- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
17.EkimEylül.2008 // kemal Gökdoğan ... kemalgokdogan@gmail.com
…Bilimsel düşünce, kutsal kitap Kur’an’ın (ve diğer kutsalların) evrensel yaratılış âyetlerini incelerse GÜNÜMÜZ ÇAĞDAŞ BİLGİLERİNE ters düşen BİLİM DIŞI ifadelerini gözler önüne serer. Bu da dine körü körüne inanan insanları mahçup eder, üzer ve utandırır. Onun için bilim ve dini birbirine karıştırmamak gerekir…
Değerli bir düşünce insanı ve bir yazarın bir köşe yazısından özet olarak yukarıdaki paragrafı anladım. Belki yanlış da anlamış olabilirim. Yanlış ve ya eksik anlamışsam yazardan özür dilerim.
Bilim ve dini değerlendirmek hakkındaki düşünceme gelince… Gerçi bana soran yok ama köşe yazarları bizi düşündürmek için yazıyorsa biz de doğal olarak bazı düşünceler üreteceğiz.
Geçmiş çağlarda Rasul ve ya Nebî olarak insanlara hitap eden İnsan-ıKâmillerin amacı; evrenin var oluşu sürecinde FİZİKSEL – KİMYASAL – GEOMETRİK vs ip uçları ve ya kanıtlar sunmak değildir. Onlar var olmuş olan evrensel olgulardan… o dönemin insan mantığının anlayacağı kavramlar ve akıl düzeyi ile örneklemeler yaparlar. Örneklemelerin amacı insanı DÜŞÜNMEYE çağırmaktır.
İnsanı düşünmeye dâvet eden örnek âyetlerden birisi olan "Yeri yayan, üzerinde sabit dağlar..." (Rad Suresi, 3) gibi bir cümleyi cımbızlayarak çıkarıp; “BU ÂYETLE DÜNYANIN DÜZ OLDUĞU KASTEDİLİYOR…” demek âyeti ve Rasulü “dünya düz mü yuvarlak mı?” münazarasına davet etmek olur.
Münazara amacı taşımayan, coğrafya, fizik, kimya vs dersi vermek için nâzil olmayan bir kaynağa onda olmayan şeyleri aramak için yönelemeyiz. Yönelirsek de yaptığımız iş boşa kürek çekmek olur.
Günümüzde bazı “gruplar” Kur’an bilim üstüdür ve bilime yön verir iddiasındadır.
Bu iddiaya karşılık “Kur’an bilim dışıdır ve bilime ters düşen hatalarla doludur” tezini savunan “çevreler ve bireyler” bulunmaktadır.
Her iki iddiayı bir örnekle inceleyelim:
"Yeri yayan, üzerinde sabit dağlar..." (Rad Suresi, 3) gibi bir veya birkaç âyet cımbızlayıp “DAĞLARI SÂBİT KILDIK” kavramıyla dünya sabittir, dönmüyor sonucuna ulaşmak hatalıdır. Bu hatayı o âyeti beyan eden Rasul’e yüklemek ve “ Ne yapsın adamcağız, o dönemde modern bilimler yoktu ki, ancak bu kadar keşfedebilmiş” demek daha büyük hatadır.
Aynı şekilde;
“Dağları görür, onları hareketsiz sanırsın. Oysa onlar bulutların geçişi gibi geçip gitmektedirler. İşte bu Allah’ın sanatıdır ki herşeyi sapasağlam yaratmıştır. Hiç şüphesiz, O sizin işlediklerinizden de haberdardır. Neml Sûresi, 88
Âyetinde geçen “DAĞLARIN BULUTLAR GİBİ GEÇİP GİTTİĞİNİ” dünyanın döndüğüne bağlamak da hatalıdır. Ki bu âyet Kur’an’ı BİLİMSEL (???) olarak TEFSİR edenlerce dünyanın döndüğüne ve yörüngesine bağlanır. Kur’an’ın 1500 yıl önce dünyanın yuvarlak olduğunu ve döndüğünü İSPİYONLAYAN bir beyanı kabul edilir.
Halbuki Kur’an gelecek bilim hakkında ispiyoncu değildir. Bilimsel keşifler insan aklını ilgilendirir. Akıl bu gün bilimsel dediğine yarın bilimdışı/safsata diyebilir. Sürekli gelişen akıl bilimsel keşifleri değiştirdikçe Kur’an âyetlerinin bilimsel ispiyonlarını (???) da değiştirmek zorunda kalırsak… Kur’an’ı her an değişebilen akıl ve aklın verilerine UYDU yapmış olmaz mıyız?
Her iki düşüncenin Kur’an odaklı münazarasıyla varmak istedikleri sonuç “tanrı var mı yok mu?” merakı ve çelişmesidir. Fakat…
Dünyanın, güneşin ve diğer kozmik varlıkların şekli, yapısı, var oluşu, hareketleri gibi ONTOLOJİK (maddî,varoluşsal) KANITLARLA bir yaratıcı tanrının var olduğu ve ya olmadığı KANITLANAMAZ.
Evren “tek bir özün büyük patlamasıyla / bigbang ile yaratıldı… peki ilk özü kim yarattı ve patlattı? Elbette ki yüce tanrı!” gibi bir USSAL (aklî-mantıksal) KANITLARLA da bir tanrının var olduğu ya da olmadığı KANITLANAMAZ.
Yine her iki düşünce ucunun Kur’an odaklı “evrim ve ya yaratılış” münazarasına gelince…
Bir yazıda şu paragraf kullanılmış:
“Bilim dünyasında, Darwin'in Evrim Teorisi artık bir olgu olarak kabul ediliyor. Özellikle biyoloji ve tıp alanında yapılan bulgular Evrim Teorisi'ni doğrulamakta.”
Bir teorinin OLGU olarak onaylanabilmesi için üzerinde defalarca deney yapılması ve her deneyin aynı sonucu vermesi gerekir. Örneğin; ışığın hızı, yerçekimi, basınç gibi olaylar denenir, hesaplanır ve aynı sonuçlar bulunarak SABİT kanunlarla açıklanır ve OLGU olarak kabul edilir. Fakat bugünkü yaşam birkaç milyar yıl önce bir hücreden… bugünkü insan birkaç yüz milyon yıl önce ormandan kıraçlara kovulan birkaç maymundan oluştu TEORİSİ hangi deneylerle OLGU kabul edilir?
Evrim Teorisini “olgu” kabul etmek günümüz Bilim Felsefesi (felsefeyle değil bilim felsefesiyle) ilkeleriyle çelişir. Bir iddiianın “olgu” olabilmesi için neler gereklidir ve olgu örnekleri nelerdir? Bu soruya bir alıntı ile cevap verelim:
“Olgu, bilimsel verilere dayalı, kanıtlanabilir özellikteki bilgidir.
Tarafsızdır
Yoruma açık değildir
Bir süreç belirtir
Herkes tarafından kabul edilmiştir
örnekler:
Atatürk 1881 yılında doğmuştur.
Türklerin ilk sözlüğü Divan-ı Lugat-it Türk'tür.
Atatürk 19 Mayıs 1919'da Samsuna çıkmıştır.
Türkiye'nin başkenti Ankara'dır.
Atatürk 10 Kasım 1938'de vefat etmiştir.” (Vikipedi)
Ankara’nın başkent olduğu OLGUSUNU bilimsel ilerlemeler ve ya KUR’AN âyetleri değiştiremez ve çürütemez. Çünki bilim ile ve KUR’AN ile Ankara’nın başkentliği arasında hiçbir bağlantı yoktur.
Fakat bilim ilerledikçe… bu gün olgu kabul edilmek istenilen MUTASYON ve SELEKSİYON kabulleri yârının dünyasında daha değişik OLGULAR İLE YER DEĞİŞTİRİRSE saçmalık olarak işlem görebilir. Teorilere OLGU olarak İNANAN günümüzün çağdaş??? bilim adamları, yazarları, düşünürleri de yârının bilim dünyasında İLKEL DÜŞÜNCE ÖRNEKLERİ olarak örneklenebilir.
Evrim Teorisine “ din adına iman gereği ???”karşı olanlara gelince…
Kur’an âyetlerini zorlayarak evrim TEORİSİNİ çökertmek için gayret sarfetmek de aynı derecede boşa kürek çekmektir. Tanrının neyi yapıp yapamayacağına biz karar veremeyiz. Tanrıya “İnsanı maymundan evrimleştirmiştir” gibi bir sınırlama getiremeyeceğimiz gibi “Tanrı insanı maymundan evrimleştiremez, bu işlem OLASILIK HESAPLARINA GÖRE OLANAKSIZDIR” da diyerek tanrıya aciziyet sıfatı ekleyemeyiz. Tanrı canı ne isterse onu yapar.
Yüce Tanrı dilerse; insanı maymundan da, solucandan da, çamurdan da, hamurdan da var edebilir. Bir anda ya da milyarlarla yılda var eder.
Yüce Tanrı ne yapacağını veya ne yapması gerektiğini ne bilim adamına ne din adamına ne de filozofa sorar. Hatta canı isterse deveyi iğneden… deveyi küçültmeden, atomlarına kadar zincirleme olarak uzatmadan… iğne deliğini de büyütmeden geçirir. Tanrının işine karışılamaz, sınırlama getirilemez.
Allah’ın Âdem’i çamurdan yaratmasında hikmetler aranmasını öneren Kur’an’ın bu isteği ne yazık ki… Âdem tanrısal bir seramik atölyesinde kademe kademe üretilmiş bir eserdir gibi anlaşılmıştır. Bu anlayışa hayır diyen evrimciler ve ya başka teoriciler DİN DIŞI ve düşünemeyen, hikmetleri araştırmayan olarak etiketlenmiştir.
Kur’an’ı her çağın bilimine yön veren tanrısal sihirli kutu gibi görmekten vaz geçersek…
Kur’an’daki kavramların çağdaş bilime ters düştüğü iddasından vaz geçersek…
Kur’an’da anlatılan ALLAH’ın “tartışmaya açık bir TANRI” olmadığını anlarsak…
Her iki DÜŞÜNCE UCUNUN boşa kürek çekmek olduğunu fark edersek ortaya nasıl bir sonuç çıkar?
Mevlâna Celâleddin, Yunus Emre, Hacı Bektâşı Velî gibi SONUÇLAR çıkar.
Son birkaç asırdan beri çok az sonuç çıktığına göre demek ki Kur’an’ın anlattığı ALLAH ve ALLAH’ın var ediş sistemi değil Kur’an hakkındaki her insanın kişisel yanılgıları ve zanlarında oluşturdukları YÜCE TANRI tartışılıyor ve konuşuluyor.