- Baş Sayfa
- Değişik Dil Çeviri Eserler
- Tasavvuf Eserleri
- Talya Esintileri
- Eserlerin Ürünü
- Orijin yazi arşivi
- Ehl Potreleri
| 19.Ekim.2008// Saim yusuf... |
Gördüğün, duyduğun… her şey, birer ayettir…Tüm duyularınla sen, bir kavimsin… Kainat adı altında bu ayetler, senin duyularına tafsil ediliyor… Çünkü sen, bilen bir kavimsin… Yani bu ayetler özündeki gerçeklikte(Bil-Hakk) yaratılmış…
Özünde olmayan şeyi, asla algılayamazsın…Algıladığın her şey özünde mevcut…Aslında sen özündekileri algılıyorsun…Özünden sana bildirilenler, dışında kainat olarak tafsil ediliyor…Kainat dediğin, özündeki şifrelenmiş bilginin(bilen), çözülmüş(tafsil edilmiş) halidir…
Yaşayacağın her şey özünde bilgi olarak, özündeki Hakikatin olarak mevcut… Senden, özünde olmayan bir şey açığa çıkmaz, bu muhaldir, yoktan var olunmaz … Senin gördüğün, duyduğun, yaşadığın her şey, özündeki Hakikat noktasında kodlanmış bilgi olarak mevcuttur…Senden, sende olmayan şey açığa çıkmaz…Sana sendekiler tafsil edilir…
Sende sendekileri görür, duyar, yaşarsın, hayat olarak…Sende olamayan şey, nasıl açığa çıkar da, sen bunu yaşarsın? Böyle bir şeyin olması imkansızdır, akla, mantığa aykırıdır…O halde yaratım, öncesinde bir kaderi/takdiri gerektirir… Kadersiz/takdirsiz yaratım olmaz…Özüne takdir edilenleri, kaderin olanları yaşarsın…
Özünde bir şey yoksa, neyi yaşarsın, hiçbir şeyi…Ağaç tohumda gizlidir, insan geninde…Tohumda ağacın her hali, her anı saklıdır…Gende insanın her hali, her anı yazılıdır…Yazılmamış yaşanmaz, yazı yoksa yaşam da olmaz…Ama bu yazı görüntü ve ses şeklinde değil, takdir edilen özellikler şeklindedir…
Herkese bir takım özellikler takdir edilmiştir…Tek ve bütün olan sistem çalışmaktadır… Sistemin çalışma özelliği bellidir, sistemin içindekilere takdir edilen özellikler bellidir…O halde kimden ne çıkacağı, kimin ne olacağı, biz bilmesek de bellidir…
Sistem bu şekilde apaçık kitap(Kitab-ı Mübiyn) üzerine kuruludur.. Her şey Levh-i Mahfuzda yazılıdır…Takdir bellidir, kader sabittir…Sistem hesaplı, sistemdekiler ölçülü, her şey tespitlidir…Kimse bunun dışına çıkamaz…
Nasıl ki; Aya menziller takdir edilmiş, bu menziller Ayın kaderi olmuş ise; insana da bir kader takdir edilmiştir…İnsana takdir edilen onun fıtratıdır, kaderi olur… Ayı Güneş ışığı ile nurlandırıp/aydınlatıp görünür kılan, menzillerde takdir etmiş ki seneler ve hesaplanması bilinsin…
Seni de Güneş gibi kendi varlığından yansıttığı ile görünür kılan, sana da özünde menziller takdir etmiş ki, seneler ve içinde hesaplı olan her şeyi yaşam olarak algılayabilesin…İçindeki bilgiyi zaman ve mekana dönüştürebilesin, bu bilgiler senden açığa çıksın, dışında bir dünya gibi algılansın…
“Şimdi ben güneş, ayla bir miyim? Onlar cansız, bilinçsiz deme!...” Kainatta cansız, bilinçsiz bir nokta dahi yok! Her şey bu sisteme tabi, sistemin içinde yer alan sen, kendini bundan beri görme! Senin de her halin, kainat gibi takdir sonucu oluşan kaderdir… Bir televizyon fabrikasında buzdolabı üretilmez; bir televizyon buzdolabı görevi görmez…Kim ne amaç için yaratılmışsa, gerekli özelliklerle donatılmış olduğundan o görevi yerine getirmiştir…
Kadere iman etmeyen ALLAH’a eremez, kadere iman etmeyenin imanı kabul görmez…Kadere iman etmeyenin hali, şikayet, isyan, nankörlük, cahillikten… öteye geçmez…Kadersiz/takdirsiz bir nokta dahi olamaz…Her şey kader/ölçü iledir… Takdire/ölçüye maruz kalan, kadere boyun eğmiştir, Abdiyetini yaşayacaktır… İnkar ve isyanda olsa bile, bu hal de onun kaderidir… Çünkü ALLAH’ın sistemi, teklik içerikli mutlak, doğal teslimiyet üzerine işlemektedir…Rıza halini yaşayanlar huzura erecektir…
6-) İnne fiyhtilafilleyli ven nehari ve ma halekAllahu fiys Semavati vel Ardı le âyâtin li kavmin yettekun;
Gece ve gündüz’ün ihtilafında (birbiri ardınca değişip durmasında), Allah’ın Semavat ve Arz’da halkettiklerinde, korunan bir kavim için elbette ayetler vardır.
“Güneş aynı güneş hep!... Doğan batan dünyalılar!Sanırlar ki güneş doğup batıyor! Nice ibretler vardır bu misalde akıl sahipleri için!” diyor, Ahmed HULUSİ!!!
Üstadın dediği gibi; güneş aynı güneş hep, doğan batan biziz, sanıyoruz ki güneş doğup batıyor…Bir an varlığımız karanlığa gömülüyor yok oluyoruz, gecemiz oluyor…Sonraki an varlığımız aydınlığa kavuşuyor var oluyoruz, gündüzümüz oluyor…Bir varız bir yokuz, hızlı hızlı yanıp sönen ışıklar misali…Onlar nasıl sürekli yanıyor sanılıyorsa, biz de öyle sürekli var sanılmaktayız… Gerçekte bir doğuyor, bir batıyoruz, her an bunu yaşıyoruz…
Bazen de sanıyoruz ki; bizle birlikte etrafımızdakiler de doğup batıyor… Halbuki dışımızda sandıklarımız içimizden yansıyanlar…Herkes içindekini yaşamaktadır, dışında sandıklarıyla…Beynine ve bedeninin her zerresine güç geçiremeyen insan, güç geçiremez dışında görünen içindekilere…Yani güneş de bizde, ay da bizde; Sema da bizde Arz da bizde… Bir doğup, bir batmada, içimizde…
Her insanda bir kainat gizli, ALLAH’ın işi çok ayrıntılı, çok işlemli, çok incelikli…Her zerrede kül gizli, herkes ayrı bir dünya…Bu yazdıklarımız nostalji değil; gerçeğin ta kendisi….Belki de az bile söyledik; gerçekler daha da sistemli… Bir noktanın açığa çıkması için sayısız işlem ve ilişki gerekli, ALLAH’ın büyüktür her işi…
Bilgisayar ekranında bir harfin belirmesi için bilgisayar elektronik aksamında gerçekleşen milyonlarca işlem ve ilişkiler yumağı…İçinde kainatı barındıran koca bir bilgisayar, insan...Her zerre/nokta bir kül/kainat; her nokta kainat bilgisini içinde barındıran büyük bir bilgisayar…Ve bu bilgisayarın/bilgisayarların içerisinde çok kısa sürede gerçekleşen ilişkiler ve işlemler…İnsanın aklının bunları algılaması, bu işlemlerin sayısının ve hızının düşünülmesi mümkün değil…
Gece ve gündüzün birbiri ardınca hesaplanmış, takdir edilmiş bir şekilde değişip durması, Semavat(boyutlar/bilinç) ve Arzda(yeryüzü/beden) halkedilenlerin, belli bir takdir, ölçü ile yaratılması, bu dengeli sistem içinde yaşayan insanın da takdir gereği bir ölçü ile yaratıldığı gerçeğini fark ettirir… Takdir/kader gerçeği üzerine yaratım ile çalışan sistem fark edilirse, teslimiyet halinin getirdiği takva/korunma sağlanır…
Gerçekte her birimden açığa çıkacaklar takdir, ölçü, kader mekanizması sonucu belli olduğu için, birim kendindeki bu manalar üzere kavidir(takva-korunma)…Birimin özündeki manalar korunmuştur…Birimin özünde manalar takdir edilmiştir…Sistemin çalışma mekanizması değişmez…Sünnetullah’da değişme olmaz…Bundan dolayı birimden açığa çıkacaklar değişmez, korunma altındadır…
Değişmeden çalışan sistem birimdeki takdir edilen manalar üzerinde işlem yaparak, açığa çıkması dilenilen manaları açığa çıkaracaktır…Her şey bu sistem içinde yer aldığı, sistemin gerektirdiği gibi var olduğu için, bu korunmayı kimse kaldıramaz… Yani sistemde özgür iradeye, sürpriz bir gelişmeye, dilenmemiş yeni bir oluşuma yer yoktur…Mevcudat, sistem çarkları arasında, özündeki kendisine takdir edilen manaları açığa çıkarmaya devam edecektir…
ALLAH’ın yaratış sistemi; takdir/ölçü ile oluşturma sonucu kaderi yaşamaya dayanır… Sınırsız-sonsuz-TEK(EHAD) olan algı sınırlarına girmez/algılanmaz; takdir/ölçü ile sınırlıymış gibi algılatıldığında varlık/mevcudat olarak algılanır… Gerçekte sınırlanan varlık değil algıdır, sınılanmış algı sınırlı varlık var sanır…Sınırlı algı ise, takdir edilmiş manalar sonucu oluşur…Yani hepimiz terkipsel mana gruplarız…ALLAH’ın özellikleri ile terkiplenmişiz…Terkipsel manalarımızı mevcudat olarak algılarız…Terkip hali olmasa idi mevcudatta olmazdı…Mevcudat bizim ölçülü terkip yapımıza göre bu şekilde algılanır…
7-) İnnelleziyne la yercune Lıkaena ve radu Bil hayatid dünya vatmeennu Biha velleziyne hüm an ayatina ğafilun;
Bize kavuşmayı (varlıklarında açığa çıkışımızı yaşamayı, fıtratlarına dönmeyi) ummayanlar, dünya hayatına razı olup onunla (B sırrınca) tatmin olanlar ve ayetlerimizden gafiller var ya.
Yunus 10-) Da`vahüm fiyha subhanekellahümme ve tehıyyetühüm fiyha Selâm* ve ahıru da`vahüm enil Hamdu Lillahi Rabbil alemiyn;
Onların orada (Naim Cennetlerinde) ki duaları/çağrıları: “Subhanekellahümme= Subhansın Sen Allahım; Seni tenzih ve tesbih ederiz (başkaca varlığımız yok)”dir... Orada (her mertebede) ki tahiyyeleri (tanışıp selamlaşmaları) “Selam”dır... Dualarının ahiri ise “elHamdu Lillahi Rabbil’alemiyn”dir.
SAFİ YORUM:
“Onların orada (Naim Cennetlerinde) ki duaları/çağrıları: “Subhanekellahümme= Subhansın Sen Allahım; Seni tenzih ve tesbih ederiz (başkaca varlığımız yok)”dir...”:
İman edip Salih amel işleyenlerin Naim cennetlerindeki duaları/çağrıları… Sınırsız-sonsuz-tek olan ALLAH’a iman edip, amellerini O’na bağlamakla ıslahlaştıranların, cenneti şuurlarının yöneldikleri bilinç hali...
Subhansın sen ALLAH’ımdır…Seni tenzih ve tespih ederizdir… Sen; ben ve benden açığa çıkan amellerle sınırlanmaktan münezzehsin…Ben ve benden açığa çıkan amellerle seni tesbih ediyoruz… Başkaca varlığımız yoktur…
“Orada (her mertebede) ki tahiyyeleri (tanışıp selamlaşmaları) “Selam”dır...”:
O cenneti şuurdakilerin, algıladıklarını değerlendirişleri Selamdır…Her şeyin(aslında tek şey var), her an(aslında tek an var) kendisine takdir edilen, varlıklarını oluşturan manalar doğrultusunda, dilenilen amelleri açığa çıkaracağını, kendileri için dilenilen doğru yolları üzerinde oldukları, kendileri hakkında istenilen sonuca varacaklarını, herkesin kaderini selam üzere yaşayacağı bilincindedirler…
Çünkü onlar; o şuur halinde, varlığı tek bir varlık olarak görürler…O tek varlığa ait, tek olan Selam’ı bilinçleriyle görürler… Mevcudatı varlıklar değil, tek bir varlık olarak değerlendirirler…İkinci bir varlık olmadığından, O tek varlıktaki doğal, kaçınılmaz dilenilmiş Selamın, değişmeyecek sonucun farkına varırlar…
“Dualarının ahiri ise “elHamdu Lillahi Rabbil’alemiyn”dir.”:
Şuursal yönelişlerinin(dua) sonu(ahir), yöneldiklerinin(dua) öbür ve gerçek yüzü(ahir) ise; “Hamd alemlerin Rabbi olan ALLAH’a aittir”dir… “elHamdu Lillahi Rabbil’alemiyn” i derinlemesine açmaya çalışalım…Gerçekte(L) sadece(illa) TEK olan O/ZAT/VÜCUD(H) var(yani LİLLAH)… Yani; gerçekte sadece O TEK VÜCUD var…Hamd O’na ait…Bilinen, ortada olan, her an ve her yerde geçerli olan değerlendirme(elhamd) O’na ait…
Yani; gerçekte sadece O değerlendiriyor ve değerlendiriliyor…Bu değerlendirme/değerlendirilme sonucu O TEK VÜCUD madde ve ötesi olarak algılanıyor…Çünkü O Rabbül alemindir…O; Rab özelliği sayesinde kendi vücudunu, madde ve ötesi olarak algılatan/değerlendirtendir…O TEK VÜCUD; bir boyutta/alemde enerji, başka boyutta/alemde atom, başka boyutta/alemde madde olarak değerlendiriliyor…
Alemlerdeki Rab özelliği(Rabbil alemin/alemlerin Rabbi) sayesinde siz, O TEK VÜCUD’u bildiğiniz(el) gibi(yani madde olarak) değerlendiriyorsunuz(hamd)…Yani sizdeki duyular(göz, kulak, dokunma…) ile(yani alemlerin Rab özelliği ile) bildiğiniz madde alemini değerlendiriyorsunuz(elHamd-el ingilizcedeki the gibi bilinen, ortada olana işaret eder..)
“elHamdu Lillahi Rabbil’alemiyn” ifadesi, Üstad’ın “ALLAH’ın alemlerdeki tasarrufu alemler suretiyledir” sözüyle biraz daha açılıyor…Rabbil alemiyn/alemlerin Rabbi!…Nerede bu alemlerin Rabbi?...Elbette alemlerde!…Dünyalılar nasıl dünyadaysa, alemlerin Rabbi de alemlerde…Alemlerin Rabbi, yani alemlerin Rab özelliği…O halde bu Rab özelliği, alemimizde aranacak!…Bize maddeyi var algılatan nedir?...Beş ve ötesi duyularımız!…Bu duyularımız ile maddeyi var algılıyoruz…Bu duyularımızla madde alemi var oluyor!…Bize göre, duyularımıza göre madde var... Bu duyularımızın(alemiyn) var etmesi(Rab) ile, bilinen madde alemimizi değerlendiriyoruz(elhamd)…Gerçek ise; LİLLAH…
Yani gerçekte sadece O TEK VÜCUD olan HU var…. O TEK VÜCUD’u; duyularımızın(alemler) yaratması(Rab) ile madde olarak değerlendiriyoruz(elhamd)…Bilim; her algılananın algılayana göre, algılarımıza göre var olduğu, algılarımızın(alemler) onları var ettiğini(Rab özelliği) söylüyor…Dini veriler de farklı şeyler söylemiyor…
Din ve bilim çatışmıyor…Bilimsel veriler hala güvenirliklerini koruyorlar, yeni bilgiler yeni boyutlara kanat açıyor, bilimsel teoriler güçlenerek, şekillenerek varlıklarını koruyor…Karşı tarafın bitti demesiyle, hiç bir şey bitmiyor…Her teoremin içinde doğruluk payı var, her teorem bütünün farklı yönünü açıklıyor…Örneğin evrim teoremi kısmen “la ilahe”ye açıklama getirirken; akıllı tasarım teorimi de kısmen “illallah” a açıklama içeriyor…
Metafizik, kozmik bilgiler, önceki fiziki bilgileri ortadan kaldırmıyor…Fiziğin alanını, boyutlarını genişletiyor…Dinin bilimsel verilerle deşifresinin dine zarar vereceği düşünceleri yersizdir…Bilimsel yeni veriler yeni alanlara yönlendiriyor… Bilimsel gelişmelerle, dini anlayışlarda da yenilenme oluyor…İslam evrenseldir, her zamana dönük yorumlanma genişliğine sahiptir, yeter ki insanlar bu genişliği fark edip, bu genişliğe kendileri de sahip olsunlar, yenilenmeye ayak uydursunlar…
”Her an yeni şanda olanı” takip için sürekli olarak yenilenmek gerekir…Yenilenmeye ayak uyduramayanlar, geride kalmamak için, eskimişlikleri görünmemesi için, isterler ki dini anlayışta yenilenmesin… ALLAH’ım bizleri de yenilenen, altlarından (sürekli yenielnip temizlenen) nehirler/ilimler/bilgiler akan cennetlere/mutlu/huzurlu bilinç seviyelerine ulaştır…