Yazan KALEM ise; Yazdıran KİM?..



12 / Nisan / 2009  // Saim yusuf... //

HADİS-İ ŞERİF:

Muhakkak ki Allah’ın yarattığı ilk şey Kalem’dir... Sonra Nun’u yarattı; o (Nun) divittir... Sonra ona (Kalem’e) dedi ki: “Yaz!”... (Kalem) dedi ki: “Ne yazayım?”... “Amel, rızık, eser ve ecel’den olan ve olacakları yaz” dedi... O da kıyamet gününe kadar olmuş ve olacakları yazdı... İşte “Nun velKalemi ve ma yesturun” kavli budur... Sonra Kalem’in üstünü mühürledi de artık (Kalem) kıyamet gününe kadar konuşmadı... Sonra Allah, aklı yarattı da şöyle dedi: “İzzetim hakkı için, sevdiğim kimselerde seni mükemmel kılacağım, buğzettiğim kimselerde ise seni noksanlaştıracağım”.

Hasan Güler/B-Meal/Kalem Sûresi

OKUmak fırsat : kENDİNİ Tanımak için...
Öncelikle; “ALLAH’ın yarattığı ilk şey” ifadesini nasıl değerlendireceğiz?.. ALLAH “önceleri yaratmıyordu(?), belli bir zamana kadar yaratmadı(?) da; sonra, bu sürenin sonunda yaratmaya başladı(?)” şeklinde mi değerlendireceğiz?.. ALLAH’ın yaratımına bir başlangıç(!), bir sınır (!) mı düşüneceğiz?..

Halbuki biz biliyoruz ki; ALLAH’ın diğer özellikleri gibi, yaratma(Rabb) özelliği de sınırsızdır; yaratmasının başı ve sonu olmayıp, her an, her noktada işlevdedir… ALLAH’ın yaratma işlevinin ne başı vardır, ne de sonu olacaktır…

Öyleyse; “ALLAH’ın yarattığı ilk şey” ifadesini, sınırlı zaman ve mekan kavramıyla değerlendiremeyiz… Bu ifadeyi; boyutsal olarak değerlendirmeliyiz…

Evet; “Muhakkak ki ALLAH’ın ilk yarattığı şey Kalem’dir” ifadesini boyutsal olarak değerlendirmeliyiz… Boyutlar denince de aklımıza mertebeler gelmektedir… A’maiyet/Bilinmezlik, Ahadiyet/Teklik, Vahidiyet/Tekillik mertebeleri…

Kalem; Vahidiyet mertebesinin(Tekillik boyutunun) Evrensel Aklı(Kozmik şuuru)dır… Nun ise; yine Vahidiyet mertebesinin(Tekillik boyutunun) Evrensel Enerji(Kozmik Enerji)sidir, (Nun; Levh-i Mahfuz’dur/muhafaza edilen levha/ kozmik hafızadır; Nun Hut’tur/büyük balık/Evrensel Enerji’dir)…

Peki; “ALLAH’ın yarattığı” ifadesini nasıl değerlendirmeliyiz?..  Yaratan ve yaratılan şeklinde iki ayrı varlık(?) mı var?.. Halbuki biz varlığı sınırsız-sonsuz-tek olan ALLAH biliriz!..

ALLAH sınırsız-sonsuz-tekken, kendisinin dışında(?), yarattığı ikinci bir varlık olabilir(?) mi?.. Yaratım denen yoktan(!) var etmek midir?.. Kendinden yaratım denen yarattıklarıyla (hayal, ilmi suret… olarak değerlendirilse dahi); vara eklemek(!), vardan eksiltmek(!), varı parçalamak(!), bu şekilde varı değiştirmek(?) midir?..

Yaratım demek; sınırsız-sonsuz-tekin dilediği ölçülerde örtülmesiyle, değişik hallere bürünmesidir!.. Böylelikle; sınırsız-sonsuz-teki, sınırlı-sonlu-çokluk olarak algılatmasıdır!.. 

Yaratım yoktan var etmek değil, VAR olanı değişik şekillerde, değişik oranlarda açığa çıkarmak, yani algılanır kılmaktır!.. ALLAH sınırsız-sonsuzluğuyla; bilinmezlik ve bilinirliğini yaşayandır; O; hiçbir şekilde sınır tanımayandır!.. ALLAH; sınırsızlıkla dahi sınırlanamayan, kendini sınırlı olarak da algılatan, kendini sınırlı olarak da algılayandır!..

 “Amel, rızık, eser ve ecel’den -OLAN ve OLACAKLARI- yaz” dedi... Burada bir incelik söz konusu…“Sadece olacakları yaz” denilMiyor; “OLAN ve olacakları yaz” deniliyor!?.

Amel, rızık, eser ve ecel’den “olanı” yaz!.. Amel, rızık, eser ve ecel’den “şimdi şu an olanı” yaz!..” Yani; “şu an olanı” yaz!..

Amel, rızık, eser ve ecel’den “olacakları” yaz!.. Amel, rızık, eser ve ecel’den “şimdiden sonraki anlarda olacakları” yaz!..” Yani; “sonraki anlarda olacakları” yaz!..

Toparlayacak olursak; ŞİMDİ “olanı” ve sonraki ANlarda “olacakları” yaz!.. Hatta; “şu an olanı yaz ve şu an yazdığın olanla, sonraki anlarda olacakları yaz; yani şu an yazdığın, sonraki anlarda olacakları yazdırsın/yazdırır” manası var!..

“Amel, rızık, eser ve ecel’den olan”; hepsi tekil yazılmış!.. “Ameller, rızıklar, eserler ve ecellerden olanlar” denilmemiş!.. Tek amel, tek rızık, tek eser, tek ecel’den olan “tek bir varlık” ve ondan olacaklar söz konusu!..

Evren içre evrenler ve içindekiler; bu tekillik boyutundan, evrensel akıl ve evrensel enerji boyutundan yazılır olacaklardır!.. Tekil olarak anılan amel, rızık, eser, ve ecel; bu tekillik boyutundaki kalemin(evrensel akıl) gücü, mürekkebin (evrensel enerji) miktarıdır…

Ve bu tekil olarak kullanılan ifadelere bir sınır konulmamıştır… Yani sınırsız amel, sınırsız rızık, sınırsız eser, sınırsız ecele dikkat çekilmektedir… Evrensel Akıl ve Evrensel Enerjinin ALLAH’tan yazdıklarının, bize göre sınırsızlığına işaret vardır…

Sadece bir boyutu teşkil eden, Vahidiyet/Tekillik boyutu ve ondaki Evrensel Akıl ve Enerji; ALLAH’ın sınırsız ilmine göre “sınırlı” ve bundan dolayı “yaratılmış” hükmündedir… ALLAH’ın sınırsız-sonsuzluğu içindeki her boyut tek başına ele alındığında “sınırlı” kalır, sınırlı olan her şey ise “yaratılmış” etiketiyle etiketlenir…

Bu Tekillik boyutundan sonraki boyut ise; evren içre evrenler olan “çokluk” boyutudur… ALLAH’ın sınırsız-sonsuzluğuna kıyasla her bir boyut “yaratılmış” hükmünde olur… Çünkü ALLAH; hiçbir boyutla sınırlanamaz, sonlanamaz, ALLAH sınırsız-sonsuz olandır… Bu sınırsız-sonsuzluğu ile tüm boyutları algılanır kılan, yani yaratandır…

(((LUKMAN SÛRESİ 27-) Velev enne ma fiyl Ardı min şeceretin aklamün vel bahru yemüddühu min ba`dihi seb`atü ebhurin ma nefidet kelimatullah* innAllahe Aziyzün Hakiym;

Eğer Arz’da ağaç olarak bulunan şeyler kalem olsa ve deniz de (mürekkeb olsa), ondan sonra YEDİ DENİZ de ona imdad etse (o denize yardım etse), Allah’ın kelimeleri tükenmez... Muhakkak ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.)))

 “O da kıyamet gününe kadar olmuş ve olacakları yazdı... İşte “Nun velKalemi ve ma yesturun” kavli budur..” O da kıyamet gününe kadar; olmuş olan sınırsız tek amel, sınırsız tek rızık, sınırsız tek eser, sınırsız tek eceli yazdı ve böylelikle bunlardan olacakları da yazmış oldu…

Yani Kalem; “ALLAH manasından aldığı amel, rızık, eser, ecel ile kendisine kaynak/hazine oluşturdu ve her şeyi bu kaynaktan alınır ve yazılır kıldı”…Çünkü tüm olacaklar bu tek varlığın(İnsan-ı Kamil, Hakikatı Muhammediye, Aklı Küll, Nefsi Küll de denilen); sınırsız tek amel/rızık/eser/eceliyle var olacaklardır…

Şimdi; bu hadiste çok incelikler var… ALLAH kendisini bir tanrı gibi lanse ederek Kaleme; “benim dediklerimi yaz” demiyor… ALLAH Kalemi tanrı gibi lanse ederek; “sen dilediğini yaz” da demiyor… ALLAH Kaleme; hazinemden amel, rızık, eser, ecel oluşturacak şekilde kaynak al(yani olanı yaz); ve bunlardan da olacakları yaz diyor… Ceal olana(hazineden var kılınan, oluşturulan kaynağa); halak ise olacaklara(bu kaynaktan yaratılanlara, algılanır olanlara) işaret eden kelimelerdir…

Yani; ALLAH Kaleme; olanı kullanarak, “olacaklara sen hükmet, dilediğini yaz” demiyor… Hadiste “sen sadece olanı ve olacakları yaz, sadece yaz; olana ve olacaklara karışma/hükmedemezsin, olan ve olacakları zaten ALLAH manası gereği(olan) B gerçeğiyle(olacaklar) kendiliğinden olacaktır” manası var… Yani burada klasik manada anladığımız belli bir zamanda kaderi yazan ve başka bir zamanda yazılanları oynayan ikilik anlayışı yok… OLAN’ın tekliği var…

Olmuş ve olacaklara ALLAH indinden, “Evvel-Ahir, Zahir-Batın O’dur” gözlüğü ile bakarsan ki; bu gözlük tüm zamanları, tüm mekanları içine aldığından her şey olmuş, bitmiş hükmündedir, ALLAH içten ve dıştan her şeyi kapsamıştır, her şeyi ilmiyle(esmalar denen, vücudunun yapısal özellikleriyle) var etmiş, var algılatmıştır(Biküllü şeyin Muhıyt, Biküllü şeyin Aliym, Biküllü şeyin Basıyr)…

Efendimiz(as)’in kader açıklamaları genellikle ALLAH indinden, ALLAH bakışıyla yapılan açıklamalardır… “Her şey olmuş, bitmiştir” diyerek ALLAH bakışını ön plana çıkarırken;  gerçekten sapılmasın diye “sana faydası olan üzerine çalış, herkes kendine kolaylaşanı yapacaktır” ifadeleriyle Abd bakışının önemini de dile getirmiştir…

Olmuş ve olacaklara Abd indinden, sınırlı zaman-sınırlı mekan gözlüğü ile bakarsan; olan geçmişte olmuş, olacaklar henüz olmamış, gelecekte olacaktır… İnsan için çalışmasının karşılığı vardır, elleriyle kazandığı vardır, yaptıklarından mesuldür…

Abd indinde bakarsan olacakları yazan kendisidir, ALLAH’ın kendisine nasip ettiği miktarda amel, rızık, eser, eceliyle yazar… Abd ALLAH’ın varlığı ile var olduğundan dolayı, “Abd mı yazdı/yaptı, ALLAH mı yaptı/yazdı” ikilemli sorusu yanlış olur…

Ne Abd ALLAH’tan, ne de ALLAH abd’dan ayrı değildir… ALLAH’tan gafil olarak “ben yaptım” diyene; ALLAH’ın varlığıyla var olduğun için “ALLAH yaptı”; B gerçeğinden gafil olarak “ALLAH yaptı” diyene “sen hakikatin ALLAH olarak yaptın” diye uyarılır… 

“Sonra Kalem’in üstünü mühürledi de artık (Kalem) kıyamet gününe kadar konuşmadı...”; bu hadiste geçen diğer incelik “kıyamet günü” ifadesidir… Bu kıyamet günü/AN’ı” ifadesini boyutlardan/mertebelerden bahsedilirken klasik manadaki kıyamet gününe(?) mi yorumlayacağız?.. Başlangıcı olmayan mertebelere/boyutlara bir son(?) mu düşüneceğiz?.. Burada geçen “kıyamet günü” ifadesini; başlangıcı olmayan mertebenin sonu olarak(?) mı yorumlayacağız?..

Çokluk boyutu için kullanılan evren içre evrenler ifadesini; evrenin özünde evren, onun da özündeki evren şeklinde devam eden evrenler olarak değerlendirmenin yanında, kıyameti kopmuş her hangi bir evrenin sonrasında açığa çıkan yeni bir evren şeklinde süre giden sınırsız sonsuz bir oluşum olarak da değerlendirebileceğiz.. Bu şekilde baktığımızda klasik anlamdaki kıyamet gününün dahi; bir son olmayıp, dönüşüm içeren bu işlevle var olan yeni evrenlerle, evren içre evrenlerin devam ettiğine kanaat getireceğiz…

“Sonra Kalemin üstünü mühürledi” buradaki sonra ifadesini sınırlı zaman kavramı içinde değerlendirmediğimizde(önce-sonra şeklinde değerlendirmediğimizde), göreceğiz ki; “mühürleme” ifadesi ile; “Kalemin olacaklara hükmedememe, dilediğini keyfince oluşturup yazamama, ayrı bir irade ortaya koyup bu iradeyle olacakları oluşturamama” gerçeğinin açıklandığını göreceğiz…

Her an; Kalemin üstü mühürlüdür, kendinden olmuşa ve olacağa bir şey ekleyemez, kalem sadece olan ve olacakları kayıt altına alır, olacaklara kaynaklık yapar… Kalem yazmak, kaynak olmak için yaratılmıştır, olan ve olacağa hükmedemez…  Kalemin yazmanın dışında farklı bir iradesi yoktur, olan ve olacak (ALLAH manası kapsamında B gerçeğiyle) kendiliğinden olur…

“Artık (Kalem) kıyamet gününe kadar konuşmadı...”; her bir boyuttan diğer bir boyuta geçiş, önceki boyutun kıyametidir… Sonraki boyut indinde, önceki boyut yok hükmünde olup, sonraki boyut için önceki boyut kıyameti kopmuş hükmünü almış olur…

Ve Kalem; kıyamet gününe kadar konuşmadı… Yani; Kalem kendi boyutunda kaldı, çokluk boyutunda irade/hüküm sahibi olmadı… Kalem sadece çokluk boyutunda olacaklara kaynaklık etti… Bu kaynaklık görevinden dolayı, çokluk boyutunun ihtiyacı olanları karşılamış, böylelikle bu manada olacakları yazmış oldu… Yani Kalem; bir araç olarak kullanıldı, olacaklara hükmeden irade sahibi kılınmadı… 

 “Sonra Allah, aklı yarattı da şöyle dedi: “İzzetim hakkı için, sevdiğim kimselerde seni mükemmel kılacağım, buğzettiğim kimselerde ise seni noksanlaştıracağım”… Bu boyutsal yolculuktan sonra sıra insana geliyor…

İnsan beyninde açığa çıkan akıldan nasiplenme gerçeği dile getiriliyor… İnsana, insanın aklına düşen payın farklılığına dikkat çekiliyor, takdir(miktar/ölçülü yaratım) mekanizması açıklanıyor, yaratılıştaki aklın önemine vurgu yapılıyor… 

Akıldan nasiplenenler ALLAH’ın sevdiği kimseler, akıldan noksan olanlar ALLAH’ın buğzettiği kişiler olarak anılıyor… ALLAH’ın sevmesi veya buğzetmesi beşerinkine benzetilemez… ALLAH kime akıl vermişse onu sevmiş, yani ona hidayet etmiş olur…

Rasulullah(as) da bir hadisinde “ALLAH’ın rahmeti beni kuşatmıştır” diyerek hidayete ermesinde nasiplendiği aklın mükemmelliğine dikkatleri çekiyor… Olayı kendi nefsine değil, ALLAH’ın Rahmetine, gerçeğe yoruyor…

Beyindeki aklın sınırları; ana rahminin karanlığında çizilir; soydan intikal ile gelen genetik mirastan, astrolojik etkilerle seçilenler, o insanın aklının sınırlarını oluşturur…

(((Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Muhakkak yüce Allah yarattıklarını bir karanlık içinde yarattı. Sonra onlara nurundan saçtı!.. Bu nurdan nasibini alan kimse hidayete erdi!.. Nasibini alamayan da delâlete saptı!.. Bunun için ALLAH`IN İLMİNE GÖRE KALEM KURUDU!.. (Tırmizi - 2780))))

Bu etkilere maruz olan yapı ise; babanın topraktan yetişen sebzelerin, meyvaların ve onlarla beslenen hayvanların etlerinin besin olarak vücuda alınan, vücut tarafından babada sperm olarak üretilen ve anneye geçen orada da (kan pıhtısı, hücre, beden şeklinde)şekillenen yapıdır… İnsan bedeninin topraktan yaratılmasının kişiye ve her zamana dönük manası budur…

Topraktan açığa çıkanlar ve bunlarla beslenen hayvanlardan elde edilen besinlerle insan bedeni var olur… Rabb manası maddede böyle işler…(İlk insanda ise; toprak, bitki, hayvan, insan sırasıyla tekamül etme şeklinde bir evrimleşme olmuştur, insan dünyaya zembille indirilmemiştir, evrenin içinde evrelerden geçmiştir)…

Manen insan ise; “ruhumdan üfledim” denen işlevle(genetik-astrolojik etkilerle mana yüklenmesi), beyninden açığa çıkan akıl ile var olur… Gerçek insan; aklı ile ALLAH’a iman eden, yakıynlık kazanandır…

Hadiste açıklanan bu akıl beşeri akıl değildir, kişiyi imana götüren, ALLAH’a yönlendiren sağlam akıldır… Beşeri aklı her hangi bir alanda uzman, prof. olmaya yetse de, bu akıl onu imana, ALLAH’a yönlendirmiyorsa, kişi bu açıklanan akıldan nasibini alamamıştır… Beşeri aklı tüm alanlarda kişiyi cahil kılsa da, bu kişi iman etmiş, ALLAH’a yönelmiş ise, açıklanan bu akıldan nasiplenmiştir…

Asıl sağlam iman ise(takva-ikan); her iki veriyi birleştiren aklıda açığa çıkar… Asıl Rahmete eren de (Efendimiz as gibi) odur… Kalem Suresi’nin girişinde de Efendimizin aklının mükemmelliğine ve özelliğine atıf vardır… O’nun ahlakı ALLAH’ın ahlakıydı… O varlığa “ALLAH bakışıyla” bakardı…

O; mükemmel aklı sayesinde; kesintisi olmayan bir Rabb nimeti(kendisindeki, kendisi için bir nimet olan Rabb işlevi) ile azametli bir yaratış içinde olandı… O mecnun değildi, aklı örtük değildi, akıldan nasipsiz değildi, O mükemmel aklının Rabbani gücünü azametli bir şekilde kullanan Rasulullah(as)dı… Buna şahit olarak; O’nun(Rasulullah) Nun-Kalem’e satır satır yazdıkları yeter!..

İnsanlık namına rezil bir hayat süren topluma, insanlığın altın çağını yaşatması, bunu tarih sayfalarına altın harflerle yazdırması yeter!.. Kıyamete kadar korunmuştur bu tarihi sayfalar(Levh-i Mahfuz/hıfzedilmiş, korunmuş sayfalar); yapısındaki(B gerçeği) Rabb nimeti işlevi olan akılla satır satır yazılanlar… O(Hz. Muhammed as); aklı örtülü, işlevsiz, devre dışı, hükümsüz değildir; yazılanlar var da bunu mecburen yaşayan değil; yaşanacakları, hayatına yön veren mükemmel aklıyla satır satır yazandır…

(((Kalem Suresi 1-4) Nun (Evrensel Enerji) !... Kalem’e (Akıl’a) ve satır satır yazdıklarına (kader’e) kasem ederim ki, Sen, Rabbinin ni’meti ile (o ni’met sayesinde; B sırrınca o ni’met olarak) bir (Bi-) mecnun (deli, aklı örtülmüş) değilsin. Muhakkak ki senin için kesilmeyen bir ecir vardır. Ve muhakkak ki sen aziym bir (ilahi) ahlak üzeresin.)))

Yazan Kalem ise; yazdıran KİM?..

Kalem kendi yazamaz, yazdıran KİM?..

Denemesi kolay, bir uygulama yap…

Bir misal ile soruna bul cevap…

Manaya uygun, basit bir misal…

Basit diye hor görüp, kurma hayal!..

Şimdi eline bir kalem al…

De ki; “kaleme yaz!”…

Kalemdeki lisanı hal…

Der ki sana, “neyi yazayım?”…

“Ben sensiz nasıl yazayım?”!..

Devreye asıl kalem olan aklın girer...

Mürekkebidir; hafızada yer alan bilgiler…

Yazılır; amel, rızık, eser, ecelden…

Yazan KALEM ise; yazdıran KİM?..

Hafızandakiler mürekkep, aklındır kalemin!..

Nun(hafızanda korunan, unutmadığın bilgiler)…

Ve Kaleme(bu bilgileri işleyen aklın)…

Ve satır satır yazdıklarına kasem!..

Besmelededir YAZAN ve YAZDIRAN!..

Sürçmeler bizden; isabet kaynaktan…