- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
Genç bir adam ve Zamansız yolculuk.
Geçmişinden sıyrılıp geleceğinin toz pembe hayallerini kurmanın hazzı içinde kendini kaybetmişliğini yaşıyordu. Seviyordu bu hallerle dalgalanmayı. Gerisinde yaşadığı ezikliklerin, kavgaların, haksızlıkların, iftaraların sarmalamaya çalıştığı derin uçurumlarının sızıntıları içinde dahi mutlu edebiliyordu.
En büyük düşmanlarının, kendi arkadaşları, dostları ve kardeşlerinden oluştuğunun acı ama gerçek itirafları içinde , iç dünyasının kalın duvarlarına eklemeler yapıyordu. Kalındı zaten o duvarlar. Karanlık ve ıssızdı. Derin ve soğuktuda. Dışa açılan ne bir penceresi kalmıştı çünkü, nede bir ışık görmesi kadar aralığı.
Çünkü kendi kozasında kurgulamış olduğu bu "yalnızlık" senfonisinin, korkunç bir içi yüzü vardı. Oda etrafından kaçıp kendi benliğine gömülmenin, gerçeklerden uzaklaşmak olduğu gerçeği idi. Ve bu gerçekle yüzleşmenin vereceği acıyı, ne kendi ailesinin ne arkadaşlarının nde yakın çavresinin düşmanlığı verebilirdi.
Kendi içinde. kendinden kendine ızdırap çektirecekti çünkü. sonuçta kendi eliyle yaptıklarının sonuçlarını yaşmak zorunda kalacaktı birer birer.
Kararsızlıklar onun en büyük bilmecelerini oluşturuyordu. Zaten bilmediği şeylerin içinde , yeni bilmecelerin türemesi apayrı boyutlara taşıyordu seyrini.
Boyutlar arası bu yolculukların aynı paralellerde seyretmesinin nedenini ise yine cehalete bağlıyordu.
Zaman denen kavram ona yabancı değildi. Ama gerçekte edindiği yeni bilgiler ışığında, böyle bir kavramın sadece kendine göre varlığı söz konusuydu! Nasıl yani? sorusunun kafasından oluşumuna mani olamamıştı.
Halbuki Zaman kavramının , onu değişim-oluşum sonucu bu safhaya taşıdığı gerçeği vardı. Doğmuş, büyümüş ve belli bir idrakın eşiğine gelmiş olmanın başkaca nasıl bir karşılığı olabilirdi? zaman'ın dışında!
Bu bilmeceyide alarak yanına zamanda yolculuğuna devam etmişti.
Büyüdükçe O, büyüyordu kafasındaki soru işaretleri.
Bazen gözünün önünden geçen hal ve hareketlerini değerlendirirken, tümünün kendine olan yabancılığını görüyordu.
-Bunları yapan yada yapmak isteyen ben değilim. yürümek istemediğim halde beni yürüten kim?
-Yada bu eller, bu beden kime ait?
-Aynada kendime baktığımda , kendimin, kendim olmadığı kanısına nasıl varabiliyorum?
-İnsanlara bu denli bakmak istemediğim halde, bende oluşan bu bakış açısının, değerlendirişlerin ve hatta değer verip yargılayışların asıl sahibi kim?
-Ben isem şayet, neden bu hallerin beni tatmini söz konusu bile değil De hatta acı acı sızlanışlarıma yol açmaktalar?
-Bende olan BEN'e, ben hükmedemiyorsam, ve benim sahibi olduğumu sandığım bu beden ve bu duygu ve duygu organlarının asıl sahibi kim?
-Gözlerim, hep sevgi dolu, güzellik dolu bakışlarla görmek istediği çevrenin, aslını görmenin sadece hayalini kurmaklamı yetinecek?
Bir şarkı vardı. birden aklına şu sözleri düşmüştü.
Bir Ben varki Benim içimde Benden Öte Benden Ziyade!
Anlamının derinliği düşünülemeyecek kadar karanlık ve uzaktı.
bir kitapta okumuş olduğu, "Kozasından çıkamayan kurtçuğun, Kelebek olmadan, uçmadan, mutluluğun, Aşk'ın en zirve halini yaşamadan yitip gideceğini..." konusundan söz etmişti. İçerlenmişti, gözyaşlarını tutamamış ve birazda korkmuştu.
Koza nedir? Nasıl oluşur? Kozada kalan kurt'un hali bu ise, bunun çıkış yolu nedir?
Bir an durup kendi ile çevresi arasında kurguladığı duvarları değerlendirdi. Koza ile anlam bakımından benzeşiyor olmasına rağmen apayrı iki kavramdı aslında.
Etrafında dolaşıp duran ve kendini asıl amacından uzaklaştıran kişi yada kişilerle oluşturduğu duvar koza olmaktan çıkıp, bir anlamda yanlışa kapattığı kapıları gerçeğe açmaktı.
Diğeri ise hayat ile tanıştığı ilk andan itibaren, ondan ve onun vazgeçilmez zevklerinden kopmamak için etrafına örmüş olduğu çitlerin getirisi olan BENlik saltanatıyla ve kaybetmemek durgusu idi.
Onun en büyük esareti ise , çaresizlik ve bilgisizlikti.
Başta çaresizliğin sürükleye geldiği gençlik yılları , tüm istediklerini kursağına tıkamıştı. Örneğin okumayı çok seviyordu ama daha lise bitmeden okul hayatı bitmişti onun için. Çünkü okuyacak durumu yoktu. "kaderden kaçılmaz."
Hayattaki en büyük sevinci ve arzusu ise, etrafında tanıdıklarının ona, onun onlara verdiği gibi değer vermeleri ve sevgi ile paylaşımların oluşmasıydı. Ama o, çocukluğundan bu yana bir tek dost bile edinememişti. Bu anlamda, Konuşacağı, güleceği, sevdiğini itiraf edeceği, bir tek kimlik dahi çıkmamıştı karşısına.
Aslında oda kimliksizdi. Diğer nice kimliksizler gibi. Aralarındaki tek fark, onlar kabullenmişlerdi bunu. Ve yaşamın zevkine dalmışlardı. O ise bu kimliğe bürünmek istemiyordu bir türlü. Onun içinde daha çok büyük hayallerle dolu büyük yaşayışlar vardı.
Bir keresinde, " kurduğu bu sayısız hayallerden , içinde, annesine, babasına, kardeşlerine, yakın akrabalarına, uzak akrabalarına, arkadaşlarına, yaşayacakları en güzel hayat koşullarını sunmak ve onları mutlu etmek için tüm kazançlarını kullanma hayalinin kim bilir kaçıncı perdesini oynuyordu."
İçinde Acıma duygusu yoktu bu hayallerin. Çünü o, karşısında acınacak halde birilerini görmüyordu. Herkes onun için birdi. O'nda olan onların'dı. Onların'da bu hakka , hukuka ve elinde olanlara hakları vardı. Çünkü o tek başına bunları kazanmıyordu. Ona göre , her insan bir diğerine hizmet için vardı. Yani her insan , eline geçeni bir diğer insanın yardımı ile sağlıyordu.
" Ben sana hizmet ederek kazanırken, öte yandan sende bana yada benim gibi diğer bir insana hizmet ederek kazanıyorsun." anlayışı herkesi bilincinde açığa çıksa, kim bilir ne iyi olurdu! düşüncesi geldi aklına.
Bugün hayatının orta yaşlarında seyir ediyordu. Bir kaptan gibi seyir defterine yaşadıklarını bir bir yazıyordu. Yazdıklarını unutsada, yada bilmesede, o yazdıklarının sonuçlarını mutlak anlamda yaşayacağını biliyordu. Ama sadece bu kadar!
Hayatında aklına düşüpte dilinden dökülen en anlamlı söz.
"İnsan yapacaksa gençliğinde yapmalı bazı şeyleri, yarın yaşlandıktan sonra , aman deyip tevbe etmek bana göre değil." cümlesinden oluşuyordu.
Bazen utanıyordu yaptıklarından dolayı. Onca zaman geçmişti. Oysa, kendi hala bu tür duygulanımlar, serzenişler, ikilemler, korkular ve çaresizlik içinde kalakalmıştı.
Ama umutluydu. Çünkü kendisi farkında olmadan da olsa. çıkarıldığı du yolculuğun boyutsallığı, genişliği, doğruluğu ve duygu derecesi onun duygu ve düşünceleri ile örtüşüyordu.
Zordu belki, acı doluydu hatta bazen onu inkarın eşiğine kadar sürükleyebiliyordu. Ama herşeye rağmen yine yapacağını bniliyordu yani ona ne yapması gerektiği bildiriliyordu.
Sevmek ne güzel bir duygu.
Yolunda yürüdüğün sevgilinin seni beklediğini , seni özlediğini ve sana kavuşmak için bu yolculuu başlattığını bilmek ne güzel.
Bir defasında arkadaşı ona "sevmek ne güzel" demiş o ise "sevilmek daha güzel " diye cevap vermişti.
Evet sevilmek ve sevildiğini bilmek kadar güzel bir duygu yoktur.
Sevmek ve Sevilmek dileğiyle.
selam yaşamımız olsun.