kaybetme korkusu yaşamaz, manevi azabı tatmazlar. Bu manada onlar için üzüntü ve korku yoktur. Onlar da sıradan insanların karşılaştıkları üzücü ve korku verici olaylarla karşılaşırlar; Rab indinden bakış ile bu olaylardan muaf olmazlar; ama bu olaylar onları üzmez, korkutmaz, incitmez, içinde bulundukları manevi cennetten çıkarmaz. Belki de insanlar arasında en çok bu olaylarla karşılaşan onlardır, onlar sonunda bu olaylardan etkilenmemeyi, bu olaylardan korkmamayı, üzülmemeyi öğrenirler.

Onlar sürekli benzerleri ile değişen yenilenen yapılarına bağlanmaz, sahiplenmez, benlik gütmezler. Kendilerinde Rabden ayrı bir varlık ve irade görmezler. Kainatı sürekli değişen resim kareleri, sürekli değişen noktalar olarak değerlendirdiklerinden, sabit bir şeyin olmadığını bildiklerinden sahip çıkılabilecek birimsel bir varlık görmezler. Hayatla uyum içinde akıp giderler, altlarından akan nehirler(enerji nehirleri) misali.

Bilimsel olarak da bilirler ki; her şey hologramik gerçeklikle(ALLAH manası gereği-her noktada sonsuz mana yüklü gerçeği ile) bir an var olup, bir an yok olmada, diğer an yenileri/benzerleri var olup bu süreç sürekli devam etmede. Sabit bir varlıkları olmadıkları için, sabit bir varlık görmedikleri için, her şeyi değişir gördükleri için, oluşum Rabbin indinde cereyan ettiği için, kimden neyin hesabını sorsunlar ki! Böylelikle her an manevi cennette yaşarlar, manevi cehennemden korunurlar. Düşüncemiz ALLAH, halimiz rıza, yaşantımız cennet olsun…
Ek yazı

 Takva sahipleri, kavi olanlar, sağlamcılar bilfiil korunanlar bilirler ki;
Rableri indinde cennetler, cennetlerin altında akan nehirler vardır, orada ebedi kalıcıdırlar.
Rab indinden yani Rab işlevi yönünden bakıldığında “beş duyu algısına GİZLİ” CeNNetler vardır.
Madde ile enerji boyutu arasındaki tüm boyutlar göze gizlidir, gözün görme sınırları dışında kalır, görünmez, ancak mikroskop ile görülebilir.
Enerji boyutunda başlayıp maddeye kadar her boyut diğerinin Rabbi hükmünde olup, boyut algısını oluşturan sistem Rab işlevidir.
Örneğin atom boyutu maddenin Rabbi/oluşturucusu hükmünde olup, atomu madde olarak algılatan sistem Rab işlevidir/yaratma özelliğidir.
Bu boyutların sınırı-sonu yoktur, bunu anlatmak için “alemlerin Rabbi ALLAH’tır” denmiştir, yani bu işin sınırı-sonu olmayıp TEK BİR BÜTÜN VÜCUD içinde olmaktadır.
Bir üst boyut bir altındaki boyuta Rab işlevi ile sanki nehir misali akmakta alt boyutu oluşturmaktadır.
Bir üst boyuttaki değişimler, yenilenmeler, bir alt boyutta değişimlere, yenilenmelere sebep olmaktadır.
Bu değişim, yenilenmeler her an birbirini tetikleyen boyutlarla her boyutta gerçekleşmektedir.
Nehirdeki aynı suda iki defa yıkanılamadığı gibi, hiçbir boyutta da aynı oluşum hiçbir an meydana gelmemektedir.
Çünkü her şey, her an yeni olan/tertemiz benzerleriyle/eşler yer değiştirmektedir.
Ve kendini maddeden ibaret gören insan hiçbir zaman gerçeğe, orijine el sürememektedir.
Maddelerin asılları/EŞLERİ olan gerçek-orijin her zaman TERTEMİZ kalmaktadır.
Madde algısını oluşturan beş duyu sınırlı yapısı dolayısı ile maddenin aslına-orijinine ulaşamamaktadır.


..........
Şu ana kadar ki bilimsel verilerlerden farklı gerçeklerle yola çıkıp, hissi verilerle değerlendirme yaparsak acaba nasıl bir gerçekle yüzleşiriz:
Şu da bilimsel bir gerçek ki; kafatasımızın içi karanlık ve sessiz olmasına rağmen beyinde görüntü ve ses nasıl oluşmakta?!
Göz, kulak ve diğer duyu organlarımızın algılama sınırları var, değerlendirdikleri enerji frekansları sınırlı, sınırları içine giren enerji frekansları almakta, beyne iletmekte, beyindeki ilgili merkezlerde değerlendirilmekte, görüntü, ses…oluşmakta denmekte, ama kafatasımızın içi karanlık ve sessiz!?
Acaba biz dışımızda(!) var sandıklarımızı mı algılayıp değerlendirmekteyiz, yoksa bize özümüzden yansıyanları dışımızda oluyor mu sanmaktayız?!
Acaba biz uykudayız da kendimizi et-kemik beden sanıp gerçek yapımızı bilememekteyiz?!
Ruhumuz olan “tertemiz eşimiz” olan bu gerçek varlığımızı fark edememekte miyiz?!
Acaba gerçek varlığımız olan “tertemiz eşimiz” uykuda, madde alemi olan bir rüya içinde mi?!
“Tertemiz eşimiz” rüyasındaki madde bedeni gerçek sanmakta, biz bundan dolayı bu gerçeğe cahil, hakikatimize zalim, gerçeğimize nankör müyüz?!
 Acaba Kur’an, bize gerçek varlığımız olan “tertemiz eşimizi” hatırlatan bir bilgi mi?!
Madde alemindeki her şey “tertemiz eşimiz olan ruh varlığımıza” gösterilen bir hayalden mi ibaret?!

“İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar” hadisi bizi uyku hükmünde iken ölmemek için mi uyarıyor?!
“Ölmeden önce ölünüz” hadisi ölmeden bu gerçeğe, gerçek varlığınıza doğunuz, bu şuurla yaşayın ki, sonrasında zorluk çekmeyin anlamında mı?!
Ölümötesinde bizi acaba nasıl özellikte bir varlık bekliyor ve bu varlık dünya hayatını niye rüya hükmünde değerlendiriyor, sadece dünya hayatı kısa olduğu için mi, yoksa dünya ruha gösterilen hayal hükmünde olduğu için mi?!
 Dünya hayatı da yorumlanması gereken bir rüya mı, ki gerçek varlığımızın halini anlayıp, onu huzurlu kılalım?!
RUH Rabbin indinde bir EMR’dir, ona madde kirinden arınmamış olanlar, varlığı maddeye dönük değerlendirenler, maddeyi temel alıp boyutsallıkta kaybolanlar, kestirme ve doğru yolu bulmayanlar, tertemiz olmayanlar dokunamazlar, onun bilgisine eremezler mi?!
Aslında ruh gözü ile görmekte, ruh kulağı ile mi duymaktayız, ruhumuza yansıyanları seyretmekte, kendimizi madde beden olarak düşündüğümüzden, her şeyi dışımızda oluyor sanmakta mıyız?!   
Ruhumuz olan tertemiz eşimize Rabbin indindeki cennetlerden(gizli mana aleminden) manalar akmakta(nehirler), biz bu manaları OKU’yamadığımızdan, uykuda olduğumuz için, kendimizi madde alemine hapsetmekte, gördüğümüz rüyanın farkında olmadığımız için onu yorumlama gereği duymamakta, rüyayı gerçek mi sanmaktayız?!
 

Bu ve benzeri sorular/cevaplar ise hislerimizden yansıyanlardı…Selametle…